nono

The Berdans, Politik Dogruculuk & Arraan Beyinsizleri

Posted in boyle de bir insan var, boyle de bisi oldu, nono, politik dogruculuk, the berdans on November 9th, 2009 by Loony Bin – Be the first to comment

Medya dagarcigimiza ikoncan statusunden dahil olan “Kurye Net`in sahibi Haluk Berdan`ın güzel eşi Deniz Berdan” (mis) Hello dergisine “let them eat cupcake” konseptinde pozlar vermis. Central Saint Martins’e gitmeye hazirlanan kendisi kadar “özgün, özgür ve yaratıcı” kizi Begum styling’i yapmis. Resimler Serkan Sedele’nin “vizorunden”…

Hay vizorunuzu essekler tepsin, ya da rahmetli anneannemin deyimiyle kopek micsin kafaniza demek istiyorum kendilerine….Ah pardon gucune mi gitti? Ama honeyyyy, mizah yapiyoruz burda..Bu blogun konsepti bu..

Denise bu son derece post modern dosyaya (televizyonun ustundeki dantel detayiyla da ne kaddaarr ulkesine duyarli ve tarihsel footnotelarla suslu bir is yaptiginin ipucunu vererek) Movenpick Hotel’de aldigi pastacilik dersleriyle Marie Antoinette sosyal statusunu birlestiren dahiyane bir fikirle “let them eat cupcake” ismini vermis..Ironiye bakar misiniz lutfen? Hani Marie de demisti ya ekmek bulamiyorlarsa pasta yesinler diye..(gerci tarihi kaynaklar demedigini gosteriyor ama olsun ne onemi var onemli olan konsept) Denise bunu mutlaka kalin bir kitapta okumustur…Zira Denise’in kitap okuma alışkanlığı başına dert olmuş…(tipki ece temelkuran’in solculuktan domuz gribi olmasi gibi birsey) Çok kitap okuduğu için yakını görmekte sorunlar yaşamaya başlayan Berdan`a doktoru miyop olduğunu söylemiş…orda da bi karisiklik olmus anlasilan zira miyoplar uzagi goremiyor ama doktorun sarkastikligi de olabilir tabii…Cunku Denise’in uzagi gorme yetenegi bu fashion forward dosyada son derece asikar bebeim…bebisim..babes…baby…

Hadi kizcagizin yasini da goz onune alarak Halloween aksami New York’un en trashy partilerinde gorebileceginiz uyduruk otesi kiliklari, moda ogrencilerinin ilk yil odevi olarak bile artik vermeye utandiklari plastik tabaktan elbise yaptim aneyyy designlari, Rickys’den 20 dolara alabileceginiz polyester peruklari miktir edelim…Anne-kizin bir ben var bende benden seksi -kisilmis bayat gozlerle birbirlerine baktigi pozlarin ucuzlugunu da bir yana birakalim …Cok da fifi cunku nasil isterlerse poz verir ne isterlerse giyer ve hangi gerzo dergi de bunu nasil isterse pazarlar. Pardon sweety conceptualize eder demek istedim…

Ama su temizlik iscisi kadin yerleri silerken denise’in krema mi ne haltsa artik doktugu pozlarda- bir duralim lutfen…bin kunduz askina!!! Bu nasil bir edepsizlik, nasil bir sinif ayrimciligi-asagilamasi, nasil onur ve haysiyet kirici bir is, nasil bir cahil cesaretidir? Bu neyin saglamasi, neyin sakasidir? Muhtemelen bir cast ajansindan bes kurusa kiralanmis aktor kadinin suratindaki allah sizi bildigi gibi yapsin ifadesine mi yanmali, denise’in evinde calisan insanlarin bu pozlari gorunce hissedecekleri utanca mi diz dovmeli, yoksa artik cigrindan cikmaya baslayan bu saka yaptik anlamadiniz, mizah yaptik kulturunuz yetmedi, konsept yaptik dotunuz yemedi, ah ne kadar da politik dogruculuk meraklisisiniz biz onlari astik sweetheart tatavalarina bir care mi bulmali?

