asabiyet

RoketAdam ve Onlenemez Yukselisi

Posted in asabiyet, boyle de bir insan var, roket adam on May 5th, 2009 by Loony Bin – Be the first to comment

Kendi totosundan cikan gazi yine kendisi cakma marifetiyle alev alan ve goge yukselen bir insan cesidi var. Bu esnada da allaam bakin ama nasil da yukseliyorum, goklere ciktim, listelerin en tepesine yerlestim, MTV bana mektup yazmis evine cagiriyo gibi konusur dururlar. Ben bu adamlardan biktim. Adlarini da RoketAdam koydum. RoketAdam ve onlenemez yukselisi…

RoketAdam’la is munasebetiyle bazen de normal hayatda kuvvetle muhtemel ihtimalle birilerinin kocam beye saygi gosterin sevip oksayin parlatin cilalayin kullanim kilavuzuyla hayatima giren kocasi, karisi, kankasi, sevgilisi olarak pek cok karsilasiyorum (bu da ayri bir yazi hayir hayir roman hayir hayir intihar konusu) Muhtesem procelerini, dahi cocuk hikayelerini, komik olmayan sakalarini, politik hezeyanlarini dinleyip bir mohito daha soyluyorum. RoketAdam’i su laflari kullanmasindan kolayca ayird edebiliyorum artik: o proje once bana geldi, cok yaniliyorsunuz, hic isim olmaz, onlara o odulu ben kazandirdim, cok saglam bir adam, bu benim hayalim, sektorun hali malum, vs…vs…

Bi de tabi unlu bir insani cumle icinde kullanma durumu var. Bu RoketAdam utanmasa Nasreddin Hoca’ya bile Nasreddin der. Ve kamusal bilgi haline gelmis bir takim anilari sanki o unlu kisinin agzindan dinlemis gibi sana anlatir. Nasreddin bigun gole gidiyomus…Nasrettin Hoca yani…Elinde de bi tas maya varmis…Bu arada o kadar kendinden emindir ki hikayeyi anlattigi insan mesela Nasreddin Hocanin oz ve oz torunu olsa ruhu duymaz, devam eder. Ya da daha kotusu o unlu insanin herhangi bir sekilde tanik oldugu en mahrem anini hic utanmadan sikilmadan sizle paylasir, bazen SMS, fotograf gibi kanitlar bile sunar. Nasreddin bigun karisini aldatmis bak valla diyorum ya inanmiyosan bak burda resmi var…

Hi-hi evet diye dinlemekten ceneniz, gicirdatmaktan disleriniz agrir.
bir ornekle benRoketAdamgordumleyemiyorum maalesef cunku hemen foyam ortaya cikiyo sonra kusenler, gicik kapanlar, bi lokma ekmek vermeyenler ooo girla gidiyo…

Ama sunu soyliyim ben sahsen RoketAdam’i gorur gormez nefret ediyor ve en gicikkkk surat ifademi takiniyorum. Sonra kendime kiziyorum onyargili oldugum icin ve belki de bu adam RoketAdam diil diyip tum samimiyetimle anlaticaklari seyleri dinliyorm pur dikkat. Sonra cok nazik bir sekilde kendi fikrimi (karsi tarafin sordugu) soyluyor ve sebeplerini acikliyorum. Sonra karsidan bir sinyal kelime geliyor ya da RoketAdam direkman cakmagini cikarip elini totosuna goturuyor ve bende super acima duygulari canlaniyor. O zaman hemen RoketAdam’in her dedigini onaylamaya, onu destekleyecek uydurma anekdotlar anlatarak gulumsemeye basliyorum ve “vizyonunuz ne kadar genis” diyorum. Bu RoketAdam’da 18 yasinda bakir bi cocuga “pipin ne kadar buyuk” demekle ayni etkiyi yaptigi icin toplanti genelde mutlu bir noktada sonlaniyor. RoketAdam goklere dogru yukseliyor yeni maceralara kanat aciyor.
Bense cabukcabuk yuruyup metroyu yakalamaya calisirken (roketadam taksiye biner) duygularini belli etmeme, networking, bogazlamak istedigin insanlarla cikar icabi gorusmeye devam etme gibi gunumuzun son derece normal ve gerekli islerini beceremedigim icin kendime kiziyorum.

