boyle de bisi oldu

hi-hi evet

Posted in baska yerde yazmisim, blog, boyle de bisi oldu, hi-hi evet, medya, sabah on March 26th, 2011 by Loony Bin – Be the first to comment


Pazar Sabah‘la kucuk bi roportaj yapmistik. Tembellikten koymayi unutmusum tabii ki.
Valla butun kimlik bilgilerimi ifsa ettim, bi sutyen olcumu vermedigim kalmis.
Okumak icin BURAYA
Mucuksokalipso kuzulucoreklerim

Müzik de Bi Sanattır İcabında & Grammyler

Posted in Kibariye, TV, bob dylan, boyle de bisi oldu, fashion, grammy, hi-hi evet, mesurlar, muzik, new yorker, ulubey, yacik on February 14th, 2011 by Loony Bin – 9 Comments

Müzikten çok anlamıyorum sanırım. Bir kaç istisna dışında Grammyler benim için duş yaparken radyodan duyup şampuanı mikrofonmuş gibi tutarken “the lala-laa-this-laalaa-loveee yeee” falan diye sözlerini uydurduğum şarkıların toplaşıp söylendiği bi müsamere gibi bişi. Kırmızı halıda da çok iyi değilim. Mesela Oskarlar’da bana “Şu kim?” diye sorsanız 20 metre uzaktan ensesindeki benden aile ağacını çiziveririm de Grammyler’de bi tıkanıyorum. Hele bu Türk halk müziği sanatçılarının hiçbirini tanımıyorum. Ulubey “O kız güzelmiş kim o?” diyo mesela, herhangi bi film töreninde “Ayyy o mu? O var ya geçen sene herpes oldu, bacağında da kıl dönmesi varmış yaramaz boşver” diye cemkirebilecekken “Haa, bilmem ki kimmiş?” diyorum. Ee sen öyle melül melül bakarsan adam da ilk boş vaktinde “bla bla naked pics” diye goooglelar tabii ne sandın. You snooze you loose tatlım. Bu seneki Grammyler de iyice bi karışıktı tam ambele oldum. Abi biri bana Justın Bieber’la Bob Dylan’ın; John Mayer’la Eminem’in; Miley Cyrus’la Mick Jagger’in nasıl aynı ortamda olduğunu anlatabilir mi si bemol aşkına? Ödüllere de hiç kafam basmadı . Şimdi mesela Arcade Fire en iyi alternatif albümü alamayıp nasıl en iyi albüm ödülünü alıyo anlamadım. Amaan neyse alsınlar yacık, çok seviyorum Arcade Fire’i. Sirkten kaçmış Paul sokağı çocukları gibi geliyo bana onlar, böyle kimse bakmıyoken kir pas çamur içinde fil yavrularının üstünde parklarda kırlarda şarkılar söylüyolarmış zannedip seviniyorum.

Enivey. Gecenin diğer kepazeliklerine ve zinga zinga zingarellalarına gelin bakalım Bob Dylan şarkı söylerken “Alt yazısı yok mu bunun ne diyo müzik mi ki şimdi bu?” suratiyla sahneye bakakalan şaşkoloz JLolarım:

Ormandaki bütün ağaçları ben yedim, üstüne bi de nehir içtim: Törenin başındaki günümüz divaları Aretha Franklin tribute’u, Florence Welchkınalı kuzusu dışında çok gerzoydu. Önce güya bi geçmişten günümüze Aretha barkovizyonu yaptılar. Ama kadın her sene 45 kilo aldığı için bu daha ziyade bi “Aretha Franklin nasıl obez oldu vah vaaah” power point’i oldu çok ayıp kaçtı. Sonra Jennifer Hudson “Zayıfım ben di mi, siz de görüyosunuz di mi, gerçek di mi bu?” ifadesiyle ördek ördek etrafa baktı, Amerikanya’nın Ebru Gündeş’i Christina Aguilera 2 gün önce ince kıyım doğradığı İstikbal Marşı’nın (naber Bir +Bir?) utancını silicem gayretiyle ses tellerini yırttı da yırttı; en son da Aretha çıktı bir iki cümle edip gitti. Bence “Sizi var ya mendil diye iki mememin arasından çıkarır terimi silerim kemikli pirzolalar” demek istedi. Hi-hi evet bence kesin öyle.

TEN Çamaşır A.Ş. iftiharla sunar: Lady Gaga kırmızı halıya Alien’daki sümüksü canavarın gözü yaşlı dul karısı kıyafetiyle gelmişti, görmüşsünüzdür. Benim şahsen kendim midem kalktı. Sonra şarkı söylerken bu yumurtanın içinden çıkıverdi aaa bi baktım Do Re Mi çamaşır mağazasında indirim sepetinin dibinde kalmış ten rengi bi don bi yamuk yumuk sutyen giymiş başladı “bornnn this wayyy” diye. Şarkı da resmen Madonna’nın Express Yourself’inden çalıntı. Leng anan baban Upper West Side sosyetesi, seneliği yüz bin dolareslik okullara okumuşsun sonra gel “ama ama ben çok ezildimmmm” ayakları. “Bırak allaasen palavracı karbon” diyesim geldi de demedim çünkü belli ki günümüz çocukları cidden çok kötü durumda ve bu pasaport müdürlüğü koridorunda bayat cips satan makina kılıklı kadının bir iki ümit verici sözüne bile muhtaçlar. İyi madem napalım.

Biz küçükken kafamızı çarptık anlayış gösterin: Kings of Leon’la Miley Cyrus bişi sunmaya beraber çıkınca bende şalterler attı Kiboşum. Tamam itiraf ediyorum bir iki kere “Use Somebody” dinleyip buzlu rakı yuvarlamışlığım vardır ama adamlar resmengo kafayı yemiş. Bu hırtolar bi kere basçılarının kafasına güvercin sıçtı diye konserlerini yarıda kesmişti ordan anlamamız lazımdı zaten ya enivey. Şimdi bu Yüksek Sadakat’ın Amerika şubesi Glee’ye (bana bana Bihter’ine stayla) şarkılarını vermedi çok bebe bi dizi diye. Bi kere de Ugly Betty’e vermemişlerdi zaten. Sonra Glee’nin yaratıcısı Ryan Murphy bunlara “Fuck you” dedi. Tamam azıcık ayıp, ama bu testesteronlu baltalar bi coş sen, yok efendim Ryan Murphy gitsin sutyen takip manikür yaptırsınmış, kendine terapist bulsaymış bi anda fışkırdı içlerinden homofobik konfetiler. İşin komiği şarkılarını Gossip Girl’in bi bölümüne seve bayıla vermişlerdi. Şimdi de çık Miley Cyrus’la ödül sun. Ha yani hominiyatak seksi kız teenager olunca eyvallah, gay çocukların olduğu dizi olunca bize göre diiill. Yok yeee! Güvercini bırak, rahmetli ananecimin dediği gibi “Köpek sıçsın kafanıza” canım.

Kimi Başka Gerzeklikler: Hmmm…Bi dolu vardı ya dur hatırlıyım. Meselaa, Rihanna’nın Eminemli “I love the way it hurts” şarkısı. Salak mısın sen a benim yavrucum, a güzel kızım? Daha yeni ağzın burnun dağıldı, dayağı yedin o embesil Chris Brown bebesinden sen ne diye çıkıp vur parçala tırmala erkeğim benim şarkısı söylüyosun ki? Bi de bunun “şiddetimiz çok seksi di mi hünkarım?” duvarlara yumruklu falan Kıraç’dan liseden bir kız sevdim slow şarkı klibi var. İyhh, allam yalebbim. Sonracııma, siz görmediniz tabii- tam Eminem’in ödülünden önce Scientology reklamı çıktı abi. Ben önce klima reklamı sandım hahahahha şok şok şok organize din artık televizyona reklam veriyo ya kafalara gel. Bu hafta New Yorker’da Scientology’dan canını seven kaçsın yapan yönetmen Paul Haggis’le ilgili 26 sayfalık bi dosya var da, heralde ödleri şeylerine karıştı reklamlık olmuşlar. Artık dergilerde “İslama gel ey kafir” diye reklamlar okursak şaşırmıycam. Ay bi de sonra Eminem ödül alırken bi baktım boynunda Scientology kolyesi, iyice kıllandım. Leng şike mi var noluyo diyerekten. Öbür şike komplo teorim de en iyi çıkış yapan sanatçı ödülüne. Bu ödülü alan Esparanza Spalding denen kız Obama’nın favorisi. Adam buna Nobel ödüllerinde falan konser verdirtti o derece. Yani şimdi yanında bi kirvesi Kemal Özkan amcası eksik sünnet çocuğu kılıklı Justin Bieber alsın demiyorum, ama Florence & the Machine alabilirdi mesela. Ben bu kızın şarkısını duşta bile duymadım yeminle. Bi de kırmızı halıda çok ünlü olmayan şarkıcılar resim çekilirken publicistlerin üstünde isimleri yazan levha tutmasına çok acıdım. Gerçekten de çok ünlü olmayan bi ünlü olmak çok acıklı olmalı. En son gerzeklik de bence Rihanna’yla kankası Kathy Perry’nin feci detone olmalarıydı. Rezil oldular ya rüsva. Hahahaha onlara da kallavi bi yacık.