Cok pardon, artik insani su noktaya getirdiler…bu kadar aleni ve kriminal boyutlarda sinif, irk-din, cinsiyet-cinsel kimlik ve say say bitmez ayrimciliginin oldugu bir ulkede politik dogruculuk bir luks ya da bir secim degil cancaazim bir mecburiyet…mike mike kozcusun yani..yapacaksin, dilini, vizorunu, kalemini..ne haltsa iste, tutacaksin…bu isler adam gibi hukuga dokulene kadar, nefret sucu yasalara girene kadar, insanlar kurt diye, ermeni diye, kadin diye, escinsel diye, travesti diye, isci diye asagilanmadigi, olmedigi gune kadar sesini kisacaksin, hele de mainstream medyada yapiyorsan isini. Kotu ornek olmayacaksin, cesaret vermeyeceksin, hedef gostermeyeceksin. Biraz elini vicdanina koyacak, insanlarin haysiyetini, can guvenligini kici kirik bir sakaya hay senin konseptine alet etmeyeceksin. (ha su isler hallolsun bir, bak ben sana ne larry david sakalari yapicam, ne paul krassner kitaplari okutcam, south parklarda family guylarda basroller vericem, resimlerini Carine Roitfeld’e style ettircem bak soz. ama bi dur azcik sabret e mi kucumenim..)

Hulya avsar klibini “hizmetcisine” cektirir (romantik yastik atma sahneleriyle gonlunu calarak ve aileden birisin dipnotu gecerek), diziler “masal” ayagina cocuk isciligini over, oburu bana gay tavirlarda bulundu diye adama tokat atar (bana iliski teklif etti diyerek islenen gay cinayetlerinden ne farki var?), digeri daga kaldiracam ohs yavrum burusuk pipi esprileriyle hakaret eder…
Hayir madem bu kadar modern, genis ve ozguruz…ben de beyinsize beyinsiz deme hakkimi kullanmak istiyorum o zaman. Bi de nono’nun 1 kucuk boy kardesinin l’leri soylemedigi icin uydurdugu arraaan berasi var…onu da kullanalim tam olsun. Arraaan beyinsizleri….

nono & where the wild things are

Posted in boyle de bir insan var, film, nono, where the wild things are on October 26th, 2009 by Loony Bin – 1 Comment

Bi arkadasimin dokuz yasinda bi oglu var…ay boyle diyince de cok kuru oldu. Bi arkadasimin kardesim kadar sevdigim..yok boyle dersem pasli bacaklarimi ortadan ikiye ayirir. Eee…o zaman 9 yasinda biii…ARKADASIM var. Diyelim. Var abi evet arkadasim, aynen arkasindayim bu tanimimin.

Bu arkadasimla iste, -ki kendisine nono diyoruz- gecen sene sekiz yasindayken bisi konusuyoduk. Ben bi an korktum konu agir mi gelir acaba diye “anladin mi?” dedim. Hey alllaaaam ifadesiyle suratima bakip “sekiz yasinda cocugum niye anlamiycakmisim ki?” yi oturttu nono. O kadar dogru ki. Gunumuzde (öhöö öhhö) 8 yasinda cocugun anlamayacagi bisey yok. Bi yandan teknolojinin ta icine dogmus “digital natives” bebeler olduklari, bi yandan da bizim gibi feristah teyzenin getirdigi bakrac sutlerle ya da amerikan lan bu faydalidir daya cocuga bos kalorili nesquiklerle degil susu de la fifi organic gidalarla vitaminlerle falan buyudukleri icin son derece sulu getirir susuz goturur bi kimyadalar. Diger yandan da ogrendikleri bilgi baska azizim. bilgi ilerledi bilgi epistemoloji diyorum yap bi mixtape mark ronson abi diyorum sen anla.

