09 Kas 2009

birikim su gibisin icmeye kiyamiyorum

bu arada buraya koyamiyorum ama bu ayki birikim dergisi'ne bisiler yazdim kitabin digitallesmesiyle ilgili
var ya mookkkemmel bi yazi oldu kendi kendinin marketingisinde sinir tanimayan docteurlerim,
bayiinizden isteyiniz lüplüplerim
hadi usenmeyin...

Etiketler: , ,

The Berdans, Politik Dogruculuk & Arraan Beyinsizleri

Medya dagarcigimiza ikoncan statusunden dahil olan “Kurye Net`in sahibi Haluk Berdan`ın güzel eşi Deniz Berdan” (mis) Hello dergisine “let them eat cupcake” konseptinde pozlar vermis. Central Saint Martins’e gitmeye hazirlanan kendisi kadar “özgün, özgür ve yaratıcı” kizi Begum styling’i yapmis. Resimler Serkan Sedele’nin “vizorunden”…

Hay vizorunuzu essekler tepsin, ya da rahmetli anneannemin deyimiyle kopek micsin kafaniza demek istiyorum kendilerine….Ah pardon gucune mi gitti? Ama honeyyyy, mizah yapiyoruz burda..Bu blogun konsepti bu..

Denise bu son derece post modern dosyaya (televizyonun ustundeki dantel detayiyla da ne kaddaarr ulkesine duyarli ve tarihsel footnotelarla suslu bir is yaptiginin ipucunu vererek) Movenpick Hotel’de aldigi pastacilik dersleriyle Marie Antoinette sosyal statusunu birlestiren dahiyane bir fikirle “let them eat cupcake” ismini vermis..Ironiye bakar misiniz lutfen? Hani Marie de demisti ya ekmek bulamiyorlarsa pasta yesinler diye..(gerci tarihi kaynaklar demedigini gosteriyor ama olsun ne onemi var onemli olan konsept) Denise bunu mutlaka kalin bir kitapta okumustur...Zira Denise’in kitap okuma alışkanlığı başına dert olmuş...(tipki ece temelkuran’in solculuktan domuz gribi olmasi gibi birsey) Çok kitap okuduğu için yakını görmekte sorunlar yaşamaya başlayan Berdan`a doktoru miyop olduğunu söylemiş...orda da bi karisiklik olmus anlasilan zira miyoplar uzagi goremiyor ama doktorun sarkastikligi de olabilir tabii...Cunku Denise’in uzagi gorme yetenegi bu fashion forward dosyada son derece asikar bebeim...bebisim..babes...baby...

Hadi kizcagizin yasini da goz onune alarak Halloween aksami New York’un en trashy partilerinde gorebileceginiz uyduruk otesi kiliklari, moda ogrencilerinin ilk yil odevi olarak bile artik vermeye utandiklari plastik tabaktan elbise yaptim aneyyy designlari, Rickys’den 20 dolara alabileceginiz polyester peruklari miktir edelim...Anne-kizin bir ben var bende benden seksi -kisilmis bayat gozlerle birbirlerine baktigi pozlarin ucuzlugunu da bir yana birakalim ...Cok da fifi cunku nasil isterlerse poz verir ne isterlerse giyer ve hangi gerzo dergi de bunu nasil isterse pazarlar. Pardon sweety conceptualize eder demek istedim...



Ama su temizlik iscisi kadin yerleri silerken denise’in krema mi ne haltsa artik doktugu pozlarda- bir duralim lutfen...bin kunduz askina!!! Bu nasil bir edepsizlik, nasil bir sinif ayrimciligi-asagilamasi, nasil onur ve haysiyet kirici bir is, nasil bir cahil cesaretidir? Bu neyin saglamasi, neyin sakasidir? Muhtemelen bir cast ajansindan bes kurusa kiralanmis aktor kadinin suratindaki allah sizi bildigi gibi yapsin ifadesine mi yanmali, denise’in evinde calisan insanlarin bu pozlari gorunce hissedecekleri utanca mi diz dovmeli, yoksa artik cigrindan cikmaya baslayan bu saka yaptik anlamadiniz, mizah yaptik kulturunuz yetmedi, konsept yaptik dotunuz yemedi, ah ne kadar da politik dogruculuk meraklisisiniz biz onlari astik sweetheart tatavalarina bir care mi bulmali?

Cok pardon, artik insani su noktaya getirdiler...bu kadar aleni ve kriminal boyutlarda sinif, irk-din, cinsiyet-cinsel kimlik ve say say bitmez ayrimciliginin oldugu bir ulkede politik dogruculuk bir luks ya da bir secim degil cancaazim bir mecburiyet...mike mike kozcusun yani..yapacaksin, dilini, vizorunu, kalemini..ne haltsa iste, tutacaksin...bu isler adam gibi hukuga dokulene kadar, nefret sucu yasalara girene kadar, insanlar kurt diye, ermeni diye, kadin diye, escinsel diye, travesti diye, isci diye asagilanmadigi, olmedigi gune kadar sesini kisacaksin, hele de mainstream medyada yapiyorsan isini. Kotu ornek olmayacaksin, cesaret vermeyeceksin, hedef gostermeyeceksin. Biraz elini vicdanina koyacak, insanlarin haysiyetini, can guvenligini kici kirik bir sakaya hay senin konseptine alet etmeyeceksin. (ha su isler hallolsun bir, bak ben sana ne larry david sakalari yapicam, ne paul krassner kitaplari okutcam, south parklarda family guylarda basroller vericem, resimlerini Carine Roitfeld'e style ettircem bak soz. ama bi dur azcik sabret e mi kucumenim..)

Hulya avsar klibini “hizmetcisine” cektirir (romantik yastik atma sahneleriyle gonlunu calarak ve aileden birisin dipnotu gecerek), diziler “masal” ayagina cocuk isciligini over, oburu bana gay tavirlarda bulundu diye adama tokat atar (bana iliski teklif etti diyerek islenen gay cinayetlerinden ne farki var?), digeri daga kaldiracam ohs yavrum burusuk pipi esprileriyle hakaret eder...
Hayir madem bu kadar modern, genis ve ozguruz...ben de beyinsize beyinsiz deme hakkimi kullanmak istiyorum o zaman. Bi de nono’nun 1 kucuk boy kardesinin l’leri soylemedigi icin uydurdugu arraaan berasi var...onu da kullanalim tam olsun. Arraaan beyinsizleri....

Etiketler: , , , ,

02 Kas 2009

Birinci Geleceksel altin loonybin odulleri sunar:

Seviyeli, kaliteli, ve SAMIMI (bi de bu cikti) olmasi kaydiyla elbette, sann-atsal & hatta kulturel urunleri kuturdetmeyi ne cok sevdigimi biliyorsun sevgili asansorde kimse yokken dotune kacan donunu duzelten, ama bi yandan da lan acaba guvenlik kamerasi var midir telasina gark olan saygin okuyucu…
Bu aralar neler izlenmis nelere cemkirilmis kimlere ne oduller verilmis gel bakalim hadi madem:

Yaziklar olsun sana verdigim emeklere odulu: invention of lying filmiyle ricky gervais’e gidiyo. Bu adama verdigim emeklere, dizdigim incilere yaziklar olsun azizim. Rickyciim Office’le kalbime taht kurmus, Extras’la capa atmis, her sabah metroya yururken dinledigim, dunyanin en katiksiz gerizekali insani Karl ve Extras’da da menajerini oynayan gizli hazine Steve Merchant ile yaptiklari dahiyane geyik poscastleriyle de kazik cakmisti. Sonra Office’in Amerikan versiyonunun ve Ricky’nin odul torenlerinde yaptigi ah sizi gidi amerikalilar siziii sakalarinin basarisinin gaziyla bi hadi len bu adami hollywood’a pompalayalim aceleciligi basgosterdi. Dibine yanmis usulu ghost town diye zavalli bi film cektirdiler buna extras’daki o bisi isteme benden buz gibi sogurum senden karakterinin sulandirilmis haliydi. Cok mikik bi filmdi amerikan b tipi rom-com, yaptim sakayi kaptim kizi leading man’i olmamisti tabii rickycikden. Krediden yedirdik sesimizi cikarmadik. Sonra invention of lying haberleri geldi. Kendi yazip yonetecekti. Kimsenin yalan soyleyemedigi bir dunyada looser bi senaryo yazari (ricky) ilk yalani soyleyip hayatini ve hayati degistirecekti. Askmesk, din, sinema, para, un, sohret hersey tepetaklak olacakti. Bi heyecan bi hezeyan bu bugune kadar nasil kimse cekmemis lan dahiyane konunun ricky’nin sarkastik ellerinde kimbilir ne sahane yerlere gidecegini hayal edip umitlendik. Sonuc maalesef husran. Yine bi denyo romantik komedi cabalari jennifer garnerla, bosa gitmis bi dolu sahane cameolar, kendi kendini aciklayan, firsat kaciran, sikici mi bayici bir film cikmis ortaya. İngiliz usulu cevik ateist komedi anlayisini amerikanlastirinca komik olmuyormus demek ki. Askolsun ricky.golden globe’da al bari gonlumuzu.

Karpuz karpuz olali boyle muamele gormedi odulu: Tayvanli Ming-liang Tsai’nin muhtesem The Wayward Cloud filmine gidiyo. Ulubeyle film zevkimizin ne kadar uyusmadigini biliyosunuz artik. Ulubey evde olmayip da azcik zamanim oldugunda sayko zevklerimi tatmin edici filmler izliyorum ben de napiym abi hugh grantle bi yere kadar. Wayward da bu kategoriden mideye indirildi alt kattaki evlatlik bebekleri uyaniyo diye her dakka televizyonunuzu kisar misinizzz yapan lezbiyen ciftin lan kari abartti gunduz gozuyle porno izliyo diye sikayet etmesini riske atarak hem de. Zira wayward bildigin konulu erotik. Kurakliktan kendini karpuza vermis bi tayvanda, porno yildizi Hsiao-Kang ile sevgilisinin hikayesini neredeyse hic dialogsuz ama nerden ciktigi belli olmayan trallalala danslar ve sarkilarla anlatiyor. Ben cok sevdim. İzleyin ama kulaklikla.

Ben guzele guzel demem guzel sismanlarsa odulu: sinemateklerin italian for beginners’dan taniyacagi Lone Scherfig’in An Education filmine gidiyo. gecen sene sana hediye aliyo gibi yapip aslinda kendime calistim sevdicek cikarciligi kapsaminda ulubey’i broadway’e goturmustum cehov’un seagull’ini izlemeye. Basrollerde kristin scott thomas ve bay seksapel peter sarsgaard vardi (sana karsi bos diilim peter). Offf nasil sikildik nasil lan tEyatro bizim neyimizelendik anlatamam. Oyunda biraz bi bizi ayik tutan ha ne dio bakiym kimmis nolmuslandiran Nina rolundeki (hani konstantin’in yavuklusu da yasli yazar trigorin’e asik un meraklisi lolita) Carey Mulligan’di. An Education’da da mulligan ve sarsgaard basroldeler. Senaryoyu high fidelity’nin falan yazari Nick Hornby yazmis severler guzeli gencuse. Sundance’den oduller bi gaz bi gaz reviewlar oscar buzzlari falan iyi madem gidelim dedik. Yok anacim olmamis olamamis. Mulligan 1961 ingilteresinde yasayan cok ama cok zeki cok ama cok guzel ve cok ama cok bakire bi jenny’i, sarsgard da onun aklini celen parali ve kulturlu gel bir seni egiteyim gor bak sonra neler edeyim David’i oynuyo. Mulligan’in kabiliyetini, sonraki guzel islerinin isaretlerini, bir yildizin dogusunu izlemek icin fena firsat degil ama offf o klise karakterler o salako hikaye falan cekilmiyo hic. Alfred Molina bile cekilmiyo. Ustelik petercim da sismanlamis, hem de ne kotu bi sismanlama boyle asiri sisman erkekler zayifliyinca hani memelerin yanindan garip orantisiz bi yag sarkar ya o hesap. Normalde yakisikli oyuncularin yari ciplak sahneleriyle gozumu boyatirim kotu filmlere ses cikarmam ama olmadi bu sefer. Vurun martiyi diyorum kendilerine gebersin de kurtulalim aman of.


Ben sana hayran sen cama tirman new york odulu:
icinde fatih akin’in da oldugu farkli yonetmenlerin cektigi, new york’da gecen kisa kisa ask hikayelerinin harmanlanmasindan olusan New york I love you filmine gidiyo. Cekildi cekilecek hallerinden, sinemalarda trailer’inin donmeye baslayip aaa resmen ugur yucel’in yuzu koca ekranda heyt be ahan da fatih akin yazdi asamasina kadar son derece heyecanla, cirpintiyla ve gururla bekledik bu filmi. Saka diil, eni konu bir hollywood produksiyonunda iki memleketli iyi adam olunca, esliginde nathalie portmanlar, mira nairler, chris cooperlar, robin wright pennler, julie christieler daha kimler kimler, insanin bi ici icine sigmiyo vesselam. Filmi bir de suslu de la puslu premiere’inde izledik. Cok guzel bir geceydi ama cok guzel bir film degildi maalesef. Creme de la creme kadrosuna, iyi yonetmenlerine ragmen biraz NYU Film School donem odevi gibi olmus filmler. Belki mutlaka bir ask oykusu olacak diye kisitlamasalarmis adamlari daha orjinal bisiler cikabilirmis ama sonuc biraz vanilya, biraz turistik bi New York olmus. Bence yurt disinda gosterime girdiginde begenilecektir, ama New York’da New Yorklular pek yemedi bu balthazarda kahvalti, pastisde aksam gibi klise replikli filmi. Cokca insan da filmin “beyaz”ligindan dem vurdu etnik gruplarin streotype temsiliyetinden.... Ama iyi haber de su: filmin en iyi kismi fatih akin’inkiydi. Ugur yucel cin mahallesinde yasayan ve karsi dukkandaki kiza kafayi takmis son demlerde yikik dokuk bir ressami oynuyo. En “kisa film” tadinda, bi hikayesi olan, bi yerden kopmus gelmis, baska yerlere de gidebilirmis hissini veren, ve yasayan bi new york mahallesini kullanmayi kotarmis film buydu, guzel de reviewlar aldi. İzleyin bence.

