boyle de bir insan var

tum gercekleriyle emmyler ve shumai

Posted in boyle de bir insan var, emmy, neil patrick harris on September 23rd, 2009 by Loony Bin – 1 Comment

Emmylerin kirmizi halisini istanbuldan Pasliyla interaktif, toreni de pasli sizinca ulubeyle 1 gece oncenin kriminal hangoverini shumai doz asimiyla pasifize etmeye calisarak kanepede izledim. Gecenin sonunda karni tok ama onumuzdeki odul sezonu icin de umutsuzdum. Hayir mikik emmyler 3 saat suruyosa 10 en iyi film adayli oscarlar kac saat surer allah bilir. Cilemiz dolmuyo sevgili dotcomlarim…

Enivey gelelim gecenin fosforlu ve de firfirli kisimlarina:

bundan sonra senin adin grace olsun yavrucum: Neil Patrick Harris’in hayraniyiz platonik hastasiyiz. Sitcomun gunumuzdeki (carsamba) tek otenazi istemeyen ornegi how I met your mother’daki zeksi barney karakteri, cocuk yildizliktan ucuz dancing with the stars yarismacisina donmemeyi basaran kariyeri, gay oldugunu acikladiktan sonra kendini Rupert Everett tuzaklarina dusurtmeyip hinzir/masum bi gulumsemeyle kamuflajladigi “evet tahta, gucune mi gitti” coollugu, amator sihirbazliklari ve kendini hafife alabilmesiyle NPH yeni kuzusarmamiz olmus durumda ki daha tutmadi ama SJP misali bu kisaltma pek yakinda ustune yapisacak ve iconlasacaktir kendisi aha da suraya yaziyorum. Evet biraz anın populer ve tehlikesiz gay’i kafeslemeleriyle de gazlaniyor ama napalim o da nazar boncugu olsun mu olsun.


Anne bu teyzeler kim?:
ohooo gelsin glenn closelar cherry joneslar gitsin beyaz golgeler…kirisik sirt dekoltesi gormek istesem tavern on the green’de brunch yaparim ya da Samdan’a abone olurum. Lutfen oscarlar haric odul torenlerine 34C alti meme olcusu ve 50 yas ustu pasaportu olanlarin girmesi yasaklansin. Hic de fifimizde diilsiniz

Hakeme gozluk eline de sozluk:
bu kadar haksizlik yapilan bir odul toreni nicedir gormemistim oh mon dieu. Tracy Morgan, NPH, Jack McBrayer dururken en iyi yardimci komedi oyuncusunu girtlaklanasi ve ucuk gecer aman cocugum dikkat Michael Sheen’in gerzo abisi rolundeki adini bile bilmiyorum ama giydigi yelek yeterliydi adama vermeleri….Sonraciima Grey Gardens’daki gay iconu Little Edie roluyle kariyerinin rovasatasini atan, agzinin yana calmasini bile bu rol icin durduran zavalli Drew Barrymore’u es gecip ayni filmde annesini oynayan aman almissin bi Oskar zamaninda Jack Nicholson’i da goturmussun daha nedir yani bu hirsin Jessica Lange’e vermeleri..(hayir cunku rolu cok daha kucuk olmasina ragmen tutturdu illa ben de en iyi kadin oyuncu kategorisinde olucam diye)
Sonraaa Saturday Night Live’i atlamalari ki bu sene buttt-tun Amerika SNL’le yattik kalktik kardesim ayip bee, baydi bu beyaz orta yasli politikomik John Stewartlar falan…Ay sonra en iyi kadin oyuncu odulunu Diablo Cody’nin dususunun baslangici, bi allahin kulunun izlemedigi united states of tara’daki rolleriyle (5 rol birden oynuyo aman da cok is olmus) Toni Collette’e vermeleri…ve true blood’u kimsenin kaale almamasi…

Abi baskan zenci zaten ne gerek var:
sanirsin ki obamanin tac giymesiyle azinliklarin, hadi azinliklari gec en azindan zencilerin bari temsiliyetinde bi artis olucak. Yok anacim. Adamlar eskiden yalandan bi lan kac sene oldu zencilere odul vermedik attir bi denzel yapiyolardi artik onu da yapmiyolar nasil olsa babamiz zenci diyerekten. Amerikan televizyonu hala bir parmacik ballar haricinde omo beyazliginda. Orda bi kosede oyalasinlar kendilerini BET Awardsmus, ALMAymis bilmemneymis di mi… iyhhh adiler nolucak.

