boyle de bisi oldu

teoride aysun kayaci pratikte coney island

Posted in boyle de bisi oldu, coney island, new york, ulubey on September 5th, 2009 by Loony Bin – Be the first to comment

Yaz boyunca evin salonu belek otel havuzbasi, mutfak kaleici kebapci ocakbasi Antalyasal derecelerde seyrettiginden yatak odasinda ve mahallemizin bilumum kafelerinde hapis yasadik. Ev oyle sicakti ki mesela eski filmlerdeki gibi acilen dogum yapan biri olsa ve ebe otoriter bi ses tonuyla “cabuk su kaynatin temiz havlu getirin!!!” diye emretse valla kaynatamam ablacim cok sicak oluyo bayiliyoruz diye cemkiricek halde ve biz kendimiz kaynama noktasindayiz be umrumdu senin bebeeeen gicikliklarindaydim. Ha BI DE bu new york’un yine iyi halleri…bu kadar igrenc iklimli bi cografyanin (yazlar nemli ve kabus kislar dotumuz donuyo ve ruzgarli) dunyanin merkezi haline gelmis olmasi da beni ayrica lady gagalandiriyor sevgili tatilden yeni donmus yanik tenli bihterciklerim…

Hava boylemesine sicakkene ulubeye cok defalar yavrucum nolur bi deniz kenarina gidelim bak ada burasi ada 4 yanimiz su (bir adanin kac yani olabilir sayin cosinus: geometrim de cografyam kadar iyidir) yalvararak nafilelendim. Ulubey havuzbasi sevmez beach’e alerjik falan derken butun sosyetik -hadi sosyetigi gec medeni -hadi medeniyi gec burjuva secenekleri reddetti tabii Mr. o bir kovboy o bir halk cocugu. Sonra gunlerden bir gun Coney Island’a gidelim bak hani Annie Hall’da var boardwalk falan romantik olur dedim o da aaaa olur diyiverdi biz kalktik sabah koru atladik trene koyulduk yola.

Simdi new york yabancilari icin soyle ozetleyebilirim durumu: coney island manhattan’dan bir saat uzaklikta, brooklyn’in guneyinde atlantik okyanusuna bakan bir plaj kasabasi. Bi dolu filme, kitaba, muzige konu olmus, boardwalk’i, mermaid parade’i ve bugun tarihi eser kabul edilen cogu da kapanmis lunaparklariyla meshur…mesela annie hall’da woody’nin babasi carpisan arabalarda calisir hani, Darren Aronofsky civarlidir: Pi, turk genc kizlarinin gozdesi Requiem for a Dream falan oralarda gecer, Sopranos’un bi dolu bolumu keza…Lou Reed, Tom Waits, David Bowie, franz ferdinand, death cab for cutie sarkilarinda adi gecer…
(kopek gibi linkledim tiklamazsaniz darilirim sarkilari dinleyerek okuyun yaziyi bakiym)

Amma velakin bu cool referanslara ragmen coney island son derece de turistik ve vicikvicik ve halk plaji bi yerdir. -Mis yani. Ne bilym ben. populer kulture guvendim guvenmez olaydim, ben bilirim buralari havamdan kimseye de sormadim, kimseden oyk igrenc diye de duymadim bugune kadar, ulubeyden ok almanin suursuzluguyla bi googlelamayi bile aman vazgecer mazgecer riskinde gorup ciktim yola… halbuki simdi simdi anliyorum ki kimseden coney island igrenctir gitmeyin diye bisi duymamis olmamim sebebi bugune kadar, bunun bi nevi sinifsal bi bilgi olusuymus…simdi mesela gulhane parkinda cok epheral ya da cute bi moda cekimi gorup begenebilirsiniz ya da yeri gelir ben bir ceviz agaaaciyimmm diye cildirabilirsiniz ama kalkip gulhaneye gitmezsiniz, arkadaslariniza da abi gulhaneye gitme sakin cok feci demezsiniz cunku buna gerek duymazsiniz sosyallesme dagarciginizda oyle bir ihtimal yoktur cunku. (buraya kadar okuyup burda aaa sinifci pislik soku geciren okuyucudan ozur dilerim evet haklisiniz aysun kayaci bi post oldu napalim begenmeyen kafkasina almasin)

Tahminim serin bir sonbahar ogleden sonrasi coney island’a park edilse cok kisa film cektik arkadaslarla olmus mu bi gun de gecirebilir bazi model insan…oyle de bi eskimis pop sarkisi havasi alinabilir, bi atkinin icinde kalmis ipeksi saclar ruzgari esebilir, odagi bozuk resimler cekilinip devianart sarmallarina sarinilabilir…

Ne ki bana dar geliyor gobeim firtliyor boyle kiliklardan..ben istedim ki bir okyanus, bir kum bir de ulubey…icabinda bi sosisli bi kitap bir gun olsun…ama olmadi…giderek kalabaliklasan metronun nufusu, tren koridorunu kaplayan devasa buz kutulari, yol boyunca yenen yumurtali sandviclerin kokusu ve amerikanin bir numarali sorunsali tavan yapan teenager desibelinden ipuclarini aldiysak da BU KADDAR olacagini tahmin etmedik. Sonucta koca okyanus dedik anasini satiym. Ama 2 saatlik yolun sonunda 15 dakika dayanabildik ve ayagimizi suya bile degdirmeden Sasal (poland spring olsun hadi) sise sulariyla kafamizi islatip gerisin geri trene attik kendimizi…bu onbes dakkanin onunu da kenardan satin aldigimiz zittirimoktan semsiyeyi kuma sabitlemek icin harcadik ustelik…

Manzara suydu cunku: kumun ustunde cadir kurmus 20ser kisilik aileler, ev yapimi naylon kabanalar, pilli teyplerden gozeneklerimize tecavuz eden ucuz latino muzikler, cayircayir cocuklar, alisan haltetmis kum ustu mangal dumanlari, camur kaplanmis duslar, milim yer olmayan bir sozumona okyanus ve santim golge olmayan bir plaj…ortam o kadar absurd ve sicak basa gecmis bir haldeydi ki mesela boardwalkin kosesinde minnak bi cimlik alanda adamin teki devasa bi piton yilanini boynuna sarmis guya show yapiyo ama onu bile izleyen yok….kendi kendine adam yilanla hahahahhaha

