ulubey

burattuk ve nukleer kurabiye

Posted in boyle de bir insan var, boyle de bisi oldu, muzik, new york, ulubey on April 26th, 2010 by Loony Bin – 2 Comments

Burattuk kahkul kestirip bebek sahillerine inmis. Gazeteciler hemen etrafini sarmis aman allaam yoksa yeni bi imaj mi diye “banyodan yeni ciktim ondan” demis burattuk. Ayy kuzum yaa. İste candan star, iste samimi magazin, iste kiyamamlarda inecek var. Elin paparazzisi aylarca ugrasir durur bi brad pitt’in bitli sakalinin akibetini cozmek icin, binbir ayri hikaye uydurur, burattuka gelince olay apartman kapisindan cikmayla bebek kahve arasinda cozulur. Simdi ben bu kaaakullere bakarken butun burattuk tarihim gozlerimin onunden atese verilmis varillerin ustunden atlayan bi motosiklet hizinda geciyosa sucum ne, sorarim sana doksanlar popcularinin tadini baska hicbikimselerde bulamamis eskimeyen ergen okuyucu?

Gozumun onune gelen ilk kare universite sinavina hazirlanan ve dersaneden cikmis evine giden bir zavalli bin. Her yapmak zorunda kaldiim is gibi becerene kadar deli gibi calisip becerdiktan sonra sikilip isin ucunu birakan ben, OSSye kadar azimsporda forvet bi ogrenciyim. Yorgun argin taksinin arka koltugundayim ve radyoda gunlerdir Kral Tvde fragmanlari donen yasandi bitti saygisizca caliyo. Hay miciym amma ineklestim (zamanin populer fiilleri datcom) burattukun sarkisini bile yeni duydum paniklerine civileme atliyorum ve taksimetre calismaya baslarken ben de gobegimin cosss diye yanmasi pahasina calismayi birakiyorum. Bi genc kiz universite sinavina calismayi birakacaksa bu klip icin birakmali zaten, hi-hi evet. Allaam yalebbim o nasil bi produksiyondur ne kriz oncesi morgan stanley tadinda para sacmak, ne eurovizyonda hakkimizi yiyenler utansin mehter marsidir..Times Square agliyo, Brooklyn Koprusu bir korpe gelin kiz, damat turk popunun altin cagi. Evet ne var belki iyi bi okula giremedik. Pisman degilim anne.

Yillar millar sonra new yorkdayim. Burattukun tozunu attirdigi sokaklarda, abdullah oguz’un ittirerek ve gogus yumruklayarak kavga etme sahnesi ve siyah danscilar gibi ilkleri hafizamiza kazikazanladigi mahallelerde yuruyorum. Burattuk hayatimdan cikmis belki ama izi silinmemis, mesela bi keresinde alakasiz bi emailimin subject’ine yasandi bitti saygisizca yazinca kucuk capli bi sok yasatiyorum arkadasima leng ulubey terkeyledi bizimkini mictik diye. Fonda yavastan Feelings, nothing more than feelings caliyo…Her beyaz atletli rasta sacli amerikali bana onu hatirlatiyo…

Sonraciima yine yillar yillari kovaliyo…(naber calikusu?) Ben, ulubey ve bir kac yakin arkadasimiz bi partiye gitmek durumundayiz. Partide burattuk gecenin buyuk suprizi olarak sarki soylicekmis. Oh la la champs elysee!! Ulubey itirazlarda, amerikalilar burattukun kim oldugunu bilmiyolar ama kacilmasi gereken bi durum oldugunu idrak etmisler yan cizmelerdeler. Enivey gidiyoruz. Burasi son derece kot tshirt budweiser kafalarinda bi mekan, bi sokak, ve hatta mahalle. Ama icerisi normal kalabaligin yaninda kendini golden globes after partisine geldim sanan yacik beee torkish genc ve kimi de hafif karta kacmis kizlarla dolu. Rofleler krepeler les kaldirimlari supuren mor tuvaaletler girla…Ben mecburi konsomasyona cikiyorum ulubey tedirgin amerikalilara icki ustune icki aliyo ortami yumusatmak icin, bi yandan da aramizdan birinin elinde hic ama hic birakmadigi bi GAP torbasi var ve alkolun dozu yukseldikce torbanin muhteviyatina dair meraklar sivrisinek isirigi gibi kasiniyo da kasiniyo.

Derkeeen uzaklardan bir yerlerden burattuk gorunuyo. Bize bir sarki soyler miydiniz? Aa yoo hayir yapamam, ama lutfennn alkis alkis…burattuk oldugu yerden allah belami versin 2 gozum onume aksin ayni ama ayni yasandi bitti saygisizcadaki kiyafetiyle sahneye dogru yuruyo. Belki pantalon deri diil jarse, ama beyaz gomlek, tokali kemer, parlak siyah pantalon, toto moto yerliyerinde. Yuruyooo, yuruyoo tam bizim oldugumuz yerden sahneye cikicakken bombaaa die bana carpiyo yanlislikla. Ne bi pardon ne bisi. Oh my blog! OSS, taksi, motorsiklet gozumun onunden geciyo, yaa demek simdi boyle olduk burattuk hicirlarinda ickiler yuvarlaniyo. Sarkimiz Bebegim! Sahnedeki muzisyenler, artik zom olmus amerikalilar ve ulubey kafalarini gomucek bi avuc kum ariyolar…Burattuk en evrensel ve jam session’a musit parcasinin bu olduguna kanaat getirmis kah klavyeye geciyo kah orkestrayi yonetiyo ve soyluyo da soyluyo elleriyle mutemadiyen “devam” anlamina gelen bi dondurme hareketi yaparak hem de. O anda nasil desem buyuyunce erol evginin sacinin peruk oldugunu anlayip sinir krizi geciren kuzucuklarim, Times Square’in isiklari sonuyo, Brooklyn kopsurunda trafik duruyo, kalbimdeki burattuk salteri daaannnnfissss die iniyo.

