mesurlar

Süt Kardeşler: Ruth Sheen & Sid

Posted in boyle de bir insan var, face doubles, film, mesurlar on April 2nd, 2011 by Loony Bin – Be the first to comment


Öncelikle, farketmişsinizdir: face doubles serimizin ismini süt kardeşlere çevirdim. Face doubles diyince böyle kendini Penelope Cruz zanneden Müjdat Gezen Sanat Merkezi öğrencisi gibi oluyodu. Süt kardeşler hem gelenek göreneklerimize hem de loonybin ruhuna daha uygun sanki, di mi kuzuluçöreklerim?

Sonracııma, gelelim süt kardeşlerin kahramanlarına. Sol köşede Ice Age’den Sid, sağ köşede de Mike Leigh’in Another Year filminden Ruth Sheen var. Filmi izlerken leng bu kadın birine benziyo, birine benziyo diye diye beynimi kemirdim de kemirdim. Eve gelince düştü jeton: a-ha! dedim sid’in ana ayrı, baba bir kardeşi. Ama sanmayın ki filme garezim var. Aksine, Another Year bu sene izlediğim en tatlı, en kalp burucu, en kuzusarması filmdi. Ruth Sheen de filmde parıl parıl parlıyodu. Hiç öyle oha gıdıya baklanmıyosunuz, ay ne hoş, ne bal kadın ben olsam ben de aşık olurdum diyosunuz gayet.

Manitadan yeni ayrıldıysanız, allaam yalebbim şu yellozun bile tash gibi sevgilisi var ben niye yalnızım diye ağlıyosanız, veya herhangi bir sebepten depresyondaysanız Another Year’ı izlemeyin. Ama işlerim tıkırında keyfim yerinde diyosanız, veya iyi filmin köpeğiyim depresyon beni bozmazcıysanız İstanbul Film Festivali‘nde gösterilicekmis, kaçırmayın. Bi de filmde herkes çok Actors Studio da, siz en çok Mary’i oynayan, Mike Leigh’in en kıdemli ilham perisi Lesley Manville‘i izleyin. O son kare yok mu o son kare, akşam rüyanıza girmezse ben de loonybin diilim işlemeli mendile hıçır hıçır ağlayan çalıkusularım.
Hadi mucuksokalipso…

Biri Çabuk Soyunsun ve Oscarlar

Posted in TV, fashion, film, mesurlar, oscar, ricky gervais, robert de niro on February 28th, 2011 by Loony Bin – 15 Comments

Ricky Gervais ateistim diye bizi kekledi bence. Adam Tellibaba’ya adak mı adamış nedir, bu kadar ayh imdaat, bu kadar al canımı yarabbim bi Oscar daha izlememiştik. Ben mesela en son dişçide kanal tedavisi sırası beklerken bu kadar sıkılmıştım, ki onda bile en azından acıyı dindirsin diye uyuşturuyolar adamı. En heyecanlı kısmı 132 yasındaki Kirk Douglas’ın sahnede can vermemesi olan bi törenden bahsediyoruz nihayetinde.

Bunca senedir ilk kez “leng acaba yazı bile yazmasam mı?” diye düşündüğüm, üstelik ateşler içinde aksırıp tıksırarak izlediim Oskarların en uzat şu oksijen maskesini allah rızası için anlarına gelin beraber bakalım suratı ütüsüz çarşafa dönmüş Annette Beningciklerim:

Anne’den 18 cevapsız çağrı var: Hayatımda Anne Hathaway kadar bayık bi insan daha görmedim. O içinde plastik erimiş microwave fırın ağzı; o yayık ayranı gülüşü; o iki dakikada bir “Jamessss” demeleri; o 52 saat prova edilmiş güya gülmemi tutamadım halleri; o Telemundo’da Çarkıfelek hostesi kılıklı kıro elbiseleri saçı başı; o “size öyle hayranım ki çişimi altıma kaçırdım” yalakalıkları..Ayhhh…Anne Hathaway sevgilim olsa her arayışında mesaja düşürür, arkadaşım olsa öbür kızlarla çatırçatır dedikodusunu yapar; aynı sınıfta olsak eteğinin arkasına daksille “beyinsiz” yazar; beden dersinde ters takla atamayınca “salakkk, salakkk” diye gülerdim. Ha James Franco farklı mıydı? Yoo…Hem sergi açarım, hem kitap yazarım, hem doktora yapar hem soap opera’da oynar hem Oscarları sunarım..Ha afferim, biz de hem kakamızı yapıp, hem dergi okuyup, hem müzik dinleyip hem de ‘annee tuvalet kağıdı bitmiş” diye bağırabiliyoruz ama kimsenin gözüne sokmuyoruz di mi?