Sonra ayfonumdan bizim generasyonun tek ve gercek sesi Ayca Sen Baskan’in en sevdigim donme dolap sarkisini acip tiris tiris fakirhaneme donuyorum:

“ya ben cok sikildim ama sizden/ozguvenden yer sarsanlar/buronuzdan kacmam gerek/arkadaslari bulmam gerek”

ditditdidiii…
ditditdidiiiii…

ayip denen bisey & derdest New Yorker

Posted in asabiyet, medya, new yorker, sabah on June 6th, 2008 by Loony Bin – Be the first to comment

seneler once bi arkadasim Turkiye’den cok unlu bir sinema yazarinin nasil bir elestirisini dupeduz imdb‘deki okur yorumlarindan kelime kelime kopyalayarak yazdigini gostermisti, cenelerimiz yere dusmustu.
sonra sonra alistik tabi…zaten “guzel ve yalniz” ulkemizde aldigimiz sahane egitimler sayesinde o kadar ustasiyiz ki apart otel paperlar, odevler, makaleler yazmanin. Ben dahil hepimizin kulliyati bu hande yener orneklerle dolu e koymuyo tabi baskalari da yapinca…
kaldi ki tezlerini asiran profesorler, romanlarini asiran yazarlar, televizyon programini apartan televizyoncudan apartan obur televizyoncular derken Turk medyasinin ufak magazin haberlerinden tutun da koseyazilarina kadar yaptigi copy paste haberlerin/yazilarin da vakayi adliye folderlarimizda yerini almasinin nesi sasirtici o da ayri…
dergilerin mesur “derleyen” imzali yazilarini saymaya tenezzul bile etmiyorum. Nerden derlendigi mechul tabi..yalniz bence kit ingilizceli dergicilerin yapboz yazilarina derleme degil de “derdest” demek daha hakkaniyetli olabilir..

universitede derslerle sifir alakadar ama gayet zeki bi arkadasim vardi. sinavlardan once son dakka yanimiza gelip “sunlari bana bi anlatsaniza” derdi. sonra biz iyiniyetimizle cabucak anlatmaya calisirken de begenmezdi “kafami karistirmadan yalniz” diye cemkirirdi…
bu da o hesap..madem derliyosun kafamizi karistirmadan yap be kardesim, anlayamiyoruz..
enivey..

gecenlerde Turk gazetelerine bakiyodum. Sabah’in Cumartesi ekinde Kaya Genc imzali bi haber gordum. Bu arkadasimiz gitmis New Yorker’in gecen haftalardaki bi sayisindaki Pascal Dangin portresini kirpmis, bicmis, guzelim yaziyi dumb-down edip Sabah okurlarinin Cumartesi keyfine layik dutturu bi hale sokmus. Fotograflari da sagli sollu aynen yapistirmis habere, ne bir kredi vermis yazara, ne New Yorker’in adi geciyo…bi de imzasini cakmis!! Ya da belki bu insan edebiyle yapmistir cevirisini de yazisileri boyle basmayi uygun gormustur bilemiyoruz..2. secenek birincisinden de feci bi durum tabi de, neyse….

E ayip denen bisi var ama aaaaaaaaaalandim bi anda ben de napiym. Yani Turk basininin yabanci kaynaklardan yararlanmasi, kayda deger yazilari cevirip okuyucuya sunmasi falan das shon hatta bazen gerekli tabii de…Bari adabiyla yapin ya, aparttigin yer de US Weekly degil ki be kuzum, koskoca New Yorker…Insan bi referans verir. Guya yazili basinda da imza’nin bi serefi vardir diye biliriz. Rutin habere imza atilmaz/attirilmaz, sittin saat ugrasmis da olsan atilmaz, ajansdan alinmis habere imza atilmaz.. Kaldi ki cevirinin de bi sahsiyeti var, onemi var, annesi var babasi var, uzulmezler mi?

Bi de vaziyetin okuyucuyu salak yerine koyma tarafi var ki, o daha da sinir…ha bi akilli sensin cunku? Yav bu dergiler heryerde satiliyor artik..Gerci new Yorker 17 milyondu en son ama haha, internette hepsi carsaf carsaf bedava..kimi kandiriyosun? Anne sutu dururken nie sise sut koyuyosun biberonumuza medya amca? Kaldi ki buyuduk biz..Kati mama yeme vaktimiz geldi de geciyo bile..Bi zahmet yardimci ol noooluuurrrr.

