burgaclanan boyutlar ve alisan
Tevfik Fikret falan, pozisyonumuz belli olmuştur herhal. Olsun, biz yine de açıklayalım. Birkaç haftadır Türk Güncel Edebiyatı Açık Büfe’sine şıpıdık terlikle dalan Rus turist tadında yaşıyorum. Dergilere abone olmalar, olunamayanları ziyarete gelenlere sipariş etmeler, ne çıkmış kim ne yapmışlanmalar…Ne ki okuduklarımdan hiçbişi anlamıyorum. Son kontrol ettiğimde bu kadar salak değildim ben yahu…
Tarih ödevini Anabritanica’dan çeken tembel töngeller gibi mutfağa doğru seslenmek geliyor içimden “Burgaçlanan boyutlar ne demek anneeeee?” “Peki dıştalamak ne demeeekk?”
En bi sevdiğim yazarın yeni kitabı çıkmış. Üst üste 4 yazı 2 röportaj hatmettim, kitabın ne hakkında olduğuna dair en ufak bi fikrim yok. Ve içimde bu röportajların mektup yoluyla yapıldığına dair bi ampül çakıyor..Zira konuşma dilinde insan bu kadar çok üç nokta ve tırnak kullanamaz…dokunur.
Tam bu yüksek dili ve bilgi dağarcığını anlayamadığıma kanaat getirip vazgeçecekken bi de bakıyorum irtifa kaybediyoruz. Dergi 1, sayfa 27: “Sait Faik ne diyordu? ‘Herşey bir insanı sevmekle başlar’”. Allah allah, “bir insanı sevmekle başlar herşey” olmasın o sakın? Aynı sayfa, iniş takımları açıldı sayın yolcular: “Küçük sokakları, eski yapılara doyamam.” Hmmm. Hadi dil sürçer diyelim, imla kılavuzu da yok mudur el altında?
Birkaç ay önce Türkiye’nin ilk fantastik edebiyat örneği diye tanıtılan bi roman okumuştum. Kahramanların adlarının bile doğru yazılmasının becerilemediği sayfaları çevirdikçe “abi piyasa yıkılacak elimizi çabuk tutalım” mantığıyla printer’dan direk matbaaya koşturulan metnin editörüne sinir olmuştum. E hadi bunlar havaalanı kitapları, Daniela Steel hopbaları, bizim hapşursa amin diyeceğimiz köşetaşlarına ne oluyor dersiniz?
Enivey. Haftasonu kırmızı arabanın içinde turlarken aşina olduğum nefis şarkının dediği gibi “bu konulara girmeyelim”. Kırmızı arabaya neden binildi, nerelere gidildi, o da bir sonraki yazımızın konusu olsun. Lütfen efendim, “olay bitmiştir, büyütmeyelim”.
