<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Loony Bin&#039;s Blog &#187; oscar</title>
	<atom:link href="http://www.loonybinsblog.com/category/oscar/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.loonybinsblog.com</link>
	<description>Çok da FiFi</description>
	<lastBuildDate>Fri, 27 May 2011 06:06:54 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0.1</generator>
		<item>
		<title>Biri Çabuk Soyunsun ve Oscarlar</title>
		<link>http://www.loonybinsblog.com/2011/02/biri-cabuk-soyunsun-ve-oscarlar/</link>
		<comments>http://www.loonybinsblog.com/2011/02/biri-cabuk-soyunsun-ve-oscarlar/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 28 Feb 2011 10:38:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Loony Bin</dc:creator>
				<category><![CDATA[TV]]></category>
		<category><![CDATA[fashion]]></category>
		<category><![CDATA[film]]></category>
		<category><![CDATA[mesurlar]]></category>
		<category><![CDATA[oscar]]></category>
		<category><![CDATA[ricky gervais]]></category>
		<category><![CDATA[robert de niro]]></category>
		<category><![CDATA[anne hathaway]]></category>
		<category><![CDATA[james franco]]></category>
		<category><![CDATA[oscar 2011]]></category>
		<category><![CDATA[oscars]]></category>
		<category><![CDATA[oskar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.loonybinsblog.com/?p=425</guid>
		<description><![CDATA[Ricky Gervais ateistim diye bizi kekledi bence. Adam Tellibaba’ya adak mı adamış nedir, bu kadar ayh imdaat, bu kadar al canımı yarabbim bi Oscar daha izlememiştik. Ben mesela en son dişçide kanal tedavisi sırası beklerken bu kadar sıkılmıştım, ki onda bile en azından acıyı dindirsin diye uyuşturuyolar adamı. En heyecanlı kısmı 132 yasındaki Kirk Douglas’ın [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Ricky Gervais ateistim diye bizi kekledi bence. Adam Tellibaba’ya adak mı adamış nedir, bu kadar ayh imdaat, bu kadar al canımı yarabbim bi Oscar daha izlememiştik. Ben mesela en son dişçide kanal tedavisi sırası beklerken bu kadar sıkılmıştım, ki onda bile en azından acıyı dindirsin diye uyuşturuyolar adamı. En heyecanlı kısmı 132 yasındaki Kirk Douglas’ın sahnede can vermemesi olan bi törenden bahsediyoruz nihayetinde.</p>
<p>Bunca senedir ilk kez &#8220;leng acaba yazı bile yazmasam mı?&#8221; diye düşündüğüm, üstelik ateşler içinde aksırıp tıksırarak izlediim Oskarların en uzat şu oksijen maskesini allah rızası için anlarına gelin beraber bakalım suratı ütüsüz çarşafa dönmüş Annette Beningciklerim:</p>
<p><strong>Anne’den 18 cevapsız çağrı var:</strong> Hayatımda Anne Hathaway kadar bayık bi insan daha görmedim. O içinde plastik erimiş microwave fırın ağzı; o yayık ayranı gülüşü; o iki dakikada bir “Jamessss” demeleri;  o 52 saat prova edilmiş güya gülmemi tutamadım halleri; o Telemundo’da Çarkıfelek hostesi kılıklı kıro elbiseleri saçı başı; o “size öyle hayranım ki çişimi altıma kaçırdım” yalakalıkları..Ayhhh&#8230;Anne Hathaway sevgilim olsa her arayışında mesaja düşürür, arkadaşım olsa öbür kızlarla çatırçatır dedikodusunu yapar; aynı sınıfta olsak eteğinin arkasına daksille “beyinsiz” yazar; beden dersinde ters takla atamayınca “salakkk, salakkk” diye gülerdim. Ha James Franco farklı mıydı? Yoo&#8230;Hem sergi açarım, hem kitap yazarım, hem doktora yapar hem soap opera’da oynar hem Oscarları sunarım..Ha afferim, biz de hem kakamızı yapıp, hem dergi okuyup, hem müzik dinleyip hem de ‘annee tuvalet kağıdı bitmiş” diye bağırabiliyoruz ama kimsenin gözüne sokmuyoruz di mi? </p>
<p><a href="http://www.loonybinsblog.com/wp-content/uploads/2011/02/oscarkolaj-1.jpg"><img src="http://www.loonybinsblog.com/wp-content/uploads/2011/02/oscarkolaj-1.jpg" alt="" title="oscarkolaj-1" width="480" height="480" class="aligncenter size-full wp-image-426" /></a></p>
<p><strong>Kirk Douglas Ölmedi Yüreğimde Yaşıyo:</strong> Kirk Douglas’ı yoğun bakımdan çıkarmışlar sahneye  itivermişler. Tamam Allah uzun ömür versin de, burası da Oscarlar yani Beverly Hills Huzurevi yaşlılar haftası  müsameresi diil ki&#8230;Bi de suratı ne kadar acıklıydı, artık kırışıklık üstü botox mu tutmamış, kuliste Scarlett Johansson’ın memelerini görüp yüz felci mi geçirmiş anlamadık&#8230;O hızla da herhalde En İyi film Oskarı açıklanırken varmıştır kulise. Ama bence Akademi bunu bilerek &#038; kıllığına yaptı. Şimdi en iyi yardımcı kadın oyuncu ödülünü alan Melissa Leo gitti kendi parasıyla “noolur ama noolur beni seçin” temalı reklamlar çektirip bunları bütün dergilerde yayınlattı ve Hollywood’un yaşlı kadınları fifisine sallamadığını, o yüzden kendi işini kendi görmek zorunda kaldığını anlattı ya sokakta her gördüğünü esir alıp&#8230;İşte son bi kaç haftanın dedikoduları Akademi’nin bu işe çok gıcık olduğu ve sırf bu yüzden Oscar’ı Melissa’ya vermeyecekleri yönündeydi. Sanırım Oscar’ı alacağı belli olunca da kadından öclerini ödülü dünyanın en yaşlı insanına verdirerek aldılar. Böyle saça böyle tarak napceksin&#8230;</p>
<p><strong>Bi kerecik soyunsan ölür müsün?: </strong> Tören o kadar sıkıcıydı ki geceyi kurtarabilecek tek şey birinin soyunması, elbisesinin yırtılıp Spanx’inin görünmesi falandı, o da olmadı. Hayatımda ilk defa “leng Robert Downey Junior’ın da gideri varmış” diye düşündüm diyim anlayın. Ama iki saat beklediğim Javier Bardem de sahneye Gar Lokantası’nin şef garsonu kılığında çıkınca bende şalterler attı, o gazla James Franco’ya “acayip sıkıcı, allah aşkına gömleğini çıkar” diye tweet attım ama seninki oralı olmadı. Bi daha gecenin köründe “Bu gece drag yapıcam sana gelip kıyafet aliym mi Bin noolur” diye başkasını ararsın artık Franco Bey, hıh!</p>
<p><strong>Geceden çıkardığım dersler: </strong></p>
<p>-Ne varsa yine eskilerde var annem. Bundan sonra Angelina Jolie’ye laf edersem pipim düşsün! Meğer Angiecim, kocasıgil Brad, hasmı Jennifer, George Clooney, Robert de Niro, hele hele en önde oturup ağzında sakızı “oo piti pitiii” diye akşama misafir edeceği starlet’i seçen Jack Nicholson olmayınca ne kaknem oluyomuş Oscarlar..Abi onur ödülü alan Jean Luc Godard’ı geç, geçen sene en iyi yardımcı kadın Oscar’ını alan Monique bile gelmemişti, kadın bacağındaki kılları almaya üşenmiş sen hesap et Oscarların düzeyini. </p>