Rastgele gerzeklikler: Sarah McLachlan’ın basimiz saolsun sarkisi soylerken bi turlu durmayan kasi gozu eli ayagi oyle icliyim ki gozyasim olsa akardi halleri… January Jones, Debra Messing, Blake Lively (ki o da alti ay daha yasli ya da 500 gram daha sisman olsa basitlikten sinifta kalabilirdi) jennifer Carpenter ve Kristin Chenoweth (haha yarisini da saydim gerci) disinda herkesin ya cok bayik ya da feci kiro kiliklar giymesi…Orta dogulu kadin rollerinin kadrolu SSKlı oyuncusu Shohreh Aghdashloo’nun sigaradan catir catir catlamis sesi…Dexterla dizide kardesini oynayan karisinin niyeyse hala gozume bi ensest gelmeleri…Mac reklamlarindaki PC John Hodgman’in salaksacma sunuslari ve kameralarin Tina Fey’le Bob Newhart’in opusmesini gostermemesi…

Iste beleyken bele ay bu arada jimmy fallon cok tatli, ricky gervais de cok dahi di mi amalarim…Golden globes’da gorusmek dilegiyle operim TIVOlarinizdan

F*** My Life

Posted in FML, Michael jackson, boyle de bir insan var on July 16th, 2009 by Loony Bin – Be the first to comment

Bugun Michael Jackson’in kizi Parisle ayni ayakkabilari giydigimizi farkettim. Bugun, bayaa uzucu bi gundu.

Moby & NostaljiSpor Bin

Posted in boyle de bir insan var, moby, muzik, new york, yoncimik on July 10th, 2009 by Loony Bin – Be the first to comment

Eskiden bi Moby vardi majordu epey. Park orman’da mi ne konserine gitmistik dolunayli bi geceleyin. New York’dan geldiim ilk yazlardan biriydi, pasli’nin spor ayakkabilarini caldiim yillar gerilerde kalmis, hayatima H&M girmis bildigin nisanliyiz, umitspor bi hafiflik vardi omuzlarimda nothing can stop us nooowwwww baya icten soluyodum biliosunn Moby de New York’da yasiyo hi-hi evet gibilerinden… Sonra bi kere bi partimside gordum Moby’yi sonra ogrendim ki TeaNY diye bi cafesi varmis lower east side’da lennnn minnak bi yer adam servisi bile kendi yapiyo bole canim bi bakar misim Mobycim diye surrealleniveriyosun..Ben bu arada H&Mden Urban Outfitters’a terfi etmisim ve umitspor’da kontratim bitmek uzere hadi hayirlisi…

Sonra bi sure daha gecti baktim bu TeaNY marka caylar bildiin supermarketlerde satilir olmus tadi da bi gereksiz,Moby benim icin bi cay markasi resmen, nasi Yoncimik artik bi canta markasi hayatta aklina gelmez aboneyim abone’yi dinlemek ole bi moda gectim bi daha da cikamadim vesselam…

enivey davidlerim lynchlerim bole bole aradan yillar gecti derkennn geldik bi kac gun oncesineee..futbolu da birakmisim diil organik cay rakima buz koymuyorum oyle bi Ilyas Salman filmi hallerdeyim terfi edecek bi yer de kalmamis anasini satiym Barneys zili calsa kim o demiycem…Aaaaa bi baktim Moby’nin afisleri her yerde…wait for me diye ay oyle bi dokundu ki bana bu tipitip adamlar anlatamiyciimm: beklemez onlar beklemezzzz ayyy kuzummlandim birden.