Artik duruma tahammul edecek hali kalmamis amerikalilarla kendimizi disari atiyoruz. Bu arada ulubey ver abi ben tutiym katakullisiyle GAP torbasini kapmis aciym mi aciym mi yapiyo. Torbayi aciyoruz ve tatatataam tanita tikaram..Icinden nukleer silahlar ve soguk savas ve geopolitik ve ying ve de yang tadinda dosyalar cikiyo. Bir kutu da kurabiye! Banyodan yeni cikmis sekilsiz kahkullu ergen saskinliginda uluslararasi nukleer bilmemne sirketlerinin hangi akla hizmet kurabiye dagitmis olabilecegini cozmeye calisiyoruz, beceremiyoruz. Ayni benim burattuk sevgim gibi bir muamma olarak yaziliyo kisisel tarihimize nukleer kurabiyeler. Birer isirik alip yorgun argin kendimizi taksiye atiyoruz. Ne cok calisiyorum di mi diyorum ulubey’e. Evet birak artik calisma diyo ulubey. Evet birakiym diyorum. Sonra taksiciye donuyorum: kardes, radyonun sesini biraz acar misiniz?

Tum Gercekleriyle Oskarlar ve Dandanakan

Posted in TV, boyle de bisi oldu, film, oscar, ulubey on March 9th, 2010 by Loony Bin – 2 Comments

Blogun 4 bir yani isgal altinda, linkleri bozuk, designi salya sumuk de olsa oskarsiz bi loonybin duldulsuz redkit’e benzer diyerek konuya giriyoruz sevgili loonybin acilsin diye saint antoine’a mum diken sadik okuyucu (pasli yla annem) ve aaa bloga noldu ki haberimiz bile yok vallasindan elalem okuyucu (diger herkes)…
Bu seneki oskarlari partisiz, kumarsiz, benim olucak paraniz hulenn hirsimdan uzak, ulubey ve annesiyle ailesel ve neseli oldugu kadar da seviyeli bir ortamda izledim. Elimizde kibar saraplarimiz peynir tabagimiz agzimdan cikan en tu kaka kelimenin kiro ve aptal olabildigi bu nezih atmosferi kendim gibi banal ve avam arkadaslarima attigim textler ve tvitlerle bi nebze de olsa dengeledim neyse ki. Sonra 10.30 civari misafirimizi jetlag vurunca ulubeyle tasimizi taragimizi toplayip ilk reklam arasinda vinladik-yuruyerek 10 dakika surecek yol icin acile yetisicek hasta misali can havliyle kendimizi bi taksiye atarak…

Enivey…Gelelim gecenin can alici ve flash gelismelerine dan dan dan dandanakanlarina:

Gecenin en sag gosterip sol vuran ani: sana karsi bos diiliz neil patrick harrisciimizin alli pullu broadway girizgah kadayifina kaymak yapip esther williams su balesi filmlerinden firlamis bi edayla sahneye inen alec baldwin & steve martin’in dunyanin en guzel oskarini sunucak gibi yapip ammman kimseyi kirmayalim ustat bayik sularina yelken acmalari. Bi an Alec Baldwin parental aliniation sendromunu anlattigi “A Promise to Ourselves” kitabindan bi bolum okiycak (saka diil valla yazdi boyle bi kitap), steve martin de bonjosuyla ona eslik edicek falan sandim ay aman of imdat

Gecenin en nazire senlendirici oskar subesi: “music by prudence”la en iyi kisa belgesel odulunu almaya cikan adamcaazin zongaa die onune atlayip ver bakiym sen bana o mikrofonu diye kanye westleyen Elinor Burkett adindaki yapimci abla. Meger bunlar mahkemelik olmuslar senin fikrindi benim fikrimdi die. Odulu almaya cikan adamin annesi de bastonuyla bu kadinin sahneye cikmasini engellemis. Hahaha yesilcam odullerine hosgeldiniz sevgili sinemaseverler.

Gecenin en killi bacak antipatigi: oskar alicagi hafiften renk vermeye baslayinca herkese kok sokturen, festivallere, torenlere falan gitmek icin esek yukuyle para isteyen, bes karis suratla icimizi kanirtan ve 2 lafinin biri kocam da kocam olan gormemisin filmi olmus monique. Ayh bi de bacaklarindaki killari almamasini kanayan bi sosyal yaraya donusturdu kadin…yok bi kere almis da, nasil acimis da, 2 misli cikmis da…hayir almazsan alma bize ne de, aglama oyle barbara walters koselerinde sahtefor! Tamam anladik super oynamissin aferim gozumuz yok amma velakin gencligimizi curuttuk agdaci masalarinda diil oskar bi altin kebelegimiz bile yok sesimiz cikiyo mu bizim diye sorarlar adama

Gecenin ve tum kainatin en harika insani: hapsirsa on tane sandra bullock’u mendilinde sallicak bi kabiliyet mekkesi olmasina ragmen egolarindan lego yapmayan, tatliligini, mutevaziligini ve elmacik kemiklerinin guzelligini her daim koruyan, bi de ustelik kiyafetini design yarismasi project runway’den cikma dunyalar trannysi siskocuk chris march’a diktiren teyze beni evlat edinir misin noolur merly streep

Gecenin en vah sana vahlar sana tipsizleri: sarah jessica parker’in 32 kiloluk topuzu ve gecenin sonunda tiftik tiftik olmus saclari; george clooney’nin en sonunda sen de yaslandin ha icine cokmus surati ve tepsi model sac kesimi; cameron diaz’in 20 yasinda kizlar gibi cikciklemesine inat kiris kiris olmus gozleri; gabourney sidibe’nin sisko oldugu icin kimsenin kotu demeye cesaret edemedigi cok demode, cok anane, cok berbat kiligi; jlo’nun, vera farmiga’nin ve avatardaki kizin ne var popom bi top kumas kustu gucune mi gitti modeli fiskirik elbiseleri; james cameron’in emekli oldum ama hala kendimi kugu golune cikicak yeni yetme balerin saniyorum bu anoreksikligim ondan tipli kemik torbasi karisi…

Gecenin en romansspor ciftleri: ilk defa yanyana oturup bi de utanmadan elele tutusan karsi kaldirimda gorsem hamile kalirim javier bardem ve manitasi penelope cruz; brooklyn sosyetesi prens ve prensesi o kadar bagimsiziz ki disimizi bile beyazlatmadik sari sari geldik maggie gylnhall’la kocasi peter saarsgard; ve yasi yasina kilosu kilosuna denk, beraber yuruduk biz bu yollarda bakisli jeff bridges’le karicigi artik adi her neyse hanim

Gecenin en sok sok sok kategorileri: kisa film cekenler yeni yetme film ogrencileri olmuyo muydu ortmenimmm saskinligina surukleyen gayet kelli felli almis basini yurumus butun kisa film kategorileri odul sahipleri amcalar teyzeler ananeler dedeler