<p>-Gece boyunca hiç de ünlü olmayan ve son derece çirkin adamlar sahneye çıkıp “Biricik karıma teşekkürler” dedikçe anladım ki bu koca seçme olayında standartları değiştirmek lazım. Bundan sonraki hedef parasız pulsuz ilk filmini çekmeye çalışan yağlı saçlı karnı aç gençler; hala anne-babasının bodrum katında yaşayıp “belgeselim için araştırma yapıyorum” diyen inekler, ve “film okuluna geldim kalıcak yerim yok” diye ağlayan şaşkın ana kuzuları..Ha veya ünlü bi aktrisle kanka olunucak. Evde beton gibi manitası Ryan Gosling dururken törene patatesli gözleme kılıklı kankası Busy Philipps’le gelen Michelle Williams’i görünce karar verdim buna da. Salak mısın kızım sen ya?</p>
<p>-Bütün çocukluğum boyunca annem her “yemedim yedirdim giymedim giydirdim, sizi en iyi okullara gönderdim” veya babam “hiç yapmadıysam 3 ton muhallebi yapmışımdır” dediğinde “doğurmasaydınız ya, ben mi dedim doğurun diye haa ben mi dedim” diye çemkirip odamın kapısını hızlıca kapadım ve Tori Amos’un sesini açtım. Peki elime ne geçti? Koca bi hiç. Halbuki bak Nathalie Portman’a “annecim iyi ki beni doğurmuşsun” demelere doyamadı kız. Bundan sonra anneye babaya ful fors yaltaklanılıcak, zira başka türlü Yeşilçam Ödülleri’ni süpürmeme imkan yok belli oldu. </p>
<p><strong>Hiç mi iyi bişi olmadı?: </strong>Valla olmadı desem başım ağrımaz da, hadi sizi eli boş göndermiyim  kuzusarmalarım: keşke küçük bi ülkem olsa da kraliçesi yapsam dediğim Cate Blanchett’in koy müzeye sanat eseri diye bak güzelliğindeki Givenchy elbisesi; dünyanın en dude insani Jeff Bridges’in yüzyıllardır hiç ayrılmadığı ve bir film çekiminde kaldığı otelde temizlikçilik yaparken tanışıp evlendiği güzeller güzeli karısı, kızları; Christian Bale’ın ödül alırken The Fighther’da canlandırdığı Dickie Eklund’ın web sitesini verip “Gidin sizi train etsin” demesi; her gördüğümde sırtına yastıklar koymak, elini öpüp başıma koymak istediğim Eli Wallach’ın onur Oscar’ı alması; en sonda çıkan PS22 çocuk korosundaki o şişko sarı saçlı çocuğun pambukluğu; Dido’nun hamile kalıp törene gelememesi ve127 Hours’un şarkısını onun yerine Florence Welch tatlısının söylemesi;  en bi çok sevdiğim, orjinal Brothers’ın, After the Wedding’in yönetmeni dogmacılıktan gelme serin insan Suzanne Bier’in filmi In a Better World’un en iyi yabancı film Oscar’ını alması; gecenin sonunda allaam daha beteri de olabilirdi, mesela Celine Dion annem olabilirdi, sabahları “bonjourrrr mon bebe bleu de la bidi bidii hanimiş benim kızımm” falan diye beni uyandırabilir, akşamları zorla piyanonun başına geçirip şarkılar söyleyebilirdi veya Nicole Kidman olabilirdim ve kocam Keith Urban olabilir her sabah “fön makinasını ben kullanıcam, hayır efendim ben kullanıcam” diye kavga edebilirdik diye düşünmem ve halime şükretmem&#8230;</p>
<p>İşte beleyken bele baykuşlu çöreklerim. Bi süre dinlenicem beni Kral TV Müzik Ödülleri’nde uyandırın der, yumşak yanaklarınızdan öperim</p>
<p>mucuksokalipso</p>
<p>Ha bu arada kazananların listesi için <a href="http://oscar.go.com/nominations">şuraya</a>, ay yacıkk ya kıyamam yoksa film yorumu, ödül listesi falan mı bekliyodun?</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.loonybinsblog.com/2011/02/biri-cabuk-soyunsun-ve-oscarlar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>15</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Senin Ağzını Caaaarrt Diye ve Golden Globes</title>
		<link>http://www.loonybinsblog.com/2011/01/senin-agzini-caaaarrt-diye-ve-golden-globes/</link>
		<comments>http://www.loonybinsblog.com/2011/01/senin-agzini-caaaarrt-diye-ve-golden-globes/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 17 Jan 2011 08:41:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Loony Bin</dc:creator>
				<category><![CDATA[TV]]></category>
		<category><![CDATA[boyle de bisi oldu]]></category>
		<category><![CDATA[fashion]]></category>
		<category><![CDATA[film]]></category>
		<category><![CDATA[golden globes]]></category>
		<category><![CDATA[mesurlar]]></category>
		<category><![CDATA[oscar]]></category>
		<category><![CDATA[ricky gervais]]></category>
		<category><![CDATA[robert de niro]]></category>
		<category><![CDATA[yacik]]></category>
		<category><![CDATA[altin kure]]></category>
		<category><![CDATA[angelina jolie]]></category>
		<category><![CDATA[glee]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.loonybinsblog.com/?p=404</guid>
		<description><![CDATA[Tahminim&#8211; ben yediğim 2,5 kilo guacamole, 38 bardak çay-kahve ve üşenmeyip üstüne şam fıstığı didiklediğim çikolatalı gelatodan geçirdiğim mide fesatını rezene çayıyla bastırmaya çalışıp bu satırları yazarkene, Hollywood’un ağır siklet gençleri Ricky Gervais’i tenhada sıkıştırmış bi güzel pataklıyo, True Grit’ciler Lea Michele’i; garsonlar Robert de Niro’yu; bütün kadın oyuncular da Aaron Sorkin’i tepeliyo olabilir. Zira [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Tahminim&#8211; ben yediğim 2,5 kilo guacamole, 38 bardak çay-kahve ve üşenmeyip üstüne şam fıstığı didiklediğim çikolatalı gelatodan geçirdiğim mide fesatını rezene çayıyla bastırmaya çalışıp bu satırları yazarkene, Hollywood’un ağır siklet gençleri Ricky Gervais’i tenhada sıkıştırmış bi güzel pataklıyo, True Grit’ciler Lea Michele’i; garsonlar Robert de Niro’yu; bütün kadın oyuncular da Aaron Sorkin’i tepeliyo olabilir. Zira ben bu kadar laf sokmacalı, çıkışa gel çıkışalı ödül töreni görmedim sevgili ne olup bittiğini anlıyomuş gibi kafa sallayarak etrafa bakmaktan beyinciği ağrımış Meghan Foxlarım&#8230; </p>
<p>Hadi ver elini de, <strong>gecenin en senin ağzını caaart diye anlarına ve de öbür dandan dandanakanlarına bakalım:</strong></p>
<p><strong>Bak Hollywood Şirin, bu Gargamel Amcan:</strong> Şimdiiii, her ne kadar koy beni klübelere hav hav havlat derecesinde Ricky Gervais’in köpeği olsam da, Gervais bu sefer fazla Şirinler’i gırtlaklamaya gelmiş Gargamel kaldı Golden Globes’a. Bence hava hoş, arasına cips kırıntıları dökülmüş kanepemde “ahahaha Angelina’ya kabiliyetsiz dedi, Jlo’ya rospik ohh yürü be Rikitos’ diye göbeğimi kaşırım da, adamlar kaldıramıyo burası da London diil be mate! Bi de tabii bu kadar sizi gidi gerzo Amerikalı yıldızcıklar yapıcaksan, hem kariyerinin direksiyonunu bu denli Amerika’ya kırmamış olman, hem The Invention of Lying’den daha akıllı bi film çekmiş olman, hem de “Steve Carrell’i de ben yarattım”dan daha orjinal bi şaka yapman lazım mesela. Amaan neyse ne, seneye Jimmy Fallon totolarını pudralar bunların rahatlarlar, Ricky’miz de bize kalır cok da fifi.<br />
