medya
birikim su gibisin icmeye kiyamiyorum
Posted in baska yerde yazmisim, entel dantel, medya on November 9th, 2009 by Loony Bin – 1 Commentbu arada buraya koyamiyorum ama bu ayki birikim dergisi‘ne bisiler yazdim kitabin digitallesmesiyle ilgili
var ya mookkkemmel bi yazi oldu kendi kendinin marketingisinde sinir tanimayan docteurlerim,
bayiinizden isteyiniz lüplüplerim
hadi usenmeyin…
ayip denen bisey & derdest New Yorker
Posted in asabiyet, medya, new yorker, sabah on June 6th, 2008 by Loony Bin – Be the first to commentseneler once bi arkadasim Turkiye’den cok unlu bir sinema yazarinin nasil bir elestirisini dupeduz imdb‘deki okur yorumlarindan kelime kelime kopyalayarak yazdigini gostermisti, cenelerimiz yere dusmustu.
sonra sonra alistik tabi…zaten “guzel ve yalniz” ulkemizde aldigimiz sahane egitimler sayesinde o kadar ustasiyiz ki apart otel paperlar, odevler, makaleler yazmanin. Ben dahil hepimizin kulliyati bu hande yener orneklerle dolu e koymuyo tabi baskalari da yapinca…
kaldi ki tezlerini asiran profesorler, romanlarini asiran yazarlar, televizyon programini apartan televizyoncudan apartan obur televizyoncular derken Turk medyasinin ufak magazin haberlerinden tutun da koseyazilarina kadar yaptigi copy paste haberlerin/yazilarin da vakayi adliye folderlarimizda yerini almasinin nesi sasirtici o da ayri…
dergilerin mesur “derleyen” imzali yazilarini saymaya tenezzul bile etmiyorum. Nerden derlendigi mechul tabi..yalniz bence kit ingilizceli dergicilerin yapboz yazilarina derleme degil de “derdest” demek daha hakkaniyetli olabilir..
universitede derslerle sifir alakadar ama gayet zeki bi arkadasim vardi. sinavlardan once son dakka yanimiza gelip “sunlari bana bi anlatsaniza” derdi. sonra biz iyiniyetimizle cabucak anlatmaya calisirken de begenmezdi “kafami karistirmadan yalniz” diye cemkirirdi…
bu da o hesap..madem derliyosun kafamizi karistirmadan yap be kardesim, anlayamiyoruz..
enivey..
gecenlerde Turk gazetelerine bakiyodum. Sabah’in Cumartesi ekinde Kaya Genc imzali bi haber gordum. Bu arkadasimiz gitmis New Yorker’in gecen haftalardaki bi sayisindaki Pascal Dangin portresini kirpmis, bicmis, guzelim yaziyi dumb-down edip Sabah okurlarinin Cumartesi keyfine layik dutturu bi hale sokmus. Fotograflari da sagli sollu aynen yapistirmis habere, ne bir kredi vermis yazara, ne New Yorker’in adi geciyo…bi de imzasini cakmis!! Ya da belki bu insan edebiyle yapmistir cevirisini de yazisileri boyle basmayi uygun gormustur bilemiyoruz..2. secenek birincisinden de feci bi durum tabi de, neyse….
E ayip denen bisi var ama aaaaaaaaaalandim bi anda ben de napiym. Yani Turk basininin yabanci kaynaklardan yararlanmasi, kayda deger yazilari cevirip okuyucuya sunmasi falan das shon hatta bazen gerekli tabii de…Bari adabiyla yapin ya, aparttigin yer de US Weekly degil ki be kuzum, koskoca New Yorker…Insan bi referans verir. Guya yazili basinda da imza’nin bi serefi vardir diye biliriz. Rutin habere imza atilmaz/attirilmaz, sittin saat ugrasmis da olsan atilmaz, ajansdan alinmis habere imza atilmaz.. Kaldi ki cevirinin de bi sahsiyeti var, onemi var, annesi var babasi var, uzulmezler mi?
Bi de vaziyetin okuyucuyu salak yerine koyma tarafi var ki, o daha da sinir…ha bi akilli sensin cunku? Yav bu dergiler heryerde satiliyor artik..Gerci new Yorker 17 milyondu en son ama haha, internette hepsi carsaf carsaf bedava..kimi kandiriyosun? Anne sutu dururken nie sise sut koyuyosun biberonumuza medya amca? Kaldi ki buyuduk biz..Kati mama yeme vaktimiz geldi de geciyo bile..Bi zahmet yardimci ol noooluuurrrr.
sevgili blog, buse naz'a gicik oluyorm
Posted in blog, boyle de bisi oldu, medya, pasli on January 14th, 2008 by Loony Bin – Be the first to comment
.1001 yalancinin teki mi?
Posted in baska yerde yazmisim, blog, medya on October 2nd, 2006 by Loony Bin – Be the first to commentcevabimiz elbette hayir da…bir iki duruma aciklik getiriym istedim..loony bin’in mutevazi mailbox’u sitemkar mesajlarla dolmus zira..