Orijinal haber burda

Kopya haber de burda

Posted in Turkiye, asabiyet, ugur mumcu on January 19th, 2007 by Loony Bin – Be the first to comment

Ugur Mumcu yan sokagimizda otururdu. Bomba patladiginda evde tek basima oldugumu, her yerin buyuk bir deprem olmuscasina sarsildigini, ve ne kadar korktugumu hatirliyorum…Bugun Turkiye’den binlerce kilometre uzaktayim. Degisen hicbisey yok…

turkilizce

Posted in asabiyet, boyle de bir insan var on November 24th, 2005 by Loony Bin – Be the first to comment

bugun Ingilizceyi Turk aksaniyla, Turkceyi de Amerikan aksaniyla konusan biriyle tanistim. dediklerinin yarisindan cogunu anlamadim. acayip bi durum oldu..ben Amerika’dan gayet ozneli yuklemli cumleler kuruyorum karsimdaki cocuk Turkiye’den “teshekurlegh istanbul” diyen u2 havasinda..
benzer bi durumu bi Turk restoraninda sikca yasiyoruz..kapidaki hostes musterileri oyle bi hello’yla karsiliyor ki sanirsiniz Hugh Grant..sonra spesiyalleri saymaya gecince hanya konya tam manasiyla hayat buluyor elbet: vihevverinayskebabs.. ha bu iyi niyetli tuccar grubunu number one dj’i sendromundan muzdarip genclige bin defa tercih ederim o ayri mevzu..
gecenlerde guzide bi insanin sordugu soru kafamda yankilaniveriyor:
-bu insanlari kendi habitatlarinda mi goruntulediniz?
-he valla oole oldu…

burgaclanan boyutlar ve alisan

Posted in Turkiye, asabiyet, boyle de bir insan var, entel dantel on November 17th, 2005 by Loony Bin – Be the first to comment

Tevfik Fikret falan, pozisyonumuz belli olmuştur herhal. Olsun, biz yine de açıklayalım. Birkaç haftadır Türk Güncel Edebiyatı Açık Büfe’sine şıpıdık terlikle dalan Rus turist tadında yaşıyorum. Dergilere abone olmalar, olunamayanları ziyarete gelenlere sipariş etmeler, ne çıkmış kim ne yapmışlanmalar…Ne ki okuduklarımdan hiçbişi anlamıyorum. Son kontrol ettiğimde bu kadar salak değildim ben yahu…
Tarih ödevini Anabritanica’dan çeken tembel töngeller gibi mutfağa doğru seslenmek geliyor içimden “Burgaçlanan boyutlar ne demek anneeeee?” “Peki dıştalamak ne demeeekk?”
En bi sevdiğim yazarın yeni kitabı çıkmış. Üst üste 4 yazı 2 röportaj hatmettim, kitabın ne hakkında olduğuna dair en ufak bi fikrim yok. Ve içimde bu röportajların mektup yoluyla yapıldığına dair bi ampül çakıyor..Zira konuşma dilinde insan bu kadar çok üç nokta ve tırnak kullanamaz…dokunur.
Tam bu yüksek dili ve bilgi dağarcığını anlayamadığıma kanaat getirip vazgeçecekken bi de bakıyorum irtifa kaybediyoruz. Dergi 1, sayfa 27: “Sait Faik ne diyordu? ‘Herşey bir insanı sevmekle başlar’”. Allah allah, “bir insanı sevmekle başlar herşey” olmasın o sakın? Aynı sayfa, iniş takımları açıldı sayın yolcular: “Küçük sokakları, eski yapılara doyamam.” Hmmm. Hadi dil sürçer diyelim, imla kılavuzu da yok mudur el altında?
Birkaç ay önce Türkiye’nin ilk fantastik edebiyat örneği diye tanıtılan bi roman okumuştum. Kahramanların adlarının bile doğru yazılmasının becerilemediği sayfaları çevirdikçe “abi piyasa yıkılacak elimizi çabuk tutalım” mantığıyla printer’dan direk matbaaya koşturulan metnin editörüne sinir olmuştum. E hadi bunlar havaalanı kitapları, Daniela Steel hopbaları, bizim hapşursa amin diyeceğimiz köşetaşlarına ne oluyor dersiniz?
Enivey. Haftasonu kırmızı arabanın içinde turlarken aşina olduğum nefis şarkının dediği gibi “bu konulara girmeyelim”. Kırmızı arabaya neden binildi, nerelere gidildi, o da bir sonraki yazımızın konusu olsun. Lütfen efendim, “olay bitmiştir, büyütmeyelim”.

