TV

Total Recall ve Petek Dincoz

Posted in TV, Turkiye, medya, petek dincoz, serdar ortac on September 8th, 2005 by Loony Bin – Be the first to comment

Magazin siteleri inliyor. Petek Dinçöz’un kalbine haciz gelmis. Bi kere bize de olmuştu. Önce hırsız girdi sanıp çok üzülmüştüm. Hacizciymis. 2 televizyon gitmişti. Baya ders çalışmıştım televizyonlar gelene kadar. Bütün derslerden A almıştım. Neymiş efendim, çalışınca oluyomuş. Benim anlamadığım bu olaya niye araştırıp soruşturmadan “münferit bir hadise” muamelesi yapıldığı. Mesela 12 Monkeys’de Bruce Willis dese “ben senin sevgilinim aslında geçmişten geliyorum” diye ya da Total Recall’da Arnold dese -ki en sevdiğim filmdir “bak bunlar rüya değil beynimizi yıkadılar” diye kimse sorgulamaz. Çünkü bi action hero bişi diyosa doğrudur.
Peki Petek Dinçöz gerçekten magazin mafyası tarafından kaçırılmış ve beyni yıkanmış olsa, ve bu Bay Sülük’e gerçekten aşık olsa ama kötü adamlar sevdiğine zarar vermesinler diye “hayır ben o değilim” diyo olsa ve içi kan ağlarken stras taşlarla süslü tuvaletiyle Mutlu Aküleri’nin bayi toplantısında Foolish Kazanova’yı söylemek zorunda kalmış olsa mesela, daha gerçekçi olmaz mı?
Sonracııma Serdar Ortaç “kalbine haciz koydum” diye yavaş bi şarkı yapsa (Ebru Gündeş’le düet mesela), ve Bay Sülük zaten gelecekten geldiği için bu şarkıyı çoktan biliyo olsa ve Petekciğine eski güzel günlerini hatırlatmak için bunu bi şifre olarak kullanıyomuş olsa mesela… O sırada tabi Hülya Avşar da Petek’i olan bitenden distract etmek için Türkbükü’ne gidip göbeğini içine çekmiş olsa, ve bütün bunları araştırdığı için meğersem senelerdir ortalarda gözükmeyen Aykut Işıklar ortaya çıkarsa…Flash..Flash.Vay be.
İşte ben buna araştırmacı gazetecilik derim.

INSX'in raf omru ve Hande Yener

Posted in INSX, TLC, TV, hande yener, muzik on August 31st, 2005 by Loony Bin – Be the first to comment

Hayatta miyadını doldurma diye bişi var. Anlayana elbette. Misal illa bi kaç senede bir toplanıp playback yapmalara doyamayan Hurşit Yenigün, Ayten Alpman ve türevleri anlamayanlar kategorisine giriyo… Evet, bizim oralarda iş Seyyal Taner’in yeni dans figürleriyle bir iki kez Hülya Avşar şovda görünmesiyle sınırlı kalıyor belki ama gavurlar olayı oportünizmin doruklarına taşımış durumdalar, haberiniz olsun. Söyle ki: seneler önce solistleri ölen ve bi bakıma sosyal darwinizmin acıklı bi örneği olarak hafızalardan silinen INXS ve TLC grupları tekrar hortluyor ve American Idol vari programlarla kendilerine yeni birer solist arıyor. Halleluyah!
Şahsen Amerika’da olmanın popüler kültür benliğime açtığı en büyük yaralardan biri ilk Pop-Star dalgasını ıskalamak olmuştu. İlkini kaçırmanın hırsıyla ikinci sezonu gözlerimizi bozmak pahasına windows media player’in küçücük penceresinden takip etmiş ve sonra hızımızı alamayıp bi sezon da American Idol’e sarıp, işin orjinaline vakıf olmuştuk. Bi süre sonra elbette kabak tadının doruğuna erdik ve “ben şimdi sana ana avrat düz gidicem ama sen yine de yalakalıklara doymıycaksın” idollerinden müsademizi istedik. Zaten bana sorarsanız Fear Factor’de iki kuruş para için kafasını lavra dolu kuvete sokan çiftleri izlemek çok daha zevkliydi.
Enivey. Bu sefer iş çok daha ciddi. Utanmasam oy vericem diyim, anlayın. Ki INXS’le bi haşır nesirliğim de olmuş değil. Topu topu 2 şarkılarını hatırlıyorum: Elegantly Wasted ve Beautiful Girl. Bi de tabi zamanının le taş sınıfından solistleri Michael Hutchence’i. Adam cidden fena bişeydi. Söyle söyleyeyim dönemin bi numaralı rock aristokratı Bob Geldof’un karısı tası tarağı bırakıp buna kaçmıştı, bi donem de Kylie Minogue’la oynasmisti hatta. Sonra adam Ritz’in şaşalı bi suitinde kendini asıverdi. Kurt Cobain öleli 3-4 sene olmuştu ve intihar hala son derece ‘hot” bi durumdu. Kıssadan hisse INXS tarihe karıştı ama, belki müzik yapmaya devam etseler asla yakalayamayacakları bi “cool”uk statüsüne de kavuşmuş oldu.
Şimdi artık 50lerine gelmiş bu adamcağızlar yanlarına bi de Jane’s Addiction’in eski gitaristi Dave Navarro’yu katıp 15 tane müzisyen arasından kendilerine yeni bi solist seçmeye çalışıyor. Evet, durum leş gibi “lan şu reality tv işinden biz de faydalanalım geldik zurnanın zırt dediği yere” kokuyor belki ama yarışmacıların her biri Türkiye’deki bütün zirzopları toplasanız tırnağı olamaz derecesinde iyi şarkı söyleyen profesyonel müzisyenler ve olayı izlenir kılıyorlar.
Ben şahsen Jordis diye bi kız var, çok seviyorum ve iddia ediyorum bu kız yarışmayı kazanamıycak ama bi kaç sene içinde gayet sadık bi dinleyici kitlesi olan biri haline gelicek. Kız hafif tombiş, melez, kocaman rasta saçları var ve gencecik. Aslında sınırlı bi vokal aralığı var ve geçen hafta “Dream On”’u katletti ama insanın içine işleyen yumuşacık bi ses rengi var ve mesela “The Man who Sold the World”u mis gibi söyledi tüylerim diken diken oldu. (Yani üşenmeyin, kızımı surdan dinleyin, kuzu gibi valla)

TLC’ye gelince… Belki yaşarken hiç de geçinemedikleri grubun rapçisi left-eye bi trafik kazasında ölünce « asla yerine birini almıycaz » diye ağlaşıp şimdi ellerini ovuşturdukları için, belki de yarışmacıların hepsi birbirinden gerzek olduğu için olaya ısınamadım. Ama TLC’yi kalbimde ayrı bi yere koymamım da bi sebebi var elbet. Bu kadınlar Hande Yener’in senelerdir Türk gençliğine vermeye çalışıp da bi türlü eni konu cesaret edemediği mesajı yıllar önce Scrubs’da öyle güzel özetlemişlerdi ki…
TLC’ye kulak verelim gençler:
“If you don’t have a car and you’re walking
Oh yes son I’m talking to you
If you live at home wit’ your momma
Oh yes son I’m talking to you (baby)
If you have a shorty but you don’t show love
Oh yes son I’m talking to you
Wanna get with me with no money
Oh no I don’t want no (oh) “

Evet belki bazı grupların/şarkıların raf saklama ömrü geldi de geçiyor ama kabul edelim bazı gerçekler de var ki asla miyadı dolmuyor. Halleluyah!