Sanatcilar olgunlasmasin imza kampanyasi odulu: swell season’un yeni albumune gidiyo. swell’i cildirarak sevdigim once’dan hatirlarsiniz. Hani su kalbime bicak gibi saplanan sarkilarin oldugu, minicik ici dolu tursucuk film. Filmden sonra Glenn hansard ve Marketa Irglova hem asklarini hem de muzikal birlikteliklerini (hahahhaha bu lafi kullanmayi hep istemisimdir) devam ettirdiler. Gecen yaz central park’da izleyip lann bunlarinki asksa bizimki ne menvalinden huzunlere gark olmustuk ulubeyle. Sarkilar daha eskimeden yeni album haberi geldi: strict joy adi. Glen’le Marketa ayrilmislar aaa yikildik, ama bu ayriliktan sahane bi album cikar kesin bencilligiyle de sanki sevindik. Yok maalesef, bu da olmamis. Sarkilar guzel ama hancer bicak yok, karin agrilari, glen’in tutmayin beni seviyorum hulenn ciglik vokalleri de yok. Olgunlasmis bunlar. Biraz da Marketa dizginlemis sanki Glen’in Frames’den gelen rock hallerini. Dinliyorum, siz de dinleyin derim ama iste cok da guzel diil.

Bi de gecen ay canli canli gordugum juliette binoche & robert redford maceralarimi yazcaktim aslinda ama onlar kendi postlarini hakediyorlar bi dahaki sefere kalsinlar.

Ha bi de bu postu, kivircik saclarini luleleri bozulmasin diye taramayan suslu kizlarim, gecenlerde bana cok tatli bir mail atip “blogun muptelasi oldum. En bastan basladim bitince ne halt edicem yeni biseyler yaz” diyen s.’ye ithaf edelim bakalim. Yazisiz kalmasin kimse, aaa darilirim bak.

Etiketler: , , , , , , ,

26 Eki 2009

nono & where the wild things are

Bi arkadasimin dokuz yasinda bi oglu var…ay boyle diyince de cok kuru oldu. Bi arkadasimin kardesim kadar sevdigim..yok boyle dersem pasli bacaklarimi ortadan ikiye ayirir. Eee…o zaman 9 yasinda biii…ARKADASIM var. Diyelim. Var abi evet arkadasim, aynen arkasindayim bu tanimimin.

Bu arkadasimla iste, -ki kendisine nono diyoruz- gecen sene sekiz yasindayken bisi konusuyoduk. Ben bi an korktum konu agir mi gelir acaba diye “anladin mi?” dedim. Hey alllaaaam ifadesiyle suratima bakip “sekiz yasinda cocugum niye anlamiycakmisim ki?” yi oturttu nono. O kadar dogru ki. Gunumuzde (öhöö öhhö) 8 yasinda cocugun anlamayacagi bisey yok. Bi yandan teknolojinin ta icine dogmus “digital natives” bebeler olduklari, bi yandan da bizim gibi feristah teyzenin getirdigi bakrac sutlerle ya da amerikan lan bu faydalidir daya cocuga bos kalorili nesquiklerle degil susu de la fifi organic gidalarla vitaminlerle falan buyudukleri icin son derece sulu getirir susuz goturur bi kimyadalar. Diger yandan da ogrendikleri bilgi baska azizim. bilgi ilerledi bilgi epistemoloji diyorum yap bi mixtape mark ronson abi diyorum sen anla.



Hayir bizim de elimiz armut toplamiyodu tamam..Ben mesela paslinin arkadaslarina hava atma vesilesi olarak kullanmayi sevdigi “bi kere bin ilkokuldayken tutunamazlar’I okurdu tamam mi pehh” dogrulugundan artik kendimin de supheye dusmeye basladigi sehir efsanesindeki gibi dediim dedik akilli bidik bi kizdim. Ama yani sanatsal uretim duzeyim de dogan kardes yarismasinda mansiyon alan ve nurettin ogretmenin muhtemelen atam atam sen kalk da ben yatam konulu olmadii icin “senden daha iyisini beklerdim bin” dierek hevesimi kirdigi “kis gunesi” adli saheser siirim (tarkandan intihal sok sok sok), pasli ve cigdemle cikardigimiz zavalli otesi hanimeli dergimiz ve simdilerde ubersuper mesur olan ilkokul arkadasimi basrolunde oynattigim tEyatro oyunlarimla sinirliydi. Ki bunlari simdi okusak hahahahhahaa kekoya baaak ayy gunahh beee diye dalgalanacagimiza garanti verebilirim. Sununla alakasi yoktu yani.

Diyceim o ki, max de 8 yasinda. ama klasik kesim 8. Cepsiz pilesiz: facebooksuz, googlesiz ve hig school musicalsiz. Sene 1963. Max yalniz. Max’i sallayan, ya da onun istedigi gibi sallayan (dizinde, kucaginda, basimin ustunde yerinvarinda) ...yok. O da sinir yapiyo o zaman, hisim yapiyo tantrum yapiyo ustunde kurt kostumu. Annesi sana aksam yemegi yok! diye dooru odasina yolluyo Max’i. O zaman iste Max’in hicir hicirligindan, kizginligindan bi orman buruyo odayi, bi de okyanus. Max uzuntusunun yelkenlerini ufure ufure aliyo basini gidiyo ormanin taaa nerelerine vahsi seylerin yanina. Krali oluyo onlarin kiriyo, dokuyo, oynuyo. Sonra geri geliyo ne zaman ki ozluyo evini karni da acikiyo hem, bi bakiyo yemegi odasinda ustelik hala daha sicak.
Sonraciima sene oluyo 2009. Maurice Sendak’in bir tek ekstra baglaca bile ihtiyac duymadan on satirda anlattigi, Rousseau’ninkilere tas cikaran cetrefiili ormanlari ve kukreyen, oynayan, dis bileyen vahsi seyleriyle susledigi muhtesem,/mukemmel/muazzam/masterpiece kitabi “where the wild things are” Spike Jonze’un yonettigi bir filme donusuyo.



Jonze bu film icin oyle iyi bir secim ki. Bi kere baska kimseyle calismamis bile olsaydi es keza, Charlie Kaufman’la ortakliginin gosterdigi uzere iyi yazarin derdinden anlayan bi yonetmen. Sendak da cok guvenmis zaten, yapimciligini da yapmis filmin, sonuctan da pek bi memnunmus oyle diyo. Sonra yine being John malkovich, Adaptation gibi dolambacli, ikircikli, her tur yoruma acik textlerin yonetmeni olmasi sifatiyla bir psikanaliz harikasi, bir cocuk masali, ofkeye dair felsefi bi cozumleme falan gibi bi milyon ayri yere bilet kesebileceginiz “where the wild things are” ucagini belki de en hakkini vererek kullanabilecek pilot. Sonra Jackass’in yaraticilarindan biri olmasi sifatiyla da Max’in ve vahsi seylerin atlamalarini ziplamalarini kirmalarini dokmelerini ve o azmis oglan cocugu mentalitesini en iyi verebilecek adam/cocuklardan biri. Klipleri de unutmamak lazim tabii. Bjorkdur, chemical brothers’dir REM’dir bi hayat oncesinin hikayeleri gibi geliyo simdi ama, Jonze on satirdan koca bi film yapmayi, hem de uzatmadan sarkitmadan hikayeyi anlatmayi kliplerden ogrenmis midir valla bana uyar.

Jonze senaryoyu Dave Eggers’la yazmis. O da mustesna ve gayet ‘cuk” bi isim bu proje icin. Turkiye’de cok bilindigini sanmiyorum, ama belki Away We Go’nun yazari olarak bilinebilir, festivallerin birinde gosterilmisti sanki. Karisiyla yazmislardi, kendi hikayeleri herhal. Fena diildi arada oyle alternatifiz ki bizden film olur kocaciiim moduyla baymisti beni ama... Neyse dergiciligi, yayinciligi falan bir yana bence Eggers’i Max’e yakinlastiran ozelligi yalniz bir cocuklugu olmasi ve yalniz bir cocukken baska bir yalniz cocugu buyutmesi azizem. Eggers’in annesi babasi olmus zira, abisi ablalari da firrrrttt ortadan kaybolunca kucuk kardesine o bakmis okulu falan birakip. Sonra da baya Pulitzer adayi falan bi kitap yapti bu oykusunu zaten: A Heartbreaking Work of Staggering Genius diye. Kitaptaki karakterleri kendi duygularinin aracilari gibi kullanmasini filmde vahsi seyleri n zaman zaman Max’in hayatindaki karakterleri, zaman zaman da kendi alter egosunu ve duygularini temsil etme haline cok benzettim ben, ve cok sevdim.

Wild things bi cocuk filmi olmamis, gazeteler cocuklarin aglaya zirlaya ciktigini anlatiyo sinemalardan. Bizim seansta cok cocuk viziltisi duymadik, cikista da uzgunden ziyade buyulenmis gibiydi mini insanlar. Ama ben de oyleydim. Nasil mutlu nasil guzel kalktim koltugumdan. Ustum basim misir, bi yandan gozumun yasini bi yandan elimdeki cikolata lekelerini silmeye calisarak-ayni vahsi seyler gibi pis sumuklu pasakli les gibi- ciktim salondan. Vahsi seyleri kukla olarak tasarlamislar. İclerinde de James Gandolfini, Forest Whitaker gibi (en cok 2sini sevdim ben) baba aktorler var. Bi tek surat ifadelerini digital olarak eklemisler. Filmde Max’in ailesi ve yalnizliginin sebepleri de daha cok islenmis kitaptan. Vahsi seylerin arasina karistiginda evdeki sorunlarin, anneye kardese babaya kizginliklarin nasil canlandigini ve referanslandigini daha net goruyorsunuz. Ama oyle bir haydi kitabi aciklayalim kurulugunda da degil hicbirsey. Buyulu cok, cok guzel.

Bence spike jonze kariyerinin en guzel filmini cekmis, hatta okyanuslar boyunca sevilecek, bir orman dolusu agac kere izlenicek bi masal cekmis. En en en sevdigim filmler listeme aliyorum wild things’i.

Nono’nun tatliligini, zamanli zamansiz (bize gore) manali manasiz tantrumlarini dusunuyorum sonra. Anlar miydi demiyorum cunku “9 yasinda cocugum niye anlamiycak misim” ama sever miydi onu kestirmeye calisiyorum filmi. Severdi diyorum herhalde. Cunku ne kadar seni beni laptopunda sallar zekasinda, 13 yasimdayim ama en baba moda yazari oldum cengaverliginde de olsalar, ve nono ne kadar dunyanin en mutlu cocuklarindan biri olacak kadar tadindan yenmez bi ailede buyuyo da olsa, cocuk cocuk be. Yalnizligi ayni yalnizlik, odasina gidip kocaman bi carsaf ev kurmasi ayni saklanmacilik, annesinin etegini cekistirmesi ayni bi tek beni boyle sev bak ama sozvercilik, ancak bir kardesin kardes olma bilgilerinin ustaligiyla kirdiginda o kadar aciyan kalp ayni kalp... Sonra herkesden nefret ettigine cok eminken ve kizginligin ustune kendi kendine aciyarak akittigin hicirdak gozyasinin yaptigi cizbizla cikan hafif atesini ve pembelesmis yanaklarini sonduren “baristik mi” opucugu ayni opucuk. Onun ardindan gelen tatli uyku hele...1963'den 2009'a sanmam ki degismis olsun...

Where the wild things’i hemen izleyin. Bulabilirseniz dave eggers’in yazdigi spin off’u da edinin. Kitabin orjinali, zaten....Hani kucukken yatarsiniz da kapinin arasindan bi isik sizar anneniz babaniz hala ayakta demektir o, evde hayatin devam ettigini bilerek daha bi guvenle uyursunuz ya, oyle bi his kapliycak icinizi..hahha amma iddiali konustum. Ama bak valla, ahan da suraya yaziyorum.

Etiketler: , , ,

26 Eyl 2009

obamalar cok seker insanlar



cezvem ulubey ve ben cok guzel vakit gecirdik. aslinda gezideki herkes cok tatliydi. ben en iyi zapatero'nun kizlariyla anlastim. kaslarimi cok begenmisler. nasil bu kadar ince alabiliyorsun diye sordular. onlari kamerun'a tatile davet ettim. tek gicik carla bruni denen soguk nevaleydi. manken bozmasi nolucak. bi havalar bisiler. sacini basini yolarim senin sHILLIkk diye ustune atlayasim geldi ama kendimi tuttum. sonucta onun seviyesine inicek diilim. hi-hi evet.

Etiketler: , ,

22 Eyl 2009

tum gercekleriyle emmyler ve shumai

Emmylerin kirmizi halisini istanbuldan Pasliyla interaktif, toreni de pasli sizinca ulubeyle 1 gece oncenin kriminal hangoverini shumai doz asimiyla pasifize etmeye calisarak kanepede izledim. Gecenin sonunda karni tok ama onumuzdeki odul sezonu icin de umutsuzdum. Hayir mikik emmyler 3 saat suruyosa 10 en iyi film adayli oscarlar kac saat surer allah bilir. Cilemiz dolmuyo sevgili dotcomlarim...