Do a dear a female dear: Güzel şeyler de olmadı diil. Onları yemeğin en güzel lokması gibi sona saklamayı seviyorum biliyosunuz. Meselaaa, Bob Dylan kağıt helva arası mükemmelik dondurması gibiydi. Hele onla söyleyen gruplardan bi tanesini çok seviyorum. Bu ilk çıkanlar hani, Mumford & Sons adları. Best new artist’e de adaylardı. Shakespeare’li edebiyatlı falan şarkıları var çok tatlı, sahnede hop hop diye enstrümanlarını değiştiriyolar baya kuzular. Sonra Mick Jagger da bombasyondu. Gerçi Keith Richards son kitabında “Mick’in pipisi çok küçüktü, Marianne Faithfull da dayanamadı terketti” dedi, sonra Faithfull da “He ya valla öyle olduydu” diye onayladı ya, ben harbiden mi lan diye ipucu aramaktan pek şarkıyı dinleyemedim. Bi de bu adam çok zayıf leng, onun kotunun bi bacağına benim başparmağım girmez yeminle, o bakımdan yani bilemedim. Olamaz mı, olabilir. En son akıllı bıdıklık da Cee Lo Green’in kuklalı, tavuskuşu drag queen olmuş aman da aman şarkısıydı. Tabii ortopedik yastık kılıklı Gywenth Paltrow törenin en şeker en tatlı şovunun içine etmeseydi çıkmayan sesi ve dans edemeyen Ajda Pekkan halleriyle. Bu kız şey gibi ya, arabanın sileceklerinin suyu donar ya kış günü, hah işte o donmuş lanet olasıca su gibi. Gıcc-cık.

Ayh yoruldum, işte beleyken bele do re mi fa sollerim. Son olarak Kanye West’siz Grammy de yoğurtsuz mantıya benziyomuş çok da sıkıcıydı der, yumşak yanaklarınızdan mucuksokalipso diye öperim.

Senin Ağzını Caaaarrt Diye ve Golden Globes

Posted in TV, boyle de bisi oldu, fashion, film, golden globes, mesurlar, oscar, ricky gervais, robert de niro, yacik on January 17th, 2011 by Loony Bin – 4 Comments

Tahminim– ben yediğim 2,5 kilo guacamole, 38 bardak çay-kahve ve üşenmeyip üstüne şam fıstığı didiklediğim çikolatalı gelatodan geçirdiğim mide fesatını rezene çayıyla bastırmaya çalışıp bu satırları yazarkene, Hollywood’un ağır siklet gençleri Ricky Gervais’i tenhada sıkıştırmış bi güzel pataklıyo, True Grit’ciler Lea Michele’i; garsonlar Robert de Niro’yu; bütün kadın oyuncular da Aaron Sorkin’i tepeliyo olabilir. Zira ben bu kadar laf sokmacalı, çıkışa gel çıkışalı ödül töreni görmedim sevgili ne olup bittiğini anlıyomuş gibi kafa sallayarak etrafa bakmaktan beyinciği ağrımış Meghan Foxlarım…

Hadi ver elini de, gecenin en senin ağzını caaart diye anlarına ve de öbür dandan dandanakanlarına bakalım:

Bak Hollywood Şirin, bu Gargamel Amcan: Şimdiiii, her ne kadar koy beni klübelere hav hav havlat derecesinde Ricky Gervais’in köpeği olsam da, Gervais bu sefer fazla Şirinler’i gırtlaklamaya gelmiş Gargamel kaldı Golden Globes’a. Bence hava hoş, arasına cips kırıntıları dökülmüş kanepemde “ahahaha Angelina’ya kabiliyetsiz dedi, Jlo’ya rospik ohh yürü be Rikitos’ diye göbeğimi kaşırım da, adamlar kaldıramıyo burası da London diil be mate! Bi de tabii bu kadar sizi gidi gerzo Amerikalı yıldızcıklar yapıcaksan, hem kariyerinin direksiyonunu bu denli Amerika’ya kırmamış olman, hem The Invention of Lying’den daha akıllı bi film çekmiş olman, hem de “Steve Carrell’i de ben yarattım”dan daha orjinal bi şaka yapman lazım mesela. Amaan neyse ne, seneye Jimmy Fallon totolarını pudralar bunların rahatlarlar, Ricky’miz de bize kalır cok da fifi.

Are U Talkin To Me?: Robert de Niro’nun konuşması da bi asabiydi, ben “allaam yalebbim inşallah ekrana bakarken hamile kalma teknolocisi çıkmamıştır yoksa mıçtık” diye dertlenirken sinirlendirmişler padişahımı belli ki. Önce “Hem Little Fockers’i yarışmaya sokmuyosunuz hem ödül ayağına burda benim üstümden para kazanıyosunuz, hem de mok gibi bi kolaj hazırlamışsınız” diye köpürdü, sonra “zaten Foreign Press üyeleri, garsonlar ve Javier Bardem şovdan önce sınır dışı edilmiş” diye güya ters köşe bi politik espri yaptı, sonra da “bu filmleri hep çocuklarım özel okula gitsin diye yaptım ehiehi” diye cila çekti. Yaani…Beni bozmaz sonuçta çocuklarımın babasıdır, her türlü bağrıma başarım da, baktım Glee ödül alınca hemen “bu ödülü devlet okulu öğretmenlerine adıyoruz” falan die nankörlendiler. Hadsiz televizyoncular nolcak!

Annem artık bize gelmesin dedi: Gleeciler de Lea Michel’den baya tiskiniyo belli oldu.. Şimdi şöyle bişi olmuş: bu True Grit’in başrolündeki küçük kız, rolü için seçmelere gittiğinde stüdyoda Lea’yı görmüş bi imza istemiş, Lea da buna bi takma kirpiğini bile atmamış, “şu an meşguleaam canım” çekmiş. Kız da hıçırhöngür ağlamış meşur olunca da her gazeteye haldır huldur yetiştirdi bunu. Hah, işte Sue Slyvester ödül aldığında buna nazire yaptı “bu arada 14 yasında kızlar bana geldiğinde mutlaka bir iki dakikamı ayırıyorum” dedi. Hiçbiri de Lea’ya teşekkür falan etmedi, bu da oturduğu yerden debelendi “bak şimdi ağlıyorum, çok duygulandım tiksiriyorum yeminle” pozu çekicem diye böbrek taşı düşürdü yavrucak. Yaa…Ayh, ne zor dedikoduymuş bu ya, ben de kum döktüm resmen anlaticam diye.

Nezleyim dedim sana, nezleyim BE ALLAAN BELASI: Aaron Sorkin yeniden kokaine başlamış zannımca. Bu saykorella hyper konuşmayı başka türlü açıklayamıyorum zira. Yok efendim elit olmak çok şahane bişeymiş, yok şehzadem kızlarına da elit olmaya özenin diyomuş, bütün kadın adaylara teşekkür ediyomuş, akıllı kadınlar daha çok eğlenirmiş..Zırvalardan bir çelenk. Madem öyle Social Network’de niye bütün kadınlar ayran budalası kenar süsü diye sorarlar adama. Ukaladümbeleği sen de..

Gecenin en yacık leng kadınları/adamları: Gencecik yaşında aşırı botoşok’dan Jamie Presley’e dönmüş suratı ve Snooki solaryumuyla Emma Stone; ödül töreni öncesi şipşak estetikten sol gözü kapanmış seğiren Julianna Margulies; There’s Something About Mary’deki Cameron Diaz’a benzemiş fıştırık saçlarıyla Annette Bening; Mon Amour pavyonun perdesini kılık diye giyip gelmiş Gabourey Sidibe; “bak şimdi kocamın papyonunu düzeltiyorum”, “bak şimdi omzuna yatıverdim”, “sevin beni”, “sevin beni dedim nöbetçilerr!!!!” çaresizliğindeki Angelina Jolie; onun omza yatma hareketini görüp hemen arttıran “yaşlıyız ama biz hala sevişiyoruz taaam mı” tutarekliğindeki Kyra Sedgwick, ay bi de kendini zorla çirkinleştirmeye yemin etmiş, Joan Baez’in bi gün Bob Dylan’la evleniriz hayalleriyle dikip sandığına kaldırdığı gelinliğini giyip gelmiş Michelle Williams…Adamlardan da ”artık zayıflayarak rol kesmeye gücüm kalmadı, karaciğerim çöktü sinir sistemim heba” paniklerindeki Christian Bale, veeee saç diplerinden fön sıcağının dumanı tüten, krepeden tiftik tiftik veya da boyası gelmiş saçlarıyla John Hamm, Kevin Bacon, Colin Firth, Al Pacino, ve Dennis Quaid…

Tamam piki, süfliyatdan nasibini almamış anları da vardı gecenin. Onları da sayıp öyle gidelim bari küsmeyin hemen: mesela Jane Fonda, Katie Segal, Melissa Leo gibi 50 üstü kadınların zerafeti ve güzelliği, Glee’de Kurt’ü oynayan Chris Colfer’in gay çocuklara pislik yapan zorba okul arkadaşlarına “screw those kids” dediği konuşması, Sofia Vergara ve Helen Mirren’in epik memeleri, bi de ekrana çıktığı anda googlelayıp resimleriyle “future husband” isimli koca bir klasör doldurduğum en iyi mini dizi seçilen Carlos’un başrolündeki Edgar Ramirez. Kendisine ohş yavlum diyoruz selam ediyoruz.

İşte beleyken bele..Oskarlarda görüşmek üzere mucuksokalipso kuzusarmalarım.

Tüm Gerçekleriyle Kayak Sporu ve Fuck You Yılbaşı

Posted in boyle de bisi oldu, gicik, hopciki, romans, ulubey, yilbasi on January 2nd, 2011 by Loony Bin – 12 Comments

Dün terbiyemizi bozup da yüzüne söyleyemedik, şimdi arkasından gönül rahatlığıyla pislikleşebiliriz bence: Fuck you 2010! Sen ne çirkef, ne adi, ne gıc-cık bir yıl çıktın ya. Hiç randıman alamadım senden, hiç… Hadi neyse nankörlük etmeyelim, daha beterlerini de gördük. Şimdi NASA muhafaza, bu yılbaşına da kayakta girebilirdim mesela. Geçen seneki gibi, ondan öncekinden önceki sene gibi. Ayh, düşündükçe Ankara’da babamın dişçi arkadaşının pirana dolu akvaryumuna löplöp attığı salam dilimleri gibi hissediyorum kendimi. Fuck you kayak. Yeryüzünün en gerzo sporusun. I tiksinmek you very much.