Kirk Douglas Ölmedi Yüreğimde Yaşıyo: Kirk Douglas’ı yoğun bakımdan çıkarmışlar sahneye itivermişler. Tamam Allah uzun ömür versin de, burası da Oscarlar yani Beverly Hills Huzurevi yaşlılar haftası müsameresi diil ki…Bi de suratı ne kadar acıklıydı, artık kırışıklık üstü botox mu tutmamış, kuliste Scarlett Johansson’ın memelerini görüp yüz felci mi geçirmiş anlamadık…O hızla da herhalde En İyi film Oskarı açıklanırken varmıştır kulise. Ama bence Akademi bunu bilerek & kıllığına yaptı. Şimdi en iyi yardımcı kadın oyuncu ödülünü alan Melissa Leo gitti kendi parasıyla “noolur ama noolur beni seçin” temalı reklamlar çektirip bunları bütün dergilerde yayınlattı ve Hollywood’un yaşlı kadınları fifisine sallamadığını, o yüzden kendi işini kendi görmek zorunda kaldığını anlattı ya sokakta her gördüğünü esir alıp…İşte son bi kaç haftanın dedikoduları Akademi’nin bu işe çok gıcık olduğu ve sırf bu yüzden Oscar’ı Melissa’ya vermeyecekleri yönündeydi. Sanırım Oscar’ı alacağı belli olunca da kadından öclerini ödülü dünyanın en yaşlı insanına verdirerek aldılar. Böyle saça böyle tarak napceksin…

Bi kerecik soyunsan ölür müsün?: Tören o kadar sıkıcıydı ki geceyi kurtarabilecek tek şey birinin soyunması, elbisesinin yırtılıp Spanx’inin görünmesi falandı, o da olmadı. Hayatımda ilk defa “leng Robert Downey Junior’ın da gideri varmış” diye düşündüm diyim anlayın. Ama iki saat beklediğim Javier Bardem de sahneye Gar Lokantası’nin şef garsonu kılığında çıkınca bende şalterler attı, o gazla James Franco’ya “acayip sıkıcı, allah aşkına gömleğini çıkar” diye tweet attım ama seninki oralı olmadı. Bi daha gecenin köründe “Bu gece drag yapıcam sana gelip kıyafet aliym mi Bin noolur” diye başkasını ararsın artık Franco Bey, hıh!

Geceden çıkardığım dersler:

-Ne varsa yine eskilerde var annem. Bundan sonra Angelina Jolie’ye laf edersem pipim düşsün! Meğer Angiecim, kocasıgil Brad, hasmı Jennifer, George Clooney, Robert de Niro, hele hele en önde oturup ağzında sakızı “oo piti pitiii” diye akşama misafir edeceği starlet’i seçen Jack Nicholson olmayınca ne kaknem oluyomuş Oscarlar..Abi onur ödülü alan Jean Luc Godard’ı geç, geçen sene en iyi yardımcı kadın Oscar’ını alan Monique bile gelmemişti, kadın bacağındaki kılları almaya üşenmiş sen hesap et Oscarların düzeyini.

-Gece boyunca hiç de ünlü olmayan ve son derece çirkin adamlar sahneye çıkıp “Biricik karıma teşekkürler” dedikçe anladım ki bu koca seçme olayında standartları değiştirmek lazım. Bundan sonraki hedef parasız pulsuz ilk filmini çekmeye çalışan yağlı saçlı karnı aç gençler; hala anne-babasının bodrum katında yaşayıp “belgeselim için araştırma yapıyorum” diyen inekler, ve “film okuluna geldim kalıcak yerim yok” diye ağlayan şaşkın ana kuzuları..Ha veya ünlü bi aktrisle kanka olunucak. Evde beton gibi manitası Ryan Gosling dururken törene patatesli gözleme kılıklı kankası Busy Philipps’le gelen Michelle Williams’i görünce karar verdim buna da. Salak mısın kızım sen ya?

-Bütün çocukluğum boyunca annem her “yemedim yedirdim giymedim giydirdim, sizi en iyi okullara gönderdim” veya babam “hiç yapmadıysam 3 ton muhallebi yapmışımdır” dediğinde “doğurmasaydınız ya, ben mi dedim doğurun diye haa ben mi dedim” diye çemkirip odamın kapısını hızlıca kapadım ve Tori Amos’un sesini açtım. Peki elime ne geçti? Koca bi hiç. Halbuki bak Nathalie Portman’a “annecim iyi ki beni doğurmuşsun” demelere doyamadı kız. Bundan sonra anneye babaya ful fors yaltaklanılıcak, zira başka türlü Yeşilçam Ödülleri’ni süpürmeme imkan yok belli oldu.

