muzik

INSX'in raf omru ve Hande Yener

Posted in INSX, TLC, TV, hande yener, muzik on August 31st, 2005 by Loony Bin – Be the first to comment

Hayatta miyadını doldurma diye bişi var. Anlayana elbette. Misal illa bi kaç senede bir toplanıp playback yapmalara doyamayan Hurşit Yenigün, Ayten Alpman ve türevleri anlamayanlar kategorisine giriyo… Evet, bizim oralarda iş Seyyal Taner’in yeni dans figürleriyle bir iki kez Hülya Avşar şovda görünmesiyle sınırlı kalıyor belki ama gavurlar olayı oportünizmin doruklarına taşımış durumdalar, haberiniz olsun. Söyle ki: seneler önce solistleri ölen ve bi bakıma sosyal darwinizmin acıklı bi örneği olarak hafızalardan silinen INXS ve TLC grupları tekrar hortluyor ve American Idol vari programlarla kendilerine yeni birer solist arıyor. Halleluyah!
Şahsen Amerika’da olmanın popüler kültür benliğime açtığı en büyük yaralardan biri ilk Pop-Star dalgasını ıskalamak olmuştu. İlkini kaçırmanın hırsıyla ikinci sezonu gözlerimizi bozmak pahasına windows media player’in küçücük penceresinden takip etmiş ve sonra hızımızı alamayıp bi sezon da American Idol’e sarıp, işin orjinaline vakıf olmuştuk. Bi süre sonra elbette kabak tadının doruğuna erdik ve “ben şimdi sana ana avrat düz gidicem ama sen yine de yalakalıklara doymıycaksın” idollerinden müsademizi istedik. Zaten bana sorarsanız Fear Factor’de iki kuruş para için kafasını lavra dolu kuvete sokan çiftleri izlemek çok daha zevkliydi.
Enivey. Bu sefer iş çok daha ciddi. Utanmasam oy vericem diyim, anlayın. Ki INXS’le bi haşır nesirliğim de olmuş değil. Topu topu 2 şarkılarını hatırlıyorum: Elegantly Wasted ve Beautiful Girl. Bi de tabi zamanının le taş sınıfından solistleri Michael Hutchence’i. Adam cidden fena bişeydi. Söyle söyleyeyim dönemin bi numaralı rock aristokratı Bob Geldof’un karısı tası tarağı bırakıp buna kaçmıştı, bi donem de Kylie Minogue’la oynasmisti hatta. Sonra adam Ritz’in şaşalı bi suitinde kendini asıverdi. Kurt Cobain öleli 3-4 sene olmuştu ve intihar hala son derece ‘hot” bi durumdu. Kıssadan hisse INXS tarihe karıştı ama, belki müzik yapmaya devam etseler asla yakalayamayacakları bi “cool”uk statüsüne de kavuşmuş oldu.
Şimdi artık 50lerine gelmiş bu adamcağızlar yanlarına bi de Jane’s Addiction’in eski gitaristi Dave Navarro’yu katıp 15 tane müzisyen arasından kendilerine yeni bi solist seçmeye çalışıyor. Evet, durum leş gibi “lan şu reality tv işinden biz de faydalanalım geldik zurnanın zırt dediği yere” kokuyor belki ama yarışmacıların her biri Türkiye’deki bütün zirzopları toplasanız tırnağı olamaz derecesinde iyi şarkı söyleyen profesyonel müzisyenler ve olayı izlenir kılıyorlar.
Ben şahsen Jordis diye bi kız var, çok seviyorum ve iddia ediyorum bu kız yarışmayı kazanamıycak ama bi kaç sene içinde gayet sadık bi dinleyici kitlesi olan biri haline gelicek. Kız hafif tombiş, melez, kocaman rasta saçları var ve gencecik. Aslında sınırlı bi vokal aralığı var ve geçen hafta “Dream On”’u katletti ama insanın içine işleyen yumuşacık bi ses rengi var ve mesela “The Man who Sold the World”u mis gibi söyledi tüylerim diken diken oldu. (Yani üşenmeyin, kızımı surdan dinleyin, kuzu gibi valla)

TLC’ye gelince… Belki yaşarken hiç de geçinemedikleri grubun rapçisi left-eye bi trafik kazasında ölünce « asla yerine birini almıycaz » diye ağlaşıp şimdi ellerini ovuşturdukları için, belki de yarışmacıların hepsi birbirinden gerzek olduğu için olaya ısınamadım. Ama TLC’yi kalbimde ayrı bi yere koymamım da bi sebebi var elbet. Bu kadınlar Hande Yener’in senelerdir Türk gençliğine vermeye çalışıp da bi türlü eni konu cesaret edemediği mesajı yıllar önce Scrubs’da öyle güzel özetlemişlerdi ki…
TLC’ye kulak verelim gençler:
“If you don’t have a car and you’re walking
Oh yes son I’m talking to you
If you live at home wit’ your momma
Oh yes son I’m talking to you (baby)
If you have a shorty but you don’t show love
Oh yes son I’m talking to you
Wanna get with me with no money
Oh no I don’t want no (oh) “

Evet belki bazı grupların/şarkıların raf saklama ömrü geldi de geçiyor ama kabul edelim bazı gerçekler de var ki asla miyadı dolmuyor. Halleluyah!