İste boyleyken boyle ozlemisim valla sapsal blogumu kuzularim…Artik James Cameron’un her avatar sakasinda beliren siz benim dehamla dalga gecemezsiniz taaaam mi surat ifadesini, tarihin en maco ve a-politik savas filmlerinden birini cekerek oskari sirtlayan uniforma sevdalisi eski karisini, un prophet ve white ribbon’in hakki yendi dedikodularini, oskarlarin giderek surprizsiz kindellesmesini, ve obama etkisiymis, kadinin fendi oscara hermesmis geyiklerini yazmiyorum. Onlari annenizin akilli bidik bloglarinda okursunuz bi zahmet

Ha bi de Gecenin en yacik be kiyamam ani: hala daha olen oglunun yasini tutan john travoltanin smokin mimokin fifilemeyip kotuyla sahneye cikmasi. Bi nevi oskar moskar hikaye size bisi olmasin kuzucuklarim mesajiyla bitiriyoruz o zaman…
Mucukso kalipso

Birinci Geleceksel altin loonybin odulleri sunar:

Posted in an education, film, muzik, new york, ricky gervais, swell season, ulubey, wayward cloud on November 3rd, 2009 by Loony Bin – Be the first to comment

Seviyeli, kaliteli, ve SAMIMI (bi de bu cikti) olmasi kaydiyla elbette, sann-atsal & hatta kulturel urunleri kuturdetmeyi ne cok sevdigimi biliyorsun sevgili asansorde kimse yokken dotune kacan donunu duzelten, ama bi yandan da lan acaba guvenlik kamerasi var midir telasina gark olan saygin okuyucu…
Bu aralar neler izlenmis nelere cemkirilmis kimlere ne oduller verilmis gel bakalim hadi madem:

Yaziklar olsun sana verdigim emeklere odulu: invention of lying filmiyle ricky gervais’e gidiyo. Bu adama verdigim emeklere, dizdigim incilere yaziklar olsun azizim. Rickyciim Office’le kalbime taht kurmus, Extras’la capa atmis, her sabah metroya yururken dinledigim, dunyanin en katiksiz gerizekali insani Karl ve Extras’da da menajerini oynayan gizli hazine Steve Merchant ile yaptiklari dahiyane geyik poscastleriyle de kazik cakmisti. Sonra Office’in Amerikan versiyonunun ve Ricky’nin odul torenlerinde yaptigi ah sizi gidi amerikalilar siziii sakalarinin basarisinin gaziyla bi hadi len bu adami hollywood’a pompalayalim aceleciligi basgosterdi. Dibine yanmis usulu ghost town diye zavalli bi film cektirdiler buna extras’daki o bisi isteme benden buz gibi sogurum senden karakterinin sulandirilmis haliydi. Cok mikik bi filmdi amerikan b tipi rom-com, yaptim sakayi kaptim kizi leading man’i olmamisti tabii rickycikden. Krediden yedirdik sesimizi cikarmadik. Sonra invention of lying haberleri geldi. Kendi yazip yonetecekti. Kimsenin yalan soyleyemedigi bir dunyada looser bi senaryo yazari (ricky) ilk yalani soyleyip hayatini ve hayati degistirecekti. Askmesk, din, sinema, para, un, sohret hersey tepetaklak olacakti. Bi heyecan bi hezeyan bu bugune kadar nasil kimse cekmemis lan dahiyane konunun ricky’nin sarkastik ellerinde kimbilir ne sahane yerlere gidecegini hayal edip umitlendik. Sonuc maalesef husran. Yine bi denyo romantik komedi cabalari jennifer garnerla, bosa gitmis bi dolu sahane cameolar, kendi kendini aciklayan, firsat kaciran, sikici mi bayici bir film cikmis ortaya. İngiliz usulu cevik ateist komedi anlayisini amerikanlastirinca komik olmuyormus demek ki. Askolsun ricky.golden globe’da al bari gonlumuzu.

Karpuz karpuz olali boyle muamele gormedi odulu: Tayvanli Ming-liang Tsai’nin muhtesem The Wayward Cloud filmine gidiyo. Ulubeyle film zevkimizin ne kadar uyusmadigini biliyosunuz artik. Ulubey evde olmayip da azcik zamanim oldugunda sayko zevklerimi tatmin edici filmler izliyorum ben de napiym abi hugh grantle bi yere kadar. Wayward da bu kategoriden mideye indirildi alt kattaki evlatlik bebekleri uyaniyo diye her dakka televizyonunuzu kisar misinizzz yapan lezbiyen ciftin lan kari abartti gunduz gozuyle porno izliyo diye sikayet etmesini riske atarak hem de. Zira wayward bildigin konulu erotik. Kurakliktan kendini karpuza vermis bi tayvanda, porno yildizi Hsiao-Kang ile sevgilisinin hikayesini neredeyse hic dialogsuz ama nerden ciktigi belli olmayan trallalala danslar ve sarkilarla anlatiyor. Ben cok sevdim. İzleyin ama kulaklikla.

Ben guzele guzel demem guzel sismanlarsa odulu: sinemateklerin italian for beginners’dan taniyacagi Lone Scherfig’in An Education filmine gidiyo. gecen sene sana hediye aliyo gibi yapip aslinda kendime calistim sevdicek cikarciligi kapsaminda ulubey’i broadway’e goturmustum cehov’un seagull’ini izlemeye. Basrollerde kristin scott thomas ve bay seksapel peter sarsgaard vardi (sana karsi bos diilim peter). Offf nasil sikildik nasil lan tEyatro bizim neyimizelendik anlatamam. Oyunda biraz bi bizi ayik tutan ha ne dio bakiym kimmis nolmuslandiran Nina rolundeki (hani konstantin’in yavuklusu da yasli yazar trigorin’e asik un meraklisi lolita) Carey Mulligan’di. An Education’da da mulligan ve sarsgaard basroldeler. Senaryoyu high fidelity’nin falan yazari Nick Hornby yazmis severler guzeli gencuse. Sundance’den oduller bi gaz bi gaz reviewlar oscar buzzlari falan iyi madem gidelim dedik. Yok anacim olmamis olamamis. Mulligan 1961 ingilteresinde yasayan cok ama cok zeki cok ama cok guzel ve cok ama cok bakire bi jenny’i, sarsgard da onun aklini celen parali ve kulturlu gel bir seni egiteyim gor bak sonra neler edeyim David’i oynuyo. Mulligan’in kabiliyetini, sonraki guzel islerinin isaretlerini, bir yildizin dogusunu izlemek icin fena firsat degil ama offf o klise karakterler o salako hikaye falan cekilmiyo hic. Alfred Molina bile cekilmiyo. Ustelik petercim da sismanlamis, hem de ne kotu bi sismanlama boyle asiri sisman erkekler zayifliyinca hani memelerin yanindan garip orantisiz bi yag sarkar ya o hesap. Normalde yakisikli oyuncularin yari ciplak sahneleriyle gozumu boyatirim kotu filmlere ses cikarmam ama olmadi bu sefer. Vurun martiyi diyorum kendilerine gebersin de kurtulalim aman of.