Ayhh enivey plaj bizim neyimize, okyanus bizim neyimize, haftasonu kacamagi bizim neyimize tabii de…. İyi de oldu aslinda. Feci simarmis ben her milimini bilirim bu sehrin pehhhh havalarimi, ayhhh sikildim bu sehirden nankorluklerimi gordu matmazel new york, bana bi al sana kapagi yapti. Bu kadar orta mali bi bilgiye bile erisememissin madem sittin senedir, coney island’a gidilmiyceini bile bilmiyosun madem…al bakiym sana mustahak yapti. Yani max cohenlerim marion silverlarim iki bolum arasi on santim boy atan bulent ziyagillerim New yorkla boy olcusulmeyecegini yineyeniyeniden anlayarak giriyoruz fall sezonuna. Ayagimizi denk alarak, geceleri calisirken denk alinmis ayaciklarimizin usumesinin kiymetini bilerek, battaniyenin altina sokularak. Hadi bakalim hepiniz hosgeldiniz loonybin fall sezonu acilmistir kirmizi kurdelelerle FELAM.

ingilizcemiz BAYAA iyi

Posted in boyle de bisi oldu, new york, scrabble on July 16th, 2009 by Loony Bin – Be the first to comment

bu arada su sag kosedeki 35 puanlik ufo-of-wo kombinasyonu icin de yemedigim bullshit kalmadi. neymis efendim wo diye bisi yokmus.
ya bi git allaaskina

Bomba Imha Timi ve Juliette

Posted in boyle de bisi oldu, new york, tamba tumba, ulubey, williamsburg on July 14th, 2009 by Loony Bin – Be the first to comment

Haftasonu williamsburgdeki Beer Garden’a gittik bi arkadasimin dogumgunu icin ve maceradan maceraya hopladik sevgili joey tribianilerim…Williamsburg bi zamanlar Manhattan’dan kacis mekkesi, ruhumuzun sayfiye yeri gibi juri ozel odullerine sahipti ama artik maalesef “oldu”, Galata sendromu mu dersiniz, Alacati gribi mi iste ondan kapti buyusunu yitirdi… yine de bi suru yere on basar bes ceker gidiyoruz seviyoruz falan…

Williamsburg’e giden L trenine gencler Love Train diye isim takmis cunku kizlar guzel oglanlar havali, bi American Apparel ve vintage ruzgari esiyo flortlesmeler kesismeler girla…( Gerci Hell Train de diyenler var ama o ayri bi yazi konusu..)Biz de ulubeyle vitrin bakiyoruz halimizden memnunuz. Benim zaten hayatta en sevdigim sey ulubeyle trene binmek niye bilmiyorum bi romantik geliyo. Belki tren hareket ettigi surece baska hicbiryerde olabilme ihtimalinin olmamasinin verdigi teslimiyet ve rahatlik, belki trende kimseyi tanimiyo olmak bi biz versus dunya hali, belki kimsenin dilimizi bilmemesi ve istedigimiz gibi konusabilmek, bi yere gidiyosak birazdan eglenceli seyler olucak, eve donuyosak da kaldik basbasa hissi, bunlarin hepsi iyi geliyo bana sanirim. Bi de tabi soyle bi durum var ben toplu tasima araclarina bindigimde hemen bi etrafi kolacan ederim ola ki bi durum oldu ne bilym bomba dustu kotu adamlar treni ele gecirdi kimin kafasi calisir kimle suc ortakligi ederim, kim Jack kim Sawyer kim Locke falan diye ve mumkumse mavi yerine kirmizi kabloyu kesmeyi bilecek birinin yanina oturmaya calisirim …hahahaha yaaa bole de sayko bi insanim. Neyse sanirim ulubey olunca bu Jodie Foster aksiyon filmi hallerim de bi sakinliyo.

Beer garden’da masa paylasmak mecburiyetten. Bizim sansimiza da sarhos irlandalilar dusuyo ki of of oof. Ben teoride Irlandalilarin Iskoclarin falan hastasiyim ah aman ne seksiler aman ne coollar ah o aksanlanirim hemen. Sarkicisina turkucusune ayri hayranim zaaati biiyosunuz..Ama pratikte tahammul edemiyorum kardesim bu da ne tur bi irkciliksa artik. Tabi filmlerde koyuyolar bunlarin arkasina yemyesil cimleri veriyolar ellerine bi gitar bi de kavusulamayan eski sevdicek ya da kavusulamayan eski ideoloji gelsin The Commitments’lar gitsin In the name of fatherlar…Halbuki bunlarin sarhos modeline pacayi bi kaptirirsan valla Bodrum’da pembe popolu Ingiliz turistlerle Gumbet diskolarinda mahsur kalmistan beter olursun oh la la.

Enivey..Dediklerinden hicbisi anlamadiimiz Irlandalilari her anlar gibi yapip hi-hi evetledigimizde kadeh tokusturmaktan kafalari bulduk ve Beer Garden’i terkedip kendimizi Juliette’e attik kalan saglar bizimdir ekibi olarak.Burasi benim diil Williamsburg’de koca New York’da en sevdiigim yerlerden biri..Yan catidan komsunun kedisi gelir, mohitolar superdir, teras pufur pufur eser, misafir gezmesini de kaldirir, oylesine ugramayi da falan derken kendimizi mohitolarin nanesi ve hayatin gayesi sohbetine verip cilalandik. Ama hava bi soguktu ben de kot montumu usuyen birine vermisim ve garsona “acaba pasmina falan gibi bisey var midir?” deme gafletinde bulunmamla hipster ironik sac kesimli garson cocuk k-o-p-t-uuuuuu. Nasil bi gulmek ben yerin dibine gectim allaaaan mal manhattanlisi pasmina istedi yaaa sen bizi ne sandin bacim kategorisinden cocuk da turizm otelcilik tarihine gecti musterisinin suratina patlayan sarkastik garson kategorisinden. Bu arada 2de bir de kediyi soruyorum kedi geldi mi kedi gitti mi kediyi getirsene cocuk iyice gicik oldu bana. Masadaki adi arkadas bozuntulari da ehe kusura bakmayin bin monte carlodan geldi falan gibi gerzo esprilerle iyice eziklediler beni.