1. Geleneksel PKTB Odulleri

Posted in Turkiye, asabiyet, petek dincoz on October 18th, 2005 by Loony Bin – Be the first to comment

Kabul etmeliyim ki Türk magazin dünyası Amerika’dakinden çok daha enteresan. Amerika’da bi ünlüyü medyada görme ihtimaliniz samimiyetden uzak red carpet organizasyonlar ve dikkatlice planlanmış “Tam da spordan geldim Starbucks’dan kahve alıcaktım siz de nerden çıktınız?” enstantaneleri ile sınırlıdır. Misal Ber geçen hafta Havana Café’de Cameron Diaz’i görmüş ama, Justin’le evlenip evlenmicekleri hakkında bi malumat alamamıs.
Alamaz. Çünkü burada bir ünlünün özel hayatı hakkında açıklamalarda bulunduğu okazyonlar (sözkonusu acayip bi tarikat tarafından beyni yıkanmış bi Tom Cruise değilse) People dergisine milyon dolara satılmış manasız yeni doğmuş bebek resimleri ve “Kendimi yogaya verdim. Acıyla başa çıkmanın yolu kişisel gelişimden geçer” falan gibi marketing tatavalarından ibaret. Ne kadar uğraşırsanız uğraşın Jennifer Anniston’a mesela Canlı Hayat’da “Brad’in beni boynuzladığı gece” dramatizasyonu yaptıramazsınız. Bir senedir bekliyoruz hala öğrenemedik Jessica Simpson’la kocası boşanıcak mı boşanmıcak mı? El insaf.
Halbuki bizde öyle mi? Şebnem Scheffer ne güzel demiş “Tertemiz bıraktı Şenol beni” diye. Çocuk da armut mu toplasın cevap vermiş « Ne kadar erkeğim annesi de kendisi de bilir » diye. Ha şöyle, sıkılmayın çocuklar anlatın, aile içinde gizli saklı olmaz.
Türkiye’de « magazin » o kadar küçük bir çevrede yaşanıyor ve o çevreye mensup olmayanlarımız da öyle yapay bi aidiyet duygusu geliştirmiş durumda ki, zaten herkesin herşeye dair ya bi fikri ya bi bilgisi var. Ya da başka bi deyişle biz hepimiz mutlu küçük bi aileyiz. Belki de bu yüzden Yeşim Salkım « Bütün Türkiye’ye sevgi dersi vericez » diyo, belki tam da bu yüzden Hülya Avşar Türk bayraklı balona tekme atınca hakkında kamu davası açılabiliyor. Böyle acayip, disfunctional bi toplumsal samimiyet, herkesin herkese ve herşeye karşı sorumlu olduğu bi altta kalanın canı çıksın dünyası…
Kaya Hülya’yi bilmemkimle aldatıyo haberini okuduğunuzda mesela « Amaaan ben zaten onları hede hödöde balık yerken görmüştüm » demeniz, ya da Türk popüler kültürünün en bi berrak aynası Ekşi Sözlük’de herhangi bi ünlüye baktığınızda kişisel bilgilerle donatılmış bi «bilmemkimin eski sevgilisi, bilmemnerenin müdavimi » ya da « bir gece vakti bana kırmızı gül veren pıtırcık insan » vari entrylere rastlamanız işten bile değil.
Eğer bu şanslı çekirdek aileye dahil değilseniz de dert etmeyin çünkü kaçırdığınız detayları muhtemelen MSN kaydı ya da telefon konuşması şeklinde ertesi gün bayinizde bulmanız çok bi muhtemel.
Kamusal alanlarda türban takamayacağınız ama kamunun gözü önünde tecavüze uğrayabileceğiniz ve muhtemelen « kimbilir napmıştır» nakaratına maruz kalacağınız bi ülke burası. Belki bu yüzden Yeşim Salkım’a hak verdim eni konu. Ne güzel demiş kadın « Biz insan değil miyiz ? » diye. Ben şahsen Pazar Keyfi Toplumsal Barış (PKTB) Ödülü’nu kendisine vermeyi teklif ediyorum. Kabul edenler ???