<a href="http://www.loonybinsblog.com/wp-content/uploads/2011/01/goldenkolaj1.jpg"><img src="http://www.loonybinsblog.com/wp-content/uploads/2011/01/goldenkolaj1.jpg" alt="" title="goldenkolaj1" width="640" height="427" class="aligncenter size-full wp-image-405" /></a><br />
<strong>Are U Talkin To Me?:</strong> Robert de Niro’nun konuşması da bi asabiydi, ben “allaam yalebbim inşallah ekrana bakarken hamile kalma teknolocisi çıkmamıştır yoksa mıçtık” diye dertlenirken sinirlendirmişler padişahımı belli ki. Önce “Hem Little Fockers’i yarışmaya sokmuyosunuz hem ödül ayağına burda benim üstümden para kazanıyosunuz, hem de mok gibi bi kolaj hazırlamışsınız” diye  köpürdü, sonra  “zaten Foreign Press üyeleri, garsonlar ve Javier Bardem şovdan önce sınır dışı edilmiş” diye güya ters köşe bi politik espri yaptı, sonra da “bu filmleri hep çocuklarım özel okula gitsin diye yaptım ehiehi” diye cila çekti. Yaani&#8230;Beni bozmaz sonuçta çocuklarımın babasıdır, her türlü bağrıma başarım da, baktım Glee ödül alınca hemen “bu ödülü devlet okulu öğretmenlerine adıyoruz” falan die nankörlendiler. Hadsiz televizyoncular nolcak!</p>
<p><strong>Annem artık bize gelmesin dedi:</strong> Gleeciler de Lea Michel’den baya tiskiniyo belli oldu.. Şimdi şöyle bişi olmuş: bu True Grit’in başrolündeki küçük kız, rolü için seçmelere gittiğinde stüdyoda Lea’yı görmüş bi imza istemiş, Lea da buna bi takma kirpiğini bile atmamış, “şu an meşguleaam canım” çekmiş. Kız da hıçırhöngür ağlamış meşur olunca da her gazeteye haldır huldur yetiştirdi bunu. Hah, işte Sue Slyvester ödül aldığında buna nazire yaptı “bu arada 14 yasında kızlar bana geldiğinde mutlaka bir iki dakikamı ayırıyorum” dedi. Hiçbiri de Lea’ya teşekkür falan etmedi, bu da oturduğu yerden debelendi “bak şimdi ağlıyorum, çok duygulandım tiksiriyorum yeminle” pozu çekicem diye böbrek taşı düşürdü yavrucak. Yaa&#8230;Ayh, ne zor dedikoduymuş bu ya, ben de kum döktüm resmen anlaticam diye.</p>
<p><strong>Nezleyim dedim sana, nezleyim BE ALLAAN BELASI:</strong> Aaron Sorkin yeniden kokaine başlamış zannımca. Bu saykorella hyper konuşmayı başka türlü açıklayamıyorum zira. Yok efendim elit olmak çok şahane bişeymiş, yok şehzadem kızlarına da elit olmaya özenin diyomuş, bütün kadın adaylara teşekkür ediyomuş, akıllı kadınlar daha çok eğlenirmiş..Zırvalardan bir çelenk. Madem öyle Social Network’de niye bütün kadınlar ayran budalası kenar süsü diye sorarlar adama. Ukaladümbeleği sen de..</p>
<p><strong>Gecenin en yacık leng kadınları/adamları:</strong> Gencecik yaşında aşırı botoşok’dan Jamie Presley’e dönmüş suratı ve Snooki solaryumuyla Emma Stone; ödül töreni öncesi şipşak estetikten sol gözü kapanmış seğiren Julianna Margulies; There’s Something About Mary’deki Cameron Diaz’a benzemiş fıştırık saçlarıyla Annette Bening; Mon Amour pavyonun perdesini kılık diye giyip gelmiş Gabourey Sidibe; “bak şimdi kocamın papyonunu düzeltiyorum”, “bak şimdi omzuna yatıverdim”, “sevin beni”, “sevin beni dedim nöbetçilerr!!!!” çaresizliğindeki Angelina Jolie; onun omza yatma hareketini görüp hemen arttıran “yaşlıyız ama biz hala sevişiyoruz taaam mı” tutarekliğindeki Kyra Sedgwick, ay bi de kendini zorla çirkinleştirmeye yemin etmiş, Joan Baez’in bi gün Bob Dylan’la evleniriz hayalleriyle dikip sandığına kaldırdığı gelinliğini giyip gelmiş Michelle Williams&#8230;Adamlardan da ”artık zayıflayarak rol kesmeye gücüm kalmadı, karaciğerim çöktü sinir sistemim heba” paniklerindeki Christian Bale, veeee saç diplerinden fön sıcağının dumanı tüten, krepeden tiftik tiftik veya da boyası gelmiş saçlarıyla John Hamm, Kevin Bacon, Colin Firth, Al Pacino, ve Dennis Quaid&#8230;</p>
<p>Tamam piki, <strong>süfliyatdan nasibini almamış anları </strong>da vardı gecenin. Onları da sayıp öyle gidelim bari küsmeyin hemen: mesela Jane Fonda, Katie Segal, Melissa Leo gibi 50 üstü kadınların zerafeti ve güzelliği, Glee’de Kurt’ü oynayan Chris Colfer’in gay çocuklara pislik yapan zorba okul arkadaşlarına “screw those kids” dediği konuşması, Sofia Vergara ve Helen Mirren’in epik memeleri, bi de ekrana çıktığı anda googlelayıp resimleriyle “future husband” isimli koca bir klasör doldurduğum en iyi mini dizi seçilen Carlos’un başrolündeki  Edgar Ramirez. Kendisine ohş yavlum diyoruz selam ediyoruz. </p>
<p>İşte beleyken bele..Oskarlarda görüşmek üzere mucuksokalipso kuzusarmalarım.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.loonybinsblog.com/2011/01/senin-agzini-caaaarrt-diye-ve-golden-globes/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kronik Savas Yorgunluguna Ilac Filmler : The Messenger, Brothers &amp; The Hurt Locker</title>
		<link>http://www.loonybinsblog.com/2010/05/kronik-savas-yorgunluguna-ilac-filmler-the-messenger-brothers-the-hurt-locker/</link>
		<comments>http://www.loonybinsblog.com/2010/05/kronik-savas-yorgunluguna-ilac-filmler-the-messenger-brothers-the-hurt-locker/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 03 May 2010 04:52:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Loony Bin</dc:creator>
				<category><![CDATA[baska yerde yazmisim]]></category>
		<category><![CDATA[film]]></category>
		<category><![CDATA[oscar]]></category>
		<category><![CDATA[youtube]]></category>
		<category><![CDATA[brothers]]></category>
		<category><![CDATA[messngers]]></category>
		<category><![CDATA[savas]]></category>
		<category><![CDATA[the hurt locker]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.loonybinsblog.com/?p=340</guid>