Ben sana hayran sen cama tirman new york odulu:
icinde fatih akin’in da oldugu farkli yonetmenlerin cektigi, new york’da gecen kisa kisa ask hikayelerinin harmanlanmasindan olusan New york I love you filmine gidiyo. Cekildi cekilecek hallerinden, sinemalarda trailer’inin donmeye baslayip aaa resmen ugur yucel’in yuzu koca ekranda heyt be ahan da fatih akin yazdi asamasina kadar son derece heyecanla, cirpintiyla ve gururla bekledik bu filmi. Saka diil, eni konu bir hollywood produksiyonunda iki memleketli iyi adam olunca, esliginde nathalie portmanlar, mira nairler, chris cooperlar, robin wright pennler, julie christieler daha kimler kimler, insanin bi ici icine sigmiyo vesselam. Filmi bir de suslu de la puslu premiere’inde izledik. Cok guzel bir geceydi ama cok guzel bir film degildi maalesef. Creme de la creme kadrosuna, iyi yonetmenlerine ragmen biraz NYU Film School donem odevi gibi olmus filmler. Belki mutlaka bir ask oykusu olacak diye kisitlamasalarmis adamlari daha orjinal bisiler cikabilirmis ama sonuc biraz vanilya, biraz turistik bi New York olmus. Bence yurt disinda gosterime girdiginde begenilecektir, ama New York’da New Yorklular pek yemedi bu balthazarda kahvalti, pastisde aksam gibi klise replikli filmi. Cokca insan da filmin “beyaz”ligindan dem vurdu etnik gruplarin streotype temsiliyetinden…. Ama iyi haber de su: filmin en iyi kismi fatih akin’inkiydi. Ugur yucel cin mahallesinde yasayan ve karsi dukkandaki kiza kafayi takmis son demlerde yikik dokuk bir ressami oynuyo. En “kisa film” tadinda, bi hikayesi olan, bi yerden kopmus gelmis, baska yerlere de gidebilirmis hissini veren, ve yasayan bi new york mahallesini kullanmayi kotarmis film buydu, guz
el de reviewlar aldi. İzleyin bence.

Sanatcilar olgunlasmasin imza kampanyasi odulu: swell season’un yeni albumune gidiyo. swell’i cildirarak sevdigim once’dan hatirlarsiniz. Hani su kalbime bicak gibi saplanan sarkilarin oldugu, minicik ici dolu tursucuk film. Filmden sonra Glenn hansard ve Marketa Irglova hem asklarini hem de muzikal birlikteliklerini (hahahhaha bu lafi kullanmayi hep istemisimdir) devam ettirdiler. Gecen yaz central park’da izleyip lann bunlarinki asksa bizimki ne menvalinden huzunlere gark olmustuk ulubeyle. Sarkilar daha eskimeden yeni album haberi geldi: strict joy adi. Glen’le Marketa ayrilmislar aaa yikildik, ama bu ayriliktan sahane bi album cikar kesin bencilligiyle de sanki sevindik. Yok maalesef, bu da olmamis. Sarkilar guzel ama hancer bicak yok, karin agrilari, glen’in tutmayin beni seviyorum hulenn ciglik vokalleri de yok. Olgunlasmis bunlar. Biraz da Marketa dizginlemis sanki Glen’in Frames’den gelen rock hallerini. Dinliyorum, siz de dinleyin derim ama iste cok da guzel diil.

Bi de gecen ay canli canli gordugum juliette binoche & robert redford maceralarimi yazcaktim aslinda ama onlar kendi postlarini hakediyorlar bi dahaki sefere kalsinlar.

Ha bi de bu postu, kivircik saclarini luleleri bozulmasin diye taramayan suslu kizlarim, gecenlerde bana cok tatli bir mail atip “blogun muptelasi oldum. En bastan basladim bitince ne halt edicem yeni biseyler yaz” diyen s.’ye ithaf edelim bakalim. Yazisiz kalmasin kimse, aaa darilirim bak.

teoride aysun kayaci pratikte coney island

Posted in boyle de bisi oldu, coney island, new york, ulubey on September 5th, 2009 by Loony Bin – Be the first to comment

Yaz boyunca evin salonu belek otel havuzbasi, mutfak kaleici kebapci ocakbasi Antalyasal derecelerde seyrettiginden yatak odasinda ve mahallemizin bilumum kafelerinde hapis yasadik. Ev oyle sicakti ki mesela eski filmlerdeki gibi acilen dogum yapan biri olsa ve ebe otoriter bi ses tonuyla “cabuk su kaynatin temiz havlu getirin!!!” diye emretse valla kaynatamam ablacim cok sicak oluyo bayiliyoruz diye cemkiricek halde ve biz kendimiz kaynama noktasindayiz be umrumdu senin bebeeeen gicikliklarindaydim. Ha BI DE bu new york’un yine iyi halleri…bu kadar igrenc iklimli bi cografyanin (yazlar nemli ve kabus kislar dotumuz donuyo ve ruzgarli) dunyanin merkezi haline gelmis olmasi da beni ayrica lady gagalandiriyor sevgili tatilden yeni donmus yanik tenli bihterciklerim…

Hava boylemesine sicakkene ulubeye cok defalar yavrucum nolur bi deniz kenarina gidelim bak ada burasi ada 4 yanimiz su (bir adanin kac yani olabilir sayin cosinus: geometrim de cografyam kadar iyidir) yalvararak nafilelendim. Ulubey havuzbasi sevmez beach’e alerjik falan derken butun sosyetik -hadi sosyetigi gec medeni -hadi medeniyi gec burjuva secenekleri reddetti tabii Mr. o bir kovboy o bir halk cocugu. Sonra gunlerden bir gun Coney Island’a gidelim bak hani Annie Hall’da var boardwalk falan romantik olur dedim o da aaaa olur diyiverdi biz kalktik sabah koru atladik trene koyulduk yola.