Enivey gelelim gecenin fosforlu ve de firfirli kisimlarina:

bundan sonra senin adin grace olsun yavrucum: Neil Patrick Harris’in hayraniyiz platonik hastasiyiz. Sitcomun gunumuzdeki (carsamba) tek otenazi istemeyen ornegi how I met your mother’daki zeksi barney karakteri, cocuk yildizliktan ucuz dancing with the stars yarismacisina donmemeyi basaran kariyeri, gay oldugunu acikladiktan sonra kendini Rupert Everett tuzaklarina dusurtmeyip hinzir/masum bi gulumsemeyle kamuflajladigi “evet tahta, gucune mi gitti” coollugu, amator sihirbazliklari ve kendini hafife alabilmesiyle NPH yeni kuzusarmamiz olmus durumda ki daha tutmadi ama SJP misali bu kisaltma pek yakinda ustune yapisacak ve iconlasacaktir kendisi aha da suraya yaziyorum. Evet biraz anın populer ve tehlikesiz gay’i kafeslemeleriyle de gazlaniyor ama napalim o da nazar boncugu olsun mu olsun.




Anne bu teyzeler kim?:
ohooo gelsin glenn closelar cherry joneslar gitsin beyaz golgeler…kirisik sirt dekoltesi gormek istesem tavern on the green’de brunch yaparim ya da Samdan’a abone olurum. Lutfen oscarlar haric odul torenlerine 34C alti meme olcusu ve 50 yas ustu pasaportu olanlarin girmesi yasaklansin. Hic de fifimizde diilsiniz

Hakeme gozluk eline de sozluk:
bu kadar haksizlik yapilan bir odul toreni nicedir gormemistim oh mon dieu. Tracy Morgan, NPH, Jack McBrayer dururken en iyi yardimci komedi oyuncusunu girtlaklanasi ve ucuk gecer aman cocugum dikkat Michael Sheen’in gerzo abisi rolundeki adini bile bilmiyorum ama giydigi yelek yeterliydi adama vermeleri....Sonraciima Grey Gardens’daki gay iconu Little Edie roluyle kariyerinin rovasatasini atan, agzinin yana calmasini bile bu rol icin durduran zavalli Drew Barrymore’u es gecip ayni filmde annesini oynayan aman almissin bi Oskar zamaninda Jack Nicholson’i da goturmussun daha nedir yani bu hirsin Jessica Lange’e vermeleri..(hayir cunku rolu cok daha kucuk olmasina ragmen tutturdu illa ben de en iyi kadin oyuncu kategorisinde olucam diye)
Sonraaa Saturday Night Live’i atlamalari ki bu sene buttt-tun Amerika SNL’le yattik kalktik kardesim ayip bee, baydi bu beyaz orta yasli politikomik John Stewartlar falan...Ay sonra en iyi kadin oyuncu odulunu Diablo Cody’nin dususunun baslangici, bi allahin kulunun izlemedigi united states of tara’daki rolleriyle (5 rol birden oynuyo aman da cok is olmus) Toni Collette’e vermeleri...ve true blood’u kimsenin kaale almamasi...

Abi baskan zenci zaten ne gerek var:
sanirsin ki obamanin tac giymesiyle azinliklarin, hadi azinliklari gec en azindan zencilerin bari temsiliyetinde bi artis olucak. Yok anacim. Adamlar eskiden yalandan bi lan kac sene oldu zencilere odul vermedik attir bi denzel yapiyolardi artik onu da yapmiyolar nasil olsa babamiz zenci diyerekten. Amerikan televizyonu hala bir parmacik ballar haricinde omo beyazliginda. Orda bi kosede oyalasinlar kendilerini BET Awardsmus, ALMAymis bilmemneymis di mi... iyhhh adiler nolucak.

Rastgele gerzeklikler: Sarah McLachlan'ın basimiz saolsun sarkisi soylerken bi turlu durmayan kasi gozu eli ayagi oyle icliyim ki gozyasim olsa akardi halleri... January Jones, Debra Messing, Blake Lively (ki o da alti ay daha yasli ya da 500 gram daha sisman olsa basitlikten sinifta kalabilirdi) jennifer Carpenter ve Kristin Chenoweth (haha yarisini da saydim gerci) disinda herkesin ya cok bayik ya da feci kiro kiliklar giymesi...Orta dogulu kadin rollerinin kadrolu SSKlı oyuncusu Shohreh Aghdashloo’nun sigaradan catir catir catlamis sesi...Dexterla dizide kardesini oynayan karisinin niyeyse hala gozume bi ensest gelmeleri...Mac reklamlarindaki PC John Hodgman’in salaksacma sunuslari ve kameralarin Tina Fey’le Bob Newhart’in opusmesini gostermemesi…

Iste beleyken bele ay bu arada jimmy fallon cok tatli, ricky gervais de cok dahi di mi amalarim…Golden globes’da gorusmek dilegiyle operim TIVOlarinizdan

Etiketler: , ,

04 Eyl 2009

teoride aysun kayaci pratikte coney island

Yaz boyunca evin salonu belek otel havuzbasi, mutfak kaleici kebapci ocakbasi Antalyasal derecelerde seyrettiginden yatak odasinda ve mahallemizin bilumum kafelerinde hapis yasadik. Ev oyle sicakti ki mesela eski filmlerdeki gibi acilen dogum yapan biri olsa ve ebe otoriter bi ses tonuyla “cabuk su kaynatin temiz havlu getirin!!!” diye emretse valla kaynatamam ablacim cok sicak oluyo bayiliyoruz diye cemkiricek halde ve biz kendimiz kaynama noktasindayiz be umrumdu senin bebeeeen gicikliklarindaydim. Ha BI DE bu new york’un yine iyi halleri...bu kadar igrenc iklimli bi cografyanin (yazlar nemli ve kabus kislar dotumuz donuyo ve ruzgarli) dunyanin merkezi haline gelmis olmasi da beni ayrica lady gagalandiriyor sevgili tatilden yeni donmus yanik tenli bihterciklerim...

Hava boylemesine sicakkene ulubeye cok defalar yavrucum nolur bi deniz kenarina gidelim bak ada burasi ada 4 yanimiz su (bir adanin kac yani olabilir sayin cosinus: geometrim de cografyam kadar iyidir) yalvararak nafilelendim. Ulubey havuzbasi sevmez beach’e alerjik falan derken butun sosyetik -hadi sosyetigi gec medeni -hadi medeniyi gec burjuva secenekleri reddetti tabii Mr. o bir kovboy o bir halk cocugu. Sonra gunlerden bir gun Coney Island’a gidelim bak hani Annie Hall’da var boardwalk falan romantik olur dedim o da aaaa olur diyiverdi biz kalktik sabah koru atladik trene koyulduk yola.

Simdi new york yabancilari icin soyle ozetleyebilirim durumu: coney island manhattan’dan bir saat uzaklikta, brooklyn’in guneyinde atlantik okyanusuna bakan bir plaj kasabasi. Bi dolu filme, kitaba, muzige konu olmus, boardwalk’i, mermaid parade'i ve bugun tarihi eser kabul edilen cogu da kapanmis lunaparklariyla meshur...mesela annie hall’da woody’nin babasi carpisan arabalarda calisir hani, Darren Aronofsky civarlidir: Pi, turk genc kizlarinin gozdesi Requiem for a Dream falan oralarda gecer, Sopranos’un bi dolu bolumu keza...Lou Reed, Tom Waits, David Bowie, franz ferdinand, death cab for cutie sarkilarinda adi gecer...
(kopek gibi linkledim tiklamazsaniz darilirim sarkilari dinleyerek okuyun yaziyi bakiym)

Amma velakin bu cool referanslara ragmen coney island son derece de turistik ve vicikvicik ve halk plaji bi yerdir. -Mis yani. Ne bilym ben. populer kulture guvendim guvenmez olaydim, ben bilirim buralari havamdan kimseye de sormadim, kimseden oyk igrenc diye de duymadim bugune kadar, ulubeyden ok almanin suursuzluguyla bi googlelamayi bile aman vazgecer mazgecer riskinde gorup ciktim yola... halbuki simdi simdi anliyorum ki kimseden coney island igrenctir gitmeyin diye bisi duymamis olmamim sebebi bugune kadar, bunun bi nevi sinifsal bi bilgi olusuymus...simdi mesela gulhane parkinda cok epheral ya da cute bi moda cekimi gorup begenebilirsiniz ya da yeri gelir ben bir ceviz agaaaciyimmm diye cildirabilirsiniz ama kalkip gulhaneye gitmezsiniz, arkadaslariniza da abi gulhaneye gitme sakin cok feci demezsiniz cunku buna gerek duymazsiniz sosyallesme dagarciginizda oyle bir ihtimal yoktur cunku. (buraya kadar okuyup burda aaa sinifci pislik soku geciren okuyucudan ozur dilerim evet haklisiniz aysun kayaci bi post oldu napalim begenmeyen kafkasina almasin)

Tahminim serin bir sonbahar ogleden sonrasi coney island’a park edilse cok kisa film cektik arkadaslarla olmus mu bi gun de gecirebilir bazi model insan...oyle de bi eskimis pop sarkisi havasi alinabilir, bi atkinin icinde kalmis ipeksi saclar ruzgari esebilir, odagi bozuk resimler cekilinip devianart sarmallarina sarinilabilir...

Ne ki bana dar geliyor gobeim firtliyor boyle kiliklardan..ben istedim ki bir okyanus, bir kum bir de ulubey...icabinda bi sosisli bi kitap bir gun olsun...ama olmadi...giderek kalabaliklasan metronun nufusu, tren koridorunu kaplayan devasa buz kutulari, yol boyunca yenen yumurtali sandviclerin kokusu ve amerikanin bir numarali sorunsali tavan yapan teenager desibelinden ipuclarini aldiysak da BU KADDAR olacagini tahmin etmedik. Sonucta koca okyanus dedik anasini satiym. Ama 2 saatlik yolun sonunda 15 dakika dayanabildik ve ayagimizi suya bile degdirmeden Sasal (poland spring olsun hadi) sise sulariyla kafamizi islatip gerisin geri trene attik kendimizi...bu onbes dakkanin onunu da kenardan satin aldigimiz zittirimoktan semsiyeyi kuma sabitlemek icin harcadik ustelik...

Manzara suydu cunku: kumun ustunde cadir kurmus 20ser kisilik aileler, ev yapimi naylon kabanalar, pilli teyplerden gozeneklerimize tecavuz eden ucuz latino muzikler, cayircayir cocuklar, alisan haltetmis kum ustu mangal dumanlari, camur kaplanmis duslar, milim yer olmayan bir sozumona okyanus ve santim golge olmayan bir plaj...ortam o kadar absurd ve sicak basa gecmis bir haldeydi ki mesela boardwalkin kosesinde minnak bi cimlik alanda adamin teki devasa bi piton yilanini boynuna sarmis guya show yapiyo ama onu bile izleyen yok....kendi kendine adam yilanla hahahahhaha

Ayhh enivey plaj bizim neyimize, okyanus bizim neyimize, haftasonu kacamagi bizim neyimize tabii de.... İyi de oldu aslinda. Feci simarmis ben her milimini bilirim bu sehrin pehhhh havalarimi, ayhhh sikildim bu sehirden nankorluklerimi gordu matmazel new york, bana bi al sana kapagi yapti. Bu kadar orta mali bi bilgiye bile erisememissin madem sittin senedir, coney island’a gidilmiyceini bile bilmiyosun madem...al bakiym sana mustahak yapti. Yani max cohenlerim marion silverlarim iki bolum arasi on santim boy atan bulent ziyagillerim New yorkla boy olcusulmeyecegini yineyeniyeniden anlayarak giriyoruz fall sezonuna. Ayagimizi denk alarak, geceleri calisirken denk alinmis ayaciklarimizin usumesinin kiymetini bilerek, battaniyenin altina sokularak. Hadi bakalim hepiniz hosgeldiniz loonybin fall sezonu acilmistir kirmizi kurdelelerle FELAM.

Etiketler: , , ,

01 Eyl 2009

face doubles (sevdam agliyo version)



bu ilginc. demek mesela bi sahinle bi BMW fisir cizgisinden baslasa ve ayni sanayii mahallelerinde ayni modifiye muameleden gecse ne bilym -araba ornegini secerek yanlis yaptigimi su anda tikanmamla anladim ama geri donemiycem- eee...2si de bi hondaya donusebiliyo.
firsat esitligi sekerim en muhim sey.

o acidan en arkadaki ucuz koltuklar icin eGGLeNN HaDi IstaNNbuULL -face doubles diyoruz : Turkiyenin topmodeli deniz akkaya ve amerikanin deniz akkayasi janice dickinson: apres le estetik de la champs elysee.

Etiketler: , ,

yacik -tripio version




buncagizin
nesli tukeniyormus. dunya ne acimasiz!




buncagizin da kolu kirilmis. hayat -ne fena! yeri geliyo bloga kedi resmi bile koydurtuyo insana. halbuki ben de istemez miyim soyle bi zoey deschanel resmi altina death cab for cutie alintilari...eee anlayan anladi valla indie diilsen o senin kirolugun. kiro insanlardan hoslanmayiz buralarda. abi alacati superdi bu yaz ya keske gelseydiniz valla tatili uzattik hakan yildirim defilesine bile gitmedik. hi-hi evet.



peki ya buncaaz? kurtarin beni bu sIkIci evden diye ciglik cigliga. bazi insanlar ne kadar minimalist ve hatta jonathan adler!

ulubey triple espresso cakiyo mahalle kahvelerinde yazip cizerken. cok jimmy jarmush bir insan (that's what YOU think). bu coollugu beni sinir ediyo. bi kere de bi cutekittens vidyosu forwardlasa, bi askim dese ya da baby, bi cise giderken eslik etse hayir yok illa bu golgemden hizli silah cekerim haller. iceri girince mr tiripiyoooo diye tezahurat yapiyo cocuklar. beni mikleyen: yok.
onun serefine o zaman, hem de yazin son gunu icin olsun: 3lu bir YACIK.