İntikamimi kendini cok down-to-earth sanan ekibi yeryuzunun en lesh barina goturerek aldim ben de sonra oh canima degsin. Burasi sanirim Williamsburg’de gece 2den sonra kendine diil one night stand aciyi hafifleticek bi hamburger bile bulamamislarin son duragiydi zira ben daha bu kadar cirkin ve daha cirkin insani bir arada gormedim, ismi mismi de yoktu. Biz de yedigun portakal-etil alkol kokteyllerimizin de etkisiyle geceyi ufak capta bi ilk yardim kriziyle sonlayip trenlere dagildik. Ben hemen etrafi kolacan etmeye basladim klasikk… Ama Love train olmus mu sana Looser train..Bi ucta kustu kusucak zenci bi kizcagiz, hemen yaninda yem olucagi kurt ve de kush, obur ucta horul horul uyuyan bi adamcagiz ve onunla resim cektiren frat boylar, diger tarafta sevismeye bes var dayan kizim sizma bak noolur ciftler derkeennn ulubeye baktim. Hem Jack’im hem Sawyer’im biricik Mc Gywer’im diye gecirdim icimden: ola ki bi durum oldu ne bilym bomba dustu kotu adamlar treni ele gecirdi iste bu adamin yanina oturulur didim…

sonra dusundum alla alla 2 yazidir icim bi ferah noluyo ki ne diye. Sonra Manhattan’a, eve geldim…

Camille Claudel ve Paranoya

Posted in Kibariye, blog, boyle de bisi oldu, camille claudel, new york, nils ve ucan kaz, paranoya on June 27th, 2009 by Loony Bin – Be the first to comment

Modern hayata dair gozlemlerim bitmek bilmiyor . Bu hafta da cok a la New York aktivitelerde bulunurken (ornegin yagmurlu bir ogleden sonra New Museum’a gidip kendimi enstalllllllasyonlarda kaybederken, henuz hipster bile olmamis cok gizli lokantalarda Japon tapas yerken, Angelika’nin geceyarisi gosterimlerde baban da mi bagimsizdi ulen filmleri izlerken, sabah gunes dogarken manitayla pisikletlerimize atlayip Union Square farmers market’dan organik zerzavat alir ve birbirimizin capaksiz gozlerinin icine bakarken, bir Pazartesi gecesi daha Eldridge’e hic sira beklemeden girerken, off off Broadway sovlarda yakinda cekecegim sarkastik kisa filmime oyuncu ararken) aklima cok oh mon dieu fikirler geldi. Bu fikirler aklima kesinlikle gece saat 2de Canim Ailem’in sezon finalini izleyip hicir hicir aglayip lan ne guzel sarkiymis neymis bu deyip Youtube’dan Kibariye’nin anlamazsin sarkisini 32 kere ustuste dinlerken ve hormonlu kiraz yerken gelmedi.
Soyle ki:

- Starving artist (acim ulannn modeli san-atci) diye birsey kalmadi bilmem farkinda misiniz. Herkes baba parasiyla ressam oldu. (Sen degil hayatim, sen baskasin bambaska) ressam olamayan da kurator oldu. Onu da olamayan new media san-atcisi oldu. Parayla parasizmis gibi yapmak moda (Gumussuyu pasajindan alinmis gibi duran tshirte 300 dolar bayilmak, milyon dolar kira verip evi copev modeli dosemek), cidden parasiz olmak not cool oldu. Camille Claudel mezarinda donmekten bitap dustu harab oldu.

- Date edilecek adam/kadin kalmadi. Bunu zaten senelerdir bekar arkadaslarimin tak etti canima hulenn serzenislerinden biliyodum ama gecen gun aldigim bi email ile durumun vahematini iyice kavradim. Bu arkadasim baska bi arkadasina sevgili ariyomus. Kisi genc guzel, kariyer sahibi ve supermis, gerekirse resim de yollayabilirmis, acaba elimde uygun bir aday var miymis. Abi bi arkadasina hic tanimadigi bir insanin hic tanimadigi ve tanimadigin bir arkadasini ayarlamaya calismak (bu arada ayri sehirlerde ikamet ediyoruz) nasil bir zurnanin dirt dedigi yerdir? İsin absurd tarafi ben eskaza bu ayarlamayi yapsam, bunlar 2 ay sonra da evlenirler. Hayir ben ne anlarim benim model zaten fabrika cikisi hatali da -herkesin her saniye ay adammm yok kizz yokkk diye sikayet etmesi sonra da yil basina 32 tane dugune gitmemiz beni taskinliklara surukluyor sevgili Nils ve ucan kazlarim. Bu duruma kapanin elinde kalma sendromu desek olur herhalde. hayir sendrom zaten yabanci kelime kapanin elinde kalmayi da Pinar Aylin cevirsin Oxford duzeyi Ingilizcesiyle al sana 2010 eurovizyon besincisi mis gibi sarki.

- Alacak tek bir kilo ve yapacak tek bir paranoya kalmadi. “Ufff acayip siskoyum” dedikce “yavru gibisin” diyen ulubey, “hic bile cok tatlisin” diyen annem (tatli bizim ailede siskonun kod ismi oluyo gibi de bi paranoyam var cunku) ve olaya “atmaaaaaaaaaaa” diye apayri bi boyut getiren paslinin gazlariyla edindigim sahte kendine guveni gecen gun okuldaki guvenlik gorevlisinin “how’s the baby ?” demesiyle yitirdim ve aninda abi adam beni hamile sandi yaaalanarak teselli tutmaz bi krize girdim. Eve donerken metroda lan acaba harbiden hamile gibi mi gorunuyorum diye paranoyanin dibine vurup karnimi tutarak insanlarin bana yer verip vermeyecegini kontrol etmeye basladim. Ama New York’da alti aylik hamile olsan kimse diil yerini gunahini vermeyecegi icin bu testimden pek sonuc alamadim. Bir iki gun sonra ayni guvenlik gorevlisinin “how’r you baby?” demesiyle biraz rahatladim ama yaptigim olum rejimi sonuc mu verdi yoksa adam ilk sefer de how’r you baby demisti de ben mi yarasi olan gocunurlanmistim karar da veremedim.

