new yorker

Müzik de Bi Sanattır İcabında & Grammyler

Posted in Kibariye, TV, bob dylan, boyle de bisi oldu, fashion, grammy, hi-hi evet, mesurlar, muzik, new yorker, ulubey, yacik on February 14th, 2011 by Loony Bin – 9 Comments

Müzikten çok anlamıyorum sanırım. Bir kaç istisna dışında Grammyler benim için duş yaparken radyodan duyup şampuanı mikrofonmuş gibi tutarken “the lala-laa-this-laalaa-loveee yeee” falan diye sözlerini uydurduğum şarkıların toplaşıp söylendiği bi müsamere gibi bişi. Kırmızı halıda da çok iyi değilim. Mesela Oskarlar’da bana “Şu kim?” diye sorsanız 20 metre uzaktan ensesindeki benden aile ağacını çiziveririm de Grammyler’de bi tıkanıyorum. Hele bu Türk halk müziği sanatçılarının hiçbirini tanımıyorum. Ulubey “O kız güzelmiş kim o?” diyo mesela, herhangi bi film töreninde “Ayyy o mu? O var ya geçen sene herpes oldu, bacağında da kıl dönmesi varmış yaramaz boşver” diye cemkirebilecekken “Haa, bilmem ki kimmiş?” diyorum. Ee sen öyle melül melül bakarsan adam da ilk boş vaktinde “bla bla naked pics” diye goooglelar tabii ne sandın. You snooze you loose tatlım. Bu seneki Grammyler de iyice bi karışıktı tam ambele oldum. Abi biri bana Justın Bieber’la Bob Dylan’ın; John Mayer’la Eminem’in; Miley Cyrus’la Mick Jagger’in nasıl aynı ortamda olduğunu anlatabilir mi si bemol aşkına? Ödüllere de hiç kafam basmadı . Şimdi mesela Arcade Fire en iyi alternatif albümü alamayıp nasıl en iyi albüm ödülünü alıyo anlamadım. Amaan neyse alsınlar yacık, çok seviyorum Arcade Fire’i. Sirkten kaçmış Paul sokağı çocukları gibi geliyo bana onlar, böyle kimse bakmıyoken kir pas çamur içinde fil yavrularının üstünde parklarda kırlarda şarkılar söylüyolarmış zannedip seviniyorum.

Enivey. Gecenin diğer kepazeliklerine ve zinga zinga zingarellalarına gelin bakalım Bob Dylan şarkı söylerken “Alt yazısı yok mu bunun ne diyo müzik mi ki şimdi bu?” suratiyla sahneye bakakalan şaşkoloz JLolarım:

Ormandaki bütün ağaçları ben yedim, üstüne bi de nehir içtim: Törenin başındaki günümüz divaları Aretha Franklin tribute’u, Florence Welchkınalı kuzusu dışında çok gerzoydu. Önce güya bi geçmişten günümüze Aretha barkovizyonu yaptılar. Ama kadın her sene 45 kilo aldığı için bu daha ziyade bi “Aretha Franklin nasıl obez oldu vah vaaah” power point’i oldu çok ayıp kaçtı. Sonra Jennifer Hudson “Zayıfım ben di mi, siz de görüyosunuz di mi, gerçek di mi bu?” ifadesiyle ördek ördek etrafa baktı, Amerikanya’nın Ebru Gündeş’i Christina Aguilera 2 gün önce ince kıyım doğradığı İstikbal Marşı’nın (naber Bir +Bir?) utancını silicem gayretiyle ses tellerini yırttı da yırttı; en son da Aretha çıktı bir iki cümle edip gitti. Bence “Sizi var ya mendil diye iki mememin arasından çıkarır terimi silerim kemikli pirzolalar” demek istedi. Hi-hi evet bence kesin öyle.

TEN Çamaşır A.Ş. iftiharla sunar: Lady Gaga kırmızı halıya Alien’daki sümüksü canavarın gözü yaşlı dul karısı kıyafetiyle gelmişti, görmüşsünüzdür. Benim şahsen kendim midem kalktı. Sonra şarkı söylerken bu yumurtanın içinden çıkıverdi aaa bi baktım Do Re Mi çamaşır mağazasında indirim sepetinin dibinde kalmış ten rengi bi don bi yamuk yumuk sutyen giymiş başladı “bornnn this wayyy” diye. Şarkı da resmen Madonna’nın Express Yourself’inden çalıntı. Leng anan baban Upper West Side sosyetesi, seneliği yüz bin dolareslik okullara okumuşsun sonra gel “ama ama ben çok ezildimmmm” ayakları. “Bırak allaasen palavracı karbon” diyesim geldi de demedim çünkü belli ki günümüz çocukları cidden çok kötü durumda ve bu pasaport müdürlüğü koridorunda bayat cips satan makina kılıklı kadının bir iki ümit verici sözüne bile muhtaçlar. İyi madem napalım.