Madem öyle ne işin vardı dağ tepelerinde diyeceksiniz. Şimdi bahçıvan olmuş ama bi zamanlar çok asiydi be Özlem Tekin’den geliyor sevgili baykuşlu böreklerim: Aşk için, aşk! Bu ulubey denen çok kayakçı. Üç yaşında dağ tepelerinde tombalak resimleri falan var. Zaten şu hayatta da çok az şeyi seviyo, dedim bari bi kere de beraber gidelim de sevinsin yavrucak. Bi de bu aktiviteci çiftlere özeniyorum çok. Hani sen Pazar gününü delik pijamaların ve bi kova Baskin & Robins’le SNL re-runlarını izleyip toplamda üç adet yüklemli cümle kurarak geçirirken Central Park’da bisiklete binen, dağ bayır tırmanan, “tenis oynadık ben yendimm”, “ama hile yaptın o sayı benimdi”, “hayır bi kere ay hiç yenilgiye gelemezmiş benim kocişim” falan diye şakacıktan rekabetçiliğimiz ne seksi di mi pozları çeken çiftler var ya, hah işte onlar gibi olmak istiyorum ben de. Hayır bizim beraber yaptığımız tek sportif aktivite dişlerimizi fırçalarken kim aynanın önünü kapıcak itişmesi, ki onun da bi kalori yaktırdığını görmedik daha.

Enivey, işte 2 yılbaşı öncesi biz böyle kalabalık bi grupcak kayağa gitmeye karar verdik. Ben süperhiper heyecanlıyım çünkü bütün ömrüm ulubey’den şuşufufu kayak hikayeleri dinleyerek geçmiş. Yok Chamonix yok Courchevel böyle devamlı oh la la Champs Elysée isimler telaffuz edip gözümü boyamış, sanıyorum ki beyazlar içinde bi Sevtap Parman gibi salınarak zirvelerde sıcak çikolatalar içicem, otelden çıkarken Abercrombie & Fitch modeli misali diri gençler kayaklarımı bağlıycak, Kadir İnanır’ın gençliği giderinde kayak hocalarıyla kırıştırarak dağlardan aşağılara süzülücem, sonra ulubey’le elele tutuşup teleferiklere tırmanıcaz, akşam da şömine onu kuzu postlarında yuvarlanarak şampanyalarımızı yudumlıycaz bu arada devamlı spor yaptığımız için yedi buçuk kilo verip taş gibi olucaz falan. Ha canım koy, koy suyundan da..

Önce toplaşıp kayak kılığı alışverişine gittik. 2 çocuk sonrası sarkmış göbekle bikini alışverişine gitmeyi tercih ederim yeminle. Bi kere herşey anormasyon pahalı, hani o televizyonda gördüğümüz cool boardcu kızların kılıkları var ya 2 parça al bin kaymeyi bayıl hesabı. Azıcık daha normal fiyatlı şeylere bakiym diyosun onlar da zevksizliğin Everest’i: Seçenekler fosforlu pembe, kusmuk yeşili üstüne cırcır benekli falan..Dedim junior kısmına bakıym nasıl olsa bu Amerikalıların teenageri bizim grekoromen güreşçi ölçülerinde ay orda da şıklar Shrekli mont, Barbieli tayt falan. Bi de bişi beğeniyorum mesela, ulubey hemen “yok muhkem diil o, üşürsün” diye çemkiriyo. Bi yandan da hayatta en sevdiği kelime olan muhkemi 2 cümlede bir kullanabileceği bi ortam bulduğu için zevkten hexagon olmuş, devamlı bana patronluk taslıyo. Ya sabır ben bişiler seçtim kabinde giyiyorum dışarda 8 kişi bekliyo “hadi çık çık bakalım” diye, aldı mı beni bi ağlamaklık. Allaam yalebbim bi insan bi kıyafeti giyip bu kadar çirkin mi olabilir, Michelin Man gibi görünmeyi bırak, boğazına 32 tane yavru hipopotam oturmuş gibi bi daralma hissi, bi katkatlık, hadi Sevtap Parmanlığından geçtim leng çisim gelse napıcam gibi varoluşsal sorunlar içinde paralanıyorum. Bi de grupdaki diğer hatunlar o kadar petite o kadar petite ki, 32 kiloya 1.42 boyunda diilsen kendini iyi hissetmene imkan ihtimal yok anacım her şekil katanasın. Enivey bunlar beni gazladılar “aaa çok harika oldun hanimiş tavsancık agucuk gugucuk” diye biz dükkandan çıktık vurduk kendimizi dağ yollarına.

Gittiğimiz dağ da hiç öyle Fransızca isimli hopçiki kasabalar gibi diil de, nasıl desem hani sosyetik İstanbullu ailelerin bi zamanlar zenginlermiş de sonra düşmüşler bi akrabaları olur ya anca bayramda seyranda ziyarete gidip kulpları kırılmış hafif sararmış ama antika fincanlarda çay içtikleri, hah işte öyle bi yerdi. Fi tarihinde olimpiyatlar yapılmış, bütün o tesisler falan yerli yerinde ama bi eskimislik hakim herşeye, böyle 80’lerden kalma solmuş bi Ralph Lauren kataloğu gibi insanlar ve heryer…Gerçi o terkedilmiş bowling salonlarında, ironi olsun diye değil ciddi ciddi Ace of Base çalınan diskolarında, buz pateni pistlerinde ateş kenarlarında saykolar gibi de eğlendik ama o kısımlarını yazamıycam şimdi çünkü bu bir I hate kayak yazısı, hiçbirinizi özendirmek istemem klimanjarolu çöreklerim…

Enivey, zaten bi haftasonluk gitmişiz ilk gün dakka bir smaç bir bunlar beni 15 yasında şişko sümüklü bebeler ve bütün arkadaşları profesyonel olmuş bu becerememiş hicrandan kendini alkole vurmuş, çok da umrumdunuz suratlı kayak hocasıyla başbaşa bıraktılar. Ay adam 2 metrelik tepecikte bize kayak öğretmeye çalışıyo ben daha karda gözlerimin kamaşmasına alışamamışım, ne kakarakikiri yapıcak biri var yanımda ne kırıştırıcak, telefonlar çekmiyo, beynim patlasa ağlayanım yok, ulubey ufukta kaybolan Redkit gibi miktir olmuş gitmiş çok moralmanım bozuldu be justintimbırleyk kardeş…Sonra ders bitti ben bi 58 dakika da o lanet olasıca kayak ayakkabılarını çıkartmak için uğraştım, sonra da bastım otele geldim. Hem her bi kemiğim ağrıyo hem de o lüküs kayak tatili fantazisini yaşıycam ya illa, dedim bi masaj yaptırıym bari, yaprakları sararmış telefon defterinden kasabadaki tek masajcıyı bulup çağırdım. Böyle lambada hocası Yaşar Alptekin’in gençliği gibi bişi gelicek diye bekliyorum, artık son ümidim o çünkü, 50 yaşlarında kilim desen yelekli, hipi eskisi bi kadın geldi abi, koydu Enya’yı teybe yoğurdu yoğurdu gitti, lambada my ass.

Ertesi gün ulubey artık yarı vicdan azabı yarı da bi daha onla kayağa mayağa gitmem korkusuyla benimle vakit geçirdi. Şimdi yalancılık yapmayayım hakikaten kayabilince kayak zevkli azıcık, bi de beni ringe çıkacak Sugar Ray gibi gazladı “şöyle yeteneklisin böyle kralsın, ben senden hızlı öğreneni görmedim ohannes yağ gibi kayıyosun koçum benim” diye diye tatilin sonuna geldik, ben “evet tamam gideriz bi daha- olur peki” kıvamına geldim. Sonra geçen sene yılbaşında bu sefer bi arkadaşımızın dağ evine gittik kayağa. Böyle on kilometre ötede biri hapşursa çok yaşa diyeceğin sessizlikte, yol kenarında geyikler, karlar içinde hot tublar falan sahiden güzel bi yerdi. Sabah Sportif Billie ve zevcesi misali dağa geldik, bu böyle ayakkabılarımı giydiriyo, kayaklarımı kontrol ediyo, o rahat mı, bu iyi mi, resmen Andre Agassiylen Steffi Graff gibiyiz savulun leng şehre dönünce çiftçenek bikram yogaya yazılmayan şerefsizdir kaydıraklarındayım. Bütün gün son raddede romantik rembetiko kaydık, akşama doğru ulubey dedi ki “bak sen bu işi kaptın gel daha zor bi piste gidelim”, “iyi peki” dedim ben. O black diamondlar diil de onun bi altı bi piste çıktık biz tepede de bi cafe var oraya gittik önce ama hava bozmaya başladı, karanlık da çöküyo “yok yok bişi olmaz” dedi bu. Abi bi çıktık dışarı hava kararmış ve nasıl bi tipi nasıl göz gözü oyuyo, sanki biz içerdeyken birisi etrafımıza bi kar küresi inşa etmiş malak çocuğun biri de sallamış sallamış sallamış biz de savruluyoruz öyle bi durumdayız. Neyse yavaştan inmeye başladık ama her taraf buz olmuş, hiçbisi göremiyorum, hafiften tırsmaya başladım derken çotangaaa diye beyin üstü düştüm. Kayaklar bi yere fırladı kask bi yere ben bi yere, böyle bi kendimden geçtim kafamda yıldızlar uçuşuyo kesin diyorum bi yerlerim kırıldı yok çaresi. Herkes başıma toplandı, işte “bu kaç”, “başbakan kim?” falan diyolar neyse ben kalktım bi yandan yapmam gereken şeyleri hatırlamaya bi yandan insanları takip etmeye çalışıyorum ama bi skim göremiyorum ki..