Sonra eve geldim bi kosu dolabi actim bi zamanlar ugruna pasliyla soguk savaslar yasadigimiz mavi adidaslari buldum. bi kac sene once ay rahat edemezsin o ayagindakilerle ucaga binceksin al bunlari giy diye bana vermisti pasliko… yirtik pirtik hasat ama nasil guzeller opup sevesim geldi…sonra gittim albumu dinlemeye basladim, once pale horses, sonra mistake sonra wait for me…ustelik TeaNY’dan da ayrilmis Moby…Ferahspor formami giydim sonra, puripak oturdum bu dutturuk yaziyi yazdim ne sonunu bagladim ne bisi..

ve pale horses’in guftesi ole icli ki ishmael’lerim…bildiin hicirdak…

“Put me on the train, send me back to my home
Couldn’t live without you when I tried to roam
Put me by the window, let me see outside
Looking at the places where all my family died”

face doubles: ginnifer goodwin vs. goksel

Posted in boyle de bir insan var, face doubles, ginnifer goodwin, goksel on June 29th, 2009 by Loony Bin – Be the first to comment

uzun zamandir ihmal ettigimiz face doubles serimize ustelik de cizgi film diil gercek insanlarla geri donuyoruz sevgili albano ve rominalarim.
he’s not just that into you, big love, mona liza smile falandan ginnifer goodwin & depresyondayim & hayir bi kere ben nil karaibrahimgilden once de boyle giyiniyodumdan goksel…

Cirak de la Berber & Elektro Kolbasti

Posted in berber cirak, boyle de bir insan var, kolbasti, muzik on June 8th, 2009 by Loony Bin – Be the first to comment

berber cirakligindan daha fazla sevdigim bir meslek var diyemem. Berber ciraklari gelecegin stilistleri, eurovision birincileri, cakma hande yener menajerleri , klup isletmecileri ve oh la la champs elyseeleri’dir bi kere…berber ciragi uyanik olur, modanin hastasi, yeni trendlerin kulu kolesi olur. Seni 2 dakikada cozer; manitan mi terk etmis, pms mi cekiyosun, paran mi bitti, gece angelique’e mi otto’ya mi gidecek takimdansin saniyesinde anlar da sampuanli kafa masajinin dozajini, okunacak dergilerin gramajini ona gore ayarlar, killigina, ukalaligina, sigara dumanina ve ben sacimi hic boyamadim ki havalarina ya havle cekerek tahammul eder.

Ben mesela gece disari cikcak olsam “olmus mu?” diye bi kuafor ciragina sormayi tercih ederim kankama soracagima. Dikkatinizi cekiyorum dibi tutmus ve musterisini kaybetmemek icin her tur yalaMciliga tesne mosyo le kuafore degil henuz gozlem yetenegi & icguduleri aslanlarin arasinda var olmaya calisan bi zebra yavrusu kadar keskin olan, henuz hicbir aslanin metresi olmamis, saci en bi punk model tavus kusu, elleri en bi dun gece teyzekizimin dugunundeydik amma dansettik yaaa kinalisindan, tatli, durust, yeniyetme berber ciraklari en sevdigim meslek erbablaridir diyebilirim.

Ben sonra mesela istanbulda bi derginin moda editoru olsam toplarim en afilli kuaforlerin ciraklarini soyle Nylon tarzlisindan bi spread yaparim. Bak fikri verdim royaltylarimi blog hesabima bekliyorum ona gore.

Bu sahane sarkiyi da dansin ve danscinin dostu berber ciraklarina hediye etmek istiyorum musadenizle. hem de dergicilere ilham kayMagi olsun. (Ve kesinlikle gecen hafta kosedeki janjan berbere gittigimde “aa bakma ama suprizzzz o mon dieu harika oldu CAK!” diyerek sacimi hispanic pembe dizi kotu kadini misali arkada devasa bi fiyonk sekli vererek topuzlayan kuafore hediye etmiyorum. Vasiyetimdir ona gore.)