- Blog yazmayan kalmadi. Gecen gun ulubeyin nolur degistir sunlari duz beyaz bisi sur bak ben vericem manikur parani diye yalvararak yanlis taktikle kume dustugu ve benim oldur allah vazgecmedigim cart kirmizi yenik ojeli parmaciklarimla bi saydim ki, bugune bugun 8 adet blogun hayata gecmesine on ayak olmusum. Bugun bunlardan kimisi hayatta kimisi can cekisiyo gerci ama len acaba bi Mujdat Gezen blog merkezi mi acsam naapsam diye de dusunmedim diil.

- Ve son olarak sevgili esmeraylar…Michael Jackson kalmadi

Mesurlar ve Hayatimdaki Yerleri ve Onemleri

Posted in boyle de bisi oldu, mesurlar, murathan mungan, new york, ulubey on June 16th, 2009 by Loony Bin – Be the first to comment

Bi keresinde annemin bi arkadaslarina yemege gitmistik..Gece uzadi uzadi bi akademik aliyo eline sazi bi oburu vokal yapiyo derken bize tatli bi uyku bastirdi. Bunca yilin verdigi pratikle “hi-hi evet” otopilotuna baglayip misillanmaya basladik kiii…annemden soyle bi cumleyle uyandim: “Bin Murathan Mungan’i cok sever, siir yazar ve mesurlarin hayatini cok iyi bilir!” Dan, dan , dan, dandanakan!! Annem acaba benimle en son 12 yasimda mi konusmustu, uyanik miyim diye kontrol mu ediyodu, sarabi mi fazla kacirmisti, ben halusinasyon mu goruyodum ve en onemlisi ulubey beni bi daha hic sevmiycek miydi…Bunlar o geceden sonra terapi seanslarimin Damat Ferit sorulari olarak kosetaslandilar ama degismeyen bir sey baki kaldi ki o da mesurlar, hayatimdaki yerleri ve onemleri sevgili dünlük…Bugunlerde de mesurlarim ve ben yine bir cok ani paylastik. Soyle ki:

-Gecenlerde Elif Safak’dan bir email geldi. Konu: an emergency please !! Baktim adres de has be has kayitlara uyuyor, aldi beni bir heyecan. Acaba Elif Safak’in bana ne icin ihtiyaci vardi? Pastis’in yerini mi soracakti, baby sitter mi lazim olmustu, yoksa (evet evet kesin buydu), yeni romaninin bir yerinde tikanmis ve benim “gozume” mi ihtiyac duymustu? Buyuk bir heyecanla emaili actim ve ogrendim ki none of the above. Elif Safak Hollanda’da tatil yaparken paralarini & pasaportunu caldirmis, internete de cok az access’i varmis ve otel parasini odeyemedigi icin acilen 1400 euro gondermemi rica ediyomus, gelir gelmez geri odiycekmis. Emailde bincim tatlicim Sems’im en yakin arkadasim gibi bana yonelik bir hitap olmamasina, mesajin ingilizce yazilmis olmasina, parayi gonderecegim banka hesabinin belirtilmemis ve Elif Safak’in parasi calindiginda mesela kocasini, annesini falan degil de beni ariyor olmasina hic kafayi takmayip derhal ulubeyi cagirdim ve cek defterimi getirmesini soyledim. Ulubey benim iyice fittirdigimi ima eden birseyler mirildandi ve “istersen hazir elimiz degmisken Nijerya’daki kuzenlerimize de para gonderelim” dedi ama dogrusunu istersen ben ne kastettigini pek anlayamadim.

-Gecenlerde disari ciktik. Dis-dis-tis-tis. Tuvalet sirasinda beklerken bi baktim mesur sunucu Kelly Choi onumde duruyo ve daha da onemlisi ikimiz de dunyaya ayni promil seviyesinden bakmaktayiz. New York gece hayatinda Istanbul tuvaletlerindeki pacoz kesismeler ve “Istesem manitani 5 dakkada ayartirim da isim olmaz” bakislari yerine bi dayanisma havasi ve aman elbisen ne tatli, aman da aman ayakkabilarin ne coolvari yazismalar dominant oldugundan Kelly Choi ve guluyor mu hickiriyor mu belli olmayan arkadasina ben de katildim ve bi anda 3umuz arkamizdan biri kurmus gibi dansetmeye basladik. Sonra Kelly’nin arkadasi eliyle ssshhhh!! isareti yapip sasirtici bi ust govde gucuyle bi hamlede tuvalet levhasini soktu ve levhayi kocaman memelerinin arasina sokarak gozden kayboldu. Ben de bizimkilerin yanina donup abi biliyo musunuz kimi gordummlendim ama Kelly Choi’u benden baska taniyan kimse cikmadi ve geceye kaldigimiz yerden ve dolayisiyla mesursuz devam edildi. Buna biraz icerledim cunku herkes cok iyi bilir ki yaninizda bir meshur oldugunda cok daha fazla eglenirsiniz.

-Gecenlerde bi arkadaslarimizla mangal yapiyoduk, masadakilerden biri de hamileydi. Kiz hicbir supheye mahal vermeden hamburgerleri goturuyodu ama megersem orjinali vejeteryanmis ve hamileliginin son ceyreginde baslamis bu etoburluk vaziyeti. “Aaa ne acayip hic boyle bisi duymus muydunuz” diye konusurken ben “evet benim bi arkadasima da olmustu tipkisinin aynisi” dedim. Sonra bes saniye dusununce o arkadasimin bi arkadasim diil Friends’deki Phoebe oldugunu anladim.

-Gecenlerde cok mesur bi insan olan Nigerya Krali amcam vefaat etmis. Tanimadigim ama cok seker olduklari her hallerinden belli olan kuzenlerimden bir suru email aldim. Mirasin milyonlarca dolari buldugunu, tek yasal varisin de ben oldugumu yazmislar. Ama bu karisik ortamda kalkip Nijerya’ya gitmeme gerek yokmus. Zaten ulke yasalarina gore vatandas olmayanlar miraslarini almak icin Nijeryali birinin imzasina ihtiyac duyuyorlarmis. Bu yuzden eger acilen bi 5 bin dolares yollarsam burokratik islemlerle onlar ilgilenip parami hemen gonderebilirlermis. Sımdi ulubey’in neden Elif Safak’a para gondermeme karsi ciktigini anladim. Az kalsin butun parami harcayip mirasima konamicaktim ya ne salaaaam, iyi ki ulubey var.