Simdi new york yabancilari icin soyle ozetleyebilirim durumu: coney island manhattan’dan bir saat uzaklikta, brooklyn’in guneyinde atlantik okyanusuna bakan bir plaj kasabasi. Bi dolu filme, kitaba, muzige konu olmus, boardwalk’i, mermaid parade’i ve bugun tarihi eser kabul edilen cogu da kapanmis lunaparklariyla meshur…mesela annie hall’da woody’nin babasi carpisan arabalarda calisir hani, Darren Aronofsky civarlidir: Pi, turk genc kizlarinin gozdesi Requiem for a Dream falan oralarda gecer, Sopranos’un bi dolu bolumu keza…Lou Reed, Tom Waits, David Bowie, franz ferdinand, death cab for cutie sarkilarinda adi gecer…
(kopek gibi linkledim tiklamazsaniz darilirim sarkilari dinleyerek okuyun yaziyi bakiym)

Amma velakin bu cool referanslara ragmen coney island son derece de turistik ve vicikvicik ve halk plaji bi yerdir. -Mis yani. Ne bilym ben. populer kulture guvendim guvenmez olaydim, ben bilirim buralari havamdan kimseye de sormadim, kimseden oyk igrenc diye de duymadim bugune kadar, ulubeyden ok almanin suursuzluguyla bi googlelamayi bile aman vazgecer mazgecer riskinde gorup ciktim yola… halbuki simdi simdi anliyorum ki kimseden coney island igrenctir gitmeyin diye bisi duymamis olmamim sebebi bugune kadar, bunun bi nevi sinifsal bi bilgi olusuymus…simdi mesela gulhane parkinda cok epheral ya da cute bi moda cekimi gorup begenebilirsiniz ya da yeri gelir ben bir ceviz agaaaciyimmm diye cildirabilirsiniz ama kalkip gulhaneye gitmezsiniz, arkadaslariniza da abi gulhaneye gitme sakin cok feci demezsiniz cunku buna gerek duymazsiniz sosyallesme dagarciginizda oyle bir ihtimal yoktur cunku. (buraya kadar okuyup burda aaa sinifci pislik soku geciren okuyucudan ozur dilerim evet haklisiniz aysun kayaci bi post oldu napalim begenmeyen kafkasina almasin)

Tahminim serin bir sonbahar ogleden sonrasi coney island’a park edilse cok kisa film cektik arkadaslarla olmus mu bi gun de gecirebilir bazi model insan…oyle de bi eskimis pop sarkisi havasi alinabilir, bi atkinin icinde kalmis ipeksi saclar ruzgari esebilir, odagi bozuk resimler cekilinip devianart sarmallarina sarinilabilir…

Ne ki bana dar geliyor gobeim firtliyor boyle kiliklardan..ben istedim ki bir okyanus, bir kum bir de ulubey…icabinda bi sosisli bi kitap bir gun olsun…ama olmadi…giderek kalabaliklasan metronun nufusu, tren koridorunu kaplayan devasa buz kutulari, yol boyunca yenen yumurtali sandviclerin kokusu ve amerikanin bir numarali sorunsali tavan yapan teenager desibelinden ipuclarini aldiysak da BU KADDAR olacagini tahmin etmedik. Sonucta koca okyanus dedik anasini satiym. Ama 2 saatlik yolun sonunda 15 dakika dayanabildik ve ayagimizi suya bile degdirmeden Sasal (poland spring olsun hadi) sise sulariyla kafamizi islatip gerisin geri trene attik kendimizi…bu onbes dakkanin onunu da kenardan satin aldigimiz zittirimoktan semsiyeyi kuma sabitlemek icin harcadik ustelik…

Manzara suydu cunku: kumun ustunde cadir kurmus 20ser kisilik aileler, ev yapimi naylon kabanalar, pilli teyplerden gozeneklerimize tecavuz eden ucuz latino muzikler, cayircayir cocuklar, alisan haltetmis kum ustu mangal dumanlari, camur kaplanmis duslar, milim yer olmayan bir sozumona okyanus ve santim golge olmayan bir plaj…ortam o kadar absurd ve sicak basa gecmis bir haldeydi ki mesela boardwalkin kosesinde minnak bi cimlik alanda adamin teki devasa bi piton yilanini boynuna sarmis guya show yapiyo ama onu bile izleyen yok….kendi kendine adam yilanla hahahahhaha

Ayhh enivey plaj bizim neyimize, okyanus bizim neyimize, haftasonu kacamagi bizim neyimize tabii de…. İyi de oldu aslinda. Feci simarmis ben her milimini bilirim bu sehrin pehhhh havalarimi, ayhhh sikildim bu sehirden nankorluklerimi gordu matmazel new york, bana bi al sana kapagi yapti. Bu kadar orta mali bi bilgiye bile erisememissin madem sittin senedir, coney island’a gidilmiyceini bile bilmiyosun madem…al bakiym sana mustahak yapti. Yani max cohenlerim marion silverlarim iki bolum arasi on santim boy atan bulent ziyagillerim New yorkla boy olcusulmeyecegini yineyeniyeniden anlayarak giriyoruz fall sezonuna. Ayagimizi denk alarak, geceleri calisirken denk alinmis ayaciklarimizin usumesinin kiymetini bilerek, battaniyenin altina sokularak. Hadi bakalim hepiniz hosgeldiniz loonybin fall sezonu acilmistir kirmizi kurdelelerle FELAM.