Enivey. Fransiz akimi elektropop kolbastinin en sahane orneginin sergilendigi bu neseli PARCA da yeniyetme seker Yelle kizimizin “a cause des garcons” (oglanlar yuzunden) sarkisinin nacizane bi remixi oluyo. Abi zaten oglanlar & oglanlar yuzunden cektiklerimiz olmasa ne berberler olurdu ne berber ciraklari. Buyrun burdan yakin:

[youtube=http://www.youtube.com/watch?v=bytf3gZMFkY&hl=en&fs=1&]

RoketAdam ve Onlenemez Yukselisi

Posted in asabiyet, boyle de bir insan var, roket adam on May 5th, 2009 by Loony Bin – Be the first to comment

Kendi totosundan cikan gazi yine kendisi cakma marifetiyle alev alan ve goge yukselen bir insan cesidi var. Bu esnada da allaam bakin ama nasil da yukseliyorum, goklere ciktim, listelerin en tepesine yerlestim, MTV bana mektup yazmis evine cagiriyo gibi konusur dururlar. Ben bu adamlardan biktim. Adlarini da RoketAdam koydum. RoketAdam ve onlenemez yukselisi…

RoketAdam’la is munasebetiyle bazen de normal hayatda kuvvetle muhtemel ihtimalle birilerinin kocam beye saygi gosterin sevip oksayin parlatin cilalayin kullanim kilavuzuyla hayatima giren kocasi, karisi, kankasi, sevgilisi olarak pek cok karsilasiyorum (bu da ayri bir yazi hayir hayir roman hayir hayir intihar konusu) Muhtesem procelerini, dahi cocuk hikayelerini, komik olmayan sakalarini, politik hezeyanlarini dinleyip bir mohito daha soyluyorum. RoketAdam’i su laflari kullanmasindan kolayca ayird edebiliyorum artik: o proje once bana geldi, cok yaniliyorsunuz, hic isim olmaz, onlara o odulu ben kazandirdim, cok saglam bir adam, bu benim hayalim, sektorun hali malum, vs…vs…

Bi de tabi unlu bir insani cumle icinde kullanma durumu var. Bu RoketAdam utanmasa Nasreddin Hoca’ya bile Nasreddin der. Ve kamusal bilgi haline gelmis bir takim anilari sanki o unlu kisinin agzindan dinlemis gibi sana anlatir. Nasreddin bigun gole gidiyomus…Nasrettin Hoca yani…Elinde de bi tas maya varmis…Bu arada o kadar kendinden emindir ki hikayeyi anlattigi insan mesela Nasreddin Hocanin oz ve oz torunu olsa ruhu duymaz, devam eder. Ya da daha kotusu o unlu insanin herhangi bir sekilde tanik oldugu en mahrem anini hic utanmadan sikilmadan sizle paylasir, bazen SMS, fotograf gibi kanitlar bile sunar. Nasreddin bigun karisini aldatmis bak valla diyorum ya inanmiyosan bak burda resmi var…

Hi-hi evet diye dinlemekten ceneniz, gicirdatmaktan disleriniz agrir.
bir ornekle benRoketAdamgordumleyemiyorum maalesef cunku hemen foyam ortaya cikiyo sonra kusenler, gicik kapanlar, bi lokma ekmek vermeyenler ooo girla gidiyo…

Ama sunu soyliyim ben sahsen RoketAdam’i gorur gormez nefret ediyor ve en gicikkkk surat ifademi takiniyorum. Sonra kendime kiziyorum onyargili oldugum icin ve belki de bu adam RoketAdam diil diyip tum samimiyetimle anlaticaklari seyleri dinliyorm pur dikkat. Sonra cok nazik bir sekilde kendi fikrimi (karsi tarafin sordugu) soyluyor ve sebeplerini acikliyorum. Sonra karsidan bir sinyal kelime geliyor ya da RoketAdam direkman cakmagini cikarip elini totosuna goturuyor ve bende super acima duygulari canlaniyor. O zaman hemen RoketAdam’in her dedigini onaylamaya, onu destekleyecek uydurma anekdotlar anlatarak gulumsemeye basliyorum ve “vizyonunuz ne kadar genis” diyorum. Bu RoketAdam’da 18 yasinda bakir bi cocuga “pipin ne kadar buyuk” demekle ayni etkiyi yaptigi icin toplanti genelde mutlu bir noktada sonlaniyor. RoketAdam goklere dogru yukseliyor yeni maceralara kanat aciyor.
Bense cabukcabuk yuruyup metroyu yakalamaya calisirken (roketadam taksiye biner) duygularini belli etmeme, networking, bogazlamak istedigin insanlarla cikar icabi gorusmeye devam etme gibi gunumuzun son derece normal ve gerekli islerini beceremedigim icin kendime kiziyorum.