Sonra bi daha düştüm ve artık kalktığımda panik atak hoşgeldin halindeydim olayın hiçbi komikliği kalmadı hah ölümüm de burda olucakmış kıyafetlerimi kardeşime verin, cenazemde Cyndi Lauper çalsın triplerine girdim çıkamıyorum. Bi yandan ulubey’i boğmak istiyorum beni buraya getirdi diye, bi yandan dediklerini yapmaya çalışıyorum, bi yandan güvenmiyorum ne kendime ne ona, böyle 2 kilometrelik mesafede bütün ilişkimiz gözlerimizin önünden patinaj yapıyo, Anti Christ’in kayak versiyonunda Charlotte Gainsburg gibiyim anasını satıym. Derken yanımıza motorlu bi devriye geldi herkesi topluyolar zaten, adam dedi ki “durum beter isterseniz binin sizi indireyim”. Orda gurur devreye girdi, ki korkudan daha kuvvetli tek şeydir şu hayatta, yediremedim kendime, dedim “yok ben kendim inerim”. Ulubey’e de “tamam sen git geliyorum” yaptım sonra ananemden öğrendiğim bütün duaları okuya okuya aşağı indim zaten herkes beni bekliyodu. Ulubey’e baktım resmen adamın ömründen 2 sene falan gitmiş, beti benzi atmış, artık suçluluk mu duyuyo, bu manyakla ömür geçmez kaçıym de kurtuliym hesapları mı yapıyo kestiremedim. Sonra arabaya bindik 4 kişi, bi de o tipide benzin bitti kaybolduk, telefonlar çekmiyo, artık sinirler laçka ama bi yandan da o kadar ambale olmuşuz ki herkes birbirine aşırı kibar davranıyo, şu günü atlatırsak daha da feriştahı gelse alamaz leng modunda eve vardık.

O gün bu gündür bi daha da hiç konuşmadık o meşhum olaydan neredeyse, ne o bana sordu niye öyle oldu diye, ne ben ona çemkirdim niye şöyle olmadı diye…Sonra bi kaç hafta önce öğle tatilinde buluşup beraber gym’e falan giden acayip aktiviteci bi çift arkadaşlarımız yemeğe geldi bize, kız “biz yılbaşında Aspen’e kayağa gidicez, siz de gelsenize” dedi, ulubey bi saniye bile sektirmeden “yok biz gelemeyiz başka planımız var” çekiverdi. Sonra misafirleri yolcu edip yatmadan dışlerimizi fırçalarken “ne yapmak istersin yılbaşında sahiden?” dedi manidar manidar. Şöyle bi düşündüm, ulubey’i ittirip aynanın önünü kaptım çevik bi slalom darbesiyle ve “amaaan fuck yılbaşı, SNL maratonu varmış, pijamaları çekip onu izleyelim bence” dedim.

Ciflenmis Italyan Lavabo & Stefano Mi Amor

Posted in boyle de bisi oldu, film, hi-hi evet, new york on September 18th, 2010 by Loony Bin – 15 Comments

Ferzan Ozpetek’le tanistigim gecenin sabahinda sigarayi biraktim. Artik heyecandan mi, kendimi uzun masalarda bi yandan sigarasini tutturup bi yandan sarabini icerken herbiri ayri otoban arkadaslarinin arasinda son yasal hizla gidip gelen ve ne kadar pizza yese gobek yapmazmis, kac yasina gelirse gelsin albenisi kacmazmis gibi duran Ozpetek kadinlarindan sanip havaya girmemden mi nedir, her selam veren Italyanin ustune bebek gormus Ebru Gundes gibi atlayip o kadar cok sigara icmisim ki o buz gibi gecede havam kacmasin diye paltosuz kirittigim sokaklarda, sabah nefes alamiyodum. Dedim lanet olsun boyle sinema askina, bi 8 ay falan hic sigara icmedim.

MOMA’daydik. 2 Aralik once. Fimmaker in Focus programi Ozpetek’i agirliyordu, once Le Fate Ignoranti’yi izledik, konusmalar, alkis kiyamet gurur sevinc, bundan sonrasi Oskar muhabbetleri derken kutlama yemegine gidildi. Bi Italyan lokantasinin ust katina ciktik, 6 kisilik 6-7 tane masadan yerimizi bulup oturduk. Bizim masada ben, ulubey, yakin bi cift arkadasimiz, pek sevdigim 40 Shades of Blue’nun karanlik bi tiptir kesin diye dusunurken gayet balli gul borek cikan yonetmeni Ira Sachs, ve onun yine pamuk sekeri kivamli Ekvatorlu ressam manitasi var. Masadaki tek hetero ulubey ve ben, bi yandan sohbet ediyo, bi yandan homini girtlak yiyip iciyoruz, bi yandan da obur masalari ve en cok da Italyan adamlari kesiyoruz yarabbim sen buyuksun cekerek. Yalniz benim manzaraya yarim arkam donuk, cok randiman alamiyorum. Halbuki tam arkamizda Saturno Contro ve Le Fate Ignoranti’nin bos derste yaratilmis yildizi Stefano Accorsi var. O saclarin dalgasi, o gozlerin karasi nedir, koy beni ceketinin cebine mendil diye gezdir saskolozluklarindayim, dayiz. Bi de Italyan ekibinden birilerinin kucuk cocuklari var bir iki tane, onlarla falan oynuyo arada. Butun misafirler ahan da dogmamis cocuklarimin babasi hulyalarinda, kafamizda parklarda gamzeli cocuklarimizi salliyoruz salincaklarda Stefano’yla. Bu arada bizim masanin deniz goren sandalyelerinin ortak kanisi Stefano’nun devamli bizim tarafa baktigi yonunde. Tabi o zaman cocugun gay olup olmadigi buyuk onem kazaniyo, herkes gaydarlari acmis parmaginin ucunu nereye degdirdiginden sacini nasil taradigina kadar ipuclari taraniyo. Zira gayse her zevke hitap eden 5 ayri kulvar fistik adam var masada sec begen al ben ekarte, ama diilse tek hedef benim heyya heyya heyya mola. Beni aliyo bi telase, bizimkilere cemkiriyorum: “bi daha beni sakin full gay masaya oturtmayin, hadi oturttunuz bari totomu ortama dondurmeyin, bu ne yaa ben de insanim, goremiyorum hicbisiiii”. Profilimde de is yok ki , soyle yandan yandan pozlaniym.

Stefano’yla kalsa yine iyi, masalar arasi konsomasyon ve 15 dakikada bir asagi inip sigara icme kaynasmalari arasinda Italyanlara ve Italya’ya komple asik olmus durumdayiz ulubey ve ben. Romaya tasindik, terasindan yildizlari gordugumuz evimizde aksam yemekleri yiyoruz kocaman masamizin etrafini dolduran arkadaslarimizla, siestali ogle aralari veriyoruz, ask cesmesinde tuttugumuz butun dileklerimizin oldugu, vespamizla sokaklari arsinladigimiz, sabahlari cok saraptan basimizin agrimadigi, benim oglen 12ye kadar aman ellemeyelim sicrar kaknemi olmadigim, cift kanatli pencereleri acip tas avluya dogru gerinerek uyandigimiz, ne kadar sigara pofurdetirsek pofurdetelim lesh gibi öhhööö öhhhlemedigimiz b sinifi romantik komedimizin kokusuz dumani basimizda tuterken, bi sigara daha yakiyoruz si canim si si kanka olduk sandigimiz Italyanlarla. Artik Roma’da ben evlere temizlige mi giderim, ulubey gelatocuda bulasikci mi olur orasi o esnada muamma. Bulutlardayiz mi amor.

Masamiza dondugumuzde bu sefer de Ira’nin biz yokken hakkimizda “what an attractive couple” dediini yetistiriyo bizimkiler. Oh mamma mia bademli magnum dolce vita! Ben artik Milano semalarinda benzinsiz turlayan bi planorum. Stefano gelse inmem inemem pirpirpirliyorum. New York bize dar askitom bekle bizi Milano ve Roma’dan sonra finitolayan Italya bilgimden mutevellit adi aklima gelmeyen ama mutlaka harika olan o ucuncu sehir! Bu arada masadaki sohbet de Pierce Brosnan dedikodularindan baslayip, aile kurma, evlenme, evlat edinme, en guzel nerde yasanilir, en mutlu nasil olunur gibi gayet kabin ve kalp basinci yuksek irtifalarda seyrediyo. İste bizim Italyan masamiz diyorum icimden, yeni ciflenmis bi lavabo kadar mutluyuz hepimiz, siz espresso biz cannoli nasil da anlastik Italya’ya beraber tasinalim mi canim amicilerim? (italyanca arkadas yani, hi-hi evet)

Gecenin bitiminde mutluspor forveti bin ve cezvesi ulubey olarak evimize giriyoruz gobegi oksanan mutlu kedi mirmiri gibi pirpir eden planorumuzu parkedip. Netekim sabah oluyo sonra. Bende ates tavan yapmis, agzim diil cigerlerim oksuruyo, bi gece once Nights of Cabiria’daki Giulietta Masina gamsizliginda sigarasini tutturen ben sizlere omur, Cahide Sonku’nun son yillariyim bicare. Bi hafta yataktan cikamiyorum. Bari diyorum Ira’nin su izlemediim Married Life filmine bakiym de domestik hayallerimi mandallayip kurutiym, yok anacim meger benim gicir mutluluk idolum de hay ben bu evliligin ta..tadinda bi film yapmamis mi? Italya cizmesinin topugu kalbimi deliyo hafiften, sumuklerimi sildiim selpaklar yatagin yaninda topak topak olmus ne attractiveligimiz kalmis ne coupleligimiz, diil Italya karsi komsunun kapisini calsam bi tutam tuzunuz var mi diye, vize alamicaz donmusuz allah vergisi tipsizligimize cok sukur. Son bi cirpinis Stefano’yu googleliyorum acaba New Yorkdaki o Turk kizi nerdesin minvalinde bi missed connections ilani vermis olabilir mi Craiglist’e diye. Ve hay bin kunduz! Benim Stefano Laetitia Casta’yla nisanliymis, hani su sekiz yuvarlakliginda muhtesem vucutlu supermodel kadin, o da yetmezmis gibi iki cocuklari varmis. Alicaaniz olsun Italyanlar biriniz bile uyarmadiniz, demediniz kim bu ayi gibi gulen gurultucu tipler diye bakiodu sizin tarafa diye. Hih!