Etiketler:

24 Ağu 2009

face doubles: attila ilhan & hank azaria



blog okuyucusunun afyonu, yazisiz yaz gunlerimizin plajda sulari fiskirtilarak yenen seftalisi face doubles serimize devam: dunyanin en ama en yakisikli sairi attila ilhan versus simpsons & futurama'dan hem komik hem 6 packli insan hank azaria. gerci pasli benzemiyo dedi ama -cok da fifi- bence benziyo

Etiketler: , ,

22 Ağu 2009

moderen park hikayeleri

** bir ay oldu yazmadim haklisin haklilar haklisiniz...apoletli misafirler icin ceyiz dantellerimi de cikaramadim ustelik, degil webmaster bulup eski pusku design'i ve kodu yenilemek, soyle bir ustten toz bile alamadim...napalim hava 40lara dayanmis, nem suzan avcinin sigara dumani kadar hain ve sinsi 4 bir cepheyi sarmis, ustelik akademi abla da manukyanliyorken acimadan, anca bu kadar oluyo sevgili gargamellerim..."arsivlerden havalanan" yapiyorum size eski bir yaz yazisini..tepe tepe okuyunuz

Allahtan parklar var..Manhattan’in akcigerleri..ya da yapay solunum makinasi mi demeli? En iyisi sey: metropol pasiflorasi..Onlar olmasa Allah muhafaza, restoran copu, insan kalabaligi, icerlerde yasak madem sokaklari somururuz mantikli sigara dumani, araba egzozu, gokdelen golgesi, sehir kaosu derken kanserden gidivericek kucucuk adamiz..
Riverside Park var mesela..orda “deniz” manzarasi ve yelkenliler..Battery Park var..orda Ozgurluk Heykeli ve Tribecacilar..Washington Square Park var..orda NYU ogrencileri ve her turlu yasadisi eglencelik..Bryant Park var..orda NY Fashion Week’in red careptina nazir yenecek doner-ekmek ve aksam sinemalari..Gramercy Park var..orda Uma Thurman ve kilitli kapilar..
Saymakla bitmez malum-ama en bi once Central Park var elbet..Dunya parklarinin baskenti.. Bazen cherokee kurtlar bile yolunu sasirip iniyor, orda ordekler, orda tasmasiz kopekler, orda spor manyaklari, bisikletler ve piknikciler..orda kanolar, faytonlar, muzisyenler ve buzpateni, beyzbol ve futbol ve hayvanat bahcesi ve donmedolap, ve isiklar icinde Tavern on The Green..ve bir gun olur da basimiza bir is gelirse bulusacagimiz agacimizin alti ulubeyle..
Tum farklari bir yana, her parkin ortak noktasi bi damlacik yaz gorunce soyunuveren gunese hasret New Yorklular var bir de..Bikinileri ve kalin kumsal romanlariyla kizlar, frizbileri havada kapan labradorlari ve six-packleriyle oglanlar..Bir de bendeniz varim..Orta Dogulu muhafazakar genlerime yenilip bir turlu cimlerde guneslenmeye cesaret edemeyen, ya biri gorurse, ya gobegim firtlarsa, ya ayip olursa telasli bir adet son derece Turkish bin..

Bu yaza kadar yani..Ilk cikan guneslerde karar verdim bitecek bu kroluk diye, giydim bikinimi icime, aldim dergimi vurdum kendimi hem de yanimda kalkanlik yapacak ne bi arkadas ne bi manita, Central Park’in cimlerine...Etrafta nerdeyse cirilciplak adamlar, kadinlar, obezinden filintasina en ufak bir kendine guven eksikligi sizdirmadan uzanivermisler sereserpe..Once biraz gobegimi aciyorum yanlislikla siyrilmis bi tshirt iluzyonu vermeye calisarak..Okumaya dalmis pozunda etrafi kesiyorum..vee bi anda dogrulup sanki biri uzaktan kumandama basmis gibi cabucak ve kesin bi hareketle soyunuyorum..Kimse, ama kimse umursamiyor bu kisisel tarihimde bir donum noktasi hareketi..ne donup bakan var, ne ohs yavrum yapan ameleler, ne ay kiza bak tek basina soyundu ortalik yerde yapan teyzeler..Ani bi manevrayla gokyuzunden pike yapan helikopterler de, yok anasini satiym..Ben, pembe bikinim ve soyundum ama entelim havami saglayan New Yorker dergim..basbasayiz..Basardim! helal olsun bin sana..medeniyet budur kardesim!
Bir hafta sonra, Natalie Portman’a rastlanilan sahane bir West Willage gezintisinin ardindan Hudson River Park’da molalaniyoruz ulubeyle..Ruzgar var, etegim devamli ucusuyor, ulubey telasli..Bense kendime guvenliyim, bozmaz beni bunlar artik...as bunlari diyorum..bak butun kizlar bikinili diyorum...Oysa yok oyle birsey..Birak bikinilisini..Etrafta tek bi hemcins bile yok..herkes ama herkes erkek..Parkin ortalama yag orani 0’a yakin, herkes tash, herkes elele..herkes gay! Modern parklar zincirinin son halkasina ermis olmanin sehirli gururu ve ulubeye caktirmamaya calistigim “bizim manitayi kesen var mi” Anadolu endiselerimle bilincimin tahterevallisinde gidip geliyorum...Ulubey yelkenlilere bakip hayal kuruyor ve etegim acilmis acilmamis umru olmuyor.. Adolesan hayatinin park nosyonu Ankara Kugulu Park’in banklarindan ibaret ben, biraz bozuluyor muyum ne?

Bir hafta daha sonra, New York parklarinin en sahane okazyonu, bedava Summer Stage konserlerine istirak etmek uzere, yine Central Park’dayiz. Sahnede, Sierra Leone’daki savastan kacip sigindiklari Gine’nin bi gocmen kampinda kurulan The Refugee All Stars var..belgeseli izleyenler olmustur belki...Hava yagmurlu, soyunma ihtimali 0, icler rahat, piknik cantamiz ve domes romantizmimizle mutluyuz.. Gizli bulusma agacimizi kesmisler yalniz, uzuntulere gark oluyoruz...Ama kisacik bir an icin...Manhattan’in onlarca parkinda, binlerce agac icinde, bizim hikayemize ve moder(e)nlik seviyemize uygun bir agac vardir elbette, biliyoruz cunku...

15 Tem 2009

F*** My Life



Bugun Michael Jackson'in kizi Parisle ayni ayakkabilari giydigimizi farkettim. Bugun, bayaa uzucu bi gundu.

Etiketler: , ,

www.devrim.com

Eski manitanızın Bodrum tatili resimlerini gözetleme işlevi gören Facebook’un ya da hayranı olduğunuz ünlüleri yalancı bir yakınlık hissiyle “takip” ettiğiniz Twitter’ın devrim yapmaya yarayacağı aklınıza gelir miydi? Peki star muhabir Christian Amanpour’un tahtına “penguins will fly” (penguenler uçacak) ismindeki bir Youtube kullanıcısının yerleşeceği; dünyada olup bitenleri Reuters, BBC gibi prestijli haber ajanslarından değil “change for Iran” (İran için değişim) adlı bir Twitter kullanıcısından ya da “today in Iran” (İran’da bugün) adlı bir blogdan takip edeceğiniz; peki Obama’nın basın toplantısında, kallavi Beyaz Saray muhabirlerini es geçip sıradan bir İran vatandaşının sorusuna öncelik vereceği?

Blogdan al haberi vaziyetine nicedir aşinayız ama son haftalarda İran’da yaşananlar, olmazsa olmaz addettiğimiz demokrasinin bekçisi, dördüncü kuvvet gibi sıfatlarla taçlandırdığımız geleneksel medya ve işe yaramaz, vakit öldürücü damgasını vurduğumuz sosyal medya araçlarına bakışımızı da tekrar gözden geçirmemize sebep oldu. Düne kadar sarsılmaz tahtlarında kaykılarak oturan New York Times, CNN, Guardian gibi atardamar medya kuruluşları totaliter İran rejiminin kanlı sansürü altında ezilince ve uluslararası basın mensupları İran’da barınamaz noktaya getirildiğinde, Youtube, Flickr, Facebook, Twitter gibi sosyal medya sitelerine haber/resim/video yollayan vatandaş gazetecilerin görgü tanıklığına teslim oldular. Sosyal medya sitelerinin bu süreçte oynadığı en önemli rol ise İran vatandaşlarının sesini dünyaya duyurmak ve geleneksel medyaya haber kaynaklığı etmenin ötesinde, bizzat protestoların organize edilmesine aracı olmalarıydı. Ancak yine de olup bitenlere İran’ı “Twitter devrimi” klişesine indirgemeden veya internet eşittir demokrasi gibi siber-ütopik bir balonla havalanmadan bakmakta da sonsuz fayda var.



Medya nasıl sınıfta kaldı?

İran’da protestoların başladığı 13 Haziran Cumartesi gecesi Körfez Savaşı’ndan yadigar bir refleksle CNN-Amerika ekranlarını açanlar, Larry King Show’un tekrarlarıyla karşılaştılar. Aynı saatlerde CNN-Amerika’nın web sitesindeki manşet ise, ülkede süregelen analog televizyondan dijitale geçiş çalışmaları gibi son derece rutin bir mesele üzerineydi. Geleneksel medyanın İran haberini amatörce atlaması Twitter’cıların gözünden kaçmadı. “CNN Fail” (CNN sınıfta kaldı) başlığı altında binlerce Twitter kullanıcısı CNN’i eleştiren postalar kaleme aldı. New York Times’in tecrübeli editörlerinden Bill Keller’in Tahran’dan yazdığı ve Ahmedinecat’ın olaylardan daha da güçlenerek çıktığını iddia ettiği ilk analizi de sosyal medya kanallarında ve bloglarda büyük eleştiri topladı. Diğer yandan İranlı Twitter kullanıcıları, gelişmeleri Azadi caddesinin göbeğinden dünyaya duyurmaya devam ediyorlardı. Google, 19 Haziran’da İranlı vatandaş gazetecilerinin seslerinin daha büyük kitlelere ulaşmasına yardımcı olmak amacıyla Farsça’dan İngilizce’ye tercüme aracını yayına sokarken, Facebook da Farsça beta versiyonunu hayata geçirmekle meşguldü.

Dış politika değişiyor

Yeni medya araçlarının protestoların organize edilmesinde ve dünyaya hızla aktarılmasındaki gözardı edilemeyecek rolü, bilgilendirme ve bilgi edinme dinamiklerinin geri dönülemeyecek ölçüde demokratikleşmeye başladığının müjdecisi olmakla kalmıyor, aynı zamanda üç maymun stili dış politikaların da önünü kesmeye dair küçük de olsa bir ümit taşıyor. Örneğin, Twitter’ın İran’dan haber almanın birincil kanalı haline geldiği aşikar olduğunda, halihazırda İran ile resmi diplomatik ilişkileri olmayan Amerika Dışişleri Bakanlığı, Twitter yöneticilerinden siteye erişimi engelleyecek rutin bakım-onarım çalışmasını ertelemelerini talep etti. Kurucusu Biz Stone bu öneriyi ‘Twitter’in İran için kritik bir iletişim aracı haline gelmiş olması sebebiyle’ kabul ettiklerini açıkladı. Kendi seçim kampanyası için de sosyal medya ekmeğini epey yemiş olan Obama ise, 23 Haziran’daki basın toplantısında prestijli ikinci soru hakkını Huffington Post blog yazarı Nico Pitney’ye vererek yeni medyacılara meşruluk kazandırdı. Seçimlerden bu yana sosyal medya ağlarını kullanarak iletişime geçtiği İranlı vatandaş gazetecilerden aldığı bilgiler yardımıyla yaptığı detaylı yayınlarla sivrilen Pitney ise, Obama’ya bir İran vatandaşından gelen soruyu yönelterek yeni medyanın katılımcı niteliğine vurgu yapmış oldu.

İngiltere Başbakanı Gordon Brown da, 19 Haziran’da Guardian’a verdiği röportajla konuya dahil oldu ve ‘Dış politika bir daha asla aynı olmayacak’ diyerek, teknolojik gelişmeler sayesinde dış politikanın seçkinlerin tekelinden kurtulacağını, hızlı ve aracısız bilgi akışı sayesinde bundan böyle Ruanda benzeri krizlerin yaşanmayacağını iddia etti.