Hayir bizim de elimiz armut toplamiyodu tamam..Ben mesela paslinin arkadaslarina hava atma vesilesi olarak kullanmayi sevdigi “bi kere bin ilkokuldayken tutunamazlar’I okurdu tamam mi pehh” dogrulugundan artik kendimin de supheye dusmeye basladigi sehir efsanesindeki gibi dediim dedik akilli bidik bi kizdim. Ama yani sanatsal uretim duzeyim de dogan kardes yarismasinda mansiyon alan ve nurettin ogretmenin muhtemelen atam atam sen kalk da ben yatam konulu olmadii icin “senden daha iyisini beklerdim bin” dierek hevesimi kirdigi “kis gunesi” adli saheser siirim (tarkandan intihal sok sok sok), pasli ve cigdemle cikardigimiz zavalli otesi hanimeli dergimiz ve simdilerde ubersuper mesur olan ilkokul arkadasimi basrolunde oynattigim tEyatro oyunlarimla sinirliydi. Ki bunlari simdi okusak hahahahhahaa kekoya baaak ayy gunahh beee diye dalgalanacagimiza garanti verebilirim. Sununla alakasi yoktu yani.

Diyceim o ki, max de 8 yasinda. ama klasik kesim 8. Cepsiz pilesiz: facebooksuz, googlesiz ve hig school musicalsiz. Sene 1963. Max yalniz. Max’i sallayan, ya da onun istedigi gibi sallayan (dizinde, kucaginda, basimin ustunde yerinvarinda) …yok. O da sinir yapiyo o zaman, hisim yapiyo tantrum yapiyo ustunde kurt kostumu. Annesi sana aksam yemegi yok! diye dooru odasina yolluyo Max’i. O zaman iste Max’in hicir hicirligindan, kizginligindan bi orman buruyo odayi, bi de okyanus. Max uzuntusunun yelkenlerini ufure ufure aliyo basini gidiyo ormanin taaa nerelerine vahsi seylerin yanina. Krali oluyo onlarin kiriyo, dokuyo, oynuyo. Sonra geri geliyo ne zaman ki ozluyo evini karni da acikiyo hem, bi bakiyo yemegi odasinda ustelik hala daha sicak.
Sonraciima sene oluyo 2009. Maurice Sendak’in bir tek ekstra baglaca bile ihtiyac duymadan on satirda anlattigi, Rousseau’ninkilere tas cikaran cetrefiili ormanlari ve kukreyen, oynayan, dis bileyen vahsi seyleriyle susledigi muhtesem,/mukemmel/muazzam/masterpiece kitabi “where the wild things are” Spike Jonze’un yonettigi bir filme donusuyo.

Jonze bu film icin oyle iyi bir secim ki. Bi kere baska kimseyle calismamis bile olsaydi es keza, Charlie Kaufman’la ortakliginin gosterdigi uzere iyi yazarin derdinden anlayan bi yonetmen. Sendak da cok guvenmis zaten, yapimciligini da yapmis filmin, sonuctan da pek bi memnunmus oyle diyo. Sonra yine being John malkovich, Adaptation gibi dolambacli, ikircikli, her tur yoruma acik textlerin yonetmeni olmasi sifatiyla bir psikanaliz harikasi, bir cocuk masali, ofkeye dair felsefi bi cozumleme falan gibi bi milyon ayri yere bilet kesebileceginiz “where the wild things are” ucagini belki de en hakkini vererek kullanabilecek pilot. Sonra Jackass’in yaraticilarindan biri olmasi sifatiyla da Max’in ve vahsi seylerin atlamalarini ziplamalarini kirmalarini dokmelerini ve o azmis oglan cocugu mentalitesini en iyi verebilecek adam/cocuklardan biri. Klipleri de unutmamak lazim tabii. Bjorkdur, chemical brothers’dir REM’dir bi hayat oncesinin hikayeleri gibi geliyo simdi ama, Jonze on satirdan koca bi film yapmayi, hem de uzatmadan sarkitmadan hikayeyi anlatmayi kliplerden ogrenmis midir valla bana uyar.