Italya hayallerim nehre itilen Cabiria gibi East River’in sularini boyluyo o anda. Planorumuzun sesi de duyulmaz olunca “Ben sigarayi birakiyorum” diyorum ulubey’e. “Pizza da soylemeyelim bosver. Kilo aliyorum sonra…”

Kamyonet, Fikret Hakan & Kükürt

Posted in Turkiye, bodrum, boyle de bir insan var, boyle de bisi oldu on August 30th, 2010 by Loony Bin – 13 Comments

Universitenin ilk senesi. Yas 18 havamiz 1500. Düttürü kluplerde sabahlayip eve gitmemeyi, özdemir Asaf kitaplarinin icine acisli notlar yazip oglanlari cekistirmeyi biz icat etmisiz saniyoruz. Oysa tifiliz. Tuyu bitmemis yetimin hakkindaki yetim, yazik ana kuzusu onlar dahadaki kuzular biziz. Sabahtan oglene kadar elele kol kola, oglenden aksama girtlak girtlaga olmayi yadirgamiyoruz. Ortaokuldan beri arkadasiz. Kükürt ve ben.

Nasil olduysa babalardan izinleri kopardik ilk defa yalniz basimiza Bodrum’a gidicez. Gerci nasil oldugu da belli. İkimizin de aileler davul olmus gumbedegumgum caliniyo, bizi pek sallayan yok; ben seref listesine gecmisim bi sus payina ihtiyacim var; bi de uc yasimdan beri Bodrum’a gidiyorum zaten, hani tas evlerin duvarlarina yapisan kertenkeleleri bile isimleriyle taniyorum o derece. Ustelik baska bi yakin arkadasimizin ailesi de dibimizde olucak, kalinacak yeri ayarliycak, bize goz kulak olucak falan…Derken topladik bavullari vurduk kendimizi Varan otobuslerine, topkekler, seftali sulari emrimizde…Sadece birlikte buyumus iki kizin gulebilecegi gibi neye gulundugu kesinlikle belli olmayan, anirma seslerimizle bizden baska herkesin yolculugunun icine ediyo olusumuzu kiraz cekirdegi kadar umursamayan, sikayetler artinca sesimiz duyulmasin die koltuklarin kenarlarini isiran bi gulme krizi tutturup Mugla il sinirina girdik. Elele kolkola 1 girtlakgirtlaga 0.

Kükürt once annemin evine ugramamiz lazim dedi. Otobusten orda inelim zaten cok yakin ben esyalarimi birakiym ordan gideriz. İyi dedim ben. Meger yakin dedii Milas’mis. Muavin durttu geldik die biz indik otoyolun ortasinda ellerde bavullar gunes agliyo, ne yone gidicemiz belli diil. Elelekolkola 1 girtlakgirtlaga 1, minibustu taksiydi derken Gölköy’e vardik. Ha canim Gölköy. O zaman daha Gölköy’le Türkbükü birlesmemis, bugun Türkbükü’nun dimtisdimtis beach clublarinin yerinde bi kac firfirli lokanta, bi tane Palmiye diye klup, bi de bildiin deniz ve iskeleler falan var. Kalicagimiz yer bi pansiyon, pencerelerinden deniz gorunuyo, yurume mesafesinde bildiin köy var, bakkalinda elmali sarap, onunden minubus kalkiyo Bodrum Barlar Sokagi’na. Barlar Sokagi Esenler otobus terminalinden hallice bi yer diil henuz, parmaklanmadan; yaninizdaki pembis surat Ingiliz koylusu grubunun terli koltukaltlarina burnunuzu sokmadan yurumek; yan masada demlenen o zamanlar yeni yeni tureyen yerli ama cool rock gruplarindan birinin gitaristini kesiyomus gibi yaparak of sacmalama nesi hos bunun birak allasenlenen manitayi sinirden kopurtmek, mumkun…Adamik, Korfez, Mavi’ye gidip guzel muzik dinleyip trilyarder olmadan kafayi bulmak da..

Pansiyonumuz bi saibeli yalniz. Odalar dokuluyo, bizden baska pek tifildan grup yok, mekanin sahibi ohs yavrumlanarak killi gobeini kasiyo, musteri profili de bekar orta yas tek geldim iki kisi donucem supaneke dinimiz amin tayfasindan. Bi de kapilar kilitlenmiyo. Leng hafif korkuyoruz, da yiitlige nutella surmuyo, keyfimizi bozmuyoruz. Ben adi lazim diil biriyle kiristiriyorum, her gece Bodrum donusu 3umuz yandaki bardan asirdigimiz minderlerin ustune yayilarak iskelede bi sise tekilayi deviriyoruz. Kükürt bi kere de of bayildim cekmiyo, peki ya ben peki ya benlenmiyo, elele kolkola 2 girtlakgirtlaga 1 tatil suruyo.

Bu arada yan odadaki kadinla da ahbap olmusuz, kadin her dakka bizi bi yerlere davet ediyo kibarca savusturup arkasindan haince dedikodusunu yapiyoruz. Sonra bi ogleden sonra Golkoyde dolanirken, bu kadini goruyoruz. Biz suraya siz nereye derken kadin “ben de surdan bisiler alip Fikret Hakan’a gidicem. Cok yakin arkadasimdir. Siz de gelsenize” diyo. O yasimda oyle vayy yilanlarin ocu ne sahanedirlik bi halim de yok, bi tane Fikret Hakan filmi soyle desen soyleyemem, adam bana gece vakti silah cekse polise robot resmini cizemem, kadini tanimam etmem, Kükürt desen benden beter umrundan assagi Kasimpasa…Butun ibreler yok canim ne isimiz oluru gosterirken soyle bi birbirimize bakip peki olur diyoruz. Herseye evet dedigimiz, birbirimizin gaziyla kuyuya indiiimiz, o atlasa sen de mi atlicaksin deseler e atlarim ne varlanicagimiz bi yasta, mutemadiyen ucurtmalardayiz. Kadin onde biz arkada kikirkikir yuruyoruz. Sever misiniz Fikret Hakan’i dio kadin, “delisin bizden kral hayrani bulunmaz” cekiyoruz. Surdan binip gidelim diyo kadin, arkasi acik tingirak bi kamyoneti isaret ediyo, gidiyo on koltuga oturuyo. Kükürt ve ben bikinili dotlerimizle kamyonetin arkasina geciyoruz, ayaklarimizi sallaya sallaya, Fikret Hakan’in tam olarak hangisi olduunu cikarmaya calisa calisa, gerizekaliligin otobaninda son hizla buyuk yildizin evine variyoruz. Adam bizi kapida karsiliyo. Ustunde bi sort, bi keten gomlek, ve elinde icinde buzlari sikirdayan bi bardak viskiyle, devamli ama devamli o bardagi sakirdatarak…

Yani bilemiyorum Fikret Hakan’in o yillarda hala genc kiz hayranlari kalmis miydi ama kamyonetin arkasindan atlayip evine gelmis iki kiza hic de sasirmisa benzemiyo. Sanirsin gunluk groupie saati gelmis Keith Richards, oyle bi ‘yavrucum yok mu sizin ananiz babaniz” hali sezemiyoruz. Gerci tehlikeli ya da kacilicak bi durum falan da yok hic, da napicaz anasini satiym kükürt ben ve fikret hakan, viski mi icicez,plaj havlumuzu mu imzalaticaz, ve en onemlisi bu kadin kim leng diye bahcede dururken kadin “ay fikretjiim bak sana hayranlarini getirdim ehiehi” diyo, “yaaa ole oldu sizi de gorduk dunya gozuyle, rahatsizlik verdik biz kacalim” gibisinden bisiler geveliyorum ben jet hiziyla, ve eve meve girmeden dotumuzdeki kamyonet bazasi izleri daha gecmeden vinliyoruz. Yol boyunca heralde on kere falan altima işiyorum gulmekten ama bi yandan da hafif tirsmis, annem duysa falakaya yatirir diye sessiz sessiz yutkunarak, hani insan korkusunu arsizlikla bastirmaya calisir ya oyle bi gulme hali siniyo ustume.

Gece disari cikiyoruz, sabaha karsi bitap plak done done odaya geliyoruz. Ve tam kafayi vurmus uyuycakken once yarim yamalak bi sesler, sonra deli dana gibi cigliklarla yerimizden firliyoruz. Bizim kadin kosunnn yardim edin gibi bisiler diyo, ya odasina biri girdi, ya odasina birlikte girdigi biri buna saldirdi oyle bi durum var. Acayip korkuyoruz. Kadin bizim kapiyi yumruklamaya basliyo, acin acinn diye, kapi zaten azicik zorlasan çotanga die patliycak bi kalibrede, ama kadinin ona gucu yok, bizim de o düdük kilidi cikarmaya…Acamiyoruz, acmiyoruz. Sonra patir patir bi ayak sesleri, birileri geliyo, bisiler oluyo, sesler kesiliyo. Sabah kalktigimizda kadini goruyoruz. ‘niye acmadiniz kapiyi, yaziklar olsun size” diyo. Sesinde ben ki sizi fikret hakanla bile tanistirdim ulan oktavindan bi hayal kirikligi, bi cevap veremiyoruz. Sonra konustukca utandigimiz, niye yardim etmedik, niye bisiler yapmadik ayip bizelenecegimiz, utandikca daha cok guldugumuz, guldukce daha cok yerin dibine gectigimiz bi yara bandi olarak kaliyo o gece. Simdi dusununce biliyorum tabii niye basiretimizin baglandigini: tifildik hem nasil, kuzuyduk hem ne bicim: kendi yunlerimizden birbirimize kazak orucek kadar…Tatil bittiginde azicik birazcik daha buyumus gibi oluyoruz gerci de ne care. Sonraki yillarda cok kereler Kükürt’le el ele kol kola kirlarda dolasmak, cok defalar girtlagini sıkıvermek geciyo icimden. İkisini de yapiyoruz sayisini hatirlamadiim kadar. Sonra bi kac ay once Fikret Hakanli Cuneyt Arkinli acar Serif Goren filmi “2 Arkadas’i izlerken geliveriyo aklima bu Bodrum tatili. Yokluyorum o yazdan icimde kalan bu kiz hep benim arkadasim olucak hissi orda mi diye, bakiyorum duruyo durdugu yerde, Kükürt’e email atiyorum “hani kamyonetin arkasina binip fikret hakan’in evine gitmistik bi yaz Bodrum’da. Niye yapmistik biz oyle bisey?”