Biz küçükken kafamızı çarptık anlayış gösterin: Kings of Leon’la Miley Cyrus bişi sunmaya beraber çıkınca bende şalterler attı Kiboşum. Tamam itiraf ediyorum bir iki kere “Use Somebody” dinleyip buzlu rakı yuvarlamışlığım vardır ama adamlar resmengo kafayı yemiş. Bu hırtolar bi kere basçılarının kafasına güvercin sıçtı diye konserlerini yarıda kesmişti ordan anlamamız lazımdı zaten ya enivey. Şimdi bu Yüksek Sadakat’ın Amerika şubesi Glee’ye (bana bana Bihter’ine stayla) şarkılarını vermedi çok bebe bi dizi diye. Bi kere de Ugly Betty’e vermemişlerdi zaten. Sonra Glee’nin yaratıcısı Ryan Murphy bunlara “Fuck you” dedi. Tamam azıcık ayıp, ama bu testesteronlu baltalar bi coş sen, yok efendim Ryan Murphy gitsin sutyen takip manikür yaptırsınmış, kendine terapist bulsaymış bi anda fışkırdı içlerinden homofobik konfetiler. İşin komiği şarkılarını Gossip Girl’in bi bölümüne seve bayıla vermişlerdi. Şimdi de çık Miley Cyrus’la ödül sun. Ha yani hominiyatak seksi kız teenager olunca eyvallah, gay çocukların olduğu dizi olunca bize göre diiill. Yok yeee! Güvercini bırak, rahmetli ananecimin dediği gibi “Köpek sıçsın kafanıza” canım.

Kimi Başka Gerzeklikler: Hmmm…Bi dolu vardı ya dur hatırlıyım. Meselaa, Rihanna’nın Eminemli “I love the way it hurts” şarkısı. Salak mısın sen a benim yavrucum, a güzel kızım? Daha yeni ağzın burnun dağıldı, dayağı yedin o embesil Chris Brown bebesinden sen ne diye çıkıp vur parçala tırmala erkeğim benim şarkısı söylüyosun ki? Bi de bunun “şiddetimiz çok seksi di mi hünkarım?” duvarlara yumruklu falan Kıraç’dan liseden bir kız sevdim slow şarkı klibi var. İyhh, allam yalebbim. Sonracııma, siz görmediniz tabii- tam Eminem’in ödülünden önce Scientology reklamı çıktı abi. Ben önce klima reklamı sandım hahahahha şok şok şok organize din artık televizyona reklam veriyo ya kafalara gel. Bu hafta New Yorker’da Scientology’dan canını seven kaçsın yapan yönetmen Paul Haggis’le ilgili 26 sayfalık bi dosya var da, heralde ödleri şeylerine karıştı reklamlık olmuşlar. Artık dergilerde “İslama gel ey kafir” diye reklamlar okursak şaşırmıycam. Ay bi de sonra Eminem ödül alırken bi baktım boynunda Scientology kolyesi, iyice kıllandım. Leng şike mi var noluyo diyerekten. Öbür şike komplo teorim de en iyi çıkış yapan sanatçı ödülüne. Bu ödülü alan Esparanza Spalding denen kız Obama’nın favorisi. Adam buna Nobel ödüllerinde falan konser verdirtti o derece. Yani şimdi yanında bi kirvesi Kemal Özkan amcası eksik sünnet çocuğu kılıklı Justin Bieber alsın demiyorum, ama Florence & the Machine alabilirdi mesela. Ben bu kızın şarkısını duşta bile duymadım yeminle. Bi de kırmızı halıda çok ünlü olmayan şarkıcılar resim çekilirken publicistlerin üstünde isimleri yazan levha tutmasına çok acıdım. Gerçekten de çok ünlü olmayan bi ünlü olmak çok acıklı olmalı. En son gerzeklik de bence Rihanna’yla kankası Kathy Perry’nin feci detone olmalarıydı. Rezil oldular ya rüsva. Hahahaha onlara da kallavi bi yacık.

Do a dear a female dear: Güzel şeyler de olmadı diil. Onları yemeğin en güzel lokması gibi sona saklamayı seviyorum biliyosunuz. Meselaaa, Bob Dylan kağıt helva arası mükemmelik dondurması gibiydi. Hele onla söyleyen gruplardan bi tanesini çok seviyorum. Bu ilk çıkanlar hani, Mumford & Sons adları. Best new artist’e de adaylardı. Shakespeare’li edebiyatlı falan şarkıları var çok tatlı, sahnede hop hop diye enstrümanlarını değiştiriyolar baya kuzular. Sonra Mick Jagger da bombasyondu. Gerçi Keith Richards son kitabında “Mick’in pipisi çok küçüktü, Marianne Faithfull da dayanamadı terketti” dedi, sonra Faithfull da “He ya valla öyle olduydu” diye onayladı ya, ben harbiden mi lan diye ipucu aramaktan pek şarkıyı dinleyemedim. Bi de bu adam çok zayıf leng, onun kotunun bi bacağına benim başparmağım girmez yeminle, o bakımdan yani bilemedim. Olamaz mı, olabilir. En son akıllı bıdıklık da Cee Lo Green’in kuklalı, tavuskuşu drag queen olmuş aman da aman şarkısıydı. Tabii ortopedik yastık kılıklı Gywenth Paltrow törenin en şeker en tatlı şovunun içine etmeseydi çıkmayan sesi ve dans edemeyen Ajda Pekkan halleriyle. Bu kız şey gibi ya, arabanın sileceklerinin suyu donar ya kış günü, hah işte o donmuş lanet olasıca su gibi. Gıcc-cık.

