apple

Alisveris ve Mimari

Posted in apple, mimari, new york on July 20th, 2006 by Loony Bin – Be the first to comment

ana vatan Istanbul Kanyon ve benzeri mimari saheserlerle sahlanadursun, New York yavru vatan ticaret ve mimari nasil evlendirilir konulu odevinden tam notu cakti cocuklar..
5. caddede yeni acilan Apple dukkani bir konsept dehasi mi desem ne desem, tamamen transparan camdan olusan dis cephesinden yine cam bir asansorle nerd cennetinin icine isinlaniveriyorsunuz..Alkislar Bohlin Cywinski Jackson ve ekibine..
aslinda yeni bi teknoloci kesfetseler ve disarisi yine sirf seffaf cam olsa da icerisi gozukmese, ama icerisi direk dukkan olsa asansorle baska bi kata inmeden icerden disarisi gozukse direk, daha da kallavi olurdu bence.. bi nevi bakan otosunun dukkan versiyonu yani..bu fikrimin patentini mi alsam napsam?
ikinci alisveris suhekasi, sohoda yeni acilan LongChamps dukkani arkadaslar..Thomas Hadderwick tasarimli iluzyonist-likid gorunumlu bi merdiven var ki, canta almaya mi geldim (-ki gelmedim, diger tum merakli turistler ve bloggerlarla beraber merdivenin resmini cekmeye geldim-) yoksam ultra moderin bi kaleydeskopun icine mi dustum bi bocalayiveriyorsunuz..nasi cikcam ben bu basamaklari dusmem mi diye sasalarken, alisveris de bi nevi sanattir bir kere daha anlamis oluyorsunuz..
turk mimarlara armagan olsun!!!

vincent gallo ve apple

Posted in apple, boyle de bir insan var, new york, vincent gallo on July 15th, 2005 by Loony Bin – Be the first to comment

Apple’in dükkanındaydım. Paslı’nin bilgisayarı alınacak. Vergi ödememek için z’yi bekliyorum. Z’nin vergi muafiyet kartı var çünkü. Z ünlü birilerini görmeyi çok seviyor. Gördüğü her eli yüzü düzgün insana potansiyel ünlü muamelesi yapıyor ve benim excessive magazin dergisi takip düzeyimi bildiğinden beni güvenilir bi referans noktası olarak görüyor. Bi kaç ünlü görüp hava atmışlığım da var, o yüzden sık sık soruyor, bin şu ünlü mü, bak bak yandaki ay bu var ya kesin biridir..
Z’yle aynı anda dükkana vincent gallo giriyor. Hani şu Buffalo 66’de falan oynayan sakallı karizmatik, son filmi elinde patlayan yönetmen/kurator/müzisyen adam. Kendisini bi süre önce de bizim sokakta görmüştüm, bu yuzden çok heycanlanmıyorum ve makbule geçer zannıyla “aaa, z bak john gallo” diorum, çünkü adamın adını unuttum. Z birden panik oluyor, “hani nerde nerde” diyor, kolumu sıkıyor, beni adamın olduğu tarafa sürüklüyor..bu arada vincent ya da john gallo’nun kim olduğuna dair en ufak bir fikri yok. Bi yandan kendinden geçmiş bi biçimde soruyor, “kim bu kim ya söylesene..” Ben de eşit miktarda paniklemiş durumdayım artık, “Ay dur hatırlayamıyorum, neydi adamın adı” diyip duruyorum, bi yandan kolumu kurtarmaya çalışıyorum. O sırada Z adamın yüzünü göreceği stratejik bi nokta arıyor, “tamam şimdi sen bana bisi anlatıyormuş gibi yap” diyor. Oysa biz Türkçe konuşuyoruz ve adamın ya da herhangi birinin konuşmamızın içeriğini anlamasına olanak yok, dolayısıyla rol yapmamıza da gerek yok. Ayrıca Gallo yaklaşık 10 metre uzağımızda maillerine bakıyor, dükkanda bizden başka adamı umursayan kimse de yok ve adamın ne olup bittiğine dair en ufak bir fikri de YOK. Zaten 5 dakka içinde de dükkandan çıkıyor.
Ben resmen yumulmuş kolumu Z’den kurtarıyorum, boş bilgisayarlardan birine girip adamın aklımda kalan bi filmini Google’liyoruz ve Z biraz önce hayal meyal gördüğü adamın gerçekten ünlü birini olduğunu öğrenip çok seviniyor. “Ay bincim ben hep senle gezicem bundan sonra” diyor. Ben de Z’nin bana çektiği tax exempt kıyağına bi iyilikle karşılık verebilmenin huzurunu duyuyorum. Gülüyoruz.
Tam o sırada aklıma teyzem İstanbul’a yeni taşınmış gencecik bi körpeyken Ankaralı arkadaşının annesinin “eee şekerim İstanbul nasıl ünlüleri görüyor musunuz” demesi geliyor. Z’ye söylemiyim alınır belki derken kasiyer kız bilgisayarı getiriyor, dağılıyoruz..