		<description><![CDATA[Savaslardan da, onlari seyretmekten de biktik. 40 seneyi askindir haber bultenlerinden, sinema perdesinden, 24 saatlik canli yayinlar ve simdilerde de Youtube’dan koyu bir kalp agrisi ve anlama istegiyle izledigimiz savas tefrikalarina banal bir pembe dizi muamelesi yapar olduk nicedir. Rich’le Brook birlesti mi? Yok, daha degil. Amerika Irak’dan cikti mi? Valla Obama bu sene demisti [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Savaslardan da, onlari seyretmekten de biktik. 40 seneyi askindir haber bultenlerinden,  sinema perdesinden, 24 saatlik canli yayinlar ve simdilerde de Youtube’dan koyu bir kalp agrisi ve anlama istegiyle izledigimiz savas tefrikalarina banal bir pembe dizi muamelesi yapar olduk nicedir. Rich’le Brook birlesti mi? Yok, daha degil. Amerika Irak’dan cikti mi? Valla Obama bu sene demisti ama&#8230;Hal boyle olunca, 11 Eylul’den beri cekilen Afganistan ve Irak savasi konulu filmlerin ne giseden ne de elestirmenlerden ilgi alaka gormemesine de sasmadik pek. Ama 2009 yapimi uc film: <a href="http://www.themessengermovie.com/">The Messenger</a>, <a href="http://www.imdb.com/title/tt0765010/">Brothers</a>, ve en cok da <a href="http://content.thehurtlocker.com/20100311/index.html">The Hurt Locker</a> kronik savas yorgunlugumuza care oldu/olacak gibi. Peki bu uc filmin recetesinde ne yaziyor da isler degisiyor dersiniz?</p>
<p><strong>Seyirlik Savaslar Cagi</strong></p>
<p>Michael Arlen’in “oturma odasi savasi” diye mimledigi <strong>Vietnam</strong>, “izledigimiz” ilk savasti. 3 kanalli siyah beyaz Amerikan televizyonundan yayinlanan goruntulerin  savasa destek mi kostek mi oldugu epey tartisildi. Arlen, rahat koltuklarimiza kurulup “uc santimlik adamlarin baska uc santimlik adamlara ates etmesini” izlemenin psikolojimizde yapacagi tahribatlar icin endiselenirken CNN’i hayal eder miydi bilinmez. Ama sira <strong>Korfez Savasi</strong>’na geldiginde uc santimlik adamlar canli, bombalar kurgusuz, savas 7/24 ekranlardaydi. Afganistan ve Irak savaslari da, basta CNN olmak uzere sayilari giderek artan kablolu/kablosuz haber kanallarindan kanli canli yayinlandi elbette. Ama 2000’lere vardigimizda medyanin sekli semali degismis, internet gazeteciligi ve Youtube sagolsun, Christian Amanpour’a yuz vermez, gazetelerin bilen adamlarina cok da fifilenir olmustuk. Yeni medyanin parlak cocugu <strong>Youtube</strong> 2005’de Irak Savasi’nin baslamasindan iki sene sonra hayatlarimiza girdi ve savasi tuketme/izleme hallerimizi tepetaklak etti. World of Warcraft oyunlariyla, MTV videolariyla buyuyen yeni yetme Amerikan askerleri safsiz muharebelerde digital kameralariyla cektikleri goruntuleri bloglarina ve Youtube, iFilm, Ogrish gibi sitelere yuklemeye basladiklarinda adina “Youtube savasi” denilen bir donem de baslamis oldu. Bu mecralarin hem piyasaya cikan yeni nesil savas filmlerinin  anlatim dilleri, hem de ragbet gormeme sebepleri uzerindeki etkilerini gormemek ise imkansiz gibiydi. </p>
<p><strong>Cekemem Senin Filmini Milnini</strong></p>
<p><div id="attachment_341" class="wp-caption alignleft" style="width: 650px"><a href="http://www.loonybinsblog.com/wp-content/uploads/2010/05/irakkolaj.jpg"><img src="http://www.loonybinsblog.com/wp-content/uploads/2010/05/irakkolaj.jpg" alt="" title="irakkolaj" width="640" height="427" class="size-full wp-image-341" /></a><p class="wp-caption-text">savaslardan da onlari seyretmekten de biktik</p></div>Ne The Hurt Locker, ne The Messenger, ne de Brothers Hollywood standartlarinda buyuk hasilatlar yapti. Ama Brothers’in kendinden once gelen Irak/Afganistan veya baska bir deyisle “terore karsi savas” filmlerini gani gani asan gisesi (28 milyon dolar) ve The Messenger ile The Hurt Locker’in 2010 odul listelerindeki hakimiyeti bu uc filmi suruden ayri degerlendirmemiz icin kafi sebepler. Zira Home of the Brave (2006), Rendition (2007), Lions for Lambs (2007), In the Valley of Elah (2007), Redacted (2007), Stop-Loss (2008), ve hatta  Ridley Scott’un Leonardo Di Caprio ve Russell Crowe’lu Body of Lies’i (2008) gibi yeni donem savas filmlerinin akibetine baktigimizda hem gisede bombalandiklarina, hem de elestirmenlerinden paparayi yediklerine sahit oluyoruz. </p>
<p>Bu listenin kronik savas yorgunluguna kurban gitmesinin ilk sebebi kotu zamanlama diyebiliriz. Savasin hala devam ediyor olmasi, ve bu filmlerin Amerika’nin savas konusunda sert bicimde kutuplastigi ikinci Bush donemine denk gelmesi seyircide bir cekemem senin filmini milmini hissi uyandirdi. Vietnam surerken yapilan savasa dair tek film, John Wayne’in savasi yucelten <strong>The Green Berets</strong>’sinin (1968) bugun bile en nefret edilen filmler listesinin baslarinda olmasi tesaduf degildir. Taxi Driver’dan (1978) Apocalpyse Now’a (1979), Platoon’dan (1986) Born on the 4th of July’a (1989), buyuk yonetmenlerin  vicdan muhasebesi suyuna bol Oscarli filmlerinin Vietnam’in Amerikan toplumu uzerindeki travmasi hazmedildikten epey sonra karsimiza cikmasi da&#8230;Korfez Savasi’ninsa genel olarak hakli ve kazanilmis olarak algilanmasi ve <strong>“bi bombalayip cikicam abi”</strong> usulu kisa/temiz sonuclanmasi sinemacilarin da konuya cok bulasmamasina, yine savastan epey sonra piyasaya cikan Three Kings (1999), Jarhead (2005) gibi sayili orneklerin de orta yolcu ve pek de kimsenin umru olmamis filmler olarak kalmasina sebep oldu.</p>
<p>Terore karsi savasa gelince&#8230;Henuz dumani ustunde bir savas hakkinda cekilen In the Valley of Elah, Rendition, Lions for Lambs gibi didaktik ogretmen hanim hikayeleri ne savas yanlisi Cumhuriyetcilere ne de savas karsiti Demokratlara yaranabildi. Cocuklarinin, karilarinin/kocalarinin savastan donmesini bekleyen, donenlerin hayata adaptasyonunda korkunc sorunlar yasayan, ya da aile uyelerini coktan sehit vermis Amerikalilarin ise her turlu mesaja karni toktu. Bu filmlerin bir kisminin sorunu da asker videolarindan odunc alinmis dilleri ve gercek olaylara dayanan oykuleriyle zaten bilgi bombardimani icinde bunalmis seyirciye fazlaca realist gelmeleriydi. Nick Broomfield’in Amerikan askerlerince oldurulen on bes sivil Iraklinin hikayesini anlattigi belgesel-dramasi <strong>Battle for Haditha </strong>(2007), Brian de Palma’nin Mahmuniyad’da Amerikali askerlerin 14 yasinda Irakli bir kiza tecavuz etmesini askerlerin Youtube videolarina ve bloglarina dayanarak anlattigi <strong>Redacted </strong>(2006) , ve Kimberley Pierce’in Irak’dan donen kardesi ve silah arkadaslarinin videolarina referans vererek cektigi <strong>Stop-Loss</strong> (2008) bu yeni medya ilhamli filmlerden sayilabilir. </p>