Sonra ayfonumdan bizim generasyonun tek ve gercek sesi Ayca Sen Baskan’in en sevdigim donme dolap sarkisini acip tiris tiris fakirhaneme donuyorum:

“ya ben cok sikildim ama sizden/ozguvenden yer sarsanlar/buronuzdan kacmam gerek/arkadaslari bulmam gerek”

ditditdidiii…
ditditdidiiiii…

Bin Kunduz Askina

Posted in boyle de bir insan var, boyle de bisi oldu, new york, pasli on August 8th, 2006 by Loony Bin – Be the first to comment

Yakin tarihte soyle seyler oldu:

1) Pasli insanlik icin kucuk kendisi icin buyuk bi ameliyat gecirdi. Yolu neredeyse ilk defa hastaneye dustugu ve susune duskun bi kimse oldugu icin de ameliyata makyaj yapip gitmis. Ellerde ayaklarda ojeler. Ben aradigimda annem ve hemsireler bi gayret aseton ariyodu. Pasli da kendini savunuyodu: “ya valla azicik allik surdum bisi surmedim” diye. hahahhaha. Canim paslim..

2) Ananemi aradim. “Napiosun?” dedim. “Napiym yavrum guzel guzel yaslaniyorum” dedi.

3) Hayatima yeni dahil olan bi takim insanlar her nedense Turk olduguma inanmakta gucluk cekio. Insani zorla kimlik bunalimina sokar bunlar. Su tur konusmalardan gina geldi bin kunduz askina…
Fransiz insan: aa sen Italyan diil miydin?”
Bin: Yoo, Turkum ben
Fransiz insan: Italyan dediler ama bana
Bin: e ben soyluyorum iste Turkum, bana inanabilirsin
Fransiz insan: cocuklar, Bin Turkmus..
Amerikali insan: Biliyoruz. Ama Turkiye’de dogmamis. Sayilmaz.
Bin: Yoo, Turkiye’de dogdum
Amerikali insan: Orda yetismedin ama di mi?
Bin: Gayetle orda yetistim
Filistinli insan: Hadi ya?? Muslumansin yani????
Bin: Kendimce
Bosnali insan: Aaa bin sen Turk musun? Niye soylemedin?
Bin: Niye soyle miyim yaa, soyledim iste.
Bosnali insan: aa ne guzell. belki de kuzeniz haberimiz yok. Turkcesi neydi onun, hala mi?
Bin: yok kuzen.
Yunanli insan: neee bin Turk muymus? Turkiye’nin Ege’de kac ucaksavari var peki?
Bin: Ne?
Yunanli insan: bi oglen yemek yiyelim.
Bin: yiyelim anasini satiym.

Arkasi yarin..Dersim var simdi.

en iyi arkadas kime denir

Posted in boyle de bir insan var, en iyi arkadas on April 23rd, 2006 by Loony Bin – Be the first to comment