New York tutulmasi ve heyheyhey Taksi

Posted in boyle de bisi oldu, new york on July 8th, 2010 by Loony Bin – 8 Comments

Insan sittin carpi cusunuz sene New York’da yasamis olsa da arada bir bi koyden indim sehire tutaverekligi bindirebiliyo ustune sevgili diziler yaz tatiline girince sutden kesilmis kanguru bebek gibi nereye ziplayacagini bilemeyen okuyucu (ben de seni ozledim). Biz buna kendi aramizda New York tutulmasi diyoruz.
Ben de gecenlerde bi toplantiya yetisebilmek icin aceleleniyorum, gidilicek yeri de cok iyi bilmiyorum dedim taksiye biniveriym. Normalde New York’da her yere metroyla gitmek taksiden kisa surer ama hesap ettim dedim simdi burdan west side’a gec ordan bilmemneye transfer, onun yerine surdan vuruveririm kendimi highway’e azicik da yururum on dakkada secim sandiklari acilir. Benimle gelicek arkadasim da bincim sen Brooklyn koprusunun ayaginda in ben seni orda karsilarim diyince atlayiverdim sari taksinin birine dedim ki “Kardes Brooklyn koprusune gidicez. Ama beni Manhattan ayaginda birak kopruyu gecme sakin” . Hi-hi taam dedi bu.

New York taksicilerini taniyalim

Simdi New York taksicilerini biraz taniyalim belki diziler bitti ama bi dolu ecnebi yaz konserine geliyo die cok gezenti olduk memnunuz hanimlar beyler: bunlarin hepsi ama hepsi istisnasiz igrenc araba kullanir. Burda dileyen igrencin sonuna eannchhh ekleyebilir. Kaldirir yani. O derece bi suursuzluk. Bi gaz bi fren bi gaz bi fren her cukura giricem bir yemin ettim donemem stayl. Ben de cok kereler kusmalarda inicek var oldugumdan onde oturuyorum hep. Onde oturmak da 3 kisiden fazla diilsen bi dert, bazisi olmaz die tutturur, izin veren insaflisinin kesin yaninda kocaman bi cantasi vardir, onu kenara cekersen tikis pekis ezilirsin, soforun cayiydi kahvesiydi oglenden kalma kokulu yemeginin pis bos plastik kabiydi derken leng yagmurdan kacarken doluya tutulduk die bogur bogur o yolu gidersin. Bi de bu taksiciler yacik milyon saat direksiyon salladiklari icin sikintidan icleri kurumasin diye birbirleriyle hic durmadan telefonda konusurlar. Bu da genelde anlamadiginiz bir dilde olur, buyuk ihtimal Hintce..Bijibiji gidersiniz, ondeyseniz arkadaki arkadaslariniz bisiler der anlamazsiniz kafaniz mikilir de mikilir. Sonraciima illa bi bahsis verme zorunlulugu vardir. Taksimetrenin ustune %20 tip koymazsaniz inene kadar milyon tane laf yersiniz, hatta bi kere adamin biri bana seni doverim falan demisti de, ulubey’e arnavutlukta sabah olana kadar basip gitmisti sonra bi de bundan nie soylemiosun ne dediini die azar isittigimle kalmistim. Hey allaaam ya.

butun islerim gitti aksi


Enivey. Taksilerin guzel ozellikleri de yok diil. Pek teknolocikler mesela. Arka koltukta dokunmatik bi ekran var. Burdan televizyon izleyebiliosunuz, hava durumu haberler maberler bakabiliosunuz. Ucak gibin gittiginiz yolun haritasini gorebiliosunuz, en muhimi de kredi kartinizla odeyebiliyosunuz. Soforun kredi karti almamasi, ablacim valla bozuk, olsa dukkan senin -cekmesi yasssahhhh. Haa, bi de son gelen kurallarla taksicilerin telefonla konusmasi da –kulaklikla olsa bile- feci yasak.

Ben iste bu ahvar ve seraitde taksiye bindim inicegim yeri soyledim ustelik de arkaya oturdum highwayde cabuk gideriz midem bulanmaz die cami da actim pufur mufur efendi mefendi gidiyorum. Taksici carcar telefonla konusuyo ona da sesimi cikarmiyorum hadi yaziktir sismesin derkeennnn, adam caaaartttttttttttt die kopru yoluna sapmasin mi? Hey mey dur donme etme dememe kalmadi bu mal telefonundan beni duymuyo biz girmis bulunduk gayet kopruyeee. Kopruye girdin mi de donusu yok anacim. Ben diyim bogaz sen de fatih sultan mehmet. Teeee brooklyne gidersin, aksamin 7sinde de bok gibi trafik artik yeni yila bi basina girersin taksiciyle, tonla da para bayilirsin, ay bi de isim var yaa bi dolu adam dizi dizi dizilmis beni bekliyo gec kaldim lenggg. Enivey biz kopruye girdik ben dur diyorum bi durmuyo ben senin hay gelmisini gecmisini diyorum adam ayna ayna celik ayna gosteriyo. Bogazliyivericez birbirimizi oyle bi avaz avazlik oyle bi sinir harbi. Baktim az ilerde bi polis arabasi var dur bak yoksa seni polise sikayet edicem dedim (amerikalilasmis turk) zangaaa die indim taksiden, koprunun ortasinda! Simdi benim New York tutulmasina ugramis kucuk beynimde diyorum ki surdaki minnak kaldirima ciksam bi 20-25 metre yurusem hanimis annesi Manhattandayim zaten. Ya da surdan hopbidi die ters istikamet yuruyus yoluna ciksam (Brooklyn koprusunu yuruyerek gecebiliosunuz baya da zevklidir aslinda neyse baska yazi baska konu) 5 dakkada gitmek istediim yere gidicem. Ama tabii kazin ayagi oyle diil, inmisim vizir vizir koprunun orta yerinde, resmen intihar mi edicem is mi tutucam belli diil. Bi de ustune adama catir catir parasini odemisim sinirler iice lacka. Tikir tikir gittim polis arabasinin yanina meeeemur bey bana bi carelendim. Adamin gozler yuvalarindan firladi manyak misin napiosun sen burda dedi. Dedim bole bole taksici durmadi ben de suraciga gidicem bi de kavga ettik kendimi guvende hissetmedim falan die acindiriyorum. E ben seni simdi napiym dedi polis, dedim ben suraciktan yuruyup insem olmaz mi ya da sen beni su yuruyus seysine gecirsen. Hahahhahahahhha. Gerzoya bak! Sirtina mi alsin adam beni napsin? Neyse genc ve diri polis “ma’am”e bagladi olayi ki Turkce meali “bak bagggyannnn” oluyo: dio ki boyle bisi hayatimda gormedim, aksam vakti ne isin var koprunun ortasinda, insanlar boyle tecavuze ugruyo senin haberin var mi? Ay aldi beni bi korku bi anda gercek dunyaya dondum ve harbi lan nasi donucem geriyelendim. Polis telsizden haber veriyo “man, she’s in heels and shit” die. Aysecik New York’da.

Enivey polis dedi ki ben seni burdan bi arabaya bindiririm uslu uslu gecersin Brooklyn’e ordan da geri donersin. Gitti bi tane town car’i trafigin ortasinda durdurdu. Town car da sey gibi hani Sex & the City’de Mr. Big’in bindigi siyah arabalar gibi, bunlar genelde kiralanmis soforlu arabalar oleeyo. Acti kapiyi dedi ki bu kizi karsiya gecir sonra da musterini birakir geri Manhattan’a donersiniz. Ben suklum puklum arabaya bindim. Sofor nerden cattik cekiyo, ve arkada hastaneden yeni cikmis Japon bi adam var ya bildiin Japon Durum yeterince absurd diilmis gibi bi de adamin kolunda serum ustunde hastane geceligi var! Yari baygin oturuyo garibim evine gidicek zair. Ben adamin yanina sigistim ustumde etegim ayagimda sikkidi topuklular gidiyoruz bi yandan leng bunun bulasici bi hastaligi falan yoktur insallahlaniyorum. Sofor bana pis pis bakiyo arada adama iyi misin rahat misin falan diyo hani kusura bakma bu haspa keyfimizi kacirdi ama gibisinden. Dedim kardes sizin istikamet nere sofor dedi Brooklyn’in zirt dedigi yere gidicez. Neresinden baksan 1 saat falan surucek bi yer. Dedim o zaman beni koprunun ayaginda birak (illa ayaginda inicek kafaya takmis) ya da metro istasyonunda falan. Adam dedi ben metro nerde bilmiyorum burda in beni zinga zinga zingarella bi yerde indirdi kus ucmaz kervan mikmez. Bu arada telefonum zir zir caliyo gec kalmalarin everestindeyim. Orda artik New York tanrilari acidi ben bi sari taksi buldum dedim cek Manhattan’a, sen sag ben selamet 20 dakikaya 20 dolarlik yolu 1,5 saate 60 dolarla gelmis bulundum.