Hiç mi iyi bişi olmadı?: Valla olmadı desem başım ağrımaz da, hadi sizi eli boş göndermiyim kuzusarmalarım: keşke küçük bi ülkem olsa da kraliçesi yapsam dediğim Cate Blanchett’in koy müzeye sanat eseri diye bak güzelliğindeki Givenchy elbisesi; dünyanın en dude insani Jeff Bridges’in yüzyıllardır hiç ayrılmadığı ve bir film çekiminde kaldığı otelde temizlikçilik yaparken tanışıp evlendiği güzeller güzeli karısı, kızları; Christian Bale’ın ödül alırken The Fighther’da canlandırdığı Dickie Eklund’ın web sitesini verip “Gidin sizi train etsin” demesi; her gördüğümde sırtına yastıklar koymak, elini öpüp başıma koymak istediğim Eli Wallach’ın onur Oscar’ı alması; en sonda çıkan PS22 çocuk korosundaki o şişko sarı saçlı çocuğun pambukluğu; Dido’nun hamile kalıp törene gelememesi ve127 Hours’un şarkısını onun yerine Florence Welch tatlısının söylemesi; en bi çok sevdiğim, orjinal Brothers’ın, After the Wedding’in yönetmeni dogmacılıktan gelme serin insan Suzanne Bier’in filmi In a Better World’un en iyi yabancı film Oscar’ını alması; gecenin sonunda allaam daha beteri de olabilirdi, mesela Celine Dion annem olabilirdi, sabahları “bonjourrrr mon bebe bleu de la bidi bidii hanimiş benim kızımm” falan diye beni uyandırabilir, akşamları zorla piyanonun başına geçirip şarkılar söyleyebilirdi veya Nicole Kidman olabilirdim ve kocam Keith Urban olabilir her sabah “fön makinasını ben kullanıcam, hayır efendim ben kullanıcam” diye kavga edebilirdik diye düşünmem ve halime şükretmem…

İşte beleyken bele baykuşlu çöreklerim. Bi süre dinlenicem beni Kral TV Müzik Ödülleri’nde uyandırın der, yumşak yanaklarınızdan öperim

mucuksokalipso

Ha bu arada kazananların listesi için şuraya, ay yacıkk ya kıyamam yoksa film yorumu, ödül listesi falan mı bekliyodun?

Müzik de Bi Sanattır İcabında & Grammyler

Posted in Kibariye, TV, bob dylan, boyle de bisi oldu, fashion, grammy, hi-hi evet, mesurlar, muzik, new yorker, ulubey, yacik on February 14th, 2011 by Loony Bin – 9 Comments

Müzikten çok anlamıyorum sanırım. Bir kaç istisna dışında Grammyler benim için duş yaparken radyodan duyup şampuanı mikrofonmuş gibi tutarken “the lala-laa-this-laalaa-loveee yeee” falan diye sözlerini uydurduğum şarkıların toplaşıp söylendiği bi müsamere gibi bişi. Kırmızı halıda da çok iyi değilim. Mesela Oskarlar’da bana “Şu kim?” diye sorsanız 20 metre uzaktan ensesindeki benden aile ağacını çiziveririm de Grammyler’de bi tıkanıyorum. Hele bu Türk halk müziği sanatçılarının hiçbirini tanımıyorum. Ulubey “O kız güzelmiş kim o?” diyo mesela, herhangi bi film töreninde “Ayyy o mu? O var ya geçen sene herpes oldu, bacağında da kıl dönmesi varmış yaramaz boşver” diye cemkirebilecekken “Haa, bilmem ki kimmiş?” diyorum. Ee sen öyle melül melül bakarsan adam da ilk boş vaktinde “bla bla naked pics” diye goooglelar tabii ne sandın. You snooze you loose tatlım. Bu seneki Grammyler de iyice bi karışıktı tam ambele oldum. Abi biri bana Justın Bieber’la Bob Dylan’ın; John Mayer’la Eminem’in; Miley Cyrus’la Mick Jagger’in nasıl aynı ortamda olduğunu anlatabilir mi si bemol aşkına? Ödüllere de hiç kafam basmadı . Şimdi mesela Arcade Fire en iyi alternatif albümü alamayıp nasıl en iyi albüm ödülünü alıyo anlamadım. Amaan neyse alsınlar yacık, çok seviyorum Arcade Fire’i. Sirkten kaçmış Paul sokağı çocukları gibi geliyo bana onlar, böyle kimse bakmıyoken kir pas çamur içinde fil yavrularının üstünde parklarda kırlarda şarkılar söylüyolarmış zannedip seviniyorum.