İlkokul 3’de bir Nesrin ortmenimiz vardi, acayip severdim. Genelde ogretmenlerin munis munis basini oksadigi bi kiz cocugu diildim aslinda. Mesela 4. sinifta Hicran diye bi ogretmen vardi kadina yemekhanenin ortasinda “Kompleksli!” diye bagirmistim. Pis, kaka, bok falan degil evet, dupeduz kompleksli demistim kadincagiza. Biraz cok bilmis bi cocuktum. Bir ara da kendimi ataosozu yazmaya vermistim. Ozel bi atasozleri defteri tutuyordum ve “bazi arkadasliklar ruj gibidir hemen cikiverir, bazilariysa rimel gibidir ne kadar yikasan da cikaramazsin” gibi yilik seyler yaziyordum. Birgun Nesrin ortmen bu defterimi bulmus ve icine sonra okuyup seviniym diye ‘seni seviyorum” yazmisti. Kendisi modern ve sanirim Blue Jean okuyan bir insandi.
Dun bi kiz cocugunun hikayesini anlatan bi roman okuyodum, birden bu pedagojik anim aklima geldi. Bunca yasin tecrubesiyle en iyi arkadas nediri tanimlayan yeni bir atasozu yazmaya karar verdim ve su sonuca vardim:
En iyi arkadas, doumgununuzun sabahinin korunde telefona sarilip huhuuu doum gunum kutlu olsuuun diye gocunmadan uykusunun icine ettginiz insandir. Ya da sittin sene ustuste doumgununu unutmaniza ragmen kuslugu 10 dakkadan fazla uzatmayan ve hatanin sizde degil, garip bir gunde dogan kendisinde oldugunu kabul eden arkadasinizdir. Veya da dogumgunuzde cok uzaklardan naber yav diye sizi arayan ama dogumgunuz oldugundan bihaber, ve siz bugun benim dogumgunum dediginizde de “vaay goruyo musun nasi iyi arkadasim” diyecek kadar piskin insandir. Ayrica da her sene calar saat gibi size ilk doumgunu mesajini atan ve 20 senedir ortaokul yilliginiza yazdigi ayni miyirdak cumleyi yazmasina ragmen sizi hicir hicir aglatan insandir. Bi de elbette serbetle, doumgunumuzz kutlu olsunnnn kuzu sarmammm-ne giyiceksin-nereye gidiceksin-kim gelicek-hediyeni begendin mi-supermis sen seninkini begendin mi cumlelerini ayni anda ciyak ciyak edebileceginiz ve dunyadaki ilk dogumgunuz sirasinda rahatina duskun siskonun teki oldugu icin annenizin karninda sizi iteklemek suretiyle kafanizi egrilten arkadasinizdir.
Enivey…Sag gosterip sol vuran bu postun manasi sudur: dogumgunume cok az kaldi. Paralarinizi birlestirip adam gibi bi hediye alin. Tshirtle falan baymayin beni.

arkasi yarin

Posted in boyle de bir insan var, boyle de bisi oldu, misafir, new york, ulubey on January 15th, 2006 by Loony Bin – Be the first to comment