Ayh yoruldum, işte beleyken bele do re mi fa sollerim. Son olarak Kanye West’siz Grammy de yoğurtsuz mantıya benziyomuş çok da sıkıcıydı der, yumşak yanaklarınızdan mucuksokalipso diye öperim.

ayip denen bisey & derdest New Yorker

Posted in asabiyet, medya, new yorker, sabah on June 6th, 2008 by Loony Bin – Be the first to comment

seneler once bi arkadasim Turkiye’den cok unlu bir sinema yazarinin nasil bir elestirisini dupeduz imdb‘deki okur yorumlarindan kelime kelime kopyalayarak yazdigini gostermisti, cenelerimiz yere dusmustu.
sonra sonra alistik tabi…zaten “guzel ve yalniz” ulkemizde aldigimiz sahane egitimler sayesinde o kadar ustasiyiz ki apart otel paperlar, odevler, makaleler yazmanin. Ben dahil hepimizin kulliyati bu hande yener orneklerle dolu e koymuyo tabi baskalari da yapinca…
kaldi ki tezlerini asiran profesorler, romanlarini asiran yazarlar, televizyon programini apartan televizyoncudan apartan obur televizyoncular derken Turk medyasinin ufak magazin haberlerinden tutun da koseyazilarina kadar yaptigi copy paste haberlerin/yazilarin da vakayi adliye folderlarimizda yerini almasinin nesi sasirtici o da ayri…
dergilerin mesur “derleyen” imzali yazilarini saymaya tenezzul bile etmiyorum. Nerden derlendigi mechul tabi..yalniz bence kit ingilizceli dergicilerin yapboz yazilarina derleme degil de “derdest” demek daha hakkaniyetli olabilir..

universitede derslerle sifir alakadar ama gayet zeki bi arkadasim vardi. sinavlardan once son dakka yanimiza gelip “sunlari bana bi anlatsaniza” derdi. sonra biz iyiniyetimizle cabucak anlatmaya calisirken de begenmezdi “kafami karistirmadan yalniz” diye cemkirirdi…
bu da o hesap..madem derliyosun kafamizi karistirmadan yap be kardesim, anlayamiyoruz..
enivey..

gecenlerde Turk gazetelerine bakiyodum. Sabah’in Cumartesi ekinde Kaya Genc imzali bi haber gordum. Bu arkadasimiz gitmis New Yorker’in gecen haftalardaki bi sayisindaki Pascal Dangin portresini kirpmis, bicmis, guzelim yaziyi dumb-down edip Sabah okurlarinin Cumartesi keyfine layik dutturu bi hale sokmus. Fotograflari da sagli sollu aynen yapistirmis habere, ne bir kredi vermis yazara, ne New Yorker’in adi geciyo…bi de imzasini cakmis!! Ya da belki bu insan edebiyle yapmistir cevirisini de yazisileri boyle basmayi uygun gormustur bilemiyoruz..2. secenek birincisinden de feci bi durum tabi de, neyse….

E ayip denen bisi var ama aaaaaaaaaalandim bi anda ben de napiym. Yani Turk basininin yabanci kaynaklardan yararlanmasi, kayda deger yazilari cevirip okuyucuya sunmasi falan das shon hatta bazen gerekli tabii de…Bari adabiyla yapin ya, aparttigin yer de US Weekly degil ki be kuzum, koskoca New Yorker…Insan bi referans verir. Guya yazili basinda da imza’nin bi serefi vardir diye biliriz. Rutin habere imza atilmaz/attirilmaz, sittin saat ugrasmis da olsan atilmaz, ajansdan alinmis habere imza atilmaz.. Kaldi ki cevirinin de bi sahsiyeti var, onemi var, annesi var babasi var, uzulmezler mi?

Bi de vaziyetin okuyucuyu salak yerine koyma tarafi var ki, o daha da sinir…ha bi akilli sensin cunku? Yav bu dergiler heryerde satiliyor artik..Gerci new Yorker 17 milyondu en son ama haha, internette hepsi carsaf carsaf bedava..kimi kandiriyosun? Anne sutu dururken nie sise sut koyuyosun biberonumuza medya amca? Kaldi ki buyuduk biz..Kati mama yeme vaktimiz geldi de geciyo bile..Bi zahmet yardimci ol noooluuurrrr.

Orijinal haber burda

Kopya haber de burda