Enivey. Gecenin diğer kepazeliklerine ve zinga zinga zingarellalarına gelin bakalım Bob Dylan şarkı söylerken “Alt yazısı yok mu bunun ne diyo müzik mi ki şimdi bu?” suratiyla sahneye bakakalan şaşkoloz JLolarım:

Ormandaki bütün ağaçları ben yedim, üstüne bi de nehir içtim: Törenin başındaki günümüz divaları Aretha Franklin tribute’u, Florence Welchkınalı kuzusu dışında çok gerzoydu. Önce güya bi geçmişten günümüze Aretha barkovizyonu yaptılar. Ama kadın her sene 45 kilo aldığı için bu daha ziyade bi “Aretha Franklin nasıl obez oldu vah vaaah” power point’i oldu çok ayıp kaçtı. Sonra Jennifer Hudson “Zayıfım ben di mi, siz de görüyosunuz di mi, gerçek di mi bu?” ifadesiyle ördek ördek etrafa baktı, Amerikanya’nın Ebru Gündeş’i Christina Aguilera 2 gün önce ince kıyım doğradığı İstikbal Marşı’nın (naber Bir +Bir?) utancını silicem gayretiyle ses tellerini yırttı da yırttı; en son da Aretha çıktı bir iki cümle edip gitti. Bence “Sizi var ya mendil diye iki mememin arasından çıkarır terimi silerim kemikli pirzolalar” demek istedi. Hi-hi evet bence kesin öyle.

TEN Çamaşır A.Ş. iftiharla sunar: Lady Gaga kırmızı halıya Alien’daki sümüksü canavarın gözü yaşlı dul karısı kıyafetiyle gelmişti, görmüşsünüzdür. Benim şahsen kendim midem kalktı. Sonra şarkı söylerken bu yumurtanın içinden çıkıverdi aaa bi baktım Do Re Mi çamaşır mağazasında indirim sepetinin dibinde kalmış ten rengi bi don bi yamuk yumuk sutyen giymiş başladı “bornnn this wayyy” diye. Şarkı da resmen Madonna’nın Express Yourself’inden çalıntı. Leng anan baban Upper West Side sosyetesi, seneliği yüz bin dolareslik okullara okumuşsun sonra gel “ama ama ben çok ezildimmmm” ayakları. “Bırak allaasen palavracı karbon” diyesim geldi de demedim çünkü belli ki günümüz çocukları cidden çok kötü durumda ve bu pasaport müdürlüğü koridorunda bayat cips satan makina kılıklı kadının bir iki ümit verici sözüne bile muhtaçlar. İyi madem napalım.

Biz küçükken kafamızı çarptık anlayış gösterin: Kings of Leon’la Miley Cyrus bişi sunmaya beraber çıkınca bende şalterler attı Kiboşum. Tamam itiraf ediyorum bir iki kere “Use Somebody” dinleyip buzlu rakı yuvarlamışlığım vardır ama adamlar resmengo kafayı yemiş. Bu hırtolar bi kere basçılarının kafasına güvercin sıçtı diye konserlerini yarıda kesmişti ordan anlamamız lazımdı zaten ya enivey. Şimdi bu Yüksek Sadakat’ın Amerika şubesi Glee’ye (bana bana Bihter’ine stayla) şarkılarını vermedi çok bebe bi dizi diye. Bi kere de Ugly Betty’e vermemişlerdi zaten. Sonra Glee’nin yaratıcısı Ryan Murphy bunlara “Fuck you” dedi. Tamam azıcık ayıp, ama bu testesteronlu baltalar bi coş sen, yok efendim Ryan Murphy gitsin sutyen takip manikür yaptırsınmış, kendine terapist bulsaymış bi anda fışkırdı içlerinden homofobik konfetiler. İşin komiği şarkılarını Gossip Girl’in bi bölümüne seve bayıla vermişlerdi. Şimdi de çık Miley Cyrus’la ödül sun. Ha yani hominiyatak seksi kız teenager olunca eyvallah, gay çocukların olduğu dizi olunca bize göre diiill. Yok yeee! Güvercini bırak, rahmetli ananecimin dediği gibi “Köpek sıçsın kafanıza” canım.