İste boyle sevgili dünlük. Mesurlar ve ben ayrilmaz bir ikiliyiz. Bu arada Murathan Mungan’a siir dosyami ve bazi sarki sozlerimi yolladim. Simdiden cok heyecanlaniyorum. Cevap gelince tekrar yazarim.
Mucux mucux.
Bin.

EDIT: eticinlerim, kuzusarmalarim, chipmunklarim olaya aciklik getiriyorum murathan mungan’a siir falan gondermedim hahahahaha gulben ergen’e ninni de gondermedim aaaa bayiliciiimmm bi kisi daha sorarsa ya silvuple cikolatali sufle. reading comrprehension sifir, oturun!

hint popu & jello (arsivlerden havalanan)

Posted in boyle de bisi oldu, hindistan, hint popu, new york on June 4th, 2009 by Loony Bin – Be the first to comment

bugun bi yandan yeni facebook grubu serefine bisiler yazmak istedim loonybine , bi yandan da 5 yasindaki ulubeyin kuzenleri dil disarda kopekcilik oynarken “ben hasta & yasli bi kopekmisim” diyip yemek masasinin altina kivrilivermesi misali leş-spor usendim…arsivlerden havalanan yapiym dedim madem. teeeee 2005den hem de. en hevesli halimle sag kanattan kaleye akarken…
buyrunuz:

Hindistan’a dair herşey pek bi moda. Kolyesi küpesi yazılımcısı artisti eti sütü kenarı köşesi. Ortada mistik bi durum kalmadı. Felsefesi desen çoktan Deepak Chopra’ya indirgenmiş, hamamböcekli bi diner’in vişneli jölesi gibi bıngıldamakta. Ki yanlış anlaşılmasın beyimizin meditasyon tekniklerinden tutun da en minnak vecizelerine kadar başucu kitaplığı yapmışlığım da mevcuttur. Ancak ne zaman ki üstat’a Will & Grace’de kahkaha efektli bi referans verildi, popüler kültürün gayya kuyularında boğuluyomuşum ip uzatanım yokmuş diyerek kendimi çekiverdim. Uzunca bi müddet yogayla da uğraştık, ders sonu « ay inanır mısın hiç sigara içesim yok. Papatya çayına ne dersin »ler de yaptık, kafidir.

Ne ki bi takım insanlar ve durumlar IQ dehlizlerini geçerek insanın olmıycak bi yerine işleyiveriyor, o minvalden tüm bu cheesy hallere halen bi yerlerimden bağlıyımdır, kim ne derse desin. Pozitif enerji meselesi, kikiko.
Enivey. Bollywood (ve SlumDog) ve Hint MTVsi geyiklerini geçersem, Hint krallığımdan elimde kala kala kaşçım kaldı, ki kast sisteminin en alt halkası oluyo kendileri. Ama o ne güzel halkadır, cıncık gibi yapıyo adamın kaslarını, bi de cakma steril mangolu jeli var ki, canını seven kaçsın. Yalnız her genç kızın yakınen bildiği üzre kuaför/manikurcu/kaşçı ekibiyle iyi geçinmek sunnettir. Bu yüzden çalan acaaa, acaaaa yadı yadı yaaaa müziklerine tahammül etmek ne kelime, bi de iltifat ediyorum :
« Bu çalan ne ? »‘beğendin mi » diyo kız hevesle, « beğenmek mi bayıldım, nedir sahi ? » diyorum. Kız bi sevin bi sevin, meğer nişanlısıymıs. Hintce sözlü hafif müzik parça-sı, bi nevi ay parçası.
Bi çırpıda nişanlının Cvsi öğreniliyo, çocuk Kanada’da yaşayan pek ünlü bi şahısmış ve Panjabi MC’nın (aka PMC) çocukluk arkadaşıymış, hatta bak bu şarkıda düet yapıolarmıs. Mesur bi hint popu sanatçısının 2. caddenin köşesinde vıjıvıjı kaş alımıyla iştigal eden bi kızla aşk yaşama olasılığı nasırlı bünyemi sarsmadan aceleyle mekanı terkediyorum ve sınıfsal farklılıkların aşkta yeri olmadığını kendi kendime tekrar ederek sonsuz neşeleniyorum (bi nevi mantra)
Bir iki hafta sonra tekrar kaşçıya gitmek icap ediyo . Backgroundda bizim acaaa acaaaa’dan eser yok ve kaşçı kız pek bi süt dökmüş kedi. « eee, nişanlın nasıl ? » diyorum, aşka inancımı perçinlemeyi umarak.« ayrıldık » diyo kız “evliymiş, üstelik 2 de çocuğu varmış..” Bi nevi Serdar Ortaç-MOS pedikürcüsü romansı. “Erkek di mi hepsi aynı, sen enerjini bozma kardeş” minvalli teselliler vererek eve dönüyorum ve yeni mantramı beynime kazıyorum : bütün insanlar eşittir, Hintliler biraz daha az.

eksi 1 arti 1ve hayal evi

Posted in boyle de bisi oldu, eksi bir arti bir, hayal ev, new york on May 16th, 2009 by Loony Bin – Be the first to comment

Bizim eve yurume mesafesiyle yuz metre, hayat mesafesiyle yuz yil uzakta baska bir ev var. Bazen imrenerek bazen ana avrat duz giderek bazen gaza gelerek bu hayal evinin her gun onunden geciyorum mecburen, bazen degil. Bunca yildir icinden cikan bi hem tasim hem cool hem sevimli adam, bi yerim ama kilo almam hem unlu bir yazarim hem mukemmel anne kadin, bi civildariz biz laylaylom cocuklar, bi ben bundan daha eglenceli bi ailenin yaninda calismadim hizmetci, bi cocuklarin dostu puskullu disney kopegiyim yasasin gormus degilim. Buna ragmen obsesif kisiligimin de yardimiyla kendimi bu ev sakinlerinin mukemmel bi sitcom hayati yasadigina inandirmis vaziyetteyim. Bu evde hicbir cicek olmez, bugunun isi yarina birakilmaz, tuvalet kagidi hic bitmez, yatak odasinda televizyon izlenmez, sabahlari kimse ayagini konsolun kosesine vurmaz, kucuk seyler icin can sikilmaz, gecmise dair pismanliklar, gelecege dair endiseler yasanmaz gibi fantazilerim var.

