facebook

www.devrim.com

Posted in baska yerde yazmisim, blog, entel dantel, facebook, twitter on July 16th, 2009 by Loony Bin – Be the first to comment

Eski manitanızın Bodrum tatili resimlerini gözetleme işlevi gören Facebook’un ya da hayranı olduğunuz ünlüleri yalancı bir yakınlık hissiyle “takip” ettiğiniz Twitter’ın devrim yapmaya yarayacağı aklınıza gelir miydi? Peki star muhabir Christian Amanpour’un tahtına “penguins will fly” (penguenler uçacak) ismindeki bir Youtube kullanıcısının yerleşeceği; dünyada olup bitenleri Reuters, BBC gibi prestijli haber ajanslarından değil “change for Iran” (İran için değişim) adlı bir Twitter kullanıcısından ya da “today in Iran” (İran’da bugün) adlı bir blogdan takip edeceğiniz; peki Obama’nın basın toplantısında, kallavi Beyaz Saray muhabirlerini es geçip sıradan bir İran vatandaşının sorusuna öncelik vereceği?

Blogdan al haberi vaziyetine nicedir aşinayız ama son haftalarda İran’da yaşananlar, olmazsa olmaz addettiğimiz demokrasinin bekçisi, dördüncü kuvvet gibi sıfatlarla taçlandırdığımız geleneksel medya ve işe yaramaz, vakit öldürücü damgasını vurduğumuz sosyal medya araçlarına bakışımızı da tekrar gözden geçirmemize sebep oldu. Düne kadar sarsılmaz tahtlarında kaykılarak oturan New York Times, CNN, Guardian gibi atardamar medya kuruluşları totaliter İran rejiminin kanlı sansürü altında ezilince ve uluslararası basın mensupları İran’da barınamaz noktaya getirildiğinde, Youtube, Flickr, Facebook, Twitter gibi sosyal medya sitelerine haber/resim/video yollayan vatandaş gazetecilerin görgü tanıklığına teslim oldular. Sosyal medya sitelerinin bu süreçte oynadığı en önemli rol ise İran vatandaşlarının sesini dünyaya duyurmak ve geleneksel medyaya haber kaynaklığı etmenin ötesinde, bizzat protestoların organize edilmesine aracı olmalarıydı. Ancak yine de olup bitenlere İran’ı “Twitter devrimi” klişesine indirgemeden veya internet eşittir demokrasi gibi siber-ütopik bir balonla havalanmadan bakmakta da sonsuz fayda var.

Medya nasıl sınıfta kaldı?

İran’da protestoların başladığı 13 Haziran Cumartesi gecesi Körfez Savaşı’ndan yadigar bir refleksle CNN-Amerika ekranlarını açanlar, Larry King Show’un tekrarlarıyla karşılaştılar. Aynı saatlerde CNN-Amerika’nın web sitesindeki manşet ise, ülkede süregelen analog televizyondan dijitale geçiş çalışmaları gibi son derece rutin bir mesele üzerineydi. Geleneksel medyanın İran haberini amatörce atlaması Twitter’cıların gözünden kaçmadı. “CNN Fail” (CNN sınıfta kaldı) başlığı altında binlerce Twitter kullanıcısı CNN’i eleştiren postalar kaleme aldı. New York Times’in tecrübeli editörlerinden Bill Keller’in Tahran’dan yazdığı ve Ahmedinecat’ın olaylardan daha da güçlenerek çıktığını iddia ettiği ilk analizi de sosyal medya kanallarında ve bloglarda büyük eleştiri topladı. Diğer yandan İranlı Twitter kullanıcıları, gelişmeleri Azadi caddesinin göbeğinden dünyaya duyurmaya devam ediyorlardı. Google, 19 Haziran’da İranlı vatandaş gazetecilerinin seslerinin daha büyük kitlelere ulaşmasına yardımcı olmak amacıyla Farsça’dan İngilizce’ye tercüme aracını yayına sokarken, Facebook da Farsça beta versiyonunu hayata geçirmekle meşguldü.