<p><strong>Fon Savas Konu Insan</strong></p>
<p>The Hurt Locker, The Messenger, ve Brothers’i sinif arkadaslarindan ayiran en onemli ozellikleri vaaz vermemeleri. Dogru muydu yanlis miydi sularinda hic islanmadan, savasi depolitize etme pahasina, savasin kendisine degil, askerlerin hayatlarina ve psikolojilerine, yani insana dair filmler olmalari. Epik catisma sahneleri ve ucuz kahramanliktan uzak, bizi savasin girdigi evlere, geride kalanlarin hayatlarina, gencecik askerlerin endiseleri, korkulari ve fedakarliklarina davet etmeleri&#8230;Bir de tabii avantajli zamanlamalari: Obama’nin secilmesi ve Irak’dan yakin bir gelecekte cikilacagina, daha adil bir savas politikasi yurutulecegine dair inancin kuvvetlenmesi bu filmleri izlenir kilmisa benziyor zira. </p>
<p>Uclunun en basarilisi en iyi film de dahil <del datetime="2010-05-03T07:59:07+00:00">9 dalda Oscar’a aday olan</del>  Oscarlari kapan ve festivalleri sallayan The Hurt Locker. <strong>Point Break</strong> (1991) en parlagi olmak uzere pek hatirda kalmayan aksiyon filmlerinden ziyade Avatar’in yonetmeni James Cameron’un eski karisi olarak taninan <strong>Kathyln Bigelow</strong>, en iyi yonetmen Oscar’ina aday olan dorduncu ve <del datetime="2010-05-03T07:59:07+00:00">kazanirsa da ilk kadin olacak</del> kazanan ilk kadin. New York Times’in film elestirmeni A.O. Scott’in “Eger yazin en iyi aksiyon filmi degilse ben de arabami patlatirim!” diye ovdugu film, Bagdat’da gorevli uc kisilik bir bomba imha timinin hikayesini seyirciye ekibin dorduncu elemani muamelesi yapan bol zumlu ve dolaysiz kamerasiyla, savasin adrenalinine muptela, bomba imhanin David Copperfield’i Bascavus William James’i (Jeremmy Renner)merkezine alarak anlatiyor. <strong>In the Valley of Elah</strong>’in da yazari olan gazeteci Mark Boal’in bomba imha ekipleriyle gecirdigi bir senenin ardindan yazdigi senaryo, bu riskli gorevi yapan askerlerin rutinlerinin Rambosal aktivitelerden degil de, beklemek, terlemek, susamak, korkmak, gun saymak, birbirleriyle anlasmaya ve hayatta kalmaya calismaktan ibaret oldugunu basarili bir sekilde anlatiyor. </p>
<p>Nasil ki William James gibi gozukara, rutini bozan ve eve donmeye isteksiz askerler var; ailesine kavusmak icin inanilmaz fedakarliklar yapan, savasin en igrenc yuzune sahitlik eden askerler de yok degil. Brothers bunlardan birinin, Afganistan’da gorevli Sam Cahill’in (Tobey Maguire) oldu sanildiktan sonra bambaska bir insan olarak eve donmesini ve beceriksizce hayata adapte olmaya calismasini anlatiyor. Ustelik esir dustugunde yasadiklarinin agirligi yetmezmis gibi, bir de yoklugunda yakinlasan karisi Grace (Natalie Portman) ve kardesi Tommy ile (Jake Gyllenhaal) basetmek zorunda kaliyor. Aile dramalarinin kadrolu yonetmeni <strong>Jim Sheridan </strong>Brothers’i Things We Lost in the Fire (2007)’dan tanidigimiz Danimarkali yonetmen <strong>Suzanne Bier</strong>’in <a href="http://www.imdb.com/title/tt0386342/">ayni isimli filminden</a> neredeyse kare kare uyarlamis. Uyarlamasa daha iyi olurmus tabii. Daha 2004’de cekilmis, Amerika’da gosterime girmis, Sundance odullu bir filmi yeniden cekmenin mantigi nedir anlayana askolsun. Hele de orjinali -Bier’in dogma gecmisi sagolsun- son derece sade, klisesiz ve akiciyken, Maguire’in “Ben Spiderman’dan cok daha fazlasiyim”i kanitlamak ugruna kendini paralayan oyunculugu ve Portman’la Gyllenhal’in tutmayan kimyasiyla suslenmis bu melodram hic cekilmiyor dogrusu. Ama Brothers’i izlenir kilan yani, sayisiz Amerikali ailenin karsi karsiya kaldigi bir soruna; savastan donen askerlerin travmalarina yogunlasmasi. New York Times’in 2008’de yaptigi bir arastirmaya gore 121 Irak ve Afganistan gazisinin cogu aile ici cinayetden suclu bulundugu dusunuldugunde Brothers’in gise basarisini anlamak kolaylasiyor.</p>
<p>Uclunun sonuncusu The Messenger, Brothers’da Grace’in kapisini calip “Kocaniz oldu” diyen askerlerin zorlu hikayesini anlatiyor. İsrail ordusundan emekli Oren Moverman ilk kez yonetmenlik koltuguna oturdugu filmi Alesandro Camon ile yazmis, ustune bir de Amerika Savunma Bakanligi’ndan teknik yardim almis. İyi de yapmis. Zira film boyunca Yuzbasi Tony Stone <strong>(Woody Harrelson)</strong> ve Bascavus Will Montgomery <strong>(Ben Foster)</strong>’nin alti ayri eve yaptigi ziyaretlerle ogreniyoruz ki orduda Azraillik son derece teknik bir is. Sadece en yakin akrabalara haber vermek, duygusallasmamak, dokunmamak, yazili metnin disina cikmamak, medyadan once haberi ulastirmak kati kurallardan bazilari. Film boyunca Harrelson Korfez Savasi sonrasi alkolizm ve bir gecelik iliskilerle sasmis terazisini bu kurallarla dengelemeye calisiyor. Irak’dan kahraman olarak donen Foster ise sessiz ve yalnizlasmis hayatina kurallari delerek anlam kazandirmaya cabalarken buluyor kendini ve Samantha Morton’un canlandirdigi taze savas dulu Olivia’nin cekimine kapiliyor. Harrelson’un gecmiste bazen fazla gelen egzantrik halleri, uzerine giydigi uniformayla teskin edilmis ve geriye harika bir oyunculuk kalmis. Foster’in Ryan Gosling’i animsatan yuz hatlari ise bu rolun melankolisine cok yakisiyor. İkilinin giderek gelisen dostluklarini izlerken hem farkli jenerasyondan askerlerin savas sonrasi travmalariyla nasil basa ciktigini hem de atesin dustugu yeri nasil yaktigini duygu somurusune kurban gitmeden sakin sakin izliyoruz. </p>
<p>Kronik savas yorgunlugumuzu biraz da olsa alan bu uc filmin hicbiri buyuk bir tamamlanmislik hissiyle sona ermiyor. Savasa dair buyuk sorularin cevabini bulmadan, kahramanlarimizin akibetlerini tam olarak bilmeden, soyle bir gonlumuzce “The End” cekemeden ayriliyoruz sinemadan. Ama bu belirsizlik zamane savas hikayelerine yakisiyor da. Belirsiz, natamam, orda bir savas var uzakta. Gitmesek de, gormesek de seyretmesi bedava. </p>
<p>** <a href="http://bant.tv/">Bant</a> Dergisinin Nisan-Mayis 2010 sayisinda yayinlanmistir. </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.loonybinsblog.com/2010/05/kronik-savas-yorgunluguna-ilac-filmler-the-messenger-brothers-the-hurt-locker/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>5</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Tum Gercekleriyle Oskarlar ve Dandanakan</title>