Bomba Imha Timi ve Juliette

Posted in boyle de bisi oldu, new york, tamba tumba, ulubey, williamsburg on July 14th, 2009 by Loony Bin – Be the first to comment

Haftasonu williamsburgdeki Beer Garden’a gittik bi arkadasimin dogumgunu icin ve maceradan maceraya hopladik sevgili joey tribianilerim…Williamsburg bi zamanlar Manhattan’dan kacis mekkesi, ruhumuzun sayfiye yeri gibi juri ozel odullerine sahipti ama artik maalesef “oldu”, Galata sendromu mu dersiniz, Alacati gribi mi iste ondan kapti buyusunu yitirdi… yine de bi suru yere on basar bes ceker gidiyoruz seviyoruz falan…

Williamsburg’e giden L trenine gencler Love Train diye isim takmis cunku kizlar guzel oglanlar havali, bi American Apparel ve vintage ruzgari esiyo flortlesmeler kesismeler girla…( Gerci Hell Train de diyenler var ama o ayri bi yazi konusu..)Biz de ulubeyle vitrin bakiyoruz halimizden memnunuz. Benim zaten hayatta en sevdigim sey ulubeyle trene binmek niye bilmiyorum bi romantik geliyo. Belki tren hareket ettigi surece baska hicbiryerde olabilme ihtimalinin olmamasinin verdigi teslimiyet ve rahatlik, belki trende kimseyi tanimiyo olmak bi biz versus dunya hali, belki kimsenin dilimizi bilmemesi ve istedigimiz gibi konusabilmek, bi yere gidiyosak birazdan eglenceli seyler olucak, eve donuyosak da kaldik basbasa hissi, bunlarin hepsi iyi geliyo bana sanirim. Bi de tabi soyle bi durum var ben toplu tasima araclarina bindigimde hemen bi etrafi kolacan ederim ola ki bi durum oldu ne bilym bomba dustu kotu adamlar treni ele gecirdi kimin kafasi calisir kimle suc ortakligi ederim, kim Jack kim Sawyer kim Locke falan diye ve mumkumse mavi yerine kirmizi kabloyu kesmeyi bilecek birinin yanina oturmaya calisirim …hahahaha yaaa bole de sayko bi insanim. Neyse sanirim ulubey olunca bu Jodie Foster aksiyon filmi hallerim de bi sakinliyo.

Beer garden’da masa paylasmak mecburiyetten. Bizim sansimiza da sarhos irlandalilar dusuyo ki of of oof. Ben teoride Irlandalilarin Iskoclarin falan hastasiyim ah aman ne seksiler aman ne coollar ah o aksanlanirim hemen. Sarkicisina turkucusune ayri hayranim zaaati biiyosunuz..Ama pratikte tahammul edemiyorum kardesim bu da ne tur bi irkciliksa artik. Tabi filmlerde koyuyolar bunlarin arkasina yemyesil cimleri veriyolar ellerine bi gitar bi de kavusulamayan eski sevdicek ya da kavusulamayan eski ideoloji gelsin The Commitments’lar gitsin In the name of fatherlar…Halbuki bunlarin sarhos modeline pacayi bi kaptirirsan valla Bodrum’da pembe popolu Ingiliz turistlerle Gumbet diskolarinda mahsur kalmistan beter olursun oh la la.

Enivey..Dediklerinden hicbisi anlamadiimiz Irlandalilari her anlar gibi yapip hi-hi evetledigimizde kadeh tokusturmaktan kafalari bulduk ve Beer Garden’i terkedip kendimizi Juliette’e attik kalan saglar bizimdir ekibi olarak.Burasi benim diil Williamsburg’de koca New York’da en sevdiigim yerlerden biri..Yan catidan komsunun kedisi gelir, mohitolar superdir, teras pufur pufur eser, misafir gezmesini de kaldirir, oylesine ugramayi da falan derken kendimizi mohitolarin nanesi ve hayatin gayesi sohbetine verip cilalandik. Ama hava bi soguktu ben de kot montumu usuyen birine vermisim ve garsona “acaba pasmina falan gibi bisey var midir?” deme gafletinde bulunmamla hipster ironik sac kesimli garson cocuk k-o-p-t-uuuuuu. Nasil bi gulmek ben yerin dibine gectim allaaaan mal manhattanlisi pasmina istedi yaaa sen bizi ne sandin bacim kategorisinden cocuk da turizm otelcilik tarihine gecti musterisinin suratina patlayan sarkastik garson kategorisinden. Bu arada 2de bir de kediyi soruyorum kedi geldi mi kedi gitti mi kediyi getirsene cocuk iyice gicik oldu bana. Masadaki adi arkadas bozuntulari da ehe kusura bakmayin bin monte carlodan geldi falan gibi gerzo esprilerle iyice eziklediler beni.

İntikamimi kendini cok down-to-earth sanan ekibi yeryuzunun en lesh barina goturerek aldim ben de sonra oh canima degsin. Burasi sanirim Williamsburg’de gece 2den sonra kendine diil one night stand aciyi hafifleticek bi hamburger bile bulamamislarin son duragiydi zira ben daha bu kadar cirkin ve daha cirkin insani bir arada gormedim, ismi mismi de yoktu. Biz de yedigun portakal-etil alkol kokteyllerimizin de etkisiyle geceyi ufak capta bi ilk yardim kriziyle sonlayip trenlere dagildik. Ben hemen etrafi kolacan etmeye basladim klasikk… Ama Love train olmus mu sana Looser train..Bi ucta kustu kusucak zenci bi kizcagiz, hemen yaninda yem olucagi kurt ve de kush, obur ucta horul horul uyuyan bi adamcagiz ve onunla resim cektiren frat boylar, diger tarafta sevismeye bes var dayan kizim sizma bak noolur ciftler derkeennn ulubeye baktim. Hem Jack’im hem Sawyer’im biricik Mc Gywer’im diye gecirdim icimden: ola ki bi durum oldu ne bilym bomba dustu kotu adamlar treni ele gecirdi iste bu adamin yanina oturulur didim…

sonra dusundum alla alla 2 yazidir icim bi ferah noluyo ki ne diye. Sonra Manhattan’a, eve geldim…

Mesurlar ve Hayatimdaki Yerleri ve Onemleri

Posted in boyle de bisi oldu, mesurlar, murathan mungan, new york, ulubey on June 16th, 2009 by Loony Bin – Be the first to comment

Bi keresinde annemin bi arkadaslarina yemege gitmistik..Gece uzadi uzadi bi akademik aliyo eline sazi bi oburu vokal yapiyo derken bize tatli bi uyku bastirdi. Bunca yilin verdigi pratikle “hi-hi evet” otopilotuna baglayip misillanmaya basladik kiii…annemden soyle bi cumleyle uyandim: “Bin Murathan Mungan’i cok sever, siir yazar ve mesurlarin hayatini cok iyi bilir!” Dan, dan , dan, dandanakan!! Annem acaba benimle en son 12 yasimda mi konusmustu, uyanik miyim diye kontrol mu ediyodu, sarabi mi fazla kacirmisti, ben halusinasyon mu goruyodum ve en onemlisi ulubey beni bi daha hic sevmiycek miydi…Bunlar o geceden sonra terapi seanslarimin Damat Ferit sorulari olarak kosetaslandilar ama degismeyen bir sey baki kaldi ki o da mesurlar, hayatimdaki yerleri ve onemleri sevgili dünlük…Bugunlerde de mesurlarim ve ben yine bir cok ani paylastik. Soyle ki:

