Beni 21. Yüzyıla Gelince Uyandırın ve Oskarlar

Bloga o kadar uzun zamandır bişi yazmamışım ki bilgisayarın başına oturunca Hugo’daki bozulmuş teneke robotçuk gibi hissettim kendimi. Bunda Oskarların eğlence düzeyinin makarna suyunun kaynamasını beklemekten hallice olmasının da payı var elbet. Gelgelelim üşengeçliğin Hollywood’da yeri yok o yüzden kirimizi pasımızı silelim & gelin Oskar gecesinin en dan dan dandanakan anlarına beraber bakalım Angelina Jolie’nin lades kemiği bacak dekoltesini her gördüğünde “nesine, bradpitine” diyip çıt diye orta yerinden ayırası gelen kuzusarmalarım:

Uyumuyorum gözlerimi dinlendiriyorum: Billy Crystal’ın 1998’in sonlarına doğru içi geçmiş ve “ben biraz kestiricem 21. Yüzyıla gelince kaldırırsınız” diyip uzanıvermiş kimse de amcayı uyandırmaya kıyamamış gibi bi havası vardı. O yüzünü siyaha boyayıp Sammy Davis Jr. kılığına girmek gibi Heidi’nin dağ köyündeki keçilerin bile ırkçılık saydığı bayat şakayı; tatsız Hitler esprilerini; “ılgaz anadolunun sen yüce bir dağısın” tadındaki şarkılarını; ve The Help’i sunarken “filmi izleyince ilk gördüğüm siyah kadına sarılmak istedim ama en yakındaki Beverly Hills’e 45 dakika uzaklıktaydı” derken hiç gocunmamasını başka türlü açıklayamıyorum zira. Gerçi akademi üyelerinin %90’inin 88 yasında pamuk beyazında zrilyonerden oluştuğu ve bu seneki filmlerin konularının da sırasıyla ah o eski filmler (Hugo, The Artist); ah o eski politikacılar (Iron Lady); ah o eski starlar (My Week with Marilyn); ah o eski siyahlar (The Help); ah o eski felaketler (War Horse, Extremely Loud & Incredibly Close) ; ah o eski sanatçılar (Midnight in Paris) ve dünya ateşten bir toptu (Tree of Life) olduğu düşünülürse Billy Crystal da mükemmel bir seçim bravo dedeler diyip mevzuyu kapatabiliriz.


Bi kerecik hoplar mısın tavşan kardeş: Michelle Williams’ın bu “öyle masumum ki saçımı küçük serçeler taradı, ayakkabımı pofuduk tavşancıklar bağladı, bu kazığı yutmama da kanatlı bebek melekler yardım etti” hallerine tahammül edemiyorum. Bi yandan da bu kadar “prensim kuleye tırmanırken saçımın bi teli koptu o yüzden kesmek zorunda kaldım” karakterinde bi kız yıllarca Dawson’s Creek’de o çatır çatır ağzına geleni söyleyen bitchy Jen Lindley’i nasıl oynamış, demek ki bombastik bi aktör demekten de kendimi alamıyorum. Bu Michelle kim gibi biliyo musunuz, siz kızlar tuvaletinde kafanız bi dünya “abi orçuncan hoş yalnız, ben buna bi hamle yapiym” dediğinizde “hayır sakın öyle bişi yapma kendine saygın yok mu, sen çok daha iyilerine layıksın” diyip sizi çöp gibi hissettirip vazgeçiren, 2 ay sonra da doğumgünü partinize orçuncan dallamasıyla elele gelen kızlar olur ya, hah bu Michelle o işte..

Okşan Okşancan: Bi arkadaşım The Artist için “bu filmi her gördüğümde spor salonunun önünden geçiyomuş gibi hissediyorum. Allahım gitmem lazım, gitmem lazım ama hiç gitmek istemiyorum…” demişti. Ayyy-nenn! Bu filmin “ayyy yacık çok iyi kalpli” olmasından başka bi tane orijinal tarafını gösterin oskar heykelciğini evde sıcak kalıba döküp ben vericem size. Geçen ay bende kalan Fransız arkadaşlarım filmlerini izletince aşina olduğum Jean Dujardin veya başka bi deyişle Okşan Okşancan’ıysa ciddiye alamıyorum kusura bakmasın kimse. Tamam adam sempatik anladık da kariyeri Bir Kadın Bir Erkek’in Fransız versiyonu ve James Bond’un o “yakışıklı olduğum kadar da emperyalist ve gerizekalıyımdır” hallerini tiye alan vasattan hallice OSS 117’den ibaret bi insan nihayetinde..Bu tür kekomanya filmlerin kazanmasının önüne geçmek için de Weinstein Company’nin filmlerinin bir iki sene Oskarlara girmesinin yasaklanmasını öneriyorum abi. Ne kadar gerzo şey varsa insan üstü PR kampanyaları sayesinde parsayı topluyo zira. Wim Wenders’ın muhteşem Pina’sı dururken en iyi belgeseli yine bunların manasız Undefeated’i aldı . Ay neyse konuşturmayın Weinstein Oscars diye bi googlelayın siz de gıcık olucaksınız eminim.

Gecenin en güzel giyinen kadını: maalesef -mökkemmel Tom Ford elbisesiyle mega uyuz, bayan ortopedik yatak bazası Gwyneth Paltrow. Ve lütfen çoban şakası yapmayın.
Gecenin en eve gidip höngürhıçır ağlayan insanı: ödül sezonunun bitmesiyle kontratı sona eren ve baba evine geri dönüp “sevgili dünlük, george’u çok özlüyorum” yazmaya hazırlanan clooney’nin kiralık güreşçi manitası Stacy Keibler
Gecenin en kaymak kadayıf adamları: sırf göbeği 80 kilo çeken dombisliği ve içinde küçük sirkelerin yuva yaptığı karman çorman sakalına rağmen “abi bu adamın gideri var” hislerime engel olamadığım Zach Galifianakis ve en iyi uyarlama senaryoyu kazanınca Angelina Jolie’nin bacak pozunu taklit eden tatlıcık Jim Rash. Community’de Dean’ı oynuyo isterseniz gidip bakın şeker bişi.
Gecenin en çok merak ettiğim insanı: A Better Life’daki bahçıvan rolüyle en iyi erkek oyuncuya aday olan , hani şu Weeds’deki mafya babasını canlandıran Demián Bichir..Hakkında kabak çekirdeği kabuğu kadar bilgim vardı ama kendini anlattığı şu yazıyı okuyunca çok sevdim, filmi izliycem siz de izleyin..

İşte beleyken beele kuzusarmalarım..Terrence Malick, Woody Allen ya da Wim Wenders üşenmeyip oskarları izlemiş midir bilmiyorum ama Octavia Spencer’in şu “iyi hadi kazandık bitti dağılabilirsiniz” pozu gecenin bayıklığını özetliyo bence.

Mucukso ve de kalipso..

Hemen Paylaş:
  • Digg
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Google Bookmarks
  • email
  • FriendFeed
  • Live
  • RSS
  • Tumblr
  • Twitter
  • Yahoo! Bookmarks

Leave a Reply