Tabi bu fantazilerimin birincil kaynagi mor ortancalarin midemde guruldattigi romantik hezeyanlarsa, ikincisi de para esittir mutluluk gibi sakat bir mottoya olan sarsilmaz inancimdir. Madonnanin yakinlardaki benzer bir evi 40 milyon dolara satin aldigi dusunulurse (hadi madonna kazigi faktorunu ve evin buyuklugunu de comertce hesaptan duselim) bu evin de 20 milyonun asagisinda olacagini sanmiyorum. Yani sizin anliycaaaniz benim hayal evime kavusmamin turkce tercumesi fenerin turkiye kupasini almasina denk geliyor.

Simdi diyceksiniz ki abi o kadar da satafatli gozukmuyo, ya da yuz metre otede diyosun ne kadar farkli olabilir yasantilari seninkinden…Hmm…Iste biz bu ahmet kaya celiskisine aramizda new yorkun zirt dedigi yer diyoruz sevgili tuza batirilmis koturdek yesil eriklerim.

New York o kadar ic ice gecmis ve katman katman bir sehir ki bir yandan irklara ve etnik kokene gore kalin cizgilerle ayrilan mahalleleriyle bir balkanizasyonun kurbani oldugu iddia edilebilir, diger yandan da neredeyse tum mahallelerin dunyanin baska hicbiyerinde gorulmeyecek oranda karma/global oldugu soylenebilir. Ayni ayrimlar ve kesisen kumeler hayat tarzlari ve maddi seviyeler icin de gecerlidir. new york’un herseyi boyledir aslinda. Genelgecerle istisnanin kucak kucaga oturdugu, eksi birle arti birin birbirini goturmedigi belki de dunyadaki tek sehirdir new york. Bu yuzden de burda biraz vakit geciren herkes hah cozdum zanneder. Oysa new york onu cekirdegine kadar soyanlari bile hergun bir kez daha sasirtir. İsidir bu…

İste bu yuzden cekirdeksiz karpuzcuklarim, mor ortancali evden on bes saniye otede kutu kutu pense dairemde oturup hayaller kurmaya devam ediyorum. Hani terapistler der ya go to a happy place diye…Ben de mesela yan dairedeki kadinin kertenkele oglu kapimin altindan garip gurup ask notlari attiginda, ya da hicbi isden anlamayan ama sempatikligiyle puan toplayan arnavut kapicimiz bekim meyve bicagiyla deldigi banyo tavanini basimiza indirdiginde, ya da gecenin yarisi apartmanin merdivenlerinde hic tanimadigim bi adami yaninda bavulu oturmus sigarasini tuttururken gordugumde (deodoran esprisi yapmayalim lutfen), ya da kimligi belirsiz bi manyak apartman duvarina markorle gossip girl-blake lively yazdiginda sinir krizi gecirmiyorum. Hemmeencecik mor ortancali eve gidiyorum…

Orda yasiyormusum, sabah 8de daima yapili saclarimla pur nese kalkmisim, kahvemi almis arka bahceme cikmis loonybin’e bisiler yaziyormusum, kocam adnan beye deliler gibi asikmisim ve aklimi en dustan cikmis behlul gelse calamazmis gibi yapiyorum. Cunku biliyorum butun dunyadaki butun sehirler arasinda, sadece new york’da calisarak, didinerek (e biraz da alavere dalavereyle) gunun birinde mor ortancali eve ulasabilirim. New York’un bana bu JLo kiyagini gececegine, yuz yili yuz metrede gecebilecegime ciddi ciddi inaniyorum. Len Fener seneye kupayi alir mi alir valla.

Domo arigato Mr. Roboto ve Tum Gercekleriyle Oscar

Posted in boyle de bisi oldu, domo arigato, film, mr. roboto, oscar on February 24th, 2009 by Loony Bin – Be the first to comment

Oscar ballot’i kaybettim. Cok fena bozuldum. Ustelik taksi pesinde kosarken sifayi da kapmisim. Ama bu demek diil ki gecenin dedikodusunu yapamiycam. Loonybin yatakyastik arasi tepside laptopdan gorev askiyla bildirir yavrucum:

Gecenin en muhtesem ani: Best Animated Short Film’I kazanan KunioKato’nun konusmasi. Aynen soyleydi: “So heavy. Sank you very much. Sank you, my supporters. Sank you, all my staff. Sank you, my pencil. Sank you, Academy. Sank you, animation. Sank you my company, Robot. Domo arigato, Mr. Roboto. Sank you very much.”Hahahhahahhahahaha. Oscar tarihinin en dahiyane konusmasiydi. Bir an icin kaybettigimi unutup neselendim bile.

Mr. Roboto Oscar Speech – Watch more

Gecenin en komik one liner’i: Steve Martin’in Tina Fey’e donup “don’t fall in love with me” demesi.

Gecenin en yasasin odulu: Penelope Cruz. Hem dunyanin en guzel filminde, dunyanin en guzel rolunu oyna hem dunyanin en guzel adamiyla sevis hem de oscari kap. Nihayet 2 kelime ingilizce de ogrenmis. Belli kardesini de seviyo. Afferin kiz sana.

Gecenin en ilham verici/ah ah keske Turkiyede de olsa ani: Milk’in senaryo yazari Dustin Lance Black’in gay ve lezbiyen cocuklara seslendigi ve “kim ne derse desin tanri sizi seviyor ve size soz veriyorum cok yakinda bu ulkede hepimiz esit haklara sahip olucaz” dedigi konusmasi. Sirf mesajin icerigi/muhimligi yuzunden diil, odul alan birinin Kodak tiyatrosunun disinda da bir dunya oldugunu, o dunyanin cocuklarinin, evkadinlarinin, atiyorum yazar/aktor olmak isteyen genclerinin falan da kalpleri carparak bu aslinda gerzo torene ve bu insanlarin agizlarindan cikan sozlere ne denli kiymet verdigini anlamis olmasi ve onlara seslenmesi acisindan da (90 derece) onemliydi bence. Darisi yalniz ve hetero ulkemin basina.

