domino

Domino

Posted in domino, film, tony scott on October 16th, 2005 by Loony Bin – Be the first to comment

Revenge’de Kevin Costner’i portakal suyu sıkarken Anthony Quinn’in karısına aşık ettirdiği günden beri Tony Scott’un hastasıyız. True Romance, Spy Game, Enemy of the State ve Man on Fire’in in bişey ifade etmediği dimağlara Top Gun diyelim ve tribünlere oynayalım. Hop.
Ridley Scott diil çocuğum. Abisi o. Sinemada nerdeyse en sevmediğim tür olan epik savaş ve kahraman asker hikayelerinin üstadı abisi Ridley’e de sebepsiz yere kılız. (Russell Crowe’u Gladyatör’de demir donlu acıların çocuğu yapmak nefis fikirdi, o ayrı. )
Enivey. Domino’ya gittim. Tony’nin 12 senedir uğraştığı projesi…Geçenlerde overdose’dan evinde ölü bulunan, baba parasını ve modellık kariyerini elinin tersiyle itiverip bounty hunter olmaya karar veren Domino Harvey’in yarı-uyarlama hayat hikayesi. Domino’yu en büyük numarası ağzını yarı aralayıp kameraya “taş gibiyim ama umrumda değil” bakışları fırlatan ama muhtemelen bu filmden sonra it-girl mertebesine ulaşıcak Keira Knightley oynuyor. Ki bu kızı Love Actually’de çok sevmiştim.
Domino’ya deli divane aşık öbür bounty hunter’i da Edgar Ramirez oynuyor. 10-10-10, 10 puanla şampiyon kızlar haberiniz olsun. En son Mark Ruffalo’ya yaptığım ‘ohş yavrum bu da kimmiş” bazlı bütün eski filmlerini sırayla izleme eylemini kendisi için de acilen gerçekleştireceim. Bunların patronunu da Mickey Rourke oynuyor. Ki kendisini tanıtmaya ihtiyaç duymuyoruz.
Şimdi “kes be kadın filmi anlat” diyenlere bi haberim var. Film de aynen böyle. Karakterleri tanıtmaktan ve girizgah yapmaktan bi türlü konuya giremiyor. Girince de konu uzuyor, manasızlaşıyor, sıkıcılaşıyor. Ammavelakin bi Tony Scott filminde bunların pek de bir önemi yok. Çünkü sizi esas perdeye bağlayan hikaye örgüsü ya da diyaloglar değil görüntüler, renkler, ışık, atmosfer ve stil. Basitçe sinematografi ya da sanat yönetimi değil hayır, Tony Scott’un bence uzun zaman reklam çekerek geliştirdiği kendine ait bi dünyası var. Daha önce bi milyon kere görmüş olabileceğiniz bi cinayet sahnesini görsel bi şölene çeviren, başka birinin elinde “of geyiğe bak” diyeceğiniz bir klişeyi göz ardı edip kendinizi sahnenin güzelliğinde kaybetmenizi sağlayan parlak bi dünya burası.
Ve tam da tüm bunları ayırd edecek seyircinin “MTV klibi mı izliyoruz film mi” diye vıdılanacağı anda kahramanları reality-şov oyuncularına dönüştürerek sizi ters köşeye yatırıveriyor.
Tüm bunlara rağmen filmin sonunda kafanıza kakılacak bi kaç mesaj tatavası ve 2 saat boyunca Kiera ve Edgar arasında bıçakla kesilicek hale gelen sexual tension’un ucuz bi Lee Cooper reklamına benzeyen bi sahneyle finallendirilmesi beni yıktı.
Enivey. Sonuç olarak yapacağı her filmi merakla bekleyeceğim ve 11 dolarıma acımadan sinemaya koşacağım bi adamdır Tony Scott, helali hoş olsun.