-Gecenlerde Elif Safak’dan bir email geldi. Konu: an emergency please !! Baktim adres de has be has kayitlara uyuyor, aldi beni bir heyecan. Acaba Elif Safak’in bana ne icin ihtiyaci vardi? Pastis’in yerini mi soracakti, baby sitter mi lazim olmustu, yoksa (evet evet kesin buydu), yeni romaninin bir yerinde tikanmis ve benim “gozume” mi ihtiyac duymustu? Buyuk bir heyecanla emaili actim ve ogrendim ki none of the above. Elif Safak Hollanda’da tatil yaparken paralarini & pasaportunu caldirmis, internete de cok az access’i varmis ve otel parasini odeyemedigi icin acilen 1400 euro gondermemi rica ediyomus, gelir gelmez geri odiycekmis. Emailde bincim tatlicim Sems’im en yakin arkadasim gibi bana yonelik bir hitap olmamasina, mesajin ingilizce yazilmis olmasina, parayi gonderecegim banka hesabinin belirtilmemis ve Elif Safak’in parasi calindiginda mesela kocasini, annesini falan degil de beni ariyor olmasina hic kafayi takmayip derhal ulubeyi cagirdim ve cek defterimi getirmesini soyledim. Ulubey benim iyice fittirdigimi ima eden birseyler mirildandi ve “istersen hazir elimiz degmisken Nijerya’daki kuzenlerimize de para gonderelim” dedi ama dogrusunu istersen ben ne kastettigini pek anlayamadim.

-Gecenlerde disari ciktik. Dis-dis-tis-tis. Tuvalet sirasinda beklerken bi baktim mesur sunucu Kelly Choi onumde duruyo ve daha da onemlisi ikimiz de dunyaya ayni promil seviyesinden bakmaktayiz. New York gece hayatinda Istanbul tuvaletlerindeki pacoz kesismeler ve “Istesem manitani 5 dakkada ayartirim da isim olmaz” bakislari yerine bi dayanisma havasi ve aman elbisen ne tatli, aman da aman ayakkabilarin ne coolvari yazismalar dominant oldugundan Kelly Choi ve guluyor mu hickiriyor mu belli olmayan arkadasina ben de katildim ve bi anda 3umuz arkamizdan biri kurmus gibi dansetmeye basladik. Sonra Kelly’nin arkadasi eliyle ssshhhh!! isareti yapip sasirtici bi ust govde gucuyle bi hamlede tuvalet levhasini soktu ve levhayi kocaman memelerinin arasina sokarak gozden kayboldu. Ben de bizimkilerin yanina donup abi biliyo musunuz kimi gordummlendim ama Kelly Choi’u benden baska taniyan kimse cikmadi ve geceye kaldigimiz yerden ve dolayisiyla mesursuz devam edildi. Buna biraz icerledim cunku herkes cok iyi bilir ki yaninizda bir meshur oldugunda cok daha fazla eglenirsiniz.

-Gecenlerde bi arkadaslarimizla mangal yapiyoduk, masadakilerden biri de hamileydi. Kiz hicbir supheye mahal vermeden hamburgerleri goturuyodu ama megersem orjinali vejeteryanmis ve hamileliginin son ceyreginde baslamis bu etoburluk vaziyeti. “Aaa ne acayip hic boyle bisi duymus muydunuz” diye konusurken ben “evet benim bi arkadasima da olmustu tipkisinin aynisi” dedim. Sonra bes saniye dusununce o arkadasimin bi arkadasim diil Friends’deki Phoebe oldugunu anladim.

-Gecenlerde cok mesur bi insan olan Nigerya Krali amcam vefaat etmis. Tanimadigim ama cok seker olduklari her hallerinden belli olan kuzenlerimden bir suru email aldim. Mirasin milyonlarca dolari buldugunu, tek yasal varisin de ben oldugumu yazmislar. Ama bu karisik ortamda kalkip Nijerya’ya gitmeme gerek yokmus. Zaten ulke yasalarina gore vatandas olmayanlar miraslarini almak icin Nijeryali birinin imzasina ihtiyac duyuyorlarmis. Bu yuzden eger acilen bi 5 bin dolares yollarsam burokratik islemlerle onlar ilgilenip parami hemen gonderebilirlermis. Sımdi ulubey’in neden Elif Safak’a para gondermeme karsi ciktigini anladim. Az kalsin butun parami harcayip mirasima konamicaktim ya ne salaaaam, iyi ki ulubey var.

İste boyle sevgili dünlük. Mesurlar ve ben ayrilmaz bir ikiliyiz. Bu arada Murathan Mungan’a siir dosyami ve bazi sarki sozlerimi yolladim. Simdiden cok heyecanlaniyorum. Cevap gelince tekrar yazarim.
Mucux mucux.
Bin.

EDIT: eticinlerim, kuzusarmalarim, chipmunklarim olaya aciklik getiriyorum murathan mungan’a siir falan gondermedim hahahahaha gulben ergen’e ninni de gondermedim aaaa bayiliciiimmm bi kisi daha sorarsa ya silvuple cikolatali sufle. reading comrprehension sifir, oturun!

ah bir de turk sanat muzigi albumu cikarsaniz

Posted in dogum gunu, hopciki, ulubey on May 12th, 2009 by Loony Bin – Be the first to comment

cezvem ulubey & ben nazik tebrikleriniz icin tesekkur ederiz
hi-hi evet bugun benim dogumgunum

evdeki barismancolar

Posted in baris manco, boyle de bisi oldu, ulubey on January 13th, 2009 by Loony Bin – Be the first to comment