Gecenin en basarisiz valla gay diilim cabasi: High School Musical’daki Zac Effron’un yagli saclariyla bi yandan gogsunden kus fiskirmis fecahat kilikli kiro kiz arkadasinin elini tutmasi bi yandan sagdan soldan gecen aktorlere bakip bakip yutkunmasi. Dustin abi bana yardim et demesini oneriyoruz kendisine. Gulp gulp.

Gecenin en munasebetsiz kiligi: Heath Ledger’in annesi ve kizkardesinin alli pullu emmeli gommeli kiliklari. Abi allah rahmet eylesin kardesin cocugun olmus, odulunu almaya gelmissin. Insan biraz usturuplu bisiler giyer, ne bilym giy siyah bisi hayir yine shik bisi giy ama ne o oyle koldan sarkan puskuller rukuslukler. Bi de aktor diilsin sanatci diilsin gormemis gibi bi gayret bi gayret. Ayrica da madem Matilda da Matilda bi zahmet cocugun anasina da iki cift tatli soz soyleseydiniz. Ay bilmiorm sinir oldum ben.

Gecenin en buyuk terbiyesizlikleri: En iyi erkek oyuncu odulu verilirken Michael Douglas’in Frost Nixon’la aday olan Frank Langella’ya “senin Nixon yorumun butun oburlerini sildi supurdu valla ustadim” demesi. Cus! Yaninda duran Anthony Hopkins de 1995’de Nixon’I oynamis veoscar’a a aday olmus bu arada. Ayip yaaaahuuu! Ve Sean Penn’in karisina tesekkur etmemesi. Guya onceden kararlastirmislar da guya karisina ederse butun ailesini saymasi gerekirmis de guya onu ne kadar sevdigini biliyomus da..Elin Sata Matsuzawa’sina tesekkur ediosun ama. Kim abi pardon Sata Matsuwaza? Hasta olsan bi corba pisirmez. Ayip valla.

Gecenin en bilimsel ve sok-sok-sok gozlemi: Gece boyunca en sasirdigim sey erkeklerin konuya hakimiyet duzeyi oldu yavrucum. Ne kadar cok biliyolar ya, ve nasil her konuda bi yorumlari var valla sastim kaldim. Yok Beyonce’nin bacagi kalinmis, yok Reese Witherspoon kilo almis, yok Angelina’nin yuzugu ne kadar guzelmis, yok Anne Hathaway ne kadar icten sevinmis, yok bu senenin rengi bej ve beyazmis. Hele 80 90 kusagi erkeklerinin magazin uzmanligi beni bitirdi cidden sulu goturdu susuz getirdi sapka cikariyorum.

Gecenin en kotu giyinen ama acimaya mahal yok kadinlari:
Selma Hayek (Ama olsun multimilyarder kocasi var)
Reese Witherspoon (ama olsun Jake Gylenhall’la sevisiyo).
Amy Adams (ama olsun Oscar’a aday oldu)
Jessica Biel (ama olsun kadin cikinca bizim partiden “Jessica basini gogsume yasla” tezahuratlari yukseldi)

Gecenin en icten pazarlikli giciklari: Rihanna dayagi yiyince meydan buna kaldi diye icten ice sevinen ama ciciyenge pozundan gecilmeyen bi sene de sen sarki soylemesen olmaz seni gidi kiro Beyonce ve Jennifer Aniston ciktiginda gulumsiycek diye bobrek tasi dusuren bir numarali sosyopat Angelina Jolie.

Gecenin en buyuk haksizligi: Benim kaybetmem ve baskasinin kazanmasi. obviously.

evdeki barismancolar

Posted in baris manco, boyle de bisi oldu, ulubey on January 13th, 2009 by Loony Bin – Be the first to comment

Ulubeyle bi oyunumuz var. Adi “evdeki ……’yi gordun mu?”
yani aslinda boyle bi oyunumuz yok. Yani oyun denemez cunku bi kere o yapti bi kere ben sonra devami gelmedi. Ilk round da bir bir bitti yenisemedik. Bu bizim evin kisirligindan mi, hayalgucumuzun kisirligindan mi yoksa oyunun salakligindan mi kaynaklanio bilmiorm ama. Gerci simdi dusundum de oyunu yeteri kadar sik oynamamis olmamiz bunun bir oyun oldugu gercegini deistirir mi? Yani Büzur Mehir tavlayi 2 kere aile arasinda oynamis olsa bu tavlayi daha mi az tavla yapar? Hahaha Büzur Mehir…
Enivey. Sole oldu: ben bi aksam eve geldim, o aralar da baris mancoyla ilgili bisiler yapiorm, yorgun ve baslicam ama modundayim. Baktim ulubey degerlidegerli guluyo. Noldu dedim. Evdeki baris mancolari gordun mu dedi. Ha ne nerde benim dosyalara bisi mi oldu bilgisayara virus mu girdi die kotuye yordum hemen, cunku ben herseyi hemen kotuye yorarim. Ama bi yandan da eglenceli bi durum oldugunu hissettim ve hemen neselendim, cunku ben hemen herseye de neselenirim. Yok yok ole diil, evin bi yerinde baris mancolar gizli, ara bakalim bulabilcek misin dedi ulubey. Tralalalalla, Boole boydan boya dort bilemedin bes sekme mesafesi boyundaki evde aysecik stili seke seke (mutluyum mutlusun mutluyuz kuzenime asigim lan acaba enseste girer mi yokyok mutluyum mutlusun…) baris mancolari aramaya basladim. Aradim aradimmm aradimmm evin her milimine baktim bulamadim. Bi de bir deil bircok baris manco olcak ya. Iice zordu isim.
Sonra bi kac gun sonra ben de evdeki robotu gordun mu yaptim ulubeye. Bu sefer de o bulamadi. Ama hakkini vermek lazim onun baris mancolari cok daha orcinaldi. Bundan sonra senin adin Büzurbey olsun dedim ona…

Bakin bakalim minibüzurler siz gorebilcek misiniz baris mancolari?

