cikarci post 1
Posted in baska yerde yazmisim, film, radikal on December 8th, 2008 by Loony Bin – Be the first to comment
Sevgiliiii, icinechocolatechipcookiedogranmisvemikrodalgadaisitilmisvanilyalidondurmalarim
Bi gece vakti sigara alip gelcem diyip terkettigim bloguma bir takim israrlar ve kisisel cikarciligim yuzunden donmeye karar verdim. Bir deneme suresi icin en azindan..
Hemen ilk cikarci postumla basliym…
Radikal 2 yazimi kesmis/kisaltmis biraz, omurgasi egrilmis yazinin sanki..ilgilenen birrr, ikii, uuuc..dort kisi icin orcinal halini koymazsam aklim kalir. bak ustune kalin bisiler giy usutceksin.
Irak’a Gitmek
Hüseyin Karabey’in 14 Kasım’da gösterime giren Gitmek filmi güzide bir bürokratımızın koş kız ablangillere haber sal tadındaki ırkçı/seksist/traji-komik “Bir Türk kızı Kürt gencine aşık olamaz” fetvasıyla sansüre kurban gitti biliyorsunuz. Şimdi “yabancı damat” tahammül eşiğini sarısın mavi gözlü Yunan gençlerinde çizmiş ülkemizin Kürt gençlerine aşık Türk kızları ne yapmalı buyurur sayın İbrahim Yazar acaba? “Seviyorum hulen!!!” diye sokaklara dökülseler, bu sefer de “normal zamanda olsa neyse de şimdi terör var evladım az bi sabret” diye evlerine mı yollamalı bu kızları? Peki bu normal zamanlar ne zaman gelecek? Peki, bizim canımızın istediği filmi beynimiz yıkanacak korkusu olmadan ya da herhangi bir saffa aidiyet nişanımızı takmadan izleme/izlememe, beğenme/beğenmeme özgürlüğümüz bu ortamda çok mü lüks kaçar acaba? Peki bu “Midnight Express” post travmalarından, sinema sanatını bir propaganda unsuru olarak görme hastalığımızdan ne zaman kurtulacağız dersiniz?
İşin üzücü kısmı, bir yanda hassas zamanlar, bir yanda sansüre hayır destekleri arasında Gitmek’i ama iyi, ama kötü, adam gibi eleştiren bir yazı da okuyamadık. Oysa Türk-Kürt aşkından öte, Irak savaşı, savaşı seyretme ve savaşa seyirci kalma halleriyle dertleri olan, bu dertleri de gayet incelikli bir şekilde anlatan, iyi bir film Gitmek.
Savaşın başladığı 2003 yılından beri gösterime giren çoğu Amerikan yapımı onlarca belgesel ve filmin hiçbirinin dişe dokunur gişe başarısı yakalayamadığı günlerde (ki sinema doktorları bu duruma savaş yorgunluğu diyorlar), katıldığı önemli uluslararası festivallerden prestijli ödüller ve seyircinin sırt sıvazlayıcı ilgisiyle dönmesi bir yana, yanıbaşımızda olup biten bir savaş üzerine Maskeli Besler Irak’da ve Kurtlar Vadisi Irak’dan gayrı bir söz söyle(ye)memiş Türk sineması için de yüz ağartıcı bir film üstelik.
Gitmek, Türk aktris Ayça Damgacı’nin başından geçen gerçek olaylara dayanıyor, hatta Ayça’nın hikayesini neredeyse birebir anlatıyor. Senaryoyu Karabey’le beraber yazan Ayça Damgacı ise Amerika’nin Irak’ı bombalamaya baslamasiyla ayrı düştüğü Kürt sevgilisi Hama Ali Khan ve diğer birçok karakter gibi kendini canlandırıyor filmde. Belgesel-drama denebilecek bu anlatım dilinin kullanılmasında elbette Karabey’in belgesel yönetmenliği geçmişinin de önemli bir payı var. Ancak Irak savaşı konulu birçok filmin (örneğin In the Valley of Elah-Paul Haggis; Redacted-Brian de Palma; Stop-Loss-Kimberley Pierce; Battle for Haditha-Nick Broomfield) yaşanmış olaylara dayandığı düşünülürse daha geniş bir trendden bahsetmek de mümkün.
Çocuğu savaşta ölmemiş, etinden et kopmamış, toprakları işgal edilmemiş, üstüne bombalar düşmemiş steril seyirciler güruhu olarak gazetelerden, haber bültenlerinden, 24 saat yayın yapan kablo kanallardan takip ettiğimiz ama bir türlü sırrına vakıf olamadığımız, oldurulmadığımız savaş tefrikalarını şimdilerde Youtube’dan da canlı canlı izlemek mümkün. Amerikan askerlerinin çektiği ve gaza getirici hip-hop/rap nağmeler eşliğinde montajladığı çatışma/bombalama görüntülerinin, Iraklıların yanan topraklarını, yaşamlarını, işkenceyi gösterdiği videoların binlercesi Youtube’da yayınlanıyor ve hergün milyonlarca kişi tarafından izleniyor. Yukarıda sıraladığımız filmlerin çoğunda bu videolara referans verilmesi, hatta De Palma ve Pierce’in filmlerini asker videolarının stilinden kuvvetlice ilham alarak çekmeleri de işin çabası. Hal böyleyken, savaş yorgunu sinema seyircisi de ne kurmaca savaş hikayelerini izlemek için salonlarıni dolduruyor artık, ne didaktik savaş belgesellerine yüz veriyor…
Ayça da film boyunca medyanın bilgi bombardımanından payını alıyor ziyadesiyle. Çoğu geceler ekran başında uyuyakalıyor, elinden gazetesini düşürmüyor…Kalan zamanlarını da Hama Ali’nin gönderdiği video mektupları defalarca izleyerek geçiriyor. (Youtube demişken, ses kasetleri ve şimdilerde de video kayıtların “yazı yazmayı pek sevmeyen” Kürtler için geleneksel bri iletişim aracı olduğunu Karabey’in bir ropörtajından öğreniyoruz.) Olan bitene, ve kendi hayatına daha fazla “seyirci” kalamadığı noktada da topluyor pılısını pırtışını Ayça, sevgilisini görmek için Irak’a doğru yola koyuluyor. Karabey, Ayça’nın yolculuğu boyunca tanıklık ettiği hikayelerin bazılarını televizyon ekranlarından alelade adli vakalar olarak göstererek medyalanmış gerkçeklik algımızın kırılganlığını yüzümüze yüzümüze vuruyor. Filmin sonlarına doğru, düğümlerin çözüldüğü noktada ise (biraz fazlaca alegorik bir sahnede) Ayça’yı bu defa kararmış bir televizyon ekranına sırtını dönmüş oturur halde buluyor Karabey’in kamerasi .
Tüm bu savaş, medya, seyircilik diskurlarının ötesinde Gitmek’i seyredilir ve farklı kılan belki en önemli şey ise Tribeca Film Festivali Jürisi’nin “alışılmadık ve gerçek anlamda modern bir uluslararası kadın kahraman” olarak tanımladığı Ayça Damgacı’nın işlenmemiş, müdanasız oyunculuğu ve açık bir yara gibi yazarlığı…Gitmek’i izleyin. Canımızın istediği adama aşık olmanın, canımızın istediği filmi izlemenin yasak olmayacağı gelecek güzel günlerin hatirına değilse, Türk sinemasında daha çok bağımsız kadın hikayeleri izleyeceğimiz günlerin hatırına. Pişman olmayacaksınız.
