Bi arkadasimin dokuz yasinda bi oglu var…ay boyle diyince de cok kuru oldu. Bi arkadasimin kardesim kadar sevdigim..yok boyle dersem pasli bacaklarimi ortadan ikiye ayirir. Eee…o zaman 9 yasinda biii…ARKADASIM var. Diyelim. Var abi evet arkadasim, aynen arkasindayim bu tanimimin.
Bu arkadasimla iste, -ki kendisine nono diyoruz- gecen sene sekiz yasindayken bisi konusuyoduk. Ben bi an korktum konu agir mi gelir acaba diye “anladin mi?” dedim. Hey alllaaaam ifadesiyle suratima bakip “sekiz yasinda cocugum niye anlamiycakmisim ki?” yi oturttu nono. O kadar dogru ki. Gunumuzde (öhöö öhhö) 8 yasinda cocugun anlamayacagi bisey yok. Bi yandan teknolojinin ta icine dogmus “digital natives” bebeler olduklari, bi yandan da bizim gibi feristah teyzenin getirdigi bakrac sutlerle ya da amerikan lan bu faydalidir daya cocuga bos kalorili nesquiklerle degil susu de la fifi organic gidalarla vitaminlerle falan buyudukleri icin son derece sulu getirir susuz goturur bi kimyadalar. Diger yandan da ogrendikleri bilgi baska azizim. bilgi ilerledi bilgi epistemoloji diyorum yap bi mixtape mark ronson abi diyorum sen anla.

Hayir bizim de elimiz armut toplamiyodu tamam..Ben mesela paslinin arkadaslarina hava atma vesilesi olarak kullanmayi sevdigi “bi kere bin ilkokuldayken tutunamazlar’I okurdu tamam mi pehh” dogrulugundan artik kendimin de supheye dusmeye basladigi sehir efsanesindeki gibi dediim dedik akilli bidik bi kizdim. Ama yani sanatsal uretim duzeyim de dogan kardes yarismasinda mansiyon alan ve nurettin ogretmenin muhtemelen atam atam sen kalk da ben yatam konulu olmadii icin “senden daha iyisini beklerdim bin” dierek hevesimi kirdigi “kis gunesi” adli saheser siirim (tarkandan intihal sok sok sok), pasli ve cigdemle cikardigimiz zavalli otesi hanimeli dergimiz ve simdilerde ubersuper mesur olan ilkokul arkadasimi basrolunde oynattigim tEyatro oyunlarimla sinirliydi. Ki bunlari simdi okusak hahahahhahaa kekoya baaak ayy gunahh beee diye dalgalanacagimiza garanti verebilirim. Sununla alakasi yoktu yani.
Diyceim o ki, max de 8 yasinda. ama klasik kesim 8. Cepsiz pilesiz: facebooksuz, googlesiz ve hig school musicalsiz. Sene 1963. Max yalniz. Max’i sallayan, ya da onun istedigi gibi sallayan (dizinde, kucaginda, basimin ustunde yerinvarinda) ...yok. O da sinir yapiyo o zaman, hisim yapiyo tantrum yapiyo ustunde kurt kostumu. Annesi sana aksam yemegi yok! diye dooru odasina yolluyo Max’i. O zaman iste Max’in hicir hicirligindan, kizginligindan bi orman buruyo odayi, bi de okyanus. Max uzuntusunun yelkenlerini ufure ufure aliyo basini gidiyo ormanin taaa nerelerine vahsi seylerin yanina. Krali oluyo onlarin kiriyo, dokuyo, oynuyo. Sonra geri geliyo ne zaman ki ozluyo evini karni da acikiyo hem, bi bakiyo yemegi odasinda ustelik hala daha sicak.
Sonraciima sene oluyo 2009. Maurice Sendak’in bir tek ekstra baglaca bile ihtiyac duymadan on satirda anlattigi, Rousseau’ninkilere tas cikaran cetrefiili ormanlari ve kukreyen, oynayan, dis bileyen vahsi seyleriyle susledigi muhtesem,/mukemmel/muazzam/masterpiece kitabi “where the wild things are” Spike Jonze’un yonettigi bir filme donusuyo.

Jonze bu film icin oyle iyi bir secim ki. Bi kere baska kimseyle calismamis bile olsaydi es keza, Charlie Kaufman’la ortakliginin gosterdigi uzere iyi yazarin derdinden anlayan bi yonetmen. Sendak da cok guvenmis zaten, yapimciligini da yapmis filmin, sonuctan da pek bi memnunmus oyle diyo. Sonra yine being John malkovich, Adaptation gibi dolambacli, ikircikli, her tur yoruma acik textlerin yonetmeni olmasi sifatiyla bir psikanaliz harikasi, bir cocuk masali, ofkeye dair felsefi bi cozumleme falan gibi bi milyon ayri yere bilet kesebileceginiz “where the wild things are” ucagini belki de en hakkini vererek kullanabilecek pilot. Sonra Jackass’in yaraticilarindan biri olmasi sifatiyla da Max’in ve vahsi seylerin atlamalarini ziplamalarini kirmalarini dokmelerini ve o azmis oglan cocugu mentalitesini en iyi verebilecek adam/cocuklardan biri. Klipleri de unutmamak lazim tabii. Bjorkdur, chemical brothers’dir REM’dir bi hayat oncesinin hikayeleri gibi geliyo simdi ama, Jonze on satirdan koca bi film yapmayi, hem de uzatmadan sarkitmadan hikayeyi anlatmayi kliplerden ogrenmis midir valla bana uyar.
