jimmy jarmusch

Broken Flowers

Posted in film, jimmy jarmusch on August 23rd, 2005 by Loony Bin – Be the first to comment

Coffee and Cigarettes’i izlemiş her aklı başında insanoğlu gibi Jimmy Jarmusch’un yeni filminin geldiğini duyunca sinemaya koşturdum. Yalnız Jimmy bey’in de noluyo yahu’landığı üzere Broken Flowers mainstream izleyici ve kritiklerce fazlaca ilgiye mahzur kalmıştı ve dolayısıyla ancak çok geç bi matineye bilet bulabilip 4 saat kadar beklemek zorunda kaldım. Sinemadan çıktığımdaysa değdi mi değmedi mi hala karar verebilmiş değildim çünkü filmi ne sevdim ne de sevmedim.
Başrolde Bill Murray var ve bi zamanlar bilgisayarlardan hallice para kaldırıp ömrünün geri kalanını süslü eşofmanlarla kanepesinde bi o yana bi bu yana devrilerek geçiren ve filmin hemen başında kendisini terk eden sevgilisinin (Julie Delpy) “uçurum kenarı bi Don-Juan” diye tanımladığı Don Johnston’i oynuyor. (evet,t ile Miami Vice ve Don Juan ve film böyle orta halli bi espriyle başlıyor).En yakın ve muhtemelen tek arkadaşı da yan evde oturan ve kafayı dedektiflikle bozmuş Etiyopyalı aile babası Winston. Olan biten de şu: Don’un eski sevgililerinden biri pembe bi kağıda 19 yaşında bi oğlu olduğunu ve muhtemelen yakında kapısına dayanacağını yazan imzasız bi mektup gönderiyor ve Don göçmen aksanını fazlaca karikatürize etmiş ve dolayısıyla bi Jarmusch filminin sükunetinde fazlaca sırıtan komşusunun Sherlock Holmes gayretiyle eski sevgililerini tek tek ziyaret edip olaya dair ipuçlarını toplamaya karar veriyor. Her çaldığı kapıya da bir demet pembe çiçek götürüyor (evet kırık çiçekler-film böyle tipik bi göndermeyle devam ediyor)
Tahmin edilebileceği gibi donuk karakterlerin ustası Murray, rolüne cuk oturuyor. Ancak Life Aquatic ve hele de Lost in Translation’dan sonra adamcağızı yine bir minimalist role soyundurmanın orijinal bi tarafı kaldığını düşünmüyorum. Bu saatten sonra enteresan olabilicek şey belki Murray’i tamamen kendi genre’inin dışında, çok daha teatral bi rolde ya da belki bi dönem filminde izlemek olabilirdi. Üstelik Murray gençliğinde çok canlar yakmış eski kurt hissi de oluşturamadı bende.
Murray’in eski sevgililerini Sharon Stone ve Jessica Lange gibi 50 yaş üstü Hollywood köşe taşları oynuyor ki, botox manyağı yeni ergen izlemekten sıkılanlar için Jimmy’nin bi kıyağı diyelim..Filmdeki eski sevgililer de son derece kıyak. Nabokov’dan tamamen habersiz bi biçimde kızının adını Lolita koyan neşeli dul ve mecburen uyuz bi emlakçıya dönüşmüş eski hipi karakterleri mesela, gayet eğlenceli olmuş. Hele bu emlakçı kadınla kocası arasında geçen çocuk yapma-yapmama konulu bi diyalog var ki, yarıldım.
Ama iste filmde çok da başka enteresan bişi yok. Olaylar neredeyse gerçek zaman bazlı ilerliyo ve Murray’nin onca yolu tepip de kayda değer bisi elde edememesini izlerken insan yoruluyor. Bu bakımdan en sevdiğim sahne mesela Don’un en nihayetinde iyi bi uyku çektiği sahne oldu, ki Murray en çok hiçbisi yapmamakta başarılı bi oyuncu ve Jarmusch da hiçbisi olmiycak ki duygusu vermede çok başarılı. Özellikle Johnston’in evinde geçen sahnelerde biri habersizce bi kamera yerleştirmiş biz de onu izliyoruz hissine kapılıyorsunuz ki, muhtemelen becerilmek istenen de buymuş ve becerilmiş, bravo. Ama Coffee and Cigarettes’deki muhteşem diyalogların, ince ayarların ve insanı kıkır kıkır güldüren referansların izini sürücekseniz, Broken Flowers’da aradığınızı bulamayabilirsiniz, benden de söylemesi…