Kimi Başka Gerzeklikler: Hmmm…Bi dolu vardı ya dur hatırlıyım. Meselaa, Rihanna’nın Eminemli “I love the way it hurts” şarkısı. Salak mısın sen a benim yavrucum, a güzel kızım? Daha yeni ağzın burnun dağıldı, dayağı yedin o embesil Chris Brown bebesinden sen ne diye çıkıp vur parçala tırmala erkeğim benim şarkısı söylüyosun ki? Bi de bunun “şiddetimiz çok seksi di mi hünkarım?” duvarlara yumruklu falan Kıraç’dan liseden bir kız sevdim slow şarkı klibi var. İyhh, allam yalebbim. Sonracııma, siz görmediniz tabii- tam Eminem’in ödülünden önce Scientology reklamı çıktı abi. Ben önce klima reklamı sandım hahahahha şok şok şok organize din artık televizyona reklam veriyo ya kafalara gel. Bu hafta New Yorker’da Scientology’dan canını seven kaçsın yapan yönetmen Paul Haggis’le ilgili 26 sayfalık bi dosya var da, heralde ödleri şeylerine karıştı reklamlık olmuşlar. Artık dergilerde “İslama gel ey kafir” diye reklamlar okursak şaşırmıycam. Ay bi de sonra Eminem ödül alırken bi baktım boynunda Scientology kolyesi, iyice kıllandım. Leng şike mi var noluyo diyerekten. Öbür şike komplo teorim de en iyi çıkış yapan sanatçı ödülüne. Bu ödülü alan Esparanza Spalding denen kız Obama’nın favorisi. Adam buna Nobel ödüllerinde falan konser verdirtti o derece. Yani şimdi yanında bi kirvesi Kemal Özkan amcası eksik sünnet çocuğu kılıklı Justin Bieber alsın demiyorum, ama Florence & the Machine alabilirdi mesela. Ben bu kızın şarkısını duşta bile duymadım yeminle. Bi de kırmızı halıda çok ünlü olmayan şarkıcılar resim çekilirken publicistlerin üstünde isimleri yazan levha tutmasına çok acıdım. Gerçekten de çok ünlü olmayan bi ünlü olmak çok acıklı olmalı. En son gerzeklik de bence Rihanna’yla kankası Kathy Perry’nin feci detone olmalarıydı. Rezil oldular ya rüsva. Hahahaha onlara da kallavi bi yacık.

Do a dear a female dear: Güzel şeyler de olmadı diil. Onları yemeğin en güzel lokması gibi sona saklamayı seviyorum biliyosunuz. Meselaaa, Bob Dylan kağıt helva arası mükemmelik dondurması gibiydi. Hele onla söyleyen gruplardan bi tanesini çok seviyorum. Bu ilk çıkanlar hani, Mumford & Sons adları. Best new artist’e de adaylardı. Shakespeare’li edebiyatlı falan şarkıları var çok tatlı, sahnede hop hop diye enstrümanlarını değiştiriyolar baya kuzular. Sonra Mick Jagger da bombasyondu. Gerçi Keith Richards son kitabında “Mick’in pipisi çok küçüktü, Marianne Faithfull da dayanamadı terketti” dedi, sonra Faithfull da “He ya valla öyle olduydu” diye onayladı ya, ben harbiden mi lan diye ipucu aramaktan pek şarkıyı dinleyemedim. Bi de bu adam çok zayıf leng, onun kotunun bi bacağına benim başparmağım girmez yeminle, o bakımdan yani bilemedim. Olamaz mı, olabilir. En son akıllı bıdıklık da Cee Lo Green’in kuklalı, tavuskuşu drag queen olmuş aman da aman şarkısıydı. Tabii ortopedik yastık kılıklı Gywenth Paltrow törenin en şeker en tatlı şovunun içine etmeseydi çıkmayan sesi ve dans edemeyen Ajda Pekkan halleriyle. Bu kız şey gibi ya, arabanın sileceklerinin suyu donar ya kış günü, hah işte o donmuş lanet olasıca su gibi. Gıcc-cık.

Ayh yoruldum, işte beleyken bele do re mi fa sollerim. Son olarak Kanye West’siz Grammy de yoğurtsuz mantıya benziyomuş çok da sıkıcıydı der, yumşak yanaklarınızdan mucuksokalipso diye öperim.

Senin Ağzını Caaaarrt Diye ve Golden Globes

Posted in TV, boyle de bisi oldu, fashion, film, golden globes, mesurlar, oscar, ricky gervais, robert de niro, yacik on January 17th, 2011 by Loony Bin – 4 Comments

Tahminim– ben yediğim 2,5 kilo guacamole, 38 bardak çay-kahve ve üşenmeyip üstüne şam fıstığı didiklediğim çikolatalı gelatodan geçirdiğim mide fesatını rezene çayıyla bastırmaya çalışıp bu satırları yazarkene, Hollywood’un ağır siklet gençleri Ricky Gervais’i tenhada sıkıştırmış bi güzel pataklıyo, True Grit’ciler Lea Michele’i; garsonlar Robert de Niro’yu; bütün kadın oyuncular da Aaron Sorkin’i tepeliyo olabilir. Zira ben bu kadar laf sokmacalı, çıkışa gel çıkışalı ödül töreni görmedim sevgili ne olup bittiğini anlıyomuş gibi kafa sallayarak etrafa bakmaktan beyinciği ağrımış Meghan Foxlarım…