		<link>http://www.loonybinsblog.com/2010/03/tum-gercekleriyle-oskarlar-ve-dandanakan/</link>
		<comments>http://www.loonybinsblog.com/2010/03/tum-gercekleriyle-oskarlar-ve-dandanakan/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 09 Mar 2010 11:17:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Loony Bin</dc:creator>
				<category><![CDATA[TV]]></category>
		<category><![CDATA[boyle de bisi oldu]]></category>
		<category><![CDATA[film]]></category>
		<category><![CDATA[oscar]]></category>
		<category><![CDATA[ulubey]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.loonybinsblog.com/?p=265</guid>
		<description><![CDATA[Blogun 4 bir yani isgal altinda, linkleri bozuk, designi salya sumuk de olsa oskarsiz bi loonybin duldulsuz redkit’e benzer diyerek konuya giriyoruz sevgili loonybin acilsin diye saint antoine’a mum diken sadik okuyucu (pasli yla annem) ve aaa bloga noldu ki haberimiz bile yok vallasindan elalem okuyucu (diger herkes)&#8230; Bu seneki oskarlari partisiz, kumarsiz, benim olucak [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Blogun 4 bir yani isgal altinda, linkleri bozuk, designi salya sumuk de olsa oskarsiz bi loonybin duldulsuz redkit’e benzer diyerek konuya giriyoruz sevgili  loonybin acilsin diye saint antoine’a mum diken sadik okuyucu (pasli yla annem) ve aaa bloga noldu ki haberimiz bile yok vallasindan elalem okuyucu (diger herkes)&#8230;<br />
Bu seneki oskarlari partisiz, kumarsiz, benim olucak paraniz hulenn hirsimdan uzak, ulubey ve annesiyle ailesel ve neseli oldugu kadar da seviyeli bir ortamda izledim. Elimizde kibar saraplarimiz peynir tabagimiz agzimdan cikan en tu kaka kelimenin kiro ve aptal olabildigi bu nezih atmosferi kendim gibi banal ve avam arkadaslarima attigim textler ve tvitlerle bi nebze de olsa dengeledim neyse ki. Sonra 10.30 civari misafirimizi jetlag vurunca ulubeyle tasimizi taragimizi toplayip ilk reklam arasinda vinladik-yuruyerek 10 dakika surecek yol icin acile yetisicek hasta misali can havliyle kendimizi bi taksiye atarak&#8230;</p>
<p>Enivey&#8230;Gelelim gecenin can alici ve flash gelismelerine dan dan dan dandanakanlarina:</p>
<p><a href="http://cdn02.okcdn.okmagazine.com/wp-content/uploads/2010/03/okmagazine-oscars-alecbaldwin-stevemartin.jpg"><img alt="" src="http://cdn02.okcdn.okmagazine.com/wp-content/uploads/2010/03/okmagazine-oscars-alecbaldwin-stevemartin.jpg" title="oscars2010" class="aligncenter" width="300" height="400" /></a></p>
<p><strong>Gecenin en sag gosterip sol vuran ani:</strong> sana karsi bos diiliz neil patrick harrisciimizin alli pullu broadway girizgah kadayifina kaymak  yapip esther williams su balesi filmlerinden firlamis bi edayla sahneye inen alec baldwin &#038; steve martin’in dunyanin en guzel oskarini sunucak gibi yapip ammman kimseyi kirmayalim ustat bayik sularina  yelken acmalari. Bi an Alec Baldwin parental aliniation sendromunu anlattigi “A Promise to Ourselves” kitabindan bi bolum okiycak (saka diil valla yazdi boyle bi kitap), steve martin de bonjosuyla ona eslik edicek falan sandim ay aman of imdat</p>
<p><strong>Gecenin en nazire senlendirici oskar subesi:</strong> “music by prudence”la en iyi kisa belgesel odulunu almaya cikan adamcaazin zongaa die onune atlayip ver bakiym sen bana o mikrofonu diye kanye westleyen Elinor Burkett adindaki yapimci abla. Meger bunlar mahkemelik olmuslar senin fikrindi benim fikrimdi die. Odulu almaya cikan adamin annesi de bastonuyla bu kadinin sahneye cikmasini engellemis. Hahaha yesilcam odullerine hosgeldiniz sevgili sinemaseverler. </p>
<p><strong>Gecenin en killi bacak antipatigi:</strong> oskar alicagi hafiften renk vermeye baslayinca herkese kok sokturen, festivallere, torenlere falan gitmek icin esek yukuyle para isteyen, bes karis suratla icimizi kanirtan ve 2 lafinin biri kocam da kocam olan gormemisin filmi olmus monique. Ayh bi de bacaklarindaki killari almamasini kanayan bi sosyal yaraya donusturdu kadin&#8230;yok bi kere almis da, nasil acimis da, 2 misli cikmis da&#8230;hayir almazsan alma bize ne de, aglama oyle barbara walters koselerinde sahtefor! Tamam anladik super oynamissin aferim gozumuz yok amma velakin gencligimizi curuttuk agdaci masalarinda diil oskar bi altin kebelegimiz bile yok sesimiz cikiyo mu bizim diye sorarlar adama</p>
<p><strong>Gecenin ve tum kainatin en harika insani:</strong> hapsirsa on tane sandra bullock’u mendilinde sallicak bi kabiliyet mekkesi olmasina ragmen egolarindan lego yapmayan, tatliligini, mutevaziligini ve elmacik kemiklerinin guzelligini her daim koruyan, bi de ustelik kiyafetini design yarismasi project runway’den cikma dunyalar trannysi siskocuk <a href="http://www.chrismarchdesign.com/">chris march</a>’a diktiren teyze beni evlat edinir misin noolur merly streep</p>
<p><strong>Gecenin en vah sana vahlar sana tipsizleri:</strong> sarah jessica parker’in 32 kiloluk topuzu ve gecenin sonunda tiftik tiftik olmus saclari; george clooney’nin en sonunda sen de yaslandin ha icine cokmus surati ve tepsi model sac kesimi; cameron diaz’in 20 yasinda kizlar gibi cikciklemesine inat kiris kiris olmus gozleri; gabourney sidibe’nin sisko oldugu icin kimsenin kotu demeye cesaret edemedigi cok demode, cok anane, cok berbat kiligi; jlo’nun, vera farmiga’nin ve avatardaki kizin ne var popom bi top kumas kustu gucune mi gitti modeli fiskirik elbiseleri; james cameron’in emekli oldum ama hala kendimi kugu golune cikicak yeni yetme balerin saniyorum bu anoreksikligim ondan tipli kemik torbasi karisi&#8230;</p>
<p><strong>Gecenin en romansspor ciftleri:</strong> ilk defa yanyana oturup bi de utanmadan elele tutusan karsi kaldirimda gorsem hamile kalirim javier bardem ve manitasi penelope cruz; brooklyn sosyetesi prens ve prensesi o kadar bagimsiziz ki disimizi bile beyazlatmadik sari sari geldik maggie gylnhall’la kocasi peter saarsgard; ve yasi yasina kilosu kilosuna denk, beraber yuruduk biz bu yollarda bakisli jeff bridges’le karicigi artik adi her neyse hanim</p>
<p><strong>Gecenin en sok sok sok kategorileri:</strong> kisa film cekenler yeni yetme film ogrencileri olmuyo muydu ortmenimmm saskinligina surukleyen gayet kelli felli almis basini yurumus butun kisa film kategorileri odul sahipleri amcalar teyzeler ananeler dedeler</p>