Sonra taksiden ve gec kalmanin everestinden indim ustumu basimi duzelttim, sanki bu Turist Omer New York’da badirelerini atlatan ben diilmisim gibi serin serin adamlarla bulustum. Basima gelenleri falan hic anlatmayip is guc moduna gectim. Adamlardan biri “Biraz yorgun gorunuyosun bisi mi oldu” dedi. “Hi-hi evet ben buralarin gerzosuyum da yolu bulamadim taksicinin biriyle cenge tutustum sonra da polise sigindim serumlu japon bi adamla brooklyne gecip ordan geri anca geldim de yoruldum” diyemedim. Havali havali yaaa New York iste yoruyo insani diyip, sustum. Eve donerken de metroya bindim.

burattuk ve nukleer kurabiye

Posted in boyle de bir insan var, boyle de bisi oldu, muzik, new york, ulubey on April 26th, 2010 by Loony Bin – 2 Comments

Burattuk kahkul kestirip bebek sahillerine inmis. Gazeteciler hemen etrafini sarmis aman allaam yoksa yeni bi imaj mi diye “banyodan yeni ciktim ondan” demis burattuk. Ayy kuzum yaa. İste candan star, iste samimi magazin, iste kiyamamlarda inecek var. Elin paparazzisi aylarca ugrasir durur bi brad pitt’in bitli sakalinin akibetini cozmek icin, binbir ayri hikaye uydurur, burattuka gelince olay apartman kapisindan cikmayla bebek kahve arasinda cozulur. Simdi ben bu kaaakullere bakarken butun burattuk tarihim gozlerimin onunden atese verilmis varillerin ustunden atlayan bi motosiklet hizinda geciyosa sucum ne, sorarim sana doksanlar popcularinin tadini baska hicbikimselerde bulamamis eskimeyen ergen okuyucu?

Gozumun onune gelen ilk kare universite sinavina hazirlanan ve dersaneden cikmis evine giden bir zavalli bin. Her yapmak zorunda kaldiim is gibi becerene kadar deli gibi calisip becerdiktan sonra sikilip isin ucunu birakan ben, OSSye kadar azimsporda forvet bi ogrenciyim. Yorgun argin taksinin arka koltugundayim ve radyoda gunlerdir Kral Tvde fragmanlari donen yasandi bitti saygisizca caliyo. Hay miciym amma ineklestim (zamanin populer fiilleri datcom) burattukun sarkisini bile yeni duydum paniklerine civileme atliyorum ve taksimetre calismaya baslarken ben de gobegimin cosss diye yanmasi pahasina calismayi birakiyorum. Bi genc kiz universite sinavina calismayi birakacaksa bu klip icin birakmali zaten, hi-hi evet. Allaam yalebbim o nasil bi produksiyondur ne kriz oncesi morgan stanley tadinda para sacmak, ne eurovizyonda hakkimizi yiyenler utansin mehter marsidir..Times Square agliyo, Brooklyn Koprusu bir korpe gelin kiz, damat turk popunun altin cagi. Evet ne var belki iyi bi okula giremedik. Pisman degilim anne.

Yillar millar sonra new yorkdayim. Burattukun tozunu attirdigi sokaklarda, abdullah oguz’un ittirerek ve gogus yumruklayarak kavga etme sahnesi ve siyah danscilar gibi ilkleri hafizamiza kazikazanladigi mahallelerde yuruyorum. Burattuk hayatimdan cikmis belki ama izi silinmemis, mesela bi keresinde alakasiz bi emailimin subject’ine yasandi bitti saygisizca yazinca kucuk capli bi sok yasatiyorum arkadasima leng ulubey terkeyledi bizimkini mictik diye. Fonda yavastan Feelings, nothing more than feelings caliyo…Her beyaz atletli rasta sacli amerikali bana onu hatirlatiyo…

Sonraciima yine yillar yillari kovaliyo…(naber calikusu?) Ben, ulubey ve bir kac yakin arkadasimiz bi partiye gitmek durumundayiz. Partide burattuk gecenin buyuk suprizi olarak sarki soylicekmis. Oh la la champs elysee!! Ulubey itirazlarda, amerikalilar burattukun kim oldugunu bilmiyolar ama kacilmasi gereken bi durum oldugunu idrak etmisler yan cizmelerdeler. Enivey gidiyoruz. Burasi son derece kot tshirt budweiser kafalarinda bi mekan, bi sokak, ve hatta mahalle. Ama icerisi normal kalabaligin yaninda kendini golden globes after partisine geldim sanan yacik beee torkish genc ve kimi de hafif karta kacmis kizlarla dolu. Rofleler krepeler les kaldirimlari supuren mor tuvaaletler girla…Ben mecburi konsomasyona cikiyorum ulubey tedirgin amerikalilara icki ustune icki aliyo ortami yumusatmak icin, bi yandan da aramizdan birinin elinde hic ama hic birakmadigi bi GAP torbasi var ve alkolun dozu yukseldikce torbanin muhteviyatina dair meraklar sivrisinek isirigi gibi kasiniyo da kasiniyo.

Derkeeen uzaklardan bir yerlerden burattuk gorunuyo. Bize bir sarki soyler miydiniz? Aa yoo hayir yapamam, ama lutfennn alkis alkis…burattuk oldugu yerden allah belami versin 2 gozum onume aksin ayni ama ayni yasandi bitti saygisizcadaki kiyafetiyle sahneye dogru yuruyo. Belki pantalon deri diil jarse, ama beyaz gomlek, tokali kemer, parlak siyah pantalon, toto moto yerliyerinde. Yuruyooo, yuruyoo tam bizim oldugumuz yerden sahneye cikicakken bombaaa die bana carpiyo yanlislikla. Ne bi pardon ne bisi. Oh my blog! OSS, taksi, motorsiklet gozumun onunden geciyo, yaa demek simdi boyle olduk burattuk hicirlarinda ickiler yuvarlaniyo. Sarkimiz Bebegim! Sahnedeki muzisyenler, artik zom olmus amerikalilar ve ulubey kafalarini gomucek bi avuc kum ariyolar…Burattuk en evrensel ve jam session’a musit parcasinin bu olduguna kanaat getirmis kah klavyeye geciyo kah orkestrayi yonetiyo ve soyluyo da soyluyo elleriyle mutemadiyen “devam” anlamina gelen bi dondurme hareketi yaparak hem de. O anda nasil desem buyuyunce erol evginin sacinin peruk oldugunu anlayip sinir krizi geciren kuzucuklarim, Times Square’in isiklari sonuyo, Brooklyn kopsurunda trafik duruyo, kalbimdeki burattuk salteri daaannnnfissss die iniyo.

Artik duruma tahammul edecek hali kalmamis amerikalilarla kendimizi disari atiyoruz. Bu arada ulubey ver abi ben tutiym katakullisiyle GAP torbasini kapmis aciym mi aciym mi yapiyo. Torbayi aciyoruz ve tatatataam tanita tikaram..Icinden nukleer silahlar ve soguk savas ve geopolitik ve ying ve de yang tadinda dosyalar cikiyo. Bir kutu da kurabiye! Banyodan yeni cikmis sekilsiz kahkullu ergen saskinliginda uluslararasi nukleer bilmemne sirketlerinin hangi akla hizmet kurabiye dagitmis olabilecegini cozmeye calisiyoruz, beceremiyoruz. Ayni benim burattuk sevgim gibi bir muamma olarak yaziliyo kisisel tarihimize nukleer kurabiyeler. Birer isirik alip yorgun argin kendimizi taksiye atiyoruz. Ne cok calisiyorum di mi diyorum ulubey’e. Evet birak artik calisma diyo ulubey. Evet birakiym diyorum. Sonra taksiciye donuyorum: kardes, radyonun sesini biraz acar misiniz?

Tum Gercekleriyle Oskarlar ve Dandanakan

Posted in TV, boyle de bisi oldu, film, oscar, ulubey on March 9th, 2010 by Loony Bin – 2 Comments

Blogun 4 bir yani isgal altinda, linkleri bozuk, designi salya sumuk de olsa oskarsiz bi loonybin duldulsuz redkit’e benzer diyerek konuya giriyoruz sevgili loonybin acilsin diye saint antoine’a mum diken sadik okuyucu (pasli yla annem) ve aaa bloga noldu ki haberimiz bile yok vallasindan elalem okuyucu (diger herkes)…
Bu seneki oskarlari partisiz, kumarsiz, benim olucak paraniz hulenn hirsimdan uzak, ulubey ve annesiyle ailesel ve neseli oldugu kadar da seviyeli bir ortamda izledim. Elimizde kibar saraplarimiz peynir tabagimiz agzimdan cikan en tu kaka kelimenin kiro ve aptal olabildigi bu nezih atmosferi kendim gibi banal ve avam arkadaslarima attigim textler ve tvitlerle bi nebze de olsa dengeledim neyse ki. Sonra 10.30 civari misafirimizi jetlag vurunca ulubeyle tasimizi taragimizi toplayip ilk reklam arasinda vinladik-yuruyerek 10 dakika surecek yol icin acile yetisicek hasta misali can havliyle kendimizi bi taksiye atarak…

Enivey…Gelelim gecenin can alici ve flash gelismelerine dan dan dan dandanakanlarina:

Gecenin en sag gosterip sol vuran ani: sana karsi bos diiliz neil patrick harrisciimizin alli pullu broadway girizgah kadayifina kaymak yapip esther williams su balesi filmlerinden firlamis bi edayla sahneye inen alec baldwin & steve martin’in dunyanin en guzel oskarini sunucak gibi yapip ammman kimseyi kirmayalim ustat bayik sularina yelken acmalari. Bi an Alec Baldwin parental aliniation sendromunu anlattigi “A Promise to Ourselves” kitabindan bi bolum okiycak (saka diil valla yazdi boyle bi kitap), steve martin de bonjosuyla ona eslik edicek falan sandim ay aman of imdat

Gecenin en nazire senlendirici oskar subesi: “music by prudence”la en iyi kisa belgesel odulunu almaya cikan adamcaazin zongaa die onune atlayip ver bakiym sen bana o mikrofonu diye kanye westleyen Elinor Burkett adindaki yapimci abla. Meger bunlar mahkemelik olmuslar senin fikrindi benim fikrimdi die. Odulu almaya cikan adamin annesi de bastonuyla bu kadinin sahneye cikmasini engellemis. Hahaha yesilcam odullerine hosgeldiniz sevgili sinemaseverler.