tamba tumba esmer bomba

Posted in asabiyet, new york, pasli, tamba tumba on October 8th, 2005 by Loony Bin – Be the first to comment

Metroya bomba koycaklarmış. Biri diyo yok ööle bişi öbürü diyo hayır efendim illa da koycaklar, uyan ey ahali. Tamam biliyorz belediye başkanlıgı seçimleri, fear culture cart curt ama metroya binen d.t kendi d.tunuz olunca insan bi tırsıyo. Trende herkesin elinde aynı gazetenin aynı “terror alert” sayfası, herkes acaba mı diye capital şüphelerle birbirini suzuyo. Hah durağım geldi. So long suckers…
Sonra baya bi düşündüm, Allah muhafaza (ramazan icabı) bomba tepende patladı ölsen bi türlü ölmesen öbür türlü. Hani öyle sakat kalınca hayata 4 elle sarılcak Heidi’nin Clara’sı da diiliz ki…Hani filmlerde olur fizik tedavide 2 kenara tutunmuş yenicem ulan seni İstanbul havalı pembe yanaklı kızlar, etrafa umut dağıtsın, boşanmış ana babasını birleştirsin hastane odalarında. Katiyen olmaz, acılarımı kitap yapıp bakın çıkardığım hayat dersi falan…Huysuz iğrenç bi sakat olurum ben. Ay annecimmm..Sonra dedim hadi öldün, olup olcaın Hürriyet’in 2. sayfasında bi kare haber. Onlara da kepli yıllık resimlerini koyarlar hep. Benimki de nası çirkin-şiskoooo. Bana bak Paslı, bu görev senin, şöyle havali bi resmimi koy, şanımız yürüsün kuzu sarmam. hadi bakiym…

hukmu

Posted in asabiyet, hopciki on September 17th, 2005 by Loony Bin – Be the first to comment

pasaportumu kaybettim. hukumsuzdur.
lanet olsun. o da hukumsuzdur..

hopcikiyaya

Posted in asabiyet, boyle de bisi oldu, hopciki, talabani on September 14th, 2005 by Loony Bin – Be the first to comment

Sabahın 5’inde yatıp 8’de kalkıp 5’e kadar çalışıp 10’a kadar derse gidip eve geldim. Rock Star da kaçmış, beynimi rölantiye alıym diye Amerika’nin meclis TV’sine tekabül eden C-Span’i açtım. Talabani, Allah razı olsun abijim sizden, sizin kadar büyük bi devlet adamı sanmam bu cihana gelmiş olsun minvalinde bişiler söylüyodu Bush’a. Dedim yorgunluktan beynim mi aktı, yooo bizimki gayet present tense Ingilizcesi ve Özal’in karesi kemer ölçüsüyle “bizde her tür demokrasi mevcut” dedi. Dedi evet bunu dedi. Aynen böyle: ‘we have all kinds of democracy”. Yani kendi çapımda bi dolu basın toplantısına katılmışlığım var, nice al takke külah ve hatta çal be kabaracı muhabbeti gördüm böylesini görmedim. Daha neler dedi neler, bi de asker selamı çaktı, sonra bu 2si döndüler arkalarını homidi homidi artık nereye gidiliyosa…
Bi kere sessiz sinema oynuyoduk. Filmi anlatan haşare insan önce beni, sonra en yakın arkadaşımı göstermişti. Salise duraklamadan bilmiştik. Dumb and Dumberer!!!!
Déjà vu oldum Allah belamı versin.

Sanat mi büyük baş hayvan mi?