Dig! it beybi

Posted in brian jonestown massacre, dandy warhols, film, muzik, ulubey on August 14th, 2005 by Loony Bin – Be the first to comment

Ulubey’le film zevkimiz öldür allah uymuyo. Güya ben devamlı içinde olum/gayler/ya da bi nevi sapkınlık olan filmler alıyomuşum. Child molesting konulu yapımların sayısındaki korkunç artış benim suçum mu, sorarım. 1.90 boyunda ilim irfan sahibi bi adamın cheesy romantic komediye olan tutkusu nedir, sorsam kaç yazaaarrr sormasam kaç; herşey için çok geç Gepetto.
Bu noktada ailecek izleyelim die geçen sene Sundance’de jüri özel ödülünü almış güzide belgesel Dig!’i aldım. Öyle yuvalarına ekmek guduğu taşıyan çalışkan karıncalar falan yok ama. Eğlenceli bişi. 2 tane underground band var. Dandy Warhols bi de Brian Jonestown Massacre. Duyanlar vardır elbet. BJM’nin solisti pek bi sanatçı, babası doumgününde intihar ediyo o derece..Güzel de müzik yapıyo adam. Herkes bunla plak yapmak için yanıp tutuşuyo, dahi falan diyolar. Böyle bi 60ların kayıp devrimcileri havasında elektronik folk diyelim. Dandys’in solisti daha bi yüzeysel. O da kendince güzel müzik yapıyo ama saçımdı/üstümdü/başımdı biraz o sularda. Brit pop mu desek, ya da şey diyelim daha kolay anlaşılır. Tokyo’lu yeniyetme kızlar üstünü başını yırtıyo bu çocuk için. Yönetmen kadın da bu ikisini 7 sene boyunca izliyo. Kankalıktan “boğarım seni pis herif” hallerine kadar…Sonra işte biri yükseliyo, biri uyuşturucu bataklarında kaşın kaşın deri kalmıyo adamda. Hangisi hangisi solemiycem tabi…
Filmi izlerken aklıma şu geldi: Boris Becker’in menajeriyle bi ropörtaj izlemiştim. 2 öğrencim vardı diodu. Anca birini çalıştırabilicekmis. Öbürü kat be kat kabiliyetli olmasına rağmen Boris’i seçmiş çünkü çok daha sebatkarmıs. Bakınız sonuç.
Silicon Valley faaliyete geçti geceli lisede ön sırada oturan optik çocukların dışlandığı günler gerilerde kaldı elbet. Bi şeyde başarılı olmanın 3 koşulu var çünkü. Ya eşşekler gibi çalışılıcak, ya hırs küpü bi ananız olucak ve 4 yaşında falan Mickey Mouse Club’a girilcek, ya da babanız Ravi Shankar olucak.
Ya da belki öyle diildir, bilmiyorum. 14 eylül’de Dandy Warhols 23ünde de Brian Jonestwon Massacre konseri var. Olayı yerinde gözlemliyip öyle karar vericem.
O güne kadar gençler; ona buna b.k atıcağınıza kırın kıçınızı da çalışın. Ne demiş İlhan İrem: sazlıklardannn havalanaaaannnnn…

Muayyendir Alanis

Posted in Turkiye, alanis morrissette, bob dylan, muzik on July 30th, 2005 by Loony Bin – Be the first to comment

Bi zamanlar kizgin ve sivilceli kizlardik.. Hayattaki en buyuk derdimiz siniftaki yegane GI Joe’yla oynamayan cocugun beden dersinde kosarken hoplayan memelerimize attigi kesikler ve carsamba gunleri serbest kiyafette giymek icin yanip tutustugumuz yeni 501’mizdi. Ama hayat niyeyse cok zordu ve oglanlar bi b..dan anlamiyordu.
Sonra buyuduk. Hayattaki tek derdimiz aksam gidilicek 5. sinif clubdaki wanna be djleri tavlamak ve en yakin kiz arkadasimizdan 5 kilo zayif olmaya donustu. Oglanlar hala bi b..dan anlamiyordu ve hayat daha da zordu.
Bu sureclerde –kimi icin bir yil kimine bir omur- kizgin kadin sarkicilar imdadimiza kostu. Alanis, Tori, Skunk, Cranberries. Bissurumuz bissuru gece “are you thinking of me when you … her” diye diye zipladik, yavas sarkilarda bunalimli ve mistik gozukmeye calisarak kastirdik da kastirdik.
Sonra seneler gecti, Adina ister kultur emperyalizmi diyin ister globalizasyon ister bi tall skim milk caramel macchiato, starbuckslar falan etrafimizi sardi. Ortada eski guzel gunlerden eser yoktu ve herkesin bi nick’i vardi. Ne hikmetse daha da zorlasan hayatin kurtarilmis bolge soundtracklarinda hayal meyal duyulan kizgin kadin sarkicilarin sesi, Tiesto’yla bastirilmisti. Isin aci tarafi, tum olup bitenler normaldi ve hicbirimizi gocundurmamisti.
Sonra bigun Alanis’in cdleri Starbucks’da satilmaya basladi. Bob Dylan bile bu b.ku yemisti ve ortada sasilcak bisi yoktu. Yine de bi huzun dalgasi ahmak islatan gibi ustumuzden geciverdi. Jagged little pill bayanlar, bogazimiza takildi.

Usengecler icin bu post’un ozeti : bin’in muayyen gunu.