Bi on gün sonra nefis ceketi alacak olan ama henüz bunun farkında olmayan 2. misafir teşrif ediyor. Kendisi geleceğin Ali, hatta Rahmi Koç’u, burnu akınca benden selpak isteyen ve yok diyince de “bi genç kızın çantasında nasıl selpak olmaz?” diye sinirlenen ama “madem nezleyim yanımda selpak taşıyayım” düşüncesi aklından asla geçmeyecek türde bi kişilik, ulubey’in arkadaşlıklar krallığında en sevdiği insan, benim de vezir mertebesine yükseltmekten gocunmayacağım favori bi kişi. Yoğun iş hayatına ara verip yeni yılı geçirmek için her sene olduğu gibi bu sene de New York’u tercih etmiş, onur duyuyoruz.
Bavul açılıyor; içinde toplam 10 parça eşya var. Hepsini geçen sene beraber almışız zaten. Toparlanıp bu seneki gardrobu düzmek üzere fiks mağazamıza giriyoruz. Ceket de orda. Zaten alan bir pişman almayan bin. On numara bi ceket. Çeşitli extra kombinlerle gardrobumuzu oluşturuyoruz. Zararı ödemek için kasaya geldiğimizde Christmas ambalesinden beyni bulanmış tezgahtar kız yazmıyor ceketi. Bir de üstelik kara geçmiş oluyoruz. Oley kısmı için adres sinema. Misafir 2 ve ben korku filmi izlemeyi seviyoruz. Ulubey sinemaya keyif için gidildiğini ve vaktini gerilerek geçirmekten hoşlanmadığını iddia ediyor. Onun tercihi Jennifer Anniston’lu Rumor Has It. Kendi aramızda biz bu duruma ödleklik diyoruz aslında ama dostlar arasında bu tür hakaretler yakışık almıyor, susuyoruz.
Filmimiz Wolf Creek. İlk 45 dakka bi discovery belgeseli havasında geçiyor. Bu ne lanlanıyoruz. Ama 46. dakkada öyle korkunç öyle korkunç şeyler oluyo ki, çıkmak istiyorum ben. Filmden çıkardığımız ana sonuç asla ama asla Avustralya’ya gidilmeyeceği ve hemen yarın ehliyet almam gerektiği. Bi de önce can sonra canan. Sapık bi katil peşinize takılırsa sizi kurtarmak için duracağımı zanetmeyin. Yanılırsınız.
Ertesi gün New York’da yapıcak bişey kalmadığına kanaat getirip Philadelphia’ya gidioruz. Burası misafir 2’nin avucunun içi. Bizi gezdiriyor. Ama bi takım kurallar var, hızlı hızlı yürünecek, dükkanlarda mola verilmeyecek ve mutlaka ama mutlaka center’a gidilecek. Ne zaman bi yerde durup resim falan çekmek istesek, hadi ama daha center’i görmediniz diyor. Center dediği de dandik bi sokaktan ibaret. Nedense oraya gitmeyi görev addetmiş kendine. Biz kendi aramızda buna delilik diyoruz aslında ama arkadaşlar arasında bu tür hakaretler yakışık almıyor, susuyoruz.
Oradan Rocky’nin hani merdivenlerinde tapırdadığı Art Museum’a gidiyoruz. Elbette tüm gerizekalı teenager oğlanlar talimde. Hadi diyorum siz de oynayın. Kahverengi kadife bej çizgili ceket sahibi bi insana denecek laf var denmeyecek laf var. Kınanıyorum. Çok da fifi.
Son durağımız aslında Philedelphia’ya gelme sebebimiz. Philly Cheese Steak Sandwich! Son altı senedir yıkanmamış t-shirtü ve beş saniye önce sümüğünü sildiği önlüğüyle servis yapan bayan white trash’in elinden mikrop yuvası ve dünyanın en lezzetli sandviçlerimizi alıyoruz. Elbette bi tur “abi bundan Taksim’e açacaksın bak nasıl satıyor” geyiği döndürdükten sonra biraz da Philly’nin sigara içilen medeni barlarında turlayıp vakitlice evimize dönmek üzere arabamıza biniyoruz.
Elimizde son derece detaylı bir Yahoo map request tarifi var. Ama içgüdülerine güvenen ve yazılı dokümanlarla arası pek hoş olmayan misafir 2 bu noktada evsahibi konumuna gelmiş olmanın da verdiği güvenle direksiyona geçiyor. Hiç vakit kaybetmeden kayboluyoruz. Takriben 5 motel ve 8 benzin istasyonuna yol sorduktan ve 42 dakika kim haklıydı diye kavga ettikten sonra ben doğru yolda olduğumuza kanaat getirip uyumaya başlıyorum. Yolculuk süremiz olan 2,5 saatin sonunda uyanıyorum ve tam olarak başladığımız noktada olduğumuzu kavrıyorum. Bu sefer şoför koltuğunda ulubey var. Zavallılar haldır haldır direksiyon sallarken tüm yolu arkada horuldayarak geçirmiş olmaktan hiç utanmayan bi edayla 2sini de azarlamaya başlıyorum. 6 saatin sonunda eve girdiğimizde kimse birbirinden haz etmiyor ve ben “hiç boşuna tartışmayın 2niz de eşit derecede gerizekalısınız” diyerek olaya mum dikiyorum. Bi de üstüne sabah 7de arabanın geri götürülmesi gerek. Küçük bi yazı tura töreninin akabinde ulubey küfrederek uykuya çekiliyor. Toplam 2 saati var zira.
Ertesi gün yılbaşı. Gıcıklığımızı elmalı votkada boğuyoruz ve diğer acayip arkadaşlarımızı da yanımıza katıp kendi çapımızda eğleniyoruz. Ertesi gün değil ondan ertesi gün misafir yurduna dönüyor. Nerdeyse son 15 yıldır her yılbaşını beraber geçirdiğim arkadaşımı taksiye bindirirken ağlıycak gibi oluyorum. “Yine gelirler di mi?” diyorum. “Tabi gelirler” diyo ulubey. Eve çıkıyoruz ve artık sadece bize kalmış olan kanepeye yayılıyoruz. 5 dakka sonra 5 dakka önceki halimden eser kalmıyor. “Oh be nihayet gittiler” diyorum, “evet” diyo ulubey, “nihayet”. Biz kendi aramızda buna psikolojik bozukluk diyoruz ama arkadaşlar arasında bu tür hakaretler yakışık almıyor, susuyoruz.