Yeni değil


Elbette soykırımların tedavülden kalkmasının garantisi Twitter olsaydı hayat da tadından yenmezdi. Ancak iş bu kadar basit değil. Telgrafın icadından beri her yeni teknolojide karşımıza çıkan, işte şimdi yırttık tadındaki teknolojik-ütopyacılık, yeni yüzyılda da internet eşittir demokrasi şeklinde zuhur ediyor. Oysa nasıl ki kablolu televizyonun icadı 1960’larda ümit edildiği üzere suç oranlarını düşürmeye yaramadı, internet teknolojileri de tek başlarına totaliter rejimlerden demokrasiye geçişin anahtarı değil maalesef. Taze politik oluşumlar her daim yeni teknolojilerden faydalandılar, bundan sonra da faydalanmaya devam edecekler. Devrimciler 1979’da Humeyni’nin konuşmalarını kasetlerle yayıyordu, yeni jenerasyon İranlı aktivistler ise protestoları organize etmek için Twitter’ı, Facebook’u ya da Farsça sosyal medya sitesi Balatarin’i kullanıyor. 2001 yılında Filipin Devlet Başkanı Estrada karşıtı onbinlerce gösterici cep telefonu mesajları (SMS) ile organize olarak sokaklara döküldü. 2004’ün Kasım’ında Cumhurbaşkanlığı seçiminde yaşanan hilelere karşı düzenlenen Ukrayna’nın Turuncu Devrim’i SMS’lerin yanı sıra interneti de kullanarak ilk internet devrimi olarak kayıtlara geçti. Onu 2007’de bloglar ve Twitter benzeri yorum kutucukları olarak tanımlanabilecek Cbox ile organize edilen askeri cunta karşıtı Burma protestoları izledi. Geçtiğimiz yılın Aralık ayında 15 yaşında Alexis Grigoropoulos’un öldürülmesi sonrası sokaklara çıkan Yunanistanlı öğrenciler, Nisan ayında seçim sonuçlarını protesto eden Moldovalı gençler de Twitter ve Facebook ile organize oldular.

Örneklere bakıldığında heyecanlanmamak çok zor. İnternet teknolojilerinin, yeni medya ve sosyal medya araçlarının hem medyanın daha katılımcı ve eşitlikçi bir modele dönüşmesi, hem de totaliter rejimlere karşı demokratikleşme kavgasında oynadıkları rolü yadsımak imkansız. Ancak Bush’un eski Ulusal Güvenlik Danışmanı Mark Pfeifle misali ‘Twitter’a Nobel Barış Ödülü verilsin!’ gazına gelmeden önce, sözkonusu devrim çabalarının altında yatan politik ve sosyal mekanizmaları incelemekte de fayda var, tabii gözümüzü de internetten ayırmadan...


** 12 Temmuz Pazar Radikal 2'de yayinlanmistir.

Etiketler: , , , ,

ingilizcemiz BAYAA iyi



bu arada su sag kosedeki 35 puanlik ufo-of-wo kombinasyonu icin de yemedigim bullshit kalmadi. neymis efendim wo diye bisi yokmus.
ya bi git allaaskina

Etiketler: , ,

13 Tem 2009

Bomba Imha Timi ve Juliette

Haftasonu williamsburgdeki Beer Garden’a gittik bi arkadasimin dogumgunu icin ve maceradan maceraya hopladik sevgili joey tribianilerim...Williamsburg bi zamanlar Manhattan’dan kacis mekkesi, ruhumuzun sayfiye yeri gibi juri ozel odullerine sahipti ama artik maalesef “oldu”, Galata sendromu mu dersiniz, Alacati gribi mi iste ondan kapti buyusunu yitirdi... yine de bi suru yere on basar bes ceker gidiyoruz seviyoruz falan...

Williamsburg’e giden L trenine gencler Love Train diye isim takmis cunku kizlar guzel oglanlar havali, bi American Apparel ve vintage ruzgari esiyo flortlesmeler kesismeler girla...( Gerci Hell Train de diyenler var ama o ayri bi yazi konusu..)Biz de ulubeyle vitrin bakiyoruz halimizden memnunuz. Benim zaten hayatta en sevdigim sey ulubeyle trene binmek niye bilmiyorum bi romantik geliyo. Belki tren hareket ettigi surece baska hicbiryerde olabilme ihtimalinin olmamasinin verdigi teslimiyet ve rahatlik, belki trende kimseyi tanimiyo olmak bi biz versus dunya hali, belki kimsenin dilimizi bilmemesi ve istedigimiz gibi konusabilmek, bi yere gidiyosak birazdan eglenceli seyler olucak, eve donuyosak da kaldik basbasa hissi, bunlarin hepsi iyi geliyo bana sanirim. Bi de tabi soyle bi durum var ben toplu tasima araclarina bindigimde hemen bi etrafi kolacan ederim ola ki bi durum oldu ne bilym bomba dustu kotu adamlar treni ele gecirdi kimin kafasi calisir kimle suc ortakligi ederim, kim Jack kim Sawyer kim Locke falan diye ve mumkumse mavi yerine kirmizi kabloyu kesmeyi bilecek birinin yanina oturmaya calisirim ...hahahaha yaaa bole de sayko bi insanim. Neyse sanirim ulubey olunca bu Jodie Foster aksiyon filmi hallerim de bi sakinliyo.



Beer garden’da masa paylasmak mecburiyetten. Bizim sansimiza da sarhos irlandalilar dusuyo ki of of oof. Ben teoride Irlandalilarin Iskoclarin falan hastasiyim ah aman ne seksiler aman ne coollar ah o aksanlanirim hemen. Sarkicisina turkucusune ayri hayranim zaaati biiyosunuz..Ama pratikte tahammul edemiyorum kardesim bu da ne tur bi irkciliksa artik. Tabi filmlerde koyuyolar bunlarin arkasina yemyesil cimleri veriyolar ellerine bi gitar bi de kavusulamayan eski sevdicek ya da kavusulamayan eski ideoloji gelsin The Commitments’lar gitsin In the name of fatherlar...Halbuki bunlarin sarhos modeline pacayi bi kaptirirsan valla Bodrum’da pembe popolu Ingiliz turistlerle Gumbet diskolarinda mahsur kalmistan beter olursun oh la la.

Enivey..Dediklerinden hicbisi anlamadiimiz Irlandalilari her anlar gibi yapip hi-hi evetledigimizde kadeh tokusturmaktan kafalari bulduk ve Beer Garden’i terkedip kendimizi Juliette’e attik kalan saglar bizimdir ekibi olarak.Burasi benim diil Williamsburg’de koca New York’da en sevdiigim yerlerden biri..Yan catidan komsunun kedisi gelir, mohitolar superdir, teras pufur pufur eser, misafir gezmesini de kaldirir, oylesine ugramayi da falan derken kendimizi mohitolarin nanesi ve hayatin gayesi sohbetine verip cilalandik. Ama hava bi soguktu ben de kot montumu usuyen birine vermisim ve garsona “acaba pasmina falan gibi bisey var midir?” deme gafletinde bulunmamla hipster ironik sac kesimli garson cocuk k-o-p-t-uuuuuu. Nasil bi gulmek ben yerin dibine gectim allaaaan mal manhattanlisi pasmina istedi yaaa sen bizi ne sandin bacim kategorisinden cocuk da turizm otelcilik tarihine gecti musterisinin suratina patlayan sarkastik garson kategorisinden. Bu arada 2de bir de kediyi soruyorum kedi geldi mi kedi gitti mi kediyi getirsene cocuk iyice gicik oldu bana. Masadaki adi arkadas bozuntulari da ehe kusura bakmayin bin monte carlodan geldi falan gibi gerzo esprilerle iyice eziklediler beni.

İntikamimi kendini cok down-to-earth sanan ekibi yeryuzunun en lesh barina goturerek aldim ben de sonra oh canima degsin. Burasi sanirim Williamsburg’de gece 2den sonra kendine diil one night stand aciyi hafifleticek bi hamburger bile bulamamislarin son duragiydi zira ben daha bu kadar cirkin ve daha cirkin insani bir arada gormedim, ismi mismi de yoktu. Biz de yedigun portakal-etil alkol kokteyllerimizin de etkisiyle geceyi ufak capta bi ilk yardim kriziyle sonlayip trenlere dagildik. Ben hemen etrafi kolacan etmeye basladim klasikk... Ama Love train olmus mu sana Looser train..Bi ucta kustu kusucak zenci bi kizcagiz, hemen yaninda yem olucagi kurt ve de kush, obur ucta horul horul uyuyan bi adamcagiz ve onunla resim cektiren frat boylar, diger tarafta sevismeye bes var dayan kizim sizma bak noolur ciftler derkeennn ulubeye baktim. Hem Jack’im hem Sawyer’im biricik Mc Gywer’im diye gecirdim icimden: ola ki bi durum oldu ne bilym bomba dustu kotu adamlar treni ele gecirdi iste bu adamin yanina oturulur didim...

sonra dusundum alla alla 2 yazidir icim bi ferah noluyo ki ne diye. Sonra Manhattan'a, eve geldim...

Etiketler: , , , ,

10 Tem 2009

Moby & NostaljiSpor Bin

Eskiden bi Moby vardi majordu epey. Park orman’da mi ne konserine gitmistik dolunayli bi geceleyin. New York'dan geldiim ilk yazlardan biriydi, pasli’nin spor ayakkabilarini caldiim yillar gerilerde kalmis, hayatima H&M girmis bildigin nisanliyiz, umitspor bi hafiflik vardi omuzlarimda nothing can stop us nooowwwww baya icten soluyodum biliosunn Moby de New York’da yasiyo hi-hi evet gibilerinden… Sonra bi kere bi partimside gordum Moby’yi sonra ogrendim ki TeaNY diye bi cafesi varmis lower east side’da lennnn minnak bi yer adam servisi bile kendi yapiyo bole canim bi bakar misim Mobycim diye surrealleniveriyosun..Ben bu arada H&Mden Urban Outfitters’a terfi etmisim ve umitspor’da kontratim bitmek uzere hadi hayirlisi…

Sonra bi sure daha gecti baktim bu TeaNY marka caylar bildiin supermarketlerde satilir olmus tadi da bi gereksiz,Moby benim icin bi cay markasi resmen, nasi Yoncimik artik bi canta markasi hayatta aklina gelmez aboneyim abone’yi dinlemek ole bi moda gectim bi daha da cikamadim vesselam…



enivey davidlerim lynchlerim bole bole aradan yillar gecti derkennn geldik bi kac gun oncesineee..futbolu da birakmisim diil organik cay rakima buz koymuyorum oyle bi Ilyas Salman filmi hallerdeyim terfi edecek bi yer de kalmamis anasini satiym Barneys zili calsa kim o demiycem…Aaaaa bi baktim Moby’nin afisleri her yerde…wait for me diye ay oyle bi dokundu ki bana bu tipitip adamlar anlatamiyciimm: beklemez onlar beklemezzzz ayyy kuzummlandim birden.

Sonra eve geldim bi kosu dolabi actim bi zamanlar ugruna pasliyla soguk savaslar yasadigimiz mavi adidaslari buldum. bi kac sene once ay rahat edemezsin o ayagindakilerle ucaga binceksin al bunlari giy diye bana vermisti pasliko… yirtik pirtik hasat ama nasil guzeller opup sevesim geldi…sonra gittim albumu dinlemeye basladim, once pale horses, sonra mistake sonra wait for me…ustelik TeaNY’dan da ayrilmis Moby…Ferahspor formami giydim sonra, puripak oturdum bu dutturuk yaziyi yazdim ne sonunu bagladim ne bisi..

ve pale horses'in guftesi ole icli ki ishmael'lerim...bildiin hicirdak...

"Put me on the train, send me back to my home
Couldn’t live without you when I tried to roam
Put me by the window, let me see outside
Looking at the places where all my family died"

Etiketler: , , , ,

28 Haz 2009

face doubles: ginnifer goodwin vs. goksel



uzun zamandir ihmal ettigimiz face doubles serimize ustelik de cizgi film diil gercek insanlarla geri donuyoruz sevgili albano ve rominalarim.
he's not just that into you, big love, mona liza smile falandan ginnifer goodwin & depresyondayim & hayir bi kere ben nil karaibrahimgilden once de boyle giyiniyodumdan goksel...

Etiketler: , , ,

27 Haz 2009

Camille Claudel ve Paranoya

Modern hayata dair gozlemlerim bitmek bilmiyor . Bu hafta da cok a la New York aktivitelerde bulunurken (ornegin yagmurlu bir ogleden sonra New Museum’a gidip kendimi enstalllllllasyonlarda kaybederken, henuz hipster bile olmamis cok gizli lokantalarda Japon tapas yerken, Angelika’nin geceyarisi gosterimlerde baban da mi bagimsizdi ulen filmleri izlerken, sabah gunes dogarken manitayla pisikletlerimize atlayip Union Square farmers market’dan organik zerzavat alir ve birbirimizin capaksiz gozlerinin icine bakarken, bir Pazartesi gecesi daha Eldridge’e hic sira beklemeden girerken, off off Broadway sovlarda yakinda cekecegim sarkastik kisa filmime oyuncu ararken) aklima cok oh mon dieu fikirler geldi. Bu fikirler aklima kesinlikle gece saat 2de Canim Ailem’in sezon finalini izleyip hicir hicir aglayip lan ne guzel sarkiymis neymis bu deyip Youtube’dan Kibariye’nin anlamazsin sarkisini 32 kere ustuste dinlerken ve hormonlu kiraz yerken gelmedi.
Soyle ki:

- Starving artist (acim ulannn modeli san-atci) diye birsey kalmadi bilmem farkinda misiniz. Herkes baba parasiyla ressam oldu. (Sen degil hayatim, sen baskasin bambaska) ressam olamayan da kurator oldu. Onu da olamayan new media san-atcisi oldu. Parayla parasizmis gibi yapmak moda (Gumussuyu pasajindan alinmis gibi duran tshirte 300 dolar bayilmak, milyon dolar kira verip evi copev modeli dosemek), cidden parasiz olmak not cool oldu. Camille Claudel mezarinda donmekten bitap dustu harab oldu.