Posted in asabiyet, boyle de bir insan var, boyle de bisi oldu, new york on September 12th, 2005 by Loony Bin – Be the first to comment

New Jersey’e gidilmesi gerekiyodu, gittik. Daha yola çıkmadan farketmeye başladım bunu; aman yarabbim söyliycek ne çok negatif şeyim var. Herşeye önce bi hayır. Dedim kendimi durdurmam lazım. Tren boyunca söyliycek iyi huylu bişiler bulmaya çalıştım. Yol kısaymış, çok fırsatım olmadı.
Trenden indik, baktım Jersey acayip bi yer. Sampuana vergi yok, saç kremine var. Kendilerince bi adalet sistemi kurmuşlar zahir, karışmadım. Toplantının olduğu binaya girdik. Herkes bi mutlu. Noluyo dedim, meğer Kalamış Marina manzarası varmıs. Pıtır pıtır yelkenliler, vapurlar, bişiler. G’nın eşyalarını yana atıp kendimce en seyirlik yere oturdum. Ayol Jersey ne güzelmiş’lendim. B. “Aşağıda Sand Bar var” dedi, “nefis..” Sonra elini güçlendirmek için “Halikarnas Disko gibi” diye ekledi. Ben mi insanları tanımıyorum onlar mı beni diye düşünürken trende aldığım kararı unutmuşum, başladım yine herşeye itiraz etmeye.
Haklı mıyım, haklıyım. Ama bazı insanlar var yumuşak yumuşak anlatıyolar dertlerini, nası özeniyorum. Hiçbişeyden şikayet etmiyolar, işlerini seviyolar. K. mesela. Saat Türkiye’de olmuş sabahın 4’u. Kaldırdık çocuğu uykusundan, bana mısın demedi. Anlattı da anlattı.
Akşam LC’ye “ben olsam …. kalkmazdim” dedim. Guldu. “Hayatımda gördüğüm en terbiyesiz insansin” dedi. Evet ya, değişmem lazım. Hem terbiyesiz hem herşeye itiraz, hayat böyle geçmez.
Enivey, herkesin hayatla bi başa çıkma mekanizması var. A. mesela. Çalıştığı kata indik. Abuk subuk filmler izliyip broker olmaya heveslenen körpe dimağları bi uyarıym da ben: sakınn ha! Ofisi geç, cubicle bile yok, 30 santimlik bi masada sen hıyar, yandaki tuzluk oturuyosun. Önünde 3 ekran, 2 telefon ahizesi, bacak bacağa atıcak yer yok yahu. Dedim çıkarın beni burdan. Yanımda fotoğrafçı bi arkadaşım vardı. O halimden anlar sandım. “Bi anda binlerce kımıl kımıl hamam böceği üstüme üstüme geliyomuş gibi oldum.” dedim. Meğersem onun da umru diilmiş sanat manat, bi nevi işadamı olcakmış. E öbürü desen mis gibi yolunu çizmişti, bi anda nevri dondu; ressam olcakmış…
İşte böyle senelerce bağırma çağırma, herşeye peki babacım, olur örtmenim…Delleniyosun heralde bi anda.
Ama bak şu da var, sanatçı takımı da fenalarda. Kaç asırdır senaryo yazarı bi adam var mesela, Free Willy’yi falan yazmıs. Ki özgürlüğüne kavuşan bi balinanın hikayesini anlatmak için aktör bi balina kullanmak düpedüz sahtekarlık..Adam da gel zaman git zaman çaptan düşmüş zaten. Evde tutulmayan senaryolardan küçük dağlar olmuş. Tutmuş bigün birine ateş etmiş, sonra o delik deşik senaryodan bronz bi heykel yapmış, bi güzel resimler de çekmiş, gitmiş bi sergi açmış. Yaaa..Elin oğlu kabiliyetsizliğinden sanat, başarısızlığından başarı çıkarsın biz hala eti mi sütü mü? Bu hayat böyle geçmez kardeşim.
Ama bak, benim sevdiğim dünya bambaşka bi paralelde, o da ayrı. Biri var, askere gitmemek için 150 kilo olmuş mesela, yemek yiyip yiyip “vatani görevimi yapıorm” diomus. Başka bi tane var, açıköğretime gidiyomus. Kanal 4de ki dersleri asıp South Park izliyomuş bütün gün. Sanatdı, büyük baş hayvandı hikaye bunlar. Sevdiğin şeyi yapıcaksın. Üstüne para vericek bi de enayi bulcaksın. Sesini çıkarana da önce bi itiraz, ısrar ederse de bağırıp çağırcaksın. 2 aya milli kahraman olmazsan, ben de adam değilim. Ayrica begenmeyen de kucuk ogluna almasin.