<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Loony Bin&#039;s Blog &#187; bale</title>
	<atom:link href="http://www.loonybinsblog.com/category/bale/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.loonybinsblog.com</link>
	<description>Çok da FiFi</description>
	<lastBuildDate>Fri, 27 May 2011 06:06:54 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0.1</generator>
		<item>
		<title>bale versus karate</title>
		<link>http://www.loonybinsblog.com/2006/04/bale-versus-karate/</link>
		<comments>http://www.loonybinsblog.com/2006/04/bale-versus-karate/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 09 Apr 2006 05:07:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Loony Bin</dc:creator>
				<category><![CDATA[bale]]></category>
		<category><![CDATA[boyle de bisi oldu]]></category>
		<category><![CDATA[new york]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://loonybinsblog.wordpress.com/2006/04/09/bale-versus-karate</guid>
		<description><![CDATA[Her koyunun yuları biyerlere bağlı, bunda şaşılacak bişey yok. Sanat dünyasının da yuları, dışardan her bi ne kadar bağımsız, snob falan gözükse de bi yerlere bağlı. Para lazım para. Bütün o konserler, filmler, danslar manslar, sergiler vesaireler parasız olmuyooooo. Bu yüzden müzelerin, efendime söyliyim festivallerin, balelerin, operaların falanların filanların büyük bi mesaisi insanlara yalvarmakla geçer: [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.juilliard.edu/res/0404_Tribute_Genira.jpg"><img alt="" src="http://www.juilliard.edu/res/0404_Tribute_Genira.jpg" border="0" /></a><br />Her koyunun yuları biyerlere bağlı, bunda şaşılacak bişey yok. Sanat dünyasının da yuları, dışardan her bi ne kadar bağımsız, snob falan gözükse de bi yerlere bağlı. Para lazım para. Bütün o konserler, filmler, danslar manslar, sergiler vesaireler parasız olmuyooooo. Bu yüzden müzelerin, efendime söyliyim festivallerin, balelerin, operaların falanların filanların büyük bi mesaisi insanlara yalvarmakla geçer: nolur sponsor olun, benefactor olun, yok friend olun o da olmadı member olun diye…<br />Amerika’da da tahmin edeceğiniz gibi bu işin b*ku çıkmış durumda. Her meblaya verilen bi takım avantajlar mevcut, ya da paranız yoktur da süslü bi yerde çalışıyorsunuzdur, o da olur. Artık göreceğiniz itibar müzenin kuratörleriyle öğle yemeği yiyip “sağa çek o resmi canım eğri olmuş biraz” demekten, La Traviata’nin provasında çekirdek çitlemeye varan geniş bi aralıkta seyreder.<br />Ben de geçenlerde bu tür insanlara kuyruk şeklinde yamanıp New York’un ve de dünyanın en bi sahane konservatuarlarından Juilliard’da bi bale dersini izlemeye gittim. Çocukluğumuzda da 7 senenin sonunda sınıftan atılmayla sonuçlanan bi bale mecaramız olmuş, o bakımdan pek bir karnımda kebelekler olay mahaline vardım ve heyecandan okulun girişini bulamadım. Ordan kızın tekine sordum. Kız da “balerin misiniz?” diyince bi sevindim bi sevindim ay ağlıcaktım nerdeyse. Gerçi bir an gözümün önüne bale hocasının “kapatın ağzınızı fil kaçar” ve nevi şirin esprileriyle süslü derslerde Paslı kıvrak hareketlerle hoplayıp zıplarken çektiğim kalas insan ızdırapları da gelmedi değil, ama çok aldırmadım. Ben bugüne bugün yabancı bi kimse tarafından balerin zannedilebilecek bi insandim, çene yukarı, popo içeri, Juilliard’in koridorlarina süzüldüm.