Jonze senaryoyu Dave Eggers’la yazmis. O da mustesna ve gayet ‘cuk” bi isim bu proje icin. Turkiye’de cok bilindigini sanmiyorum, ama belki Away We Go’nun yazari olarak bilinebilir, festivallerin birinde gosterilmisti sanki. Karisiyla yazmislardi, kendi hikayeleri herhal. Fena diildi arada oyle alternatifiz ki bizden film olur kocaciiim moduyla baymisti beni ama… Neyse dergiciligi, yayinciligi falan bir yana bence Eggers’i Max’e yakinlastiran ozelligi yalniz bir cocuklugu olmasi ve yalniz bir cocukken baska bir yalniz cocugu buyutmesi azizem. Eggers’in annesi babasi olmus zira, abisi ablalari da firrrrttt ortadan kaybolunca kucuk kardesine o bakmis okulu falan birakip. Sonra da baya Pulitzer adayi falan bi kitap yapti bu oykusunu zaten: A Heartbreaking Work of Staggering Genius diye. Kitaptaki karakterleri kendi duygularinin aracilari gibi kullanmasini filmde vahsi seyleri n zaman zaman Max’in hayatindaki karakterleri, zaman zaman da kendi alter egosunu ve duygularini temsil etme haline cok benzettim ben, ve cok sevdim.

Wild things bi cocuk filmi olmamis, gazeteler cocuklarin aglaya zirlaya ciktigini anlatiyo sinemalardan. Bizim seansta cok cocuk viziltisi duymadik, cikista da uzgunden ziyade buyulenmis gibiydi mini insanlar. Ama ben de oyleydim. Nasil mutlu nasil guzel kalktim koltugumdan. Ustum basim misir, bi yandan gozumun yasini bi yandan elimdeki cikolata lekelerini silmeye calisarak-ayni vahsi seyler gibi pis sumuklu pasakli les gibi- ciktim salondan. Vahsi seyleri kukla olarak tasarlamislar. İclerinde de James Gandolfini, Forest Whitaker gibi (en cok 2sini sevdim ben) baba aktorler var. Bi tek surat ifadelerini digital olarak eklemisler. Filmde Max’in ailesi ve yalnizliginin sebepleri de daha cok islenmis kitaptan. Vahsi seylerin arasina karistiginda evdeki sorunlarin, anneye kardese babaya kizginliklarin nasil canlandigini ve referanslandigini daha net goruyorsunuz. Ama oyle bir haydi kitabi aciklayalim kurulugunda da degil hicbirsey. Buyulu cok, cok guzel.

Bence spike jonze kariyerinin en guzel filmini cekmis, hatta okyanuslar boyunca sevilecek, bir orman dolusu agac kere izlenicek bi masal cekmis. En en en sevdigim filmler listeme aliyorum wild things’i.

Nono’nun tatliligini, zamanli zamansiz (bize gore) manali manasiz tantrumlarini dusunuyorum sonra. Anlar miydi demiyorum cunku “9 yasinda cocugum niye anlamiycak misim” ama sever miydi onu kestirmeye calisiyorum filmi. Severdi diyorum herhalde. Cunku ne kadar seni beni laptopunda sallar zekasinda, 13 yasimdayim ama en baba moda yazari oldum cengaverliginde de olsalar, ve nono ne kadar dunyanin en mutlu cocuklarindan biri olacak kadar tadindan yenmez bi ailede buyuyo da olsa, cocuk cocuk be. Yalnizligi ayni yalnizlik, odasina gidip kocaman
bi carsaf ev kurmasi ayni saklanmacilik, annesinin etegini cekistirmesi ayni bi tek beni boyle sev bak ama sozvercilik, ancak bir kardesin kardes olma bilgilerinin ustaligiyla kirdiginda o kadar aciyan kalp ayni kalp… Sonra herkesden nefret ettigine cok eminken ve kizginligin ustune kendi kendine aciyarak akittigin hicirdak gozyasinin yaptigi cizbizla cikan hafif atesini ve pembelesmis yanaklarini sonduren “baristik mi” opucugu ayni opucuk. Onun ardindan gelen tatli uyku hele…1963′den 2009′a sanmam ki degismis olsun…

Where the wild things’i hemen izleyin. Bulabilirseniz dave eggers’in yazdigi spin off’u da edinin. Kitabin orjinali, zaten….Hani kucukken yatarsiniz da kapinin arasindan bi isik sizar anneniz babaniz hala ayakta demektir o, evde hayatin devam ettigini bilerek daha bi guvenle uyursunuz ya, oyle bi his kapliycak icinizi..hahha amma iddiali konustum. Ama bak valla, ahan da suraya yaziyorum.