- Date edilecek adam/kadin kalmadi. Bunu zaten senelerdir bekar arkadaslarimin tak etti canima hulenn serzenislerinden biliyodum ama gecen gun aldigim bi email ile durumun vahematini iyice kavradim. Bu arkadasim baska bi arkadasina sevgili ariyomus. Kisi genc guzel, kariyer sahibi ve supermis, gerekirse resim de yollayabilirmis, acaba elimde uygun bir aday var miymis. Abi bi arkadasina hic tanimadigi bir insanin hic tanimadigi ve tanimadigin bir arkadasini ayarlamaya calismak (bu arada ayri sehirlerde ikamet ediyoruz) nasil bir zurnanin dirt dedigi yerdir? İsin absurd tarafi ben eskaza bu ayarlamayi yapsam, bunlar 2 ay sonra da evlenirler. Hayir ben ne anlarim benim model zaten fabrika cikisi hatali da -herkesin her saniye ay adammm yok kizz yokkk diye sikayet etmesi sonra da yil basina 32 tane dugune gitmemiz beni taskinliklara surukluyor sevgili Nils ve ucan kazlarim. Bu duruma kapanin elinde kalma sendromu desek olur herhalde. hayir sendrom zaten yabanci kelime kapanin elinde kalmayi da Pinar Aylin cevirsin Oxford duzeyi Ingilizcesiyle al sana 2010 eurovizyon besincisi mis gibi sarki.

- Alacak tek bir kilo ve yapacak tek bir paranoya kalmadi. “Ufff acayip siskoyum” dedikce “yavru gibisin” diyen ulubey, “hic bile cok tatlisin" diyen annem (tatli bizim ailede siskonun kod ismi oluyo gibi de bi paranoyam var cunku) ve olaya “atmaaaaaaaaaaa” diye apayri bi boyut getiren paslinin gazlariyla edindigim sahte kendine guveni gecen gun okuldaki guvenlik gorevlisinin “how’s the baby ?” demesiyle yitirdim ve aninda abi adam beni hamile sandi yaaalanarak teselli tutmaz bi krize girdim. Eve donerken metroda lan acaba harbiden hamile gibi mi gorunuyorum diye paranoyanin dibine vurup karnimi tutarak insanlarin bana yer verip vermeyecegini kontrol etmeye basladim. Ama New York’da alti aylik hamile olsan kimse diil yerini gunahini vermeyecegi icin bu testimden pek sonuc alamadim. Bir iki gun sonra ayni guvenlik gorevlisinin “how’r you baby?” demesiyle biraz rahatladim ama yaptigim olum rejimi sonuc mu verdi yoksa adam ilk sefer de how’r you baby demisti de ben mi yarasi olan gocunurlanmistim karar da veremedim.

- Blog yazmayan kalmadi. Gecen gun ulubeyin nolur degistir sunlari duz beyaz bisi sur bak ben vericem manikur parani diye yalvararak yanlis taktikle kume dustugu ve benim oldur allah vazgecmedigim cart kirmizi yenik ojeli parmaciklarimla bi saydim ki, bugune bugun 8 adet blogun hayata gecmesine on ayak olmusum. Bugun bunlardan kimisi hayatta kimisi can cekisiyo gerci ama len acaba bi Mujdat Gezen blog merkezi mi acsam naapsam diye de dusunmedim diil.

- Ve son olarak sevgili esmeraylar...Michael Jackson kalmadi

Etiketler: , , , , , ,

15 Haz 2009

yacik

Etiketler:

Mesurlar ve Hayatimdaki Yerleri ve Onemleri

Bi keresinde annemin bi arkadaslarina yemege gitmistik..Gece uzadi uzadi bi akademik aliyo eline sazi bi oburu vokal yapiyo derken bize tatli bi uyku bastirdi. Bunca yilin verdigi pratikle “hi-hi evet” otopilotuna baglayip misillanmaya basladik kiii...annemden soyle bi cumleyle uyandim: “Bin Murathan Mungan’i cok sever, siir yazar ve mesurlarin hayatini cok iyi bilir!” Dan, dan , dan, dandanakan!! Annem acaba benimle en son 12 yasimda mi konusmustu, uyanik miyim diye kontrol mu ediyodu, sarabi mi fazla kacirmisti, ben halusinasyon mu goruyodum ve en onemlisi ulubey beni bi daha hic sevmiycek miydi...Bunlar o geceden sonra terapi seanslarimin Damat Ferit sorulari olarak kosetaslandilar ama degismeyen bir sey baki kaldi ki o da mesurlar, hayatimdaki yerleri ve onemleri sevgili dünlük...Bugunlerde de mesurlarim ve ben yine bir cok ani paylastik. Soyle ki:

-Gecenlerde Elif Safak’dan bir email geldi. Konu: an emergency please !! Baktim adres de has be has kayitlara uyuyor, aldi beni bir heyecan. Acaba Elif Safak’in bana ne icin ihtiyaci vardi? Pastis’in yerini mi soracakti, baby sitter mi lazim olmustu, yoksa (evet evet kesin buydu), yeni romaninin bir yerinde tikanmis ve benim “gozume” mi ihtiyac duymustu? Buyuk bir heyecanla emaili actim ve ogrendim ki none of the above. Elif Safak Hollanda’da tatil yaparken paralarini & pasaportunu caldirmis, internete de cok az access’i varmis ve otel parasini odeyemedigi icin acilen 1400 euro gondermemi rica ediyomus, gelir gelmez geri odiycekmis. Emailde bincim tatlicim Sems’im en yakin arkadasim gibi bana yonelik bir hitap olmamasina, mesajin ingilizce yazilmis olmasina, parayi gonderecegim banka hesabinin belirtilmemis ve Elif Safak’in parasi calindiginda mesela kocasini, annesini falan degil de beni ariyor olmasina hic kafayi takmayip derhal ulubeyi cagirdim ve cek defterimi getirmesini soyledim. Ulubey benim iyice fittirdigimi ima eden birseyler mirildandi ve “istersen hazir elimiz degmisken Nijerya’daki kuzenlerimize de para gonderelim” dedi ama dogrusunu istersen ben ne kastettigini pek anlayamadim.



-Gecenlerde disari ciktik. Dis-dis-tis-tis. Tuvalet sirasinda beklerken bi baktim mesur sunucu Kelly Choi onumde duruyo ve daha da onemlisi ikimiz de dunyaya ayni promil seviyesinden bakmaktayiz. New York gece hayatinda Istanbul tuvaletlerindeki pacoz kesismeler ve “Istesem manitani 5 dakkada ayartirim da isim olmaz” bakislari yerine bi dayanisma havasi ve aman elbisen ne tatli, aman da aman ayakkabilarin ne coolvari yazismalar dominant oldugundan Kelly Choi ve guluyor mu hickiriyor mu belli olmayan arkadasina ben de katildim ve bi anda 3umuz arkamizdan biri kurmus gibi dansetmeye basladik. Sonra Kelly’nin arkadasi eliyle ssshhhh!! isareti yapip sasirtici bi ust govde gucuyle bi hamlede tuvalet levhasini soktu ve levhayi kocaman memelerinin arasina sokarak gozden kayboldu. Ben de bizimkilerin yanina donup abi biliyo musunuz kimi gordummlendim ama Kelly Choi’u benden baska taniyan kimse cikmadi ve geceye kaldigimiz yerden ve dolayisiyla mesursuz devam edildi. Buna biraz icerledim cunku herkes cok iyi bilir ki yaninizda bir meshur oldugunda cok daha fazla eglenirsiniz.

-Gecenlerde bi arkadaslarimizla mangal yapiyoduk, masadakilerden biri de hamileydi. Kiz hicbir supheye mahal vermeden hamburgerleri goturuyodu ama megersem orjinali vejeteryanmis ve hamileliginin son ceyreginde baslamis bu etoburluk vaziyeti. “Aaa ne acayip hic boyle bisi duymus muydunuz” diye konusurken ben “evet benim bi arkadasima da olmustu tipkisinin aynisi” dedim. Sonra bes saniye dusununce o arkadasimin bi arkadasim diil Friends’deki Phoebe oldugunu anladim.

-Gecenlerde cok mesur bi insan olan Nigerya Krali amcam vefaat etmis. Tanimadigim ama cok seker olduklari her hallerinden belli olan kuzenlerimden bir suru email aldim. Mirasin milyonlarca dolari buldugunu, tek yasal varisin de ben oldugumu yazmislar. Ama bu karisik ortamda kalkip Nijerya’ya gitmeme gerek yokmus. Zaten ulke yasalarina gore vatandas olmayanlar miraslarini almak icin Nijeryali birinin imzasina ihtiyac duyuyorlarmis. Bu yuzden eger acilen bi 5 bin dolares yollarsam burokratik islemlerle onlar ilgilenip parami hemen gonderebilirlermis. Sımdi ulubey’in neden Elif Safak’a para gondermeme karsi ciktigini anladim. Az kalsin butun parami harcayip mirasima konamicaktim ya ne salaaaam, iyi ki ulubey var.

İste boyle sevgili dünlük. Mesurlar ve ben ayrilmaz bir ikiliyiz. Bu arada Murathan Mungan’a siir dosyami ve bazi sarki sozlerimi yolladim. Simdiden cok heyecanlaniyorum. Cevap gelince tekrar yazarim.
Mucux mucux.
Bin.

EDIT: eticinlerim, kuzusarmalarim, chipmunklarim olaya aciklik getiriyorum murathan mungan'a siir falan gondermedim hahahahaha gulben ergen'e ninni de gondermedim aaaa bayiliciiimmm bi kisi daha sorarsa ya silvuple cikolatali sufle. reading comrprehension sifir, oturun!

Etiketler: , , , ,

07 Haz 2009

Cirak de la Berber & Elektro Kolbasti

berber cirakligindan daha fazla sevdigim bir meslek var diyemem. Berber ciraklari gelecegin stilistleri, eurovision birincileri, cakma hande yener menajerleri , klup isletmecileri ve oh la la champs elyseeleri’dir bi kere…berber ciragi uyanik olur, modanin hastasi, yeni trendlerin kulu kolesi olur. Seni 2 dakikada cozer; manitan mi terk etmis, pms mi cekiyosun, paran mi bitti, gece angelique’e mi otto’ya mi gidecek takimdansin saniyesinde anlar da sampuanli kafa masajinin dozajini, okunacak dergilerin gramajini ona gore ayarlar, killigina, ukalaligina, sigara dumanina ve ben sacimi hic boyamadim ki havalarina ya havle cekerek tahammul eder.

Ben mesela gece disari cikcak olsam “olmus mu?” diye bi kuafor ciragina sormayi tercih ederim kankama soracagima. Dikkatinizi cekiyorum dibi tutmus ve musterisini kaybetmemek icin her tur yalaMciliga tesne mosyo le kuafore degil henuz gozlem yetenegi & icguduleri aslanlarin arasinda var olmaya calisan bi zebra yavrusu kadar keskin olan, henuz hicbir aslanin metresi olmamis, saci en bi punk model tavus kusu, elleri en bi dun gece teyzekizimin dugunundeydik amma dansettik yaaa kinalisindan, tatli, durust, yeniyetme berber ciraklari en sevdigim meslek erbablaridir diyebilirim.

Ben sonra mesela istanbulda bi derginin moda editoru olsam toplarim en afilli kuaforlerin ciraklarini soyle Nylon tarzlisindan bi spread yaparim. Bak fikri verdim royaltylarimi blog hesabima bekliyorum ona gore.

Bu sahane sarkiyi da dansin ve danscinin dostu berber ciraklarina hediye etmek istiyorum musadenizle. hem de dergicilere ilham kayMagi olsun. (Ve kesinlikle gecen hafta kosedeki janjan berbere gittigimde “aa bakma ama suprizzzz o mon dieu harika oldu CAK!” diyerek sacimi hispanic pembe dizi kotu kadini misali arkada devasa bi fiyonk sekli vererek topuzlayan kuafore hediye etmiyorum. Vasiyetimdir ona gore.)

Enivey. Fransiz akimi elektropop kolbastinin en sahane orneginin sergilendigi bu neseli PARCA da yeniyetme seker Yelle kizimizin “a cause des garcons” (oglanlar yuzunden) sarkisinin nacizane bi remixi oluyo. Abi zaten oglanlar & oglanlar yuzunden cektiklerimiz olmasa ne berberler olurdu ne berber ciraklari. Buyrun burdan yakin:

Etiketler: , , ,

03 Haz 2009

hint popu & jello (arsivlerden havalanan)

bugun bi yandan yeni facebook grubu serefine bisiler yazmak istedim loonybine , bi yandan da 5 yasindaki ulubeyin kuzenleri dil disarda kopekcilik oynarken "ben hasta & yasli bi kopekmisim" diyip yemek masasinin altina kivrilivermesi misali leş-spor usendim...arsivlerden havalanan yapiym dedim madem. teeeee 2005den hem de. en hevesli halimle sag kanattan kaleye akarken...
buyrunuz:


Hindistan’a dair herşey pek bi moda. Kolyesi küpesi yazılımcısı artisti eti sütü kenarı köşesi. Ortada mistik bi durum kalmadı. Felsefesi desen çoktan Deepak Chopra’ya indirgenmiş, hamamböcekli bi diner’in vişneli jölesi gibi bıngıldamakta. Ki yanlış anlaşılmasın beyimizin meditasyon tekniklerinden tutun da en minnak vecizelerine kadar başucu kitaplığı yapmışlığım da mevcuttur. Ancak ne zaman ki üstat’a Will & Grace’de kahkaha efektli bi referans verildi, popüler kültürün gayya kuyularında boğuluyomuşum ip uzatanım yokmuş diyerek kendimi çekiverdim. Uzunca bi müddet yogayla da uğraştık, ders sonu « ay inanır mısın hiç sigara içesim yok. Papatya çayına ne dersin »ler de yaptık, kafidir.