Hadi ver elini de, gecenin en senin ağzını caaart diye anlarına ve de öbür dandan dandanakanlarına bakalım:

Bak Hollywood Şirin, bu Gargamel Amcan: Şimdiiii, her ne kadar koy beni klübelere hav hav havlat derecesinde Ricky Gervais’in köpeği olsam da, Gervais bu sefer fazla Şirinler’i gırtlaklamaya gelmiş Gargamel kaldı Golden Globes’a. Bence hava hoş, arasına cips kırıntıları dökülmüş kanepemde “ahahaha Angelina’ya kabiliyetsiz dedi, Jlo’ya rospik ohh yürü be Rikitos’ diye göbeğimi kaşırım da, adamlar kaldıramıyo burası da London diil be mate! Bi de tabii bu kadar sizi gidi gerzo Amerikalı yıldızcıklar yapıcaksan, hem kariyerinin direksiyonunu bu denli Amerika’ya kırmamış olman, hem The Invention of Lying’den daha akıllı bi film çekmiş olman, hem de “Steve Carrell’i de ben yarattım”dan daha orjinal bi şaka yapman lazım mesela. Amaan neyse ne, seneye Jimmy Fallon totolarını pudralar bunların rahatlarlar, Ricky’miz de bize kalır cok da fifi.

Are U Talkin To Me?: Robert de Niro’nun konuşması da bi asabiydi, ben “allaam yalebbim inşallah ekrana bakarken hamile kalma teknolocisi çıkmamıştır yoksa mıçtık” diye dertlenirken sinirlendirmişler padişahımı belli ki. Önce “Hem Little Fockers’i yarışmaya sokmuyosunuz hem ödül ayağına burda benim üstümden para kazanıyosunuz, hem de mok gibi bi kolaj hazırlamışsınız” diye köpürdü, sonra “zaten Foreign Press üyeleri, garsonlar ve Javier Bardem şovdan önce sınır dışı edilmiş” diye güya ters köşe bi politik espri yaptı, sonra da “bu filmleri hep çocuklarım özel okula gitsin diye yaptım ehiehi” diye cila çekti. Yaani…Beni bozmaz sonuçta çocuklarımın babasıdır, her türlü bağrıma başarım da, baktım Glee ödül alınca hemen “bu ödülü devlet okulu öğretmenlerine adıyoruz” falan die nankörlendiler. Hadsiz televizyoncular nolcak!

Annem artık bize gelmesin dedi: Gleeciler de Lea Michel’den baya tiskiniyo belli oldu.. Şimdi şöyle bişi olmuş: bu True Grit’in başrolündeki küçük kız, rolü için seçmelere gittiğinde stüdyoda Lea’yı görmüş bi imza istemiş, Lea da buna bi takma kirpiğini bile atmamış, “şu an meşguleaam canım” çekmiş. Kız da hıçırhöngür ağlamış meşur olunca da her gazeteye haldır huldur yetiştirdi bunu. Hah, işte Sue Slyvester ödül aldığında buna nazire yaptı “bu arada 14 yasında kızlar bana geldiğinde mutlaka bir iki dakikamı ayırıyorum” dedi. Hiçbiri de Lea’ya teşekkür falan etmedi, bu da oturduğu yerden debelendi “bak şimdi ağlıyorum, çok duygulandım tiksiriyorum yeminle” pozu çekicem diye böbrek taşı düşürdü yavrucak. Yaa…Ayh, ne zor dedikoduymuş bu ya, ben de kum döktüm resmen anlaticam diye.

Nezleyim dedim sana, nezleyim BE ALLAAN BELASI: Aaron Sorkin yeniden kokaine başlamış zannımca. Bu saykorella hyper konuşmayı başka türlü açıklayamıyorum zira. Yok efendim elit olmak çok şahane bişeymiş, yok şehzadem kızlarına da elit olmaya özenin diyomuş, bütün kadın adaylara teşekkür ediyomuş, akıllı kadınlar daha çok eğlenirmiş..Zırvalardan bir çelenk. Madem öyle Social Network’de niye bütün kadınlar ayran budalası kenar süsü diye sorarlar adama. Ukaladümbeleği sen de..