Dış politika değişiyor

Yeni medya araçlarının protestoların organize edilmesinde ve dünyaya hızla aktarılmasındaki gözardı edilemeyecek rolü, bilgilendirme ve bilgi edinme dinamiklerinin geri dönülemeyecek ölçüde demokratikleşmeye başladığının müjdecisi olmakla kalmıyor, aynı zamanda üç maymun stili dış politikaların da önünü kesmeye dair küçük de olsa bir ümit taşıyor. Örneğin, Twitter’ın İran’dan haber almanın birincil kanalı haline geldiği aşikar olduğunda, halihazırda İran ile resmi diplomatik ilişkileri olmayan Amerika Dışişleri Bakanlığı, Twitter yöneticilerinden siteye erişimi engelleyecek rutin bakım-onarım çalışmasını ertelemelerini talep etti. Kurucusu Biz Stone bu öneriyi ‘Twitter’in İran için kritik bir iletişim aracı haline gelmiş olması sebebiyle’ kabul ettiklerini açıkladı. Kendi seçim kampanyası için de sosyal medya ekmeğini epey yemiş olan Obama ise, 23 Haziran’daki basın toplantısında prestijli ikinci soru hakkını Huffington Post blog yazarı Nico Pitney’ye vererek yeni medyacılara meşruluk kazandırdı. Seçimlerden bu yana sosyal medya ağlarını kullanarak iletişime geçtiği İranlı vatandaş gazetecilerden aldığı bilgiler yardımıyla yaptığı detaylı yayınlarla sivrilen Pitney ise, Obama’ya bir İran vatandaşından gelen soruyu yönelterek yeni medyanın katılımcı niteliğine vurgu yapmış oldu.

İngiltere Başbakanı Gordon Brown da, 19 Haziran’da Guardian’a verdiği röportajla konuya dahil oldu ve ‘Dış politika bir daha asla aynı olmayacak’ diyerek, teknolojik gelişmeler sayesinde dış politikanın seçkinlerin tekelinden kurtulacağını, hızlı ve aracısız bilgi akışı sayesinde bundan böyle Ruanda benzeri krizlerin yaşanmayacağını iddia etti.

Yeni değil

Elbette soykırımların tedavülden kalkmasının garantisi Twitter olsaydı hayat da tadından yenmezdi. Ancak iş bu kadar basit değil. Telgrafın icadından beri her yeni teknolojide karşımıza çıkan, işte şimdi yırttık tadındaki teknolojik-ütopyacılık, yeni yüzyılda da internet eşittir demokrasi şeklinde zuhur ediyor. Oysa nasıl ki kablolu televizyonun icadı 1960’larda ümit edildiği üzere suç oranlarını düşürmeye yaramadı, internet teknolojileri de tek başlarına totaliter rejimlerden demokrasiye geçişin anahtarı değil maalesef. Taze politik oluşumlar her daim yeni teknolojilerden faydalandılar, bundan sonra da faydalanmaya devam edecekler. Devrimciler 1979’da Humeyni’nin konuşmalarını kasetlerle yayıyordu, yeni jenerasyon İranlı aktivistler ise protestoları organize etmek için Twitter’ı, Facebook’u ya da Farsça sosyal medya sitesi Balatarin’i kullanıyor. 2001 yılında Filipin Devlet Başkanı Estrada karşıtı onbinlerce gösterici cep telefonu mesajları (SMS) ile organize olarak sokaklara döküldü. 2004’ün Kasım’ında Cumhurbaşkanlığı seçiminde yaşanan hilelere karşı düzenlenen Ukrayna’nın Turuncu Devrim’i SMS’lerin yanı sıra interneti de kullanarak ilk internet devrimi olarak kayıtlara geçti. Onu 2007’de bloglar ve Twitter benzeri yorum kutucukları olarak tanımlanabilecek Cbox ile organize edilen askeri cunta karşıtı Burma protestoları izledi. Geçtiğimiz yılın Aralık ayında 15 yaşında Alexis Grigoropoulos’un öldürülmesi sonrası sokaklara çıkan Yunanistanlı öğrenciler, Nisan ayında seçim sonuçlarını protesto eden Moldovalı gençler de Twitter ve Facebook ile organize oldular.

Örneklere bakıldığında heyecanlanmamak çok zor. İnternet teknolojilerinin, yeni medya ve sosyal medya araçlarının hem medyanın daha katılımcı ve eşitlikçi bir modele dönüşmesi, hem de totaliter rejimlere karşı demokratikleşme kavgasında oynadıkları rolü yadsımak imkansız. Ancak Bush’un eski Ulusal Güvenlik Danışmanı Mark Pfeifle misali ‘Twitter’a Nobel Barış Ödülü verilsin!’ ga
zına gelmeden önce, sözkonusu devrim çabalarının altında yatan politik ve sosyal mekanizmaları incelemekte de fayda var, tabii gözümüzü de internetten ayırmadan…

** 12 Temmuz Pazar Radikal 2‘de yayinlanmistir.