Ask Bayar ve Harvard’da Doktora

Posted in TV, ask bayar, boyle de bisi oldu, ulubey on December 10th, 2008 by Loony Bin – Be the first to comment

Sevgiliii icine beyazcikolatalidondurmamikserlenmisahududuluvotkashotlarim,

Ulubey cok zamandir cok calisiyo. 24 saat yaziyo da yaziyo. Haliyle biraz asabi, extra entellektuel aktivitelere alerjik. Bi tek 30 Rock izliyo, dunyanin en komik dizisi cunku, hands down. Benim garip gurup film zevkimin kurbani olcak hali de kalmamis, aksamlari sole trash TV bisiler izleyip kafayi bosaltmak istiyo. Yarisinda kalkip gidio zaten tekrar yaziya ciziye. Nese biz de bu amaca hizmet edicek bi Turk dizisi aramaya basladik. O igrenc, bu uzun, bu puff falan darken Ask Yakar (Bayar) hayatimizi kurtardi.

Ask Bayar o kadar salak ama kendikendinden o kadddarrrrr memnun bi dizi ki izlemesi cok zevkli. Bi kere dizinin butun plotunun ustune kuruldugu bu gencler evlenemiyolar hikayesi o kadar yalanci ki. Perihan Magden alasini yazmis uzatmiym ama yani ev var dukkan var Ozcan Deniz en az iki bin liralik deri ceketle gezio, yil 2008 ve adam paket servise gavur icadi cilgin bi teknolojik gelisme gozuyle bakio. E mustaak evlenmeyin zaten.

Bu arada Ozcan denizin 15 yildir his seks yapmamis olduguna ve bu kizi beklediine inanmamiz gerekiyo. Cart kabakaat. Turkiyenin gidisatina, haberlere bes saniye bakan her insanin bu kuyruk sallayan seksi zengin kiz, bakir bodyci cocuk hikayayesine daha ilk gunden son derece flash flash alttan satir gecicek bi 3. Sayfa haberi yazabilceine bahse girerim. Aci ama gercek. Ve omru hayatimda soyle bisi diyceim aklima gelmezdi ama bu son bolumdeki guya cok seksi kick box sahnesiyle bir iki bolum onceki gerzo Jimmy Jarmush referanslarindan hedeflendigini dusundugumuz A-B grubunun icini giciklandirdigini zanneden dahiyane senaryo yazarlarinin kimlere “abi su kariyi alcaksinnn, bak Ozcan abimiz de yapiyo, bak nasi istiyo araniyo yaa resmen” akabinden ilham verdigini dusunmek bile istemiyorum. Dayak seksi degildir. Nokta. Herhangi bi seks sahnesinden, sonu evlilikle sonuclanmasi garanti/sonuclanmamasi trajedi dutturu hetero ask hikayelerinden baska bi olasilikdan kedi dotunden korkar gibi korkan dizicilerin de konu dayaga, siddete, kadinin agzindan kanlar gelmesine gelince ne kadar rahat ve moderennnn olabilmeleri de tuy dikiyo tabi bu karbon kopya soap operaya.

Ben ayriyetten bi Turk dizisinde daha, fedakar babaya karsilik kotu niyetli/aptal/paraci/oglunu evlendirmeye yanasmayan ya da simply BABA kadar etikci/namuslu/gururlu olmayan bi anne/kaynana modeli gorursem kusucam. Ha bi de tek coolluk, enteresanlik, farklilik olcutu eski araba olabiliyo. Ayyy uff nese ya…

Simdi bu diziyi eglenceli kilan en muhim sey zengin kiz Belda’nin beyin firtinasi sahneleri. Biz ulubeyle bu sahneleri 3-4-5 kere basa aldik ve gulmekten altimiza edene kadar tekrartekrar izledik . Bi sahnede Belda sole bisi diyo “biraz aylaklik edicem. Ya kotu romantik komedilerdeki gibi ayakkablilarimi cikarip cimlere basiym ya da Harvard’a Princeton’a gidip su matematik doktorasini halledip geliym.” Hahahhahahhahaha.

Oncelikle host. Pretty Woman’a kotu romantik komedi demek icin daha 40 firin ekmek yemesi gerekiyo yazarlarimizin. Sonracima hahahhahahahhaha. Harvard’a gidicekmis matematik doktorasini halledip gelcekmis. Oldu.sanki yildiz teknik’de ahsap boyama dersi alicak. Harvard matermatik doktorasi dedigin tum dunyadan tas catlasa on kisiyi, o da yuzlerce genius arasindan secip alan bi program. Canim.

Simdi ulubey ve ben akademik dunyada derisi kalinlasmis, kalpleri yag baglamis, direkman KOTU insanlar oldugumuz icin konuya gerizekalilar hahahhahahah sen kim Harvard kim beyinsize bak hahahhahahaha pisliginde yaklastik. Cunku gercekten Liz Lemon’un da dedii gibi “graduate students are the worst people” Doktora insani igrenclestirio, hic susmayan profesyonel bi sikayet ve kucumseme makinasi haline getirio da ondan. Yoksa ece sukana sempati bile besleyebilirdik yani ankarali hos hatun kontenjanindan. Ama besleyemiyoruz iste. Mesela ben o kadar riyakar bi insanim ki bu Ask Bayar’in bi takim Meltem Cumbullu ve dunyanin en sevimli insani oldugundan suphelendigim kadir copdemirli sahnelerinde hic utanmadan gozlerim baya bi dolduktan sonra bu satirlari yazabiliorm genis genis.

Enivey zaten obur bolumde agzimizin payini aldik. Megersem Belda bi matematik dahisiymis. Bi nevi beautiful mind, tepegoze bi bakip yuzlerce excel sheeti tek tek aklinda tutabilen ve damarlarinda kan diil dijital bilgi akan bi John Nash. Pardon canim.
Simdi doktora yapmayan ve damarlarinda dijital bilgi deil kan akan zavalli okuyucular icin bu dizinin ve yazinin ve ulubeyle bizim makus kaderimizin sifatini siyirmak gerekirse: kucukken bi kere bi koye gitmistik. Bi kocla koyun ciftlesiyodu. Bunu goren pasli birden cildirip kosunnnn koc koyunu dovuyo koc koyunu dovuyoo die bagirmaya baslamisti. Yaaa oole iste.