sex and the city

puh-lease!

Posted in hopciki, samantha, sex and the city on January 31st, 2009 by Loony Bin – Be the first to comment


sex and the city’nin bi bolumu vardi..hani sam eski bi manitasiyla karsilasiodu..adam travesti olmus sahne adini da samantha yapmis..bizimki bozulunca
imitation is the sincerest form of flattery die kaytariodu

n guzel bolumdu di mi?

Sex, neighbors and the city

Posted in Turkiye, boyle de bir insan var, boyle de bisi oldu, new york, sex and the city on August 10th, 2005 by Loony Bin – Be the first to comment

Bugüne bugün adamakıllı bi komşum olmadı (taner amcalarla ayşe teyzeler haric). Martı apartmanında otururken alt kattaki kadın kuşunun kafasına su damlıyo diye balkona çamaşır astırmazdı. Bi de çiçeklerine gölge yapıyo diye koca söğütü kestirmişti. Öbür evin yöneticisi çok yazıyo diye tatile giderken apartmanın doğalgazını kapatırdı ve kertenkele gibi bi oğulları vardı. İşin acı tarafı biz hepsinden kötüydük. Ya bas bas birbirimize bağırır ya da Türk orta sınıf apartman hayatında çok da sempatiyle karşılanmayan jazz ve türevlerinin sesini sonuna kadar açar milletin çizgili pijama pazarının içine ederdik.
Tüm bunların new york’a taşınınca değişeceğini umuyordum elbette. Kocaman bi loftda oturucak, elimde içinden sarı laleler ve baget ekmek sarkan kesekağıtlarımla merdivenlerden çıkıcak ve Friends vari bi hayat yaşıycaktım.
Büyükkkkk yanılgı.
Önce bi Harlem macerası yaşadım ki, sonra anlatırım konu dağılmasın. Sonra yannışlıkla bi yaşlı kadınlar yurduna düşmüşüm, onu da sonra anlatırım, gözlerim dolmasın.
En nihayetinde bi eve çıktım. Ama ev o kadar iğrenç ve ev arkadaşım o kadar bayıktı ki bi gelen bi daha gelmiyodu. Dedim bari komşularla kaynaşıym. Karşı dairede kocaman bi matkabı olan ve « bakın kızlar bu matkap, bu da çivi » gibi ingilizce dersleri eşliğinde evin tamirat işlerine koşturduğumuz bi broker oğlan yaşıodu. Ancak ve ancak zaman geçtikçe benim çok sex yapan cool bi broker sandığım çocuğun ablasının yanında sığıntı şeklinde yaşayan ve haftada 8 gün porn izleyen bi bi boş gezenin daha da boş kalfası olduğu ortaya çıktı. Tamirat işlerini başka bi arkadaşa devrettik.
Yan dairede orta yaşlı şeker bi teyze yaşıyodu. Kadın devamlı halimi hatrımı soruyo, yılbaşlarında şarap hediye ediyo ve kendi paramızla şarap aldığımız nadir zamanlarda da hiç üşenmeden türbüşonunu ödünç veriyodu. Yanniz binada benden başka kadınla yarenlik eden pek yoktu. Ben « işte amerika böyle, insanlık olmüş kardeşim » gibi düşüncelerle kadıncağızla samimiyeti ilerletirken bizim teyzenin gayet popüler bi randevu evi işlettiği ve benle alakasının muhtemel bi recruiting çabası olduğu ortaya çıktı.
Eh, insanın bi göğsü kabarıyo tabi.
Sonra bilumum anne itirazları ve klasik bi roommateler muharebesi sonucunda şimdiki evime çıktım. Karşı dairede kendini çatıdan atma usullü intihar etmiş ama başarılı olamayınca ömrünü anacığının hayatını zehretmeye adamış bi freak oturuyo. Elbette. Ve bi kaç aya kalmadan eve hırsız girdi. Pek tabi.
Ama evi acayipp seviyorum ve şimdilik ortada yasadışı bi durum gözükmüyo. Ta ki geçen Pazar sabahı bakkala giderken yan dairedeki sevimsiz çocuğun 5 kilo çeken annesini 5. sınıf bi konulu erotik’in baş rolünde yakalayana dek..
Sex endüstrisinin her koluyla bi şekilde interact etmiş olmanın haklı gururuyla eve geliyorum ve mutlu haberi ahaliye veriyorum. Şaşıran olmuyo. Hatta havada layığını bulmuş olmanın yarattığı hafif bi iç rahatlığı seziliyo. O sırada kapı çalıyo ve « ben film ekibinden Suzie. Çekim sizin daire de mi acaba? » diye soruyo kadının biri. Yanniş numaraya çatmış asabi emekli tonunda “burası ev kardeşim, ev” diyorum ve sinirli sinirli yağda yumurtama ekmek banıyorum. Bi daha Sex and the City izlersem 2 olsun.