Gecenin en yacık leng kadınları/adamları: Gencecik yaşında aşırı botoşok’dan Jamie Presley’e dönmüş suratı ve Snooki solaryumuyla Emma Stone; ödül töreni öncesi şipşak estetikten sol gözü kapanmış seğiren Julianna Margulies; There’s Something About Mary’deki Cameron Diaz’a benzemiş fıştırık saçlarıyla Annette Bening; Mon Amour pavyonun perdesini kılık diye giyip gelmiş Gabourey Sidibe; “bak şimdi kocamın papyonunu düzeltiyorum”, “bak şimdi omzuna yatıverdim”, “sevin beni”, “sevin beni dedim nöbetçilerr!!!!” çaresizliğindeki Angelina Jolie; onun omza yatma hareketini görüp hemen arttıran “yaşlıyız ama biz hala sevişiyoruz taaam mı” tutarekliğindeki Kyra Sedgwick, ay bi de kendini zorla çirkinleştirmeye yemin etmiş, Joan Baez’in bi gün Bob Dylan’la evleniriz hayalleriyle dikip sandığına kaldırdığı gelinliğini giyip gelmiş Michelle Williams…Adamlardan da ”artık zayıflayarak rol kesmeye gücüm kalmadı, karaciğerim çöktü sinir sistemim heba” paniklerindeki Christian Bale, veeee saç diplerinden fön sıcağının dumanı tüten, krepeden tiftik tiftik veya da boyası gelmiş saçlarıyla John Hamm, Kevin Bacon, Colin Firth, Al Pacino, ve Dennis Quaid…

Tamam piki, süfliyatdan nasibini almamış anları da vardı gecenin. Onları da sayıp öyle gidelim bari küsmeyin hemen: mesela Jane Fonda, Katie Segal, Melissa Leo gibi 50 üstü kadınların zerafeti ve güzelliği, Glee’de Kurt’ü oynayan Chris Colfer’in gay çocuklara pislik yapan zorba okul arkadaşlarına “screw those kids” dediği konuşması, Sofia Vergara ve Helen Mirren’in epik memeleri, bi de ekrana çıktığı anda googlelayıp resimleriyle “future husband” isimli koca bir klasör doldurduğum en iyi mini dizi seçilen Carlos’un başrolündeki Edgar Ramirez. Kendisine ohş yavlum diyoruz selam ediyoruz.

İşte beleyken bele..Oskarlarda görüşmek üzere mucuksokalipso kuzusarmalarım.

face doubles: paul schaffer & ayna

Posted in boyle de bir insan var, face doubles, mesurlar, muzik on April 26th, 2010 by Loony Bin – Be the first to comment


uzun zamandir ihmal ettigimiz face doubles serimize dave letterman’in su yasima geldim ne muzik ne giyim zevkim bi nebze gelisti inanir misin azizim piyanisti paul schaffer ve artik var olup olmadiklarindan bile emin olamadigim ayna grubunun ismini de bilmedigim uyesi beyefendiyle devam ediyoruz. goruyosunuz sevgili moda olmayan gunes gozlugu modeli takmaktan odu kopan cakma rayban muptelalarim, gunumuzde adini sanini bildigimiz insanlarla face doubles yapmak giderek zorlasmakta. peki bu paul amcanin it’s raining man’in bestecisi oldugunu biliyor muydunuz? vay canina ismail cem televizyon odulleri!

Mesurlar ve Hayatimdaki Yerleri ve Onemleri

Posted in boyle de bisi oldu, mesurlar, murathan mungan, new york, ulubey on June 16th, 2009 by Loony Bin – Be the first to comment

Bi keresinde annemin bi arkadaslarina yemege gitmistik..Gece uzadi uzadi bi akademik aliyo eline sazi bi oburu vokal yapiyo derken bize tatli bi uyku bastirdi. Bunca yilin verdigi pratikle “hi-hi evet” otopilotuna baglayip misillanmaya basladik kiii…annemden soyle bi cumleyle uyandim: “Bin Murathan Mungan’i cok sever, siir yazar ve mesurlarin hayatini cok iyi bilir!” Dan, dan , dan, dandanakan!! Annem acaba benimle en son 12 yasimda mi konusmustu, uyanik miyim diye kontrol mu ediyodu, sarabi mi fazla kacirmisti, ben halusinasyon mu goruyodum ve en onemlisi ulubey beni bi daha hic sevmiycek miydi…Bunlar o geceden sonra terapi seanslarimin Damat Ferit sorulari olarak kosetaslandilar ama degismeyen bir sey baki kaldi ki o da mesurlar, hayatimdaki yerleri ve onemleri sevgili dünlük…Bugunlerde de mesurlarim ve ben yine bir cok ani paylastik. Soyle ki:

-Gecenlerde Elif Safak’dan bir email geldi. Konu: an emergency please !! Baktim adres de has be has kayitlara uyuyor, aldi beni bir heyecan. Acaba Elif Safak’in bana ne icin ihtiyaci vardi? Pastis’in yerini mi soracakti, baby sitter mi lazim olmustu, yoksa (evet evet kesin buydu), yeni romaninin bir yerinde tikanmis ve benim “gozume” mi ihtiyac duymustu? Buyuk bir heyecanla emaili actim ve ogrendim ki none of the above. Elif Safak Hollanda’da tatil yaparken paralarini & pasaportunu caldirmis, internete de cok az access’i varmis ve otel parasini odeyemedigi icin acilen 1400 euro gondermemi rica ediyomus, gelir gelmez geri odiycekmis. Emailde bincim tatlicim Sems’im en yakin arkadasim gibi bana yonelik bir hitap olmamasina, mesajin ingilizce yazilmis olmasina, parayi gonderecegim banka hesabinin belirtilmemis ve Elif Safak’in parasi calindiginda mesela kocasini, annesini falan degil de beni ariyor olmasina hic kafayi takmayip derhal ulubeyi cagirdim ve cek defterimi getirmesini soyledim. Ulubey benim iyice fittirdigimi ima eden birseyler mirildandi ve “istersen hazir elimiz degmisken Nijerya’daki kuzenlerimize de para gonderelim” dedi ama dogrusunu istersen ben ne kastettigini pek anlayamadim.

-Gecenlerde disari ciktik. Dis-dis-tis-tis. Tuvalet sirasinda beklerken bi baktim mesur sunucu Kelly Choi onumde duruyo ve daha da onemlisi ikimiz de dunyaya ayni promil seviyesinden bakmaktayiz. New York gece hayatinda Istanbul tuvaletlerindeki pacoz kesismeler ve “Istesem manitani 5 dakkada ayartirim da isim olmaz” bakislari yerine bi dayanisma havasi ve aman elbisen ne tatli, aman da aman ayakkabilarin ne coolvari yazismalar dominant oldugundan Kelly Choi ve guluyor mu hickiriyor mu belli olmayan arkadasina ben de katildim ve bi anda 3umuz arkamizdan biri kurmus gibi dansetmeye basladik. Sonra Kelly’nin arkadasi eliyle ssshhhh!! isareti yapip sasirtici bi ust govde gucuyle bi hamlede tuvalet levhasini soktu ve levhayi kocaman memelerinin arasina sokarak gozden kayboldu. Ben de bizimkilerin yanina donup abi biliyo musunuz kimi gordummlendim ama Kelly Choi’u benden baska taniyan kimse cikmadi ve geceye kaldigimiz yerden ve dolayisiyla mesursuz devam edildi. Buna biraz icerledim cunku herkes cok iyi bilir ki yaninizda bir meshur oldugunda cok daha fazla eglenirsiniz.

-Gecenlerde bi arkadaslarimizla mangal yapiyoduk, masadakilerden biri de hamileydi. Kiz hicbir supheye mahal vermeden hamburgerleri goturuyodu ama megersem orjinali vejeteryanmis ve hamileliginin son ceyreginde baslamis bu etoburluk vaziyeti. “Aaa ne acayip hic boyle bisi duymus muydunuz” diye konusurken ben “evet benim bi arkadasima da olmustu tipkisinin aynisi” dedim. Sonra bes saniye dusununce o arkadasimin bi arkadasim diil Friends’deki Phoebe oldugunu anladim.

-Gecenlerde cok mesur bi insan olan Nigerya Krali amcam vefaat etmis. Tanimadigim ama cok seker olduklari her hallerinden belli olan kuzenlerimden bir suru email aldim. Mirasin milyonlarca dolari buldugunu, tek yasal varisin de ben oldugumu yazmislar. Ama bu karisik ortamda kalkip Nijerya’ya gitmeme gerek yokmus. Zaten ulke yasalarina gore vatandas olmayanlar miraslarini almak icin Nijeryali birinin imzasina ihtiyac duyuyorlarmis. Bu yuzden eger acilen bi 5 bin dolares yollarsam burokratik islemlerle onlar ilgilenip parami hemen gonderebilirlermis. Sımdi ulubey’in neden Elif Safak’a para gondermeme karsi ciktigini anladim. Az kalsin butun parami harcayip mirasima konamicaktim ya ne salaaaam, iyi ki ulubey var.

İste boyle sevgili dünlük. Mesurlar ve ben ayrilmaz bir ikiliyiz. Bu arada Murathan Mungan’a siir dosyami ve bazi sarki sozlerimi yolladim. Simdiden cok heyecanlaniyorum. Cevap gelince tekrar yazarim.
Mucux mucux.
Bin.

EDIT: eticinlerim, kuzusarmalarim, chipmunklarim olaya aciklik getiriyorum murathan mungan’a siir falan gondermedim hahahahaha gulben ergen’e ninni de gondermedim aaaa bayiliciiimmm bi kisi daha sorarsa ya silvuple cikolatali sufle. reading comrprehension sifir, oturun!