1) Sabah’daki haber icin “nasi herkes apolitik-eglencelik yazio dersin?? oha. cus. yaziklar olsun” tadinda emailler gelmis. ucuz bi laflarimi carpitmislar geyiine girmicem elbet. kucucuk yerde benim her bi kelime sacmaligimi yazamicaklarina ve findik rekoltesi ustune beyanat vermediimize gore haberde de bi paraphrase olayina gidilmis. cok normal bence. ama alinan gonullere su serpmek icin tam olarak ne demis oldugumu yaziym bari. 1 kelime onemli olabilir bazen dikkatli gozlere: soyle demistim:
“…Turkiye’de blogging henuz cok yeni. Amerika basta olmak uzere dunyada en cok okunan bloggerlar politik bloglar. Geleneksel medyanin yer vermedigi gelismelere, siyasi elestiriye sayfalarinda yer veren, “vatandas gazeteciligi” denilen kavrami gelistiren, bir kuruma akredite olmamalarina ragmen canla baska internet gazeteciligi yapan bir kesim var. Irak’taki, Lubnan’daki ‘gercek” gelismeleri bloggerlar takip ediyor. Turkiye’de bu henuz cok az ya da hic yok. Kendim de dahil olmak uzere daha apolitik, eglenceye yonelik yaziyoruz. Ancak blogging gelismeye cok acik bir platform. Yelpazenin gun gectikce genisleyecegini, Turkiye’den de cok iyi yazarlar cikacagini dusunuyorum. “
Olmustur umarim.
2) Ben Turkiye’de tatildeyken “Biz de Bodrumda’yiz bulusalim miii??” diyen super insanlar olmus. Ben de demisim ki “aaa tuh kacirmisim mesajlarinizi zira Amerika’ya donene kadar bakmadim emaillerime.” Bu cevabim da bi “nasi bakmazsin yalanci pislik bloga ‘Bodrum’dayim’ die yazi yazmissin iste” tadinda karsilanmis. Valla da billa da 2 gozum onume aksin da, 2 dakka bilgisayari actim, resimleri yuklemek icin..bloga da bi kuccuk yazdim sonra da kapadim gitti makineyi…daha fazlasini kaldirmadi bunyem. Ben yalanci diilim ya, hakkaten diilim..
enivey..bu vesileyle de, umarim ilk ve son “duzeltir..ozur dileriz” postumu yazmis oliym…
ve rutin hopciki moduma geri doniym..
chuck aradi bugun…”o gun biraz sert ciktim kusura bakma.bob gelirse tanistircam seni, resim de cekicem” dedi..cok utangacmis kuzu, o yuzden sevmiomus oole zoraki seyleri..yoksa asabi falan diilmis hic..”Peki tesekkur ederim” dedim ben de. “tamam ya uzatma anladik. iyi ki bisi yapicaksin bu ne afra bu ne tafra” demedim. bi kisiyi daha alindiramicam zira..haftalik kotam dolmus:) hop.
Total Recall ve Petek Dincoz
Posted in TV, Turkiye, medya, petek dincoz, serdar ortac on September 8th, 2005 by Loony Bin – Be the first to commentMagazin siteleri inliyor. Petek Dinçöz’un kalbine haciz gelmis. Bi kere bize de olmuştu. Önce hırsız girdi sanıp çok üzülmüştüm. Hacizciymis. 2 televizyon gitmişti. Baya ders çalışmıştım televizyonlar gelene kadar. Bütün derslerden A almıştım. Neymiş efendim, çalışınca oluyomuş. Benim anlamadığım bu olaya niye araştırıp soruşturmadan “münferit bir hadise” muamelesi yapıldığı. Mesela 12 Monkeys’de Bruce Willis dese “ben senin sevgilinim aslında geçmişten geliyorum” diye ya da Total Recall’da Arnold dese -ki en sevdiğim filmdir “bak bunlar rüya değil beynimizi yıkadılar” diye kimse sorgulamaz. Çünkü bi action hero bişi diyosa doğrudur.
Peki Petek Dinçöz gerçekten magazin mafyası tarafından kaçırılmış ve beyni yıkanmış olsa, ve bu Bay Sülük’e gerçekten aşık olsa ama kötü adamlar sevdiğine zarar vermesinler diye “hayır ben o değilim” diyo olsa ve içi kan ağlarken stras taşlarla süslü tuvaletiyle Mutlu Aküleri’nin bayi toplantısında Foolish Kazanova’yı söylemek zorunda kalmış olsa mesela, daha gerçekçi olmaz mı?
Sonracııma Serdar Ortaç “kalbine haciz koydum” diye yavaş bi şarkı yapsa (Ebru Gündeş’le düet mesela), ve Bay Sülük zaten gelecekten geldiği için bu şarkıyı çoktan biliyo olsa ve Petekciğine eski güzel günlerini hatırlatmak için bunu bi şifre olarak kullanıyomuş olsa mesela… O sırada tabi Hülya Avşar da Petek’i olan bitenden distract etmek için Türkbükü’ne gidip göbeğini içine çekmiş olsa, ve bütün bunları araştırdığı için meğersem senelerdir ortalarda gözükmeyen Aykut Işıklar ortaya çıkarsa…Flash..Flash.Vay be.