Ne ki bi takım insanlar ve durumlar IQ dehlizlerini geçerek insanın olmıycak bi yerine işleyiveriyor, o minvalden tüm bu cheesy hallere halen bi yerlerimden bağlıyımdır, kim ne derse desin. Pozitif enerji meselesi, kikiko.
Enivey. Bollywood (ve SlumDog) ve Hint MTVsi geyiklerini geçersem, Hint krallığımdan elimde kala kala kaşçım kaldı, ki kast sisteminin en alt halkası oluyo kendileri. Ama o ne güzel halkadır, cıncık gibi yapıyo adamın kaslarını, bi de cakma steril mangolu jeli var ki, canını seven kaçsın. Yalnız her genç kızın yakınen bildiği üzre kuaför/manikurcu/kaşçı ekibiyle iyi geçinmek sunnettir. Bu yüzden çalan acaaa, acaaaa yadı yadı yaaaa müziklerine tahammül etmek ne kelime, bi de iltifat ediyorum :
« Bu çalan ne ? »‘beğendin mi » diyo kız hevesle, « beğenmek mi bayıldım, nedir sahi ? » diyorum. Kız bi sevin bi sevin, meğer nişanlısıymıs. Hintce sözlü hafif müzik parça-sı, bi nevi ay parçası.
Bi çırpıda nişanlının Cvsi öğreniliyo, çocuk Kanada’da yaşayan pek ünlü bi şahısmış ve Panjabi MC’nın (aka PMC) çocukluk arkadaşıymış, hatta bak bu şarkıda düet yapıolarmıs. Mesur bi hint popu sanatçısının 2. caddenin köşesinde vıjıvıjı kaş alımıyla iştigal eden bi kızla aşk yaşama olasılığı nasırlı bünyemi sarsmadan aceleyle mekanı terkediyorum ve sınıfsal farklılıkların aşkta yeri olmadığını kendi kendime tekrar ederek sonsuz neşeleniyorum (bi nevi mantra)
Bir iki hafta sonra tekrar kaşçıya gitmek icap ediyo . Backgroundda bizim acaaa acaaaa’dan eser yok ve kaşçı kız pek bi süt dökmüş kedi. « eee, nişanlın nasıl ? » diyorum, aşka inancımı perçinlemeyi umarak.« ayrıldık » diyo kız "evliymiş, üstelik 2 de çocuğu varmış.." Bi nevi Serdar Ortaç-MOS pedikürcüsü romansı. "Erkek di mi hepsi aynı, sen enerjini bozma kardeş" minvalli teselliler vererek eve dönüyorum ve yeni mantramı beynime kazıyorum : bütün insanlar eşittir, Hintliler biraz daha az.

Etiketler: , , ,

02 Haz 2009

Bir Varmis Bir Blogmus

Hayir yillardir amme hizmeti niyetine blog yaziyorum biri sorsa soyle 5 tane eglencelik torkis blog soyle diye soyleyemem. Bunda hem Dory balik hafizamin ama hem de piyasanin kitliginin etkisi var. Halbuki turk bloglari nicelik bakimindan octomom seviyesine geldi. Her gun dogum her gun dogum, bir batim meme emerken obur batim fiskiriyor.
Enivey. Bugun madem biraz Mama Morton’luk edeyim. Bunu da arada bir yaparim bundan sonra usenmezsem. Yeni neler var, neler guzel falan. Bir varmiiisssss bir blogmus iste:

- turk medyasinin bloglanmaya basladigini farketmissinizdir belki. Oray Egin Kent Fisiltilari’ni, Rolling Stones’un genel yayin yonetmeni ve muzik yazari Mehmet Tez hafif muzik'i, ex-Aksam yazari Mahsun Forutan ve 2 Elf’i de Bizi Bozmaz’i yaziyorlar. Ki Forutan’in mainstream medyadan tamamen elini etegini cekip kendini full time blog yazarligina verdigini de dip notlayalim. Simdi dibi tutmus tutmamis kritigine girmiycem bu bloglar icin –o baska sefere daha sakal sivazlayici bir yazi konusu cunku- ama diyebilirim ki halihazirda bu yazarlari ve stillerini seviyorsaniz, bloglarini da cekinmeden okuyun..
- 2 tane kiz kesfettim. Birinin adi I am Not Your Freud, oburu de unintended. Avusturyada yasayan kankalar, pek kuzu pek tatlilar. Bidir bidir yaziyolar.. Ilk new yorka geldiim zamanlarimi hatirlatiyo bana bu hatunlar midir nedir. Ah be sevgili okur bi zamanlar ben de kizlarla NYU partilerini basar, buzluktan grey goose kapar alemlere akardim. Simdi camasir suyu reklamlarindaki teyzeler beni sulu goturur susuz getirir valla. Sigara icince vicdan azabi cekecek kadar yasliyim demis miydim?
- En superini en sona sakladim. Peygamberimi buldum mudur nedir. “Vücut orantısıyla full ekranı doldurma kapasitesine sahip televizyoncumuz Reha Muhtar” yorumuyla kalbime taht kuran Madi Clara’nin hastasiyim, yalakasiyim, hayraniyim. Aksam'dan Yigit Karaahmet'in yazdigi blogun 2 aylik falan omru var ama yakinda bombasyon mesur olur suphem yok. Madi gay argosunda kotu, fesat anlamina geliyor bilmiyorsak ogrenelim..sonra supriz olmasin. Burasi diger bi favori blogum dlisted kivaminda ama daha da banal, bildigin iftira atan, dedikodu yapan, acimadan en sevdiginiz ailenizin sanatcilarinin ipini pazara cikaran vicdansiz bir blog. Kaldiramayacaksaniz lutfen okumayin. Sonra blog mafyasi Ip adresinizin pesine duser demedi demeyin.
- Beleyken bele iste. gidin kosun oynayin gezin dolasin geri gelin. Du bakiym tulbent de koyim sirtiniza. hah hadi bakalimmmm...

Etiketler: , ,

20 May 2009

yacik



resim: elisabeth soule @ etsy

16 May 2009

eksi 1 arti 1ve hayal evi

Bizim eve yurume mesafesiyle yuz metre, hayat mesafesiyle yuz yil uzakta baska bir ev var. Bazen imrenerek bazen ana avrat duz giderek bazen gaza gelerek bu hayal evinin her gun onunden geciyorum mecburen, bazen degil. Bunca yildir icinden cikan bi hem tasim hem cool hem sevimli adam, bi yerim ama kilo almam hem unlu bir yazarim hem mukemmel anne kadin, bi civildariz biz laylaylom cocuklar, bi ben bundan daha eglenceli bi ailenin yaninda calismadim hizmetci, bi cocuklarin dostu puskullu disney kopegiyim yasasin gormus degilim. Buna ragmen obsesif kisiligimin de yardimiyla kendimi bu ev sakinlerinin mukemmel bi sitcom hayati yasadigina inandirmis vaziyetteyim. Bu evde hicbir cicek olmez, bugunun isi yarina birakilmaz, tuvalet kagidi hic bitmez, yatak odasinda televizyon izlenmez, sabahlari kimse ayagini konsolun kosesine vurmaz, kucuk seyler icin can sikilmaz, gecmise dair pismanliklar, gelecege dair endiseler yasanmaz gibi fantazilerim var.

Tabi bu fantazilerimin birincil kaynagi mor ortancalarin midemde guruldattigi romantik hezeyanlarsa, ikincisi de para esittir mutluluk gibi sakat bir mottoya olan sarsilmaz inancimdir. Madonnanin yakinlardaki benzer bir evi 40 milyon dolara satin aldigi dusunulurse (hadi madonna kazigi faktorunu ve evin buyuklugunu de comertce hesaptan duselim) bu evin de 20 milyonun asagisinda olacagini sanmiyorum. Yani sizin anliycaaaniz benim hayal evime kavusmamin turkce tercumesi fenerin turkiye kupasini almasina denk geliyor.

Simdi diyceksiniz ki abi o kadar da satafatli gozukmuyo, ya da yuz metre otede diyosun ne kadar farkli olabilir yasantilari seninkinden...Hmm...Iste biz bu ahmet kaya celiskisine aramizda new yorkun zirt dedigi yer diyoruz sevgili tuza batirilmis koturdek yesil eriklerim.

New York o kadar ic ice gecmis ve katman katman bir sehir ki bir yandan irklara ve etnik kokene gore kalin cizgilerle ayrilan mahalleleriyle bir balkanizasyonun kurbani oldugu iddia edilebilir, diger yandan da neredeyse tum mahallelerin dunyanin baska hicbiyerinde gorulmeyecek oranda karma/global oldugu soylenebilir. Ayni ayrimlar ve kesisen kumeler hayat tarzlari ve maddi seviyeler icin de gecerlidir. new york’un herseyi boyledir aslinda. Genelgecerle istisnanin kucak kucaga oturdugu, eksi birle arti birin birbirini goturmedigi belki de dunyadaki tek sehirdir new york. Bu yuzden de burda biraz vakit geciren herkes hah cozdum zanneder. Oysa new york onu cekirdegine kadar soyanlari bile hergun bir kez daha sasirtir. İsidir bu...

İste bu yuzden cekirdeksiz karpuzcuklarim, mor ortancali evden on bes saniye otede kutu kutu pense dairemde oturup hayaller kurmaya devam ediyorum. Hani terapistler der ya go to a happy place diye...Ben de mesela yan dairedeki kadinin kertenkele oglu kapimin altindan garip gurup ask notlari attiginda, ya da hicbi isden anlamayan ama sempatikligiyle puan toplayan arnavut kapicimiz bekim meyve bicagiyla deldigi banyo tavanini basimiza indirdiginde, ya da gecenin yarisi apartmanin merdivenlerinde hic tanimadigim bi adami yaninda bavulu oturmus sigarasini tuttururken gordugumde (deodoran esprisi yapmayalim lutfen), ya da kimligi belirsiz bi manyak apartman duvarina markorle gossip girl-blake lively yazdiginda sinir krizi gecirmiyorum. Hemmeencecik mor ortancali eve gidiyorum...

Orda yasiyormusum, sabah 8de daima yapili saclarimla pur nese kalkmisim, kahvemi almis arka bahceme cikmis loonybin’e bisiler yaziyormusum, kocam adnan beye deliler gibi asikmisim ve aklimi en dustan cikmis behlul gelse calamazmis gibi yapiyorum. Cunku biliyorum butun dunyadaki butun sehirler arasinda, sadece new york’da calisarak, didinerek (e biraz da alavere dalavereyle) gunun birinde mor ortancali eve ulasabilirim. New York’un bana bu JLo kiyagini gececegine, yuz yili yuz metrede gecebilecegime ciddi ciddi inaniyorum. Len Fener seneye kupayi alir mi alir valla.

Etiketler: , , ,

12 May 2009

ah bir de turk sanat muzigi albumu cikarsaniz




cezvem ulubey & ben nazik tebrikleriniz icin tesekkur ederiz
hi-hi evet bugun benim dogumgunum

Etiketler: , ,

11 May 2009

sansure sansur gene lazim oldu

SansüreSansür - 01 from adboy on Vimeo.

Etiketler: ,

08 May 2009

Yacik



bi yandan blogun okuyucu kitlesinin duygularini rencide ederek sempati toplamak ve okuyucu sayisini arttirmak bi yandan da yazmayip da yaziyor gibi gorunmek amacli yeni bir safi resim kosesi baslatiyorum.
kosemizin adi yacik. ilk resmimizin konusu kavanozda hapis kalmis oyuncak civcivler. hayirlara vesile olsun.

Etiketler:

04 May 2009

RoketAdam ve Onlenemez Yukselisi

Kendi totosundan cikan gazi yine kendisi cakma marifetiyle alev alan ve goge yukselen bir insan cesidi var. Bu esnada da allaam bakin ama nasil da yukseliyorum, goklere ciktim, listelerin en tepesine yerlestim, MTV bana mektup yazmis evine cagiriyo gibi konusur dururlar. Ben bu adamlardan biktim. Adlarini da RoketAdam koydum. RoketAdam ve onlenemez yukselisi…

RoketAdam’la is munasebetiyle bazen de normal hayatda kuvvetle muhtemel ihtimalle birilerinin kocam beye saygi gosterin sevip oksayin parlatin cilalayin kullanim kilavuzuyla hayatima giren kocasi, karisi, kankasi, sevgilisi olarak pek cok karsilasiyorum (bu da ayri bir yazi hayir hayir roman hayir hayir intihar konusu) Muhtesem procelerini, dahi cocuk hikayelerini, komik olmayan sakalarini, politik hezeyanlarini dinleyip bir mohito daha soyluyorum. RoketAdam’i su laflari kullanmasindan kolayca ayird edebiliyorum artik: o proje once bana geldi, cok yaniliyorsunuz, hic isim olmaz, onlara o odulu ben kazandirdim, cok saglam bir adam, bu benim hayalim, sektorun hali malum, vs…vs…





Bi de tabi unlu bir insani cumle icinde kullanma durumu var. Bu RoketAdam utanmasa Nasreddin Hoca’ya bile Nasreddin der. Ve kamusal bilgi haline gelmis bir takim anilari sanki o unlu kisinin agzindan dinlemis gibi sana anlatir. Nasreddin bigun gole gidiyomus…Nasrettin Hoca yani...Elinde de bi tas maya varmis…Bu arada o kadar kendinden emindir ki hikayeyi anlattigi insan mesela Nasreddin Hocanin oz ve oz torunu olsa ruhu duymaz, devam eder. Ya da daha kotusu o unlu insanin herhangi bir sekilde tanik oldugu en mahrem anini hic utanmadan sikilmadan sizle paylasir, bazen SMS, fotograf gibi kanitlar bile sunar. Nasreddin bigun karisini aldatmis bak valla diyorum ya inanmiyosan bak burda resmi var…

Hi-hi evet diye dinlemekten ceneniz, gicirdatmaktan disleriniz agrir.
bir ornekle benRoketAdamgordumleyemiyorum maalesef cunku hemen foyam ortaya cikiyo sonra kusenler, gicik kapanlar, bi lokma ekmek vermeyenler ooo girla gidiyo…

Ama sunu soyliyim ben sahsen RoketAdam’i gorur gormez nefret ediyor ve en gicikkkk surat ifademi takiniyorum. Sonra kendime kiziyorum onyargili oldugum icin ve belki de bu adam RoketAdam diil diyip tum samimiyetimle anlaticaklari seyleri dinliyorm pur dikkat. Sonra cok nazik bir sekilde kendi fikrimi (karsi tarafin sordugu) soyluyor ve sebeplerini acikliyorum. Sonra karsidan bir sinyal kelime geliyor ya da RoketAdam direkman cakmagini cikarip elini totosuna goturuyor ve bende super acima duygulari canlaniyor. O zaman hemen RoketAdam’in her dedigini onaylamaya, onu destekleyecek uydurma anekdotlar anlatarak gulumsemeye basliyorum ve “vizyonunuz ne kadar genis” diyorum. Bu RoketAdam’da 18 yasinda bakir bi cocuga “pipin ne kadar buyuk” demekle ayni etkiyi yaptigi icin toplanti genelde mutlu bir noktada sonlaniyor. RoketAdam goklere dogru yukseliyor yeni maceralara kanat aciyor.
Bense cabukcabuk yuruyup metroyu yakalamaya calisirken (roketadam taksiye biner) duygularini belli etmeme, networking, bogazlamak istedigin insanlarla cikar icabi gorusmeye devam etme gibi gunumuzun son derece normal ve gerekli islerini beceremedigim icin kendime kiziyorum.