Jonze senaryoyu Dave Eggers’la yazmis. O da mustesna ve gayet ‘cuk” bi isim bu proje icin. Turkiye’de cok bilindigini sanmiyorum, ama belki Away We Go’nun yazari olarak bilinebilir, festivallerin birinde gosterilmisti sanki. Karisiyla yazmislardi, kendi hikayeleri herhal. Fena diildi arada oyle alternatifiz ki bizden film olur kocaciiim moduyla baymisti beni ama... Neyse dergiciligi, yayinciligi falan bir yana bence Eggers’i Max’e yakinlastiran ozelligi yalniz bir cocuklugu olmasi ve yalniz bir cocukken baska bir yalniz cocugu buyutmesi azizem. Eggers’in annesi babasi olmus zira, abisi ablalari da firrrrttt ortadan kaybolunca kucuk kardesine o bakmis okulu falan birakip. Sonra da baya Pulitzer adayi falan bi kitap yapti bu oykusunu zaten: A Heartbreaking Work of Staggering Genius diye. Kitaptaki karakterleri kendi duygularinin aracilari gibi kullanmasini filmde vahsi seyleri n zaman zaman Max’in hayatindaki karakterleri, zaman zaman da kendi alter egosunu ve duygularini temsil etme haline cok benzettim ben, ve cok sevdim.
Wild things bi cocuk filmi olmamis, gazeteler cocuklarin aglaya zirlaya ciktigini anlatiyo sinemalardan. Bizim seansta cok cocuk viziltisi duymadik, cikista da uzgunden ziyade buyulenmis gibiydi mini insanlar. Ama ben de oyleydim. Nasil mutlu nasil guzel kalktim koltugumdan. Ustum basim misir, bi yandan gozumun yasini bi yandan elimdeki cikolata lekelerini silmeye calisarak-ayni vahsi seyler gibi pis sumuklu pasakli les gibi- ciktim salondan. Vahsi seyleri kukla olarak tasarlamislar. İclerinde de James Gandolfini, Forest Whitaker gibi (en cok 2sini sevdim ben) baba aktorler var. Bi tek surat ifadelerini digital olarak eklemisler. Filmde Max’in ailesi ve yalnizliginin sebepleri de daha cok islenmis kitaptan. Vahsi seylerin arasina karistiginda evdeki sorunlarin, anneye kardese babaya kizginliklarin nasil canlandigini ve referanslandigini daha net goruyorsunuz. Ama oyle bir haydi kitabi aciklayalim kurulugunda da degil hicbirsey. Buyulu cok, cok guzel.
Bence spike jonze kariyerinin en guzel filmini cekmis, hatta okyanuslar boyunca sevilecek, bir orman dolusu agac kere izlenicek bi masal cekmis. En en en sevdigim filmler listeme aliyorum wild things’i.
Nono’nun tatliligini, zamanli zamansiz (bize gore) manali manasiz tantrumlarini dusunuyorum sonra. Anlar miydi demiyorum cunku “9 yasinda cocugum niye anlamiycak misim” ama sever miydi onu kestirmeye calisiyorum filmi. Severdi diyorum herhalde. Cunku ne kadar seni beni laptopunda sallar zekasinda, 13 yasimdayim ama en baba moda yazari oldum cengaverliginde de olsalar, ve nono ne kadar dunyanin en mutlu cocuklarindan biri olacak kadar tadindan yenmez bi ailede buyuyo da olsa, cocuk cocuk be. Yalnizligi ayni yalnizlik, odasina gidip kocaman bi carsaf ev kurmasi ayni saklanmacilik, annesinin etegini cekistirmesi ayni bi tek beni boyle sev bak ama sozvercilik, ancak bir kardesin kardes olma bilgilerinin ustaligiyla kirdiginda o kadar aciyan kalp ayni kalp... Sonra herkesden nefret ettigine cok eminken ve kizginligin ustune kendi kendine aciyarak akittigin hicirdak gozyasinin yaptigi cizbizla cikan hafif atesini ve pembelesmis yanaklarini sonduren “baristik mi” opucugu ayni opucuk. Onun ardindan gelen tatli uyku hele...1963'den 2009'a sanmam ki degismis olsun...
Where the wild things’i hemen izleyin. Bulabilirseniz dave eggers’in yazdigi spin off’u da edinin. Kitabin orjinali, zaten....Hani kucukken yatarsiniz da kapinin arasindan bi isik sizar anneniz babaniz hala ayakta demektir o, evde hayatin devam ettigini bilerek daha bi guvenle uyursunuz ya, oyle bi his kapliycak icinizi..hahha amma iddiali konustum. Ama bak valla, ahan da suraya yaziyorum.
Etiketler: boyle de bir insan var, film, nono, where the wild things are