İşte ben buna araştırmacı gazetecilik derim.
Vatandas Gazeteciligi
Posted in Turkiye, baska yerde yazmisim, blog, entel dantel, medya, vatandas gazeteciligi on August 17th, 2005 by Loony Bin – Be the first to commentLoony bin’i yazmaya başladığımda böyle bi niyetim yoktu. Zira günlük hayatda kalay kalay kazanlaşan kafamın Pazar gezmesi olucaktı bu sayfa. Ama bugün biraz zihin cimnastiği yapmaya karar verdim. Zira Clark Kent’ler aranıyor çağrısına muştuladığım « acaba Türkiye’de bloggerlik vatandaş gazeteciliği mertebesine ulaşır mı ? » sorusunu tartışmak lazım demiş Ali Işingör. Tartışalım efem.Bilenler bilmeyenlere anlatsın, « blogger » kavramı esas patlamasını 9/11dan sonra, bu trajediyi yaşayan sıradan insanların resmi ve alışılageldik iletişim kanallarından gelen « haber »lerle yetinmeyip sazı ellerine almasıyla yaşadı. New Yorker’lardan gelen fotoğrafların ve « iyiyim annecim » mesajlarının ötesinde Afgan kökenli yazar Tamim Ansary’nın yakın çevresine yazdığı ve özetle batı dünyasını Müslümanlara karşı oluşacak büyük bir toplumsal tepkiye ve güvenlik uğruna temel özgürlüklerden ödün veren politikalara karşı uyardığı e-mail, bir kaç gün içinde web’den büyük medyaya taşındı. Ansary’yi dinleyen oldu mu ayrı konu, ama kökenini halktan alan, « daha » demokratik bir haber alma-verme süreci de böylece başlamış oldu. Irak savaşı, tsunami ve ABD başkanlık seçimleri blogger’in kaygan zeminini sağlamlaştırmaya yaradı.
Bi nevi kahraman bakkal süpermarkete karşı hikayesi yani..
Bugün batı dünyası, medyanın (ve dolaysıyla hayatın gündeminin) gıcırtılı demir kapılarını tutan editörleri, yazı işleri müdürlerini, sermaye kumandanlarını itiverip birbirlerine ve dolayısıyla “halka” ulaşan vatandaş gazetecilerin varlığını inkar etmeyi çoktan bırakti. Bugün bu saatte araştırmak, yorumlamak ve anlatmak isteyenler kocaman matbaalara gerek kalmadan gazetecilik yapabiliyorlar. Tek ihtiyaçları bir internet bağlantısı ve bir bilgisayar. Haber tüketiminden üretimine transfer olan heveskarların beyin/eğitim ve objektivite sahibi olup olmadıkları ise tamamen ayrı bir konu ve ayrıca tarstışılmaya muhtaç.
Ancak Glenn Reynolds, Jay Rosen ve Micah Sifry gibi isimler web gazeteciliğinin nasıl yapılması gerektiğini yüzümüze serin sular gibi çarpmaya devam ediyor. Ki Micah’nin öğrencisi olmuş olmaktan gurur duyuyorum, ayrı konu, ayrı post.
Türk blogosphere’inin ıncığını cıncığını bildiğimi iddia etmeyeceğim. Ancak kendim de dahil olmak üzere daha ziyade “bugün otobüste başıma ne geldi inanmazsın gül gül oldük” sularında gezildiğine dair bir (fikrim değil), izlenimim var. Kendisi öğrenmeye açık bi izlenim, belirteyim.
Demokratikleşme sürecinde emekleyen güzide memleketim medyasının sağduyulu ‘vatandaş gazetecilere” duyduğu ihtiyaç sıkılmayı bekleyen ergenlik sivilcesi kıvamında nicedir. Ancak bunun elbette son derece soylu ancak yetersiz “kan aranıyor” anonslarıyla gerçekleşemeyeceği de açık.
Medyayı elitist bir kuyucuktan akademisyenlerin, aktivistlerin, vatandaşların ve söyleyecek sözü olan her bireyin katıldığı açık bir diyalog platformuna çevirmek MUMKUN. Bunu yapacak bloggerlar da, MEVCUT.
Ne ki yazılacak daha çok şey olmasına rağmen, ukalalığın da bir sınırı var. Bin burda sussun. Bakalım başka kimler neler diycek, ya da demiycek. Aranan kanın bu sefer de bulunması dileğiyle efem, esenlikler diliyorum.
clark kent'ler araniyor
Posted in Turkiye, blog, medya on August 15th, 2005 by Loony Bin – Be the first to commenther koyun kendi bacagindan asilir, belli bisi.
ama es kaza B RH+ bi koyunsaniz bu yaziyi okumanizi istiyorum.
isin ucunda bi gunluk clark kent olmak da var hem.
bi nevi tayt kicima girdi napicam tehlikesi olmadan hayat kurtarmaca.
kacmaaaazzz.