Misafirgiller

Posted in boyle de bir insan var, boyle de bisi oldu, misafir, new york on January 10th, 2006 by Loony Bin – Be the first to comment


O kadar uzun zamandır yazmadım ve o kadar çok şey oldu ki klavyenin başında şaşaladım bi. Bi ucundan tutuverelim.
Misafir geldi yılbaşı münasebetiyle. Misafir dediysem sen ben bizim oğlan. Çok özledim falan dedi biz de inandık, meğer alışverişe gelmiş haspa. İlk başta çok isime geldi aslında. Her sabah müzeye gidiyoruz diye çıkıyoruz, 5 dakka sonra şu dükkana bi bakalım mı diyip başlıyoruz yarın yokmuş gibi almaya. Ben de sitilist havalarına girmişim, bi ceket var herkese onu aldırmaya çalışıyorum kimse yanaşmıyor. Akşam savaş gazisi gibi geliyoruz eve, strike da var ortalama 30 kilometre fln yürüyoruz gün başına. Sonra misafir bey aldıklarını kanepeye yayıyor, bakkal defterini çıkarıyor ve bütün masraflarını alt alta yazıyor. Ertesi gün bütçeden sarkanları iade ediyoruz ve yenilerini alıyoruz.
Bu arada hergün Türkiye’ye alışveriş raporu veriyoruz annecim sana sunu aldım, bebeğim sana sunu alamadım medium’u yoktu vırvır da vırvır. Ben de ulubey’e vıdılanıyorum bu arada: bak elalem manitasına neler alıyo, utan adam utan die. Ulubey takmıyo pek siz bakın ben surda sigara içicem diyo. Parmakları sararıyo gün sonunda sigara sarmaktan o derece alıyoruz biz. Bu gibi tartışmalar esnasında misafir “kendimi annesi babası boşanan çocuklar gibi hissediyorum” diyor. Bi kere de “seni gördükçe kız arkadaşımın değerini anlıyorum” diyo hatta. Kafasında kuyruklu bi çin takkesi var. Buna rağmen bana hiç komik gelmiyor ve küsüyorum. “yakınlarda güzel bi otel var” diyorum, “bi bak istersen”. Akşam bi rap partisine gidip ortamdaki tek beyazlar olmanın verdiği dayanışma duygusuyla barışıyoruz ama.
Her güzel şey gibi görmemişliğimizin de bi nihayeti var elbet. Ertesi gün Bloomingdales’in erkek reyonunda bi koltuğun tepesinde 2 saat geçirip baygınlıktan güvenlik kamerasındaki yansımamın resimlerini çekmeye başladığım an anlıyorum bunu. (evet o resimdeki karaltı benim. Dileyen zumlayabilir. Bayram kıyağım olsun.. hoyt)Bu arada misafirimiz Donna Karan mankeninin üstündeki kıyafetin aynısını giyip geliyor: “nasıl olmuş?” O noktada bi canavar yarattığımın farkına varıyorum. Ama herşey için çok geç artık: elimizde paketler tırıs tırış hücre evine dönüyoruz.
Tüm bunlar yetmezmiş gibi misafir bey horluyor. Ulubey zaten karadeniz takası gibi, susturabilene aşkolsun. Sabahın köründe yataktan fırlayıp kendimi mahalle klisesine atıyorum. Bi de Christmas. Allahım diyorum sen bize akıl fikir ver. Klisede tek başımayım. Birden tanıdık bi ses duyuyorum. Yalanım varsa 2 gözüm önüme aksın..Arka sıraların birinde rahip amca horluyor. Bunu direk bi mesaj olarak alıyorum ve işini gücünü bırakıp beni ziyarete gelen kuzu gibi bi arkadaşım olduğu için şükrediyorum. Sonra bi sürü bagel alıp eve geliyorum ve bebelere kallevi bi kahvaltı hazırlıyorum.
Arkası yarın..P.S: ceketi kim aldı o da yarın.