<br />Balerin kızlar –ki hiçbirinin yaşı 15i geçmiyor- böyle pıtır pıtır uğur böcekleri misali yerlerini aldılar. Rengarenk taytlar, mayolar, kuşaklar, bişiler bişiler..Ben de senenin balerin modasını gözönüne alarak başladım irdelemeye: “acaba benim bacaklar bu taytları kaldırır mi, yok canım zorlamaya gerek yok kaldırmaz, hmmm şu tozlukları nerden almışlardır acaba?” diye diye etrafı kesiyorum. Bi yandan da hasetimden çatlamak üzereyim. Ama kızcağızlar zaten vücutlarının ve her hareketlerinin eleştirilmesine ve izlenmesine o kadar alışıklar ki, durumdan neredeyse hoşnut bi biçimde ısınma hareketleri yapıyorlar göstere göstere. Sınıfın yarısı ufacık tefecik içi dolu turşucuklar, yarısı da bacak boyu benim kafadan-başparmağa ölçülerime denk gelicek yavru ceylanlardan mütesekkil.<br />Bizim grubumuzsa benden ziyade yaşını basını almış ciddi ve başarılı hanımefendilerden oluşuyor. Benden başka hasetlenen de pek yok, tren kaçmış geçmiş olsun, aman da yavrucaklara bak tadındalar.<br />Dans başlıyor. Önce herşey inanılmaz zarif, bulutların üstünde gidiyor. Derken derken, bizim yavru ceylanlar terlemeye, popolarına kaçan mayoları çekiştirmeye, oflayıp poflamaya başlıyorlar. Dansın tmeposu artıyor böyle atlaya zıplaya beş santim dibimize kadar geliyor kızlar. Veeee, kızlar yakınlaştıkça etrafı önce bir ter, sonra da pırt kokusu sarmaya başlıyor. Kızlar garip gurup hareketleri yaparken bi noktadan sonra dayanamayıp gaz çıkarmaya başlıyorlar sanırım. Ben önce yanımdaki yaşlı teyzeden şüpheleniyorum, ama yok kadıncağızın her 5 dakkada 20 kişilik koku yaratması olacak şey değil.<br />Bi anda bütün kendime güvensizliklerimden sıyrılıyorum. Demek bizim bayan mükemmeller o kadar da mükemmel değillermis. Hadi canım, siz böyle bi 10 sene daha günde bi elma yiyip, kıvranadurun, ben çıkıp bi pizza attırıcam diyorum.<br />Bi kaç hafta sonra, bale tarzı çıtıpıtı işlerle alakası olmayan bi arkadaşım “hadi” diyor, ‘karate dersine gidi<a href="http://static.howstuffworks.com/gif/karate-class-2.jpg"><img alt="" src="http://static.howstuffworks.com/gif/karate-class-2.jpg" border="0" /></a>yoruz”. Bi gece öncenin alkolü henüz damarlarımda dolaşır vaziyette, çeşitli renk kuşaklara sahip ninjaların yanında yerimi alıyorum. Etrafta uğur böceğine ya da kelebeğe benzeyen pek kimseyi göremiyorum. Bahar modasına ilham olucak herhangi bir trend de ufukta gözükmüyor. Ama haklarını da yemeyeyim, ders boyunca kimsenin pırt yaptığına şahit olmuyorum. Sensei’nin karşısına geçip “kiaaaa” diye diye tekme savuruyoruz. Jackie Chan filmlerinde hiaaaayyttt sandığımız şeyin aslı kia imiş zira. Hocamız ilk defa karate yapan biri için çok sahane tekme attığımı söylüyor, tam “acaba bale kariyerimin bi faydası olmuş mudur dersiniz hocam?” diycekken kadın “50 sınav 50 mekik!!!” diye inliyor ve benim Kuğu Gölü geçmişimin tüm ehemmiyeti o anda son buluyor.<br />Ne sanatta ne sporda tutunabilen bi insanın ezikliğinde evimin yolunu tutuyorum ve ilerleyen günlerde Şehir Balesi’nden ve Spor Merkezi’nden ısrarla arayan kibar kadınların telefonlarını kendi kendimin sekreteriymiş gibi açıp şu cevabı veriyorum: nazik teklifiniz için teşekkürler ancak Binnaz hanım prensip icabi hiçbir kuruma üye olmamaktadır&#8230;”</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.loonybinsblog.com/2006/04/bale-versus-karate/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

