Biri Çabuk Soyunsun ve Oscarlar
Posted in TV, fashion, film, mesurlar, oscar, ricky gervais, robert de niro on February 28th, 2011 by Loony Bin – 15 CommentsRicky Gervais ateistim diye bizi kekledi bence. Adam Tellibaba’ya adak mı adamış nedir, bu kadar ayh imdaat, bu kadar al canımı yarabbim bi Oscar daha izlememiştik. Ben mesela en son dişçide kanal tedavisi sırası beklerken bu kadar sıkılmıştım, ki onda bile en azından acıyı dindirsin diye uyuşturuyolar adamı. En heyecanlı kısmı 132 yasındaki Kirk Douglas’ın sahnede can vermemesi olan bi törenden bahsediyoruz nihayetinde.
Bunca senedir ilk kez “leng acaba yazı bile yazmasam mı?” diye düşündüğüm, üstelik ateşler içinde aksırıp tıksırarak izlediim Oskarların en uzat şu oksijen maskesini allah rızası için anlarına gelin beraber bakalım suratı ütüsüz çarşafa dönmüş Annette Beningciklerim:
Anne’den 18 cevapsız çağrı var: Hayatımda Anne Hathaway kadar bayık bi insan daha görmedim. O içinde plastik erimiş microwave fırın ağzı; o yayık ayranı gülüşü; o iki dakikada bir “Jamessss” demeleri; o 52 saat prova edilmiş güya gülmemi tutamadım halleri; o Telemundo’da Çarkıfelek hostesi kılıklı kıro elbiseleri saçı başı; o “size öyle hayranım ki çişimi altıma kaçırdım” yalakalıkları..Ayhhh…Anne Hathaway sevgilim olsa her arayışında mesaja düşürür, arkadaşım olsa öbür kızlarla çatırçatır dedikodusunu yapar; aynı sınıfta olsak eteğinin arkasına daksille “beyinsiz” yazar; beden dersinde ters takla atamayınca “salakkk, salakkk” diye gülerdim. Ha James Franco farklı mıydı? Yoo…Hem sergi açarım, hem kitap yazarım, hem doktora yapar hem soap opera’da oynar hem Oscarları sunarım..Ha afferim, biz de hem kakamızı yapıp, hem dergi okuyup, hem müzik dinleyip hem de ‘annee tuvalet kağıdı bitmiş” diye bağırabiliyoruz ama kimsenin gözüne sokmuyoruz di mi?
Kirk Douglas Ölmedi Yüreğimde Yaşıyo: Kirk Douglas’ı yoğun bakımdan çıkarmışlar sahneye itivermişler. Tamam Allah uzun ömür versin de, burası da Oscarlar yani Beverly Hills Huzurevi yaşlılar haftası müsameresi diil ki…Bi de suratı ne kadar acıklıydı, artık kırışıklık üstü botox mu tutmamış, kuliste Scarlett Johansson’ın memelerini görüp yüz felci mi geçirmiş anlamadık…O hızla da herhalde En İyi film Oskarı açıklanırken varmıştır kulise. Ama bence Akademi bunu bilerek & kıllığına yaptı. Şimdi en iyi yardımcı kadın oyuncu ödülünü alan Melissa Leo gitti kendi parasıyla “noolur ama noolur beni seçin” temalı reklamlar çektirip bunları bütün dergilerde yayınlattı ve Hollywood’un yaşlı kadınları fifisine sallamadığını, o yüzden kendi işini kendi görmek zorunda kaldığını anlattı ya sokakta her gördüğünü esir alıp…İşte son bi kaç haftanın dedikoduları Akademi’nin bu işe çok gıcık olduğu ve sırf bu yüzden Oscar’ı Melissa’ya vermeyecekleri yönündeydi. Sanırım Oscar’ı alacağı belli olunca da kadından öclerini ödülü dünyanın en yaşlı insanına verdirerek aldılar. Böyle saça böyle tarak napceksin…
Bi kerecik soyunsan ölür müsün?: Tören o kadar sıkıcıydı ki geceyi kurtarabilecek tek şey birinin soyunması, elbisesinin yırtılıp Spanx’inin görünmesi falandı, o da olmadı. Hayatımda ilk defa “leng Robert Downey Junior’ın da gideri varmış” diye düşündüm diyim anlayın. Ama iki saat beklediğim Javier Bardem de sahneye Gar Lokantası’nin şef garsonu kılığında çıkınca bende şalterler attı, o gazla James Franco’ya “acayip sıkıcı, allah aşkına gömleğini çıkar” diye tweet attım ama seninki oralı olmadı. Bi daha gecenin köründe “Bu gece drag yapıcam sana gelip kıyafet aliym mi Bin noolur” diye başkasını ararsın artık Franco Bey, hıh!