<p>İste boyleyken boyle ozlemisim valla sapsal blogumu kuzularim&#8230;Artik James Cameron’un her avatar sakasinda beliren siz benim dehamla dalga gecemezsiniz taaaam mi surat ifadesini, tarihin en maco ve a-politik savas filmlerinden birini cekerek oskari sirtlayan uniforma sevdalisi eski karisini, un prophet ve white ribbon’in hakki yendi dedikodularini, oskarlarin giderek surprizsiz kindellesmesini, ve obama etkisiymis, kadinin fendi oscara hermesmis  geyiklerini yazmiyorum. Onlari annenizin akilli bidik bloglarinda okursunuz bi zahmet</p>
<p>Ha bi de <strong>Gecenin en yacik be kiyamam ani:</strong> hala daha olen oglunun yasini tutan john travoltanin smokin mimokin fifilemeyip kotuyla sahneye cikmasi. Bi nevi oskar moskar hikaye size bisi olmasin kuzucuklarim mesajiyla bitiriyoruz o zaman&#8230;<br />
Mucukso kalipso</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.loonybinsblog.com/2010/03/tum-gercekleriyle-oskarlar-ve-dandanakan/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Domo arigato Mr. Roboto ve Tum Gercekleriyle Oscar</title>
		<link>http://www.loonybinsblog.com/2009/02/domo-arigato-mr-roboto-ve-tum-gercekleriyle-oscar/</link>
		<comments>http://www.loonybinsblog.com/2009/02/domo-arigato-mr-roboto-ve-tum-gercekleriyle-oscar/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 24 Feb 2009 05:25:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Loony Bin</dc:creator>
				<category><![CDATA[boyle de bisi oldu]]></category>
		<category><![CDATA[domo arigato]]></category>
		<category><![CDATA[film]]></category>
		<category><![CDATA[mr. roboto]]></category>
		<category><![CDATA[oscar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://loonybinsblog.wordpress.com/2009/02/24/domo-arigato-mr-roboto-ve-tum-gercekleriyle-oscar</guid>
		<description><![CDATA[Oscar ballot’i kaybettim. Cok fena bozuldum. Ustelik taksi pesinde kosarken sifayi da kapmisim. Ama bu demek diil ki gecenin dedikodusunu yapamiycam. Loonybin yatakyastik arasi tepside laptopdan gorev askiyla bildirir yavrucum: Gecenin en muhtesem ani: Best Animated Short Film’I kazanan KunioKato’nun konusmasi. Aynen soyleydi: “So heavy. Sank you very much. Sank you, my supporters. Sank you, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Oscar ballot’i kaybettim. Cok fena bozuldum. Ustelik taksi pesinde kosarken sifayi da kapmisim. Ama bu demek diil ki gecenin dedikodusunu yapamiycam. Loonybin yatakyastik arasi tepside laptopdan gorev askiyla bildirir yavrucum:</p>
<p><span style="font-weight:bold;">Gecenin en muhtesem ani: </span>Best Animated Short Film’I kazanan KunioKato’nun konusmasi. Aynen soyleydi:  “So heavy. Sank you very much. Sank you, my supporters. Sank you, all my staff. Sank you, <span style="font-weight:bold;">my pencil</span>. Sank you, Academy. Sank you, animation. Sank you my company, Robot. <span style="font-weight:bold;">Domo arigato, Mr. Roboto</span>. Sank you very much.”Hahahhahahhahahaha. Oscar tarihinin en dahiyane konusmasiydi. Bir an icin kaybettigimi unutup neselendim bile. </p>
<p><font size="1"><a href="http://www.break.com/usercontent/2009/2/Mr-Roboto-Oscar-Speech-673527.html"> Mr. Roboto Oscar Speech</a> &#8211; Watch more <a href="http://www.break.com/"></a></font></p>
<p><span style="font-weight:bold;">Gecenin en komik one liner’i:</span> Steve Martin’in Tina Fey’e donup “don’t fall in love with me” demesi. </p>
<p><span style="font-weight:bold;">Gecenin en yasasin odulu:</span> Penelope Cruz. Hem dunyanin en guzel filminde, dunyanin en guzel rolunu oyna hem dunyanin en guzel adamiyla sevis hem de oscari kap. Nihayet 2 kelime ingilizce de ogrenmis. Belli kardesini de seviyo. Afferin kiz sana.</p>
<p><span style="font-weight:bold;">Gecenin en ilham verici/ah ah keske Turkiyede de olsa ani:</span> Milk’in senaryo yazari Dustin Lance Black’in gay ve lezbiyen cocuklara seslendigi ve “kim ne derse desin tanri sizi seviyor ve size soz veriyorum cok yakinda bu ulkede hepimiz esit haklara sahip olucaz” dedigi konusmasi. Sirf mesajin icerigi/muhimligi yuzunden diil, odul alan birinin Kodak tiyatrosunun disinda da bir dunya oldugunu, o dunyanin cocuklarinin, evkadinlarinin, atiyorum yazar/aktor olmak isteyen genclerinin falan da kalpleri carparak bu aslinda gerzo torene ve bu insanlarin agizlarindan cikan sozlere ne denli kiymet verdigini anlamis olmasi ve onlara seslenmesi acisindan da (90 derece) onemliydi bence. Darisi yalniz ve hetero ulkemin basina.</p>
<p><span style="font-weight:bold;">Gecenin en basarisiz valla gay diilim cabasi:</span> High School Musical’daki  Zac Effron’un yagli saclariyla bi yandan  gogsunden kus fiskirmis fecahat kilikli kiro kiz arkadasinin elini tutmasi bi yandan sagdan soldan gecen aktorlere bakip bakip yutkunmasi. Dustin abi bana yardim et demesini oneriyoruz kendisine. Gulp gulp.</p>
<p><span style="font-weight:bold;">Gecenin en munasebetsiz kiligi:</span> Heath Ledger’in annesi ve kizkardesinin alli pullu emmeli gommeli kiliklari. Abi allah rahmet eylesin kardesin cocugun olmus, odulunu almaya gelmissin. Insan biraz usturuplu bisiler giyer, ne bilym giy siyah bisi hayir yine shik bisi giy ama ne o oyle koldan sarkan puskuller rukuslukler. Bi de aktor diilsin sanatci diilsin gormemis gibi bi gayret bi gayret. Ayrica da madem Matilda da Matilda bi zahmet cocugun anasina da iki cift tatli soz soyleseydiniz. Ay bilmiorm sinir oldum ben. </p>
<p><span style="font-weight:bold;">Gecenin en buyuk terbiyesizlikleri:</span> En iyi erkek oyuncu odulu verilirken Michael Douglas’in Frost Nixon’la aday olan Frank Langella’ya “senin Nixon yorumun butun oburlerini sildi supurdu valla ustadim” demesi. Cus! Yaninda duran Anthony Hopkins de 1995’de Nixon’I oynamis veoscar’a a aday olmus bu arada. Ayip yaaaahuuu! Ve Sean Penn’in karisina tesekkur etmemesi. Guya onceden kararlastirmislar da guya karisina ederse butun ailesini saymasi gerekirmis de guya onu ne kadar sevdigini biliyomus da..Elin Sata Matsuzawa’sina tesekkur ediosun ama. Kim abi pardon Sata Matsuwaza? Hasta olsan bi corba pisirmez. Ayip valla. </p>