Gecenin en killi bacak antipatigi: oskar alicagi hafiften renk vermeye baslayinca herkese kok sokturen, festivallere, torenlere falan gitmek icin esek yukuyle para isteyen, bes karis suratla icimizi kanirtan ve 2 lafinin biri kocam da kocam olan gormemisin filmi olmus monique. Ayh bi de bacaklarindaki killari almamasini kanayan bi sosyal yaraya donusturdu kadin…yok bi kere almis da, nasil acimis da, 2 misli cikmis da…hayir almazsan alma bize ne de, aglama oyle barbara walters koselerinde sahtefor! Tamam anladik super oynamissin aferim gozumuz yok amma velakin gencligimizi curuttuk agdaci masalarinda diil oskar bi altin kebelegimiz bile yok sesimiz cikiyo mu bizim diye sorarlar adama

Gecenin ve tum kainatin en harika insani: hapsirsa on tane sandra bullock’u mendilinde sallicak bi kabiliyet mekkesi olmasina ragmen egolarindan lego yapmayan, tatliligini, mutevaziligini ve elmacik kemiklerinin guzelligini her daim koruyan, bi de ustelik kiyafetini design yarismasi project runway’den cikma dunyalar trannysi siskocuk chris march’a diktiren teyze beni evlat edinir misin noolur merly streep

Gecenin en vah sana vahlar sana tipsizleri: sarah jessica parker’in 32 kiloluk topuzu ve gecenin sonunda tiftik tiftik olmus saclari; george clooney’nin en sonunda sen de yaslandin ha icine cokmus surati ve tepsi model sac kesimi; cameron diaz’in 20 yasinda kizlar gibi cikciklemesine inat kiris kiris olmus gozleri; gabourney sidibe’nin sisko oldugu icin kimsenin kotu demeye cesaret edemedigi cok demode, cok anane, cok berbat kiligi; jlo’nun, vera farmiga’nin ve avatardaki kizin ne var popom bi top kumas kustu gucune mi gitti modeli fiskirik elbiseleri; james cameron’in emekli oldum ama hala kendimi kugu golune cikicak yeni yetme balerin saniyorum bu anoreksikligim ondan tipli kemik torbasi karisi…

Gecenin en romansspor ciftleri: ilk defa yanyana oturup bi de utanmadan elele tutusan karsi kaldirimda gorsem hamile kalirim javier bardem ve manitasi penelope cruz; brooklyn sosyetesi prens ve prensesi o kadar bagimsiziz ki disimizi bile beyazlatmadik sari sari geldik maggie gylnhall’la kocasi peter saarsgard; ve yasi yasina kilosu kilosuna denk, beraber yuruduk biz bu yollarda bakisli jeff bridges’le karicigi artik adi her neyse hanim

Gecenin en sok sok sok kategorileri: kisa film cekenler yeni yetme film ogrencileri olmuyo muydu ortmenimmm saskinligina surukleyen gayet kelli felli almis basini yurumus butun kisa film kategorileri odul sahipleri amcalar teyzeler ananeler dedeler

İste boyleyken boyle ozlemisim valla sapsal blogumu kuzularim…Artik James Cameron’un her avatar sakasinda beliren siz benim dehamla dalga gecemezsiniz taaaam mi surat ifadesini, tarihin en maco ve a-politik savas filmlerinden birini cekerek oskari sirtlayan uniforma sevdalisi eski karisini, un prophet ve white ribbon’in hakki yendi dedikodularini, oskarlarin giderek surprizsiz kindellesmesini, ve obama etkisiymis, kadinin fendi oscara hermesmis geyiklerini yazmiyorum. Onlari annenizin akilli bidik bloglarinda okursunuz bi zahmet

Ha bi de Gecenin en yacik be kiyamam ani: hala daha olen oglunun yasini tutan john travoltanin smokin mimokin fifilemeyip kotuyla sahneye cikmasi. Bi nevi oskar moskar hikaye size bisi olmasin kuzucuklarim mesajiyla bitiriyoruz o zaman…
Mucukso kalipso

The Berdans, Politik Dogruculuk & Arraan Beyinsizleri

Posted in boyle de bir insan var, boyle de bisi oldu, nono, politik dogruculuk, the berdans on November 9th, 2009 by Loony Bin – Be the first to comment

Medya dagarcigimiza ikoncan statusunden dahil olan “Kurye Net`in sahibi Haluk Berdan`ın güzel eşi Deniz Berdan” (mis) Hello dergisine “let them eat cupcake” konseptinde pozlar vermis. Central Saint Martins’e gitmeye hazirlanan kendisi kadar “özgün, özgür ve yaratıcı” kizi Begum styling’i yapmis. Resimler Serkan Sedele’nin “vizorunden”…

Hay vizorunuzu essekler tepsin, ya da rahmetli anneannemin deyimiyle kopek micsin kafaniza demek istiyorum kendilerine….Ah pardon gucune mi gitti? Ama honeyyyy, mizah yapiyoruz burda..Bu blogun konsepti bu..

Denise bu son derece post modern dosyaya (televizyonun ustundeki dantel detayiyla da ne kaddaarr ulkesine duyarli ve tarihsel footnotelarla suslu bir is yaptiginin ipucunu vererek) Movenpick Hotel’de aldigi pastacilik dersleriyle Marie Antoinette sosyal statusunu birlestiren dahiyane bir fikirle “let them eat cupcake” ismini vermis..Ironiye bakar misiniz lutfen? Hani Marie de demisti ya ekmek bulamiyorlarsa pasta yesinler diye..(gerci tarihi kaynaklar demedigini gosteriyor ama olsun ne onemi var onemli olan konsept) Denise bunu mutlaka kalin bir kitapta okumustur…Zira Denise’in kitap okuma alışkanlığı başına dert olmuş…(tipki ece temelkuran’in solculuktan domuz gribi olmasi gibi birsey) Çok kitap okuduğu için yakını görmekte sorunlar yaşamaya başlayan Berdan`a doktoru miyop olduğunu söylemiş…orda da bi karisiklik olmus anlasilan zira miyoplar uzagi goremiyor ama doktorun sarkastikligi de olabilir tabii…Cunku Denise’in uzagi gorme yetenegi bu fashion forward dosyada son derece asikar bebeim…bebisim..babes…baby…

Hadi kizcagizin yasini da goz onune alarak Halloween aksami New York’un en trashy partilerinde gorebileceginiz uyduruk otesi kiliklari, moda ogrencilerinin ilk yil odevi olarak bile artik vermeye utandiklari plastik tabaktan elbise yaptim aneyyy designlari, Rickys’den 20 dolara alabileceginiz polyester peruklari miktir edelim…Anne-kizin bir ben var bende benden seksi -kisilmis bayat gozlerle birbirlerine baktigi pozlarin ucuzlugunu da bir yana birakalim …Cok da fifi cunku nasil isterlerse poz verir ne isterlerse giyer ve hangi gerzo dergi de bunu nasil isterse pazarlar. Pardon sweety conceptualize eder demek istedim…

Ama su temizlik iscisi kadin yerleri silerken denise’in krema mi ne haltsa artik doktugu pozlarda- bir duralim lutfen…bin kunduz askina!!! Bu nasil bir edepsizlik, nasil bir sinif ayrimciligi-asagilamasi, nasil onur ve haysiyet kirici bir is, nasil bir cahil cesaretidir? Bu neyin saglamasi, neyin sakasidir? Muhtemelen bir cast ajansindan bes kurusa kiralanmis aktor kadinin suratindaki allah sizi bildigi gibi yapsin ifadesine mi yanmali, denise’in evinde calisan insanlarin bu pozlari gorunce hissedecekleri utanca mi diz dovmeli, yoksa artik cigrindan cikmaya baslayan bu saka yaptik anlamadiniz, mizah yaptik kulturunuz yetmedi, konsept yaptik dotunuz yemedi, ah ne kadar da politik dogruculuk meraklisisiniz biz onlari astik sweetheart tatavalarina bir care mi bulmali?

Cok pardon, artik insani su noktaya getirdiler…bu kadar aleni ve kriminal boyutlarda sinif, irk-din, cinsiyet-cinsel kimlik ve say say bitmez ayrimciliginin oldugu bir ulkede politik dogruculuk bir luks ya da bir secim degil cancaazim bir mecburiyet…mike mike kozcusun yani..yapacaksin, dilini, vizorunu, kalemini..ne haltsa iste, tutacaksin…bu isler adam gibi hukuga dokulene kadar, nefret sucu yasalara girene kadar, insanlar kurt diye, ermeni diye, kadin diye, escinsel diye, travesti diye, isci diye asagilanmadigi, olmedigi gune kadar sesini kisacaksin, hele de mainstream medyada yapiyorsan isini. Kotu ornek olmayacaksin, cesaret vermeyeceksin, hedef gostermeyeceksin. Biraz elini vicdanina koyacak, insanlarin haysiyetini, can guvenligini kici kirik bir sakaya hay senin konseptine alet etmeyeceksin. (ha su isler hallolsun bir, bak ben sana ne larry david sakalari yapicam, ne paul krassner kitaplari okutcam, south parklarda family guylarda basroller vericem, resimlerini Carine Roitfeld’e style ettircem bak soz. ama bi dur azcik sabret e mi kucumenim..)

Hulya avsar klibini “hizmetcisine” cektirir (romantik yastik atma sahneleriyle gonlunu calarak ve aileden birisin dipnotu gecerek), diziler “masal” ayagina cocuk isciligini over, oburu bana gay tavirlarda bulundu diye adama tokat atar (bana iliski teklif etti diyerek islenen gay cinayetlerinden ne farki var?), digeri daga kaldiracam ohs yavrum burusuk pipi esprileriyle hakaret eder…
Hayir madem bu kadar modern, genis ve ozguruz…ben de beyinsize beyinsiz deme hakkimi kullanmak istiyorum o zaman. Bi de nono’nun 1 kucuk boy kardesinin l’leri soylemedigi icin uydurdugu arraaan berasi var…onu da kullanalim tam olsun. Arraaan beyinsizleri….