Geceden çıkardığım dersler:
-Ne varsa yine eskilerde var annem. Bundan sonra Angelina Jolie’ye laf edersem pipim düşsün! Meğer Angiecim, kocasıgil Brad, hasmı Jennifer, George Clooney, Robert de Niro, hele hele en önde oturup ağzında sakızı “oo piti pitiii” diye akşama misafir edeceği starlet’i seçen Jack Nicholson olmayınca ne kaknem oluyomuş Oscarlar..Abi onur ödülü alan Jean Luc Godard’ı geç, geçen sene en iyi yardımcı kadın Oscar’ını alan Monique bile gelmemişti, kadın bacağındaki kılları almaya üşenmiş sen hesap et Oscarların düzeyini.
-Gece boyunca hiç de ünlü olmayan ve son derece çirkin adamlar sahneye çıkıp “Biricik karıma teşekkürler” dedikçe anladım ki bu koca seçme olayında standartları değiştirmek lazım. Bundan sonraki hedef parasız pulsuz ilk filmini çekmeye çalışan yağlı saçlı karnı aç gençler; hala anne-babasının bodrum katında yaşayıp “belgeselim için araştırma yapıyorum” diyen inekler, ve “film okuluna geldim kalıcak yerim yok” diye ağlayan şaşkın ana kuzuları..Ha veya ünlü bi aktrisle kanka olunucak. Evde beton gibi manitası Ryan Gosling dururken törene patatesli gözleme kılıklı kankası Busy Philipps’le gelen Michelle Williams’i görünce karar verdim buna da. Salak mısın kızım sen ya?
-Bütün çocukluğum boyunca annem her “yemedim yedirdim giymedim giydirdim, sizi en iyi okullara gönderdim” veya babam “hiç yapmadıysam 3 ton muhallebi yapmışımdır” dediğinde “doğurmasaydınız ya, ben mi dedim doğurun diye haa ben mi dedim” diye çemkirip odamın kapısını hızlıca kapadım ve Tori Amos’un sesini açtım. Peki elime ne geçti? Koca bi hiç. Halbuki bak Nathalie Portman’a “annecim iyi ki beni doğurmuşsun” demelere doyamadı kız. Bundan sonra anneye babaya ful fors yaltaklanılıcak, zira başka türlü Yeşilçam Ödülleri’ni süpürmeme imkan yok belli oldu.
Hiç mi iyi bişi olmadı?: Valla olmadı desem başım ağrımaz da, hadi sizi eli boş göndermiyim kuzusarmalarım: keşke küçük bi ülkem olsa da kraliçesi yapsam dediğim Cate Blanchett’in koy müzeye sanat eseri diye bak güzelliğindeki Givenchy elbisesi; dünyanın en dude insani Jeff Bridges’in yüzyıllardır hiç ayrılmadığı ve bir film çekiminde kaldığı otelde temizlikçilik yaparken tanışıp evlendiği güzeller güzeli karısı, kızları; Christian Bale’ın ödül alırken The Fighther’da canlandırdığı Dickie Eklund’ın web sitesini verip “Gidin sizi train etsin” demesi; her gördüğümde sırtına yastıklar koymak, elini öpüp başıma koymak istediğim Eli Wallach’ın onur Oscar’ı alması; en sonda çıkan PS22 çocuk korosundaki o şişko sarı saçlı çocuğun pambukluğu; Dido’nun hamile kalıp törene gelememesi ve127 Hours’un şarkısını onun yerine Florence Welch tatlısının söylemesi; en bi çok sevdiğim, orjinal Brothers’ın, After the Wedding’in yönetmeni dogmacılıktan gelme serin insan Suzanne Bier’in filmi In a Better World’un en iyi yabancı film Oscar’ını alması; gecenin sonunda allaam daha beteri de olabilirdi, mesela Celine Dion annem olabilirdi, sabahları “bonjourrrr mon bebe bleu de la bidi bidii hanimiş benim kızımm” falan diye beni uyandırabilir, akşamları zorla piyanonun başına geçirip şarkılar söyleyebilirdi veya Nicole Kidman olabilirdim ve kocam Keith Urban olabilir her sabah “fön makinasını ben kullanıcam, hayır efendim ben kullanıcam” diye kavga edebilirdik diye düşünmem ve halime şükretmem…
İşte beleyken bele baykuşlu çöreklerim. Bi süre dinlenicem beni Kral TV Müzik Ödülleri’nde uyandırın der, yumşak yanaklarınızdan öperim
mucuksokalipso
Ha bu arada kazananların listesi için şuraya, ay yacıkk ya kıyamam yoksa film yorumu, ödül listesi falan mı bekliyodun?