<p><span style="font-weight:bold;">Gecenin en bilimsel ve sok-sok-sok gozlemi:</span> Gece boyunca en sasirdigim sey erkeklerin konuya hakimiyet duzeyi oldu yavrucum. Ne kadar cok biliyolar ya, ve nasil her konuda bi yorumlari var valla sastim kaldim. Yok Beyonce’nin bacagi kalinmis, yok Reese Witherspoon kilo almis, yok Angelina’nin yuzugu ne kadar guzelmis, yok Anne Hathaway ne kadar icten sevinmis, yok bu senenin rengi bej ve beyazmis. Hele 80 90 kusagi erkeklerinin magazin uzmanligi beni bitirdi cidden sulu goturdu susuz getirdi sapka cikariyorum.</p>
<p><span style="font-weight:bold;">Gecenin en kotu giyinen ama acimaya mahal yok kadinlari:</span><br />Selma Hayek (Ama olsun multimilyarder kocasi var) <br />Reese Witherspoon (ama olsun Jake Gylenhall’la sevisiyo). <br />Amy Adams (ama olsun Oscar’a aday oldu)<br />Jessica Biel (ama olsun kadin cikinca bizim partiden “Jessica basini gogsume yasla” tezahuratlari yukseldi)</p>
<p><span style="font-weight:bold;">Gecenin en icten pazarlikli giciklari:</span> Rihanna dayagi yiyince meydan buna kaldi diye icten ice sevinen ama ciciyenge pozundan gecilmeyen bi sene de sen sarki soylemesen olmaz seni gidi kiro Beyonce ve Jennifer Aniston ciktiginda gulumsiycek diye bobrek tasi dusuren bir numarali sosyopat Angelina Jolie. </p>
<p><span style="font-weight:bold;">Gecenin en buyuk haksizligi:</span> Benim kaybetmem ve baskasinin kazanmasi. obviously.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.loonybinsblog.com/2009/02/domo-arigato-mr-roboto-ve-tum-gercekleriyle-oscar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>OscarTatlim</title>
		<link>http://www.loonybinsblog.com/2009/02/oscartatlim/</link>
		<comments>http://www.loonybinsblog.com/2009/02/oscartatlim/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 21 Feb 2009 22:32:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Loony Bin</dc:creator>
				<category><![CDATA[film]]></category>
		<category><![CDATA[oscar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://loonybinsblog.wordpress.com/2009/02/21/oscartatlim</guid>
		<description><![CDATA[Listemi yayinlayamiyorm tatlim cunku yarinki ballotda herkesi utmem lazim. Boru diil ortada yuzlerce dolar var. Hirsliyim Adanaliyim. Ama kisa kisa filmlere bakalim gel. Cok cabuk yazcam cunku kathy griffine yetismem lazim. SlumDog Millionnaire: Olmus sayilir. Newyorker’da commerical for poverty diodu. Biraz oole cidden. Zaten Boyle’in trainspotting’i de junkie reklami gibiydi di mi? Cekiliyo gerci cunku [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Listemi yayinlayamiyorm tatlim cunku yarinki ballotda herkesi utmem lazim. Boru diil ortada yuzlerce dolar var. Hirsliyim Adanaliyim. Ama kisa kisa filmlere bakalim gel. Cok cabuk yazcam cunku kathy griffine yetismem lazim.</p>
<p><span style="font-weight:bold;">SlumDog Millionnaire:</span> Olmus sayilir. Newyorker’da commerical for poverty diodu. Biraz oole cidden. Zaten Boyle’in trainspotting’i de junkie reklami gibiydi di mi? Cekiliyo gerci cunku cocuklu bolumler cok sahane. Laylaylom izliosun. Narrative fikri de guzel. Ama cocuklar buyudukten sonraki kisimlar cok klise. Offf o kuvette paralar falan. Oyk. </p>
<p><span style="font-weight:bold;">Benjamin Button:</span> Olmamis. Icinde dugme olan guzel bi film gormek istiyosaniz Caroline’a gidin. Benjamin cok sikici cok uzun.  Forrest Gump’i yazan adam yazmis. Fatih Ozguven ne derse desin anlatim, formul falan ayni. Ama bi farkla: bu Benjamin’in karsisina cikan insanlarin hicbirinin akibetini merak etmiyosunuz hicbi olayla da baglanti kurdurmuyo size. Ben 3 saatin ikibucugunu trailerinda gordugum havuz sahnesini bekleyerek gecirdim o da surdu mu onbes saniye. Hadi yakisiklilas, hadi brad pitt ol artikkkk diye diye icim sisti valla. Hirsimdan bi buyuk misiri goturmusum. Ama su da var bu rolu bi tek Brad oynarmis. Adam o kadar guzelligin, gencligin ta kendisi ki o kisacik anlari cilaliyo, ihtisamlandiriyo. Cate de cok guzel. Ben boyle cilt gormedim omru hayatimda. Ama o kadar. Gerisi fissss.</p>
<p><span style="font-weight:bold;">Wrestler:</span>  Olmus.  Hikaye cok klise aslinda. Aranovskiden baskasinin elinde gayet bi Lifetime Movie olabilirmis. Mickey Rourke dahiyane bi secim. Adam kendisini oynuyo cunku. O dusmus haller, o comeback cabasi, o bi yandan self-destruction bi yandan narsizm&#8230; Dovus sahneleri de muhtesemdi. Son derece yuzeysel ve simarik sanicaginiz bi community’nin naif hallerini, humanizmini falan o kadar guzel anlatmis ki&#8230;sevdim cok ya yazikkkkkkk.</p>
<p><span style="font-weight:bold;">Milk:</span> Biraz olmus biraz olmamis. Herhalde kendisi icin degerli bi hikayeyi anlatirken bencillik etmiym ne kadar cok insana ulasirsam kardir diye mi dusunmus nedir cok konvansiyonel bi dille cekmis flmi Gus Van Sant. O alistigimiz kaygan, siirsel gercekcilik yok hic. Gayet teatral bi film olmus, kolayca bi Broadway muzikaline falan uyarlanabilir yani. Ama yine de bi etkileniyosunuz tabi. Hikaye guzel. Karakterler gercek. Emile Hirsch, James Franco cok iyi. Sean Penn bi siritiyo ama. Hafif ozurlu gibi oynamis Harvey Milk’i. Valla bak atmiyorm ulubey de ayni seyi soyledi ki kendisi halkin sesidir boyle durumlarda. I am Sam’deki rolunun bi kac oktav indirilmisini dusunun sesler eller kollar oyle. Sonunda hicirhicir agladim ama. Izlenir.</p>
<p>Bu aradaaaa unutuyodum The Visitor diyorum. HArika bi film. Ha-ri-ka!</p>
<p>Beyleyken bele iste. Doubt’la Rachel getting Married&#8217;i yarin sabah izlicem. Frost Nixon’i izleyemicem cunku offfffffffff cok sikici. Reader’i da izlemicem cunku kimse kusura bakmasin Nazi kampi ve soykirim filmlerini izleyemiyorm artik. Yeter valla.<br />Pazartesi oscar partisi hikayelerini yazarim. Mucuksokalipso.</p>
<p><strong>UPDATE:</strong> hahahaha. &#8220;siirsel gercekcilik&#8221; yazmisim. kiniyorum kendimi. yaziklar olsun kendi kendime emeklerime. nese edit etmiym de ibret olsun bi daha evden cikmaya 5 dakka kala post yazmak yok.<br />Reader&#8217;i da izledim bu arada. fena diildi. yani eh.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.loonybinsblog.com/2009/02/oscartatlim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