Sonra ayfonumdan bizim generasyonun tek ve gercek sesi Ayca Sen Baskan'in en sevdigim donme dolap sarkisini acip tiris tiris fakirhaneme donuyorum:

“ya ben cok sikildim ama sizden/ozguvenden yer sarsanlar/buronuzdan kacmam gerek/arkadaslari bulmam gerek”

ditditdidiii…
ditditdidiiiii...

Etiketler: , ,

03 May 2009

hi-hi evet


bugun cok onemli kararlar verdim
sonraciima bu cok onemli kararlari verisimi kutlamak icin de
george enistenizin eyyyyyyyvallaaahh adini verdigim free style bir resmini sizlerle paylasmaya karar verdim
bu karar verme isinde simdiden cok iyi olduumu hissediorm

Etiketler:

13 Nis 2009

Pinar Selek'e tanigiz



dostlari arkadaslari kendi deyimleriyle "Pinar'in kim olmadigini ve ne yapmadigini anlatmaya calismaktansa kim oldugunu ve neler yaptigini anlatan" bir web sitesi hazirlamislar. Siteye buradan, pinar selek kim ki ne diyorsaniz derleyici toparlayici Yildirim Turker yazisina buradan ulasabilirsiniz

bu tur yalabbimsenbilirsin turu sacmaliklarin bir an once son bulmasi dilegiyle
Firat'in sahane lafiyla hep beraber yuksek sesle SUPANEKE DINIMIZ AMIN

Etiketler: ,

12 Nis 2009

Self-Portrait as Bitch Pleeze Blogger



bildigin ben
haha yazik bana

bu arada bitch pleeze nasil bisi yenir mi uflenir mi diosaniz
bu sahane phrase'in universal sozluk anlami olarak Suri Cruise'in beyni yikanmis nane limon surat annecigi KAtie Cruise'a bakarkenki resmini kanit minvalinde sunarim
iste bitch pleeze budur:

Etiketler: , ,

03 Nis 2009

yerli muz

hala istanbuldayim. gelmeme az kaldi
mailler icin milles milles milles merci
cok tatlisiniz
xoxo

23 Şub 2009

Domo arigato Mr. Roboto ve Tum Gercekleriyle Oscar

Oscar ballot’i kaybettim. Cok fena bozuldum. Ustelik taksi pesinde kosarken sifayi da kapmisim. Ama bu demek diil ki gecenin dedikodusunu yapamiycam. Loonybin yatakyastik arasi tepside laptopdan gorev askiyla bildirir yavrucum:

Gecenin en muhtesem ani: Best Animated Short Film’I kazanan KunioKato’nun konusmasi. Aynen soyleydi: “So heavy. Sank you very much. Sank you, my supporters. Sank you, all my staff. Sank you, my pencil. Sank you, Academy. Sank you, animation. Sank you my company, Robot. Domo arigato, Mr. Roboto. Sank you very much.”Hahahhahahhahahaha. Oscar tarihinin en dahiyane konusmasiydi. Bir an icin kaybettigimi unutup neselendim bile.


Mr. Roboto Oscar Speech - Watch more

Gecenin en komik one liner’i: Steve Martin’in Tina Fey’e donup “don’t fall in love with me” demesi.

Gecenin en yasasin odulu: Penelope Cruz. Hem dunyanin en guzel filminde, dunyanin en guzel rolunu oyna hem dunyanin en guzel adamiyla sevis hem de oscari kap. Nihayet 2 kelime ingilizce de ogrenmis. Belli kardesini de seviyo. Afferin kiz sana.

Gecenin en ilham verici/ah ah keske Turkiyede de olsa ani: Milk’in senaryo yazari Dustin Lance Black’in gay ve lezbiyen cocuklara seslendigi ve “kim ne derse desin tanri sizi seviyor ve size soz veriyorum cok yakinda bu ulkede hepimiz esit haklara sahip olucaz” dedigi konusmasi. Sirf mesajin icerigi/muhimligi yuzunden diil, odul alan birinin Kodak tiyatrosunun disinda da bir dunya oldugunu, o dunyanin cocuklarinin, evkadinlarinin, atiyorum yazar/aktor olmak isteyen genclerinin falan da kalpleri carparak bu aslinda gerzo torene ve bu insanlarin agizlarindan cikan sozlere ne denli kiymet verdigini anlamis olmasi ve onlara seslenmesi acisindan da (90 derece) onemliydi bence. Darisi yalniz ve hetero ulkemin basina.

Gecenin en basarisiz valla gay diilim cabasi: High School Musical’daki Zac Effron’un yagli saclariyla bi yandan gogsunden kus fiskirmis fecahat kilikli kiro kiz arkadasinin elini tutmasi bi yandan sagdan soldan gecen aktorlere bakip bakip yutkunmasi. Dustin abi bana yardim et demesini oneriyoruz kendisine. Gulp gulp.

Gecenin en munasebetsiz kiligi: Heath Ledger’in annesi ve kizkardesinin alli pullu emmeli gommeli kiliklari. Abi allah rahmet eylesin kardesin cocugun olmus, odulunu almaya gelmissin. Insan biraz usturuplu bisiler giyer, ne bilym giy siyah bisi hayir yine shik bisi giy ama ne o oyle koldan sarkan puskuller rukuslukler. Bi de aktor diilsin sanatci diilsin gormemis gibi bi gayret bi gayret. Ayrica da madem Matilda da Matilda bi zahmet cocugun anasina da iki cift tatli soz soyleseydiniz. Ay bilmiorm sinir oldum ben.

Gecenin en buyuk terbiyesizlikleri: En iyi erkek oyuncu odulu verilirken Michael Douglas’in Frost Nixon’la aday olan Frank Langella’ya “senin Nixon yorumun butun oburlerini sildi supurdu valla ustadim” demesi. Cus! Yaninda duran Anthony Hopkins de 1995’de Nixon’I oynamis veoscar’a a aday olmus bu arada. Ayip yaaaahuuu! Ve Sean Penn’in karisina tesekkur etmemesi. Guya onceden kararlastirmislar da guya karisina ederse butun ailesini saymasi gerekirmis de guya onu ne kadar sevdigini biliyomus da..Elin Sata Matsuzawa’sina tesekkur ediosun ama. Kim abi pardon Sata Matsuwaza? Hasta olsan bi corba pisirmez. Ayip valla.

Gecenin en bilimsel ve sok-sok-sok gozlemi: Gece boyunca en sasirdigim sey erkeklerin konuya hakimiyet duzeyi oldu yavrucum. Ne kadar cok biliyolar ya, ve nasil her konuda bi yorumlari var valla sastim kaldim. Yok Beyonce’nin bacagi kalinmis, yok Reese Witherspoon kilo almis, yok Angelina’nin yuzugu ne kadar guzelmis, yok Anne Hathaway ne kadar icten sevinmis, yok bu senenin rengi bej ve beyazmis. Hele 80 90 kusagi erkeklerinin magazin uzmanligi beni bitirdi cidden sulu goturdu susuz getirdi sapka cikariyorum.

Gecenin en kotu giyinen ama acimaya mahal yok kadinlari:
Selma Hayek (Ama olsun multimilyarder kocasi var)
Reese Witherspoon (ama olsun Jake Gylenhall’la sevisiyo).
Amy Adams (ama olsun Oscar’a aday oldu)
Jessica Biel (ama olsun kadin cikinca bizim partiden “Jessica basini gogsume yasla” tezahuratlari yukseldi)

Gecenin en icten pazarlikli giciklari: Rihanna dayagi yiyince meydan buna kaldi diye icten ice sevinen ama ciciyenge pozundan gecilmeyen bi sene de sen sarki soylemesen olmaz seni gidi kiro Beyonce ve Jennifer Aniston ciktiginda gulumsiycek diye bobrek tasi dusuren bir numarali sosyopat Angelina Jolie.

Gecenin en buyuk haksizligi: Benim kaybetmem ve baskasinin kazanmasi. obviously.

Etiketler: , , , ,

21 Şub 2009

OscarTatlim

Listemi yayinlayamiyorm tatlim cunku yarinki ballotda herkesi utmem lazim. Boru diil ortada yuzlerce dolar var. Hirsliyim Adanaliyim. Ama kisa kisa filmlere bakalim gel. Cok cabuk yazcam cunku kathy griffine yetismem lazim.

SlumDog Millionnaire: Olmus sayilir. Newyorker’da commerical for poverty diodu. Biraz oole cidden. Zaten Boyle’in trainspotting’i de junkie reklami gibiydi di mi? Cekiliyo gerci cunku cocuklu bolumler cok sahane. Laylaylom izliosun. Narrative fikri de guzel. Ama cocuklar buyudukten sonraki kisimlar cok klise. Offf o kuvette paralar falan. Oyk.

Benjamin Button: Olmamis. Icinde dugme olan guzel bi film gormek istiyosaniz Caroline’a gidin. Benjamin cok sikici cok uzun. Forrest Gump’i yazan adam yazmis. Fatih Ozguven ne derse desin anlatim, formul falan ayni. Ama bi farkla: bu Benjamin’in karsisina cikan insanlarin hicbirinin akibetini merak etmiyosunuz hicbi olayla da baglanti kurdurmuyo size. Ben 3 saatin ikibucugunu trailerinda gordugum havuz sahnesini bekleyerek gecirdim o da surdu mu onbes saniye. Hadi yakisiklilas, hadi brad pitt ol artikkkk diye diye icim sisti valla. Hirsimdan bi buyuk misiri goturmusum. Ama su da var bu rolu bi tek Brad oynarmis. Adam o kadar guzelligin, gencligin ta kendisi ki o kisacik anlari cilaliyo, ihtisamlandiriyo. Cate de cok guzel. Ben boyle cilt gormedim omru hayatimda. Ama o kadar. Gerisi fissss.

Wrestler: Olmus. Hikaye cok klise aslinda. Aranovskiden baskasinin elinde gayet bi Lifetime Movie olabilirmis. Mickey Rourke dahiyane bi secim. Adam kendisini oynuyo cunku. O dusmus haller, o comeback cabasi, o bi yandan self-destruction bi yandan narsizm... Dovus sahneleri de muhtesemdi. Son derece yuzeysel ve simarik sanicaginiz bi community’nin naif hallerini, humanizmini falan o kadar guzel anlatmis ki...sevdim cok ya yazikkkkkkk.

Milk: Biraz olmus biraz olmamis. Herhalde kendisi icin degerli bi hikayeyi anlatirken bencillik etmiym ne kadar cok insana ulasirsam kardir diye mi dusunmus nedir cok konvansiyonel bi dille cekmis flmi Gus Van Sant. O alistigimiz kaygan, siirsel gercekcilik yok hic. Gayet teatral bi film olmus, kolayca bi Broadway muzikaline falan uyarlanabilir yani. Ama yine de bi etkileniyosunuz tabi. Hikaye guzel. Karakterler gercek. Emile Hirsch, James Franco cok iyi. Sean Penn bi siritiyo ama. Hafif ozurlu gibi oynamis Harvey Milk’i. Valla bak atmiyorm ulubey de ayni seyi soyledi ki kendisi halkin sesidir boyle durumlarda. I am Sam’deki rolunun bi kac oktav indirilmisini dusunun sesler eller kollar oyle. Sonunda hicirhicir agladim ama. Izlenir.

Bu aradaaaa unutuyodum The Visitor diyorum. HArika bi film. Ha-ri-ka!


Beyleyken bele iste. Doubt’la Rachel getting Married'i yarin sabah izlicem. Frost Nixon’i izleyemicem cunku offfffffffff cok sikici. Reader’i da izlemicem cunku kimse kusura bakmasin Nazi kampi ve soykirim filmlerini izleyemiyorm artik. Yeter valla.
Pazartesi oscar partisi hikayelerini yazarim. Mucuksokalipso.

UPDATE: hahahaha. "siirsel gercekcilik" yazmisim. kiniyorum kendimi. yaziklar olsun kendi kendime emeklerime. nese edit etmiym de ibret olsun bi daha evden cikmaya 5 dakka kala post yazmak yok.
Reader'i da izledim bu arada. fena diildi. yani eh.

Etiketler: ,