Ulubeyle bi oyunumuz var. Adi “evdeki ……’yi gordun mu?”
yani aslinda boyle bi oyunumuz yok. Yani oyun denemez cunku bi kere o yapti bi kere ben sonra devami gelmedi. Ilk round da bir bir bitti yenisemedik. Bu bizim evin kisirligindan mi, hayalgucumuzun kisirligindan mi yoksa oyunun salakligindan mi kaynaklanio bilmiorm ama. Gerci simdi dusundum de oyunu yeteri kadar sik oynamamis olmamiz bunun bir oyun oldugu gercegini deistirir mi? Yani Büzur Mehir tavlayi 2 kere aile arasinda oynamis olsa bu tavlayi daha mi az tavla yapar? Hahaha Büzur Mehir…
Enivey. Sole oldu: ben bi aksam eve geldim, o aralar da baris mancoyla ilgili bisiler yapiorm, yorgun ve baslicam ama modundayim. Baktim ulubey degerlidegerli guluyo. Noldu dedim. Evdeki baris mancolari gordun mu dedi. Ha ne nerde benim dosyalara bisi mi oldu bilgisayara virus mu girdi die kotuye yordum hemen, cunku ben herseyi hemen kotuye yorarim. Ama bi yandan da eglenceli bi durum oldugunu hissettim ve hemen neselendim, cunku ben hemen herseye de neselenirim. Yok yok ole diil, evin bi yerinde baris mancolar gizli, ara bakalim bulabilcek misin dedi ulubey. Tralalalalla, Boole boydan boya dort bilemedin bes sekme mesafesi boyundaki evde aysecik stili seke seke (mutluyum mutlusun mutluyuz kuzenime asigim lan acaba enseste girer mi yokyok mutluyum mutlusun…) baris mancolari aramaya basladim. Aradim aradimmm aradimmm evin her milimine baktim bulamadim. Bi de bir deil bircok baris manco olcak ya. Iice zordu isim.
Sonra bi kac gun sonra ben de evdeki robotu gordun mu yaptim ulubeye. Bu sefer de o bulamadi. Ama hakkini vermek lazim onun baris mancolari cok daha orcinaldi. Bundan sonra senin adin Büzurbey olsun dedim ona…

Bakin bakalim minibüzurler siz gorebilcek misiniz baris mancolari?

Ask Bayar ve Harvard’da Doktora

Posted in TV, ask bayar, boyle de bisi oldu, ulubey on December 10th, 2008 by Loony Bin – Be the first to comment

Sevgiliii icine beyazcikolatalidondurmamikserlenmisahududuluvotkashotlarim,

Ulubey cok zamandir cok calisiyo. 24 saat yaziyo da yaziyo. Haliyle biraz asabi, extra entellektuel aktivitelere alerjik. Bi tek 30 Rock izliyo, dunyanin en komik dizisi cunku, hands down. Benim garip gurup film zevkimin kurbani olcak hali de kalmamis, aksamlari sole trash TV bisiler izleyip kafayi bosaltmak istiyo. Yarisinda kalkip gidio zaten tekrar yaziya ciziye. Nese biz de bu amaca hizmet edicek bi Turk dizisi aramaya basladik. O igrenc, bu uzun, bu puff falan darken Ask Yakar (Bayar) hayatimizi kurtardi.

Ask Bayar o kadar salak ama kendikendinden o kadddarrrrr memnun bi dizi ki izlemesi cok zevkli. Bi kere dizinin butun plotunun ustune kuruldugu bu gencler evlenemiyolar hikayesi o kadar yalanci ki. Perihan Magden alasini yazmis uzatmiym ama yani ev var dukkan var Ozcan Deniz en az iki bin liralik deri ceketle gezio, yil 2008 ve adam paket servise gavur icadi cilgin bi teknolojik gelisme gozuyle bakio. E mustaak evlenmeyin zaten.

Bu arada Ozcan denizin 15 yildir his seks yapmamis olduguna ve bu kizi beklediine inanmamiz gerekiyo. Cart kabakaat. Turkiyenin gidisatina, haberlere bes saniye bakan her insanin bu kuyruk sallayan seksi zengin kiz, bakir bodyci cocuk hikayayesine daha ilk gunden son derece flash flash alttan satir gecicek bi 3. Sayfa haberi yazabilceine bahse girerim. Aci ama gercek. Ve omru hayatimda soyle bisi diyceim aklima gelmezdi ama bu son bolumdeki guya cok seksi kick box sahnesiyle bir iki bolum onceki gerzo Jimmy Jarmush referanslarindan hedeflendigini dusundugumuz A-B grubunun icini giciklandirdigini zanneden dahiyane senaryo yazarlarinin kimlere “abi su kariyi alcaksinnn, bak Ozcan abimiz de yapiyo, bak nasi istiyo araniyo yaa resmen” akabinden ilham verdigini dusunmek bile istemiyorum. Dayak seksi degildir. Nokta. Herhangi bi seks sahnesinden, sonu evlilikle sonuclanmasi garanti/sonuclanmamasi trajedi dutturu hetero ask hikayelerinden baska bi olasilikdan kedi dotunden korkar gibi korkan dizicilerin de konu dayaga, siddete, kadinin agzindan kanlar gelmesine gelince ne kadar rahat ve moderennnn olabilmeleri de tuy dikiyo tabi bu karbon kopya soap operaya.

Ben ayriyetten bi Turk dizisinde daha, fedakar babaya karsilik kotu niyetli/aptal/paraci/oglunu evlendirmeye yanasmayan ya da simply BABA kadar etikci/namuslu/gururlu olmayan bi anne/kaynana modeli gorursem kusucam. Ha bi de tek coolluk, enteresanlik, farklilik olcutu eski araba olabiliyo. Ayyy uff nese ya…

Simdi bu diziyi eglenceli kilan en muhim sey zengin kiz Belda’nin beyin firtinasi sahneleri. Biz ulubeyle bu sahneleri 3-4-5 kere basa aldik ve gulmekten altimiza edene kadar tekrartekrar izledik . Bi sahnede Belda sole bisi diyo “biraz aylaklik edicem. Ya kotu romantik komedilerdeki gibi ayakkablilarimi cikarip cimlere basiym ya da Harvard’a Princeton’a gidip su matematik doktorasini halledip geliym.” Hahahhahahhahaha.

Oncelikle host. Pretty Woman’a kotu romantik komedi demek icin daha 40 firin ekmek yemesi gerekiyo yazarlarimizin. Sonracima hahahhahahahhaha. Harvard’a gidicekmis matematik doktorasini halledip gelcekmis. Oldu.sanki yildiz teknik’de ahsap boyama dersi alicak. Harvard matermatik doktorasi dedigin tum dunyadan tas catlasa on kisiyi, o da yuzlerce genius arasindan secip alan bi program. Canim.

Simdi ulubey ve ben akademik dunyada derisi kalinlasmis, kalpleri yag baglamis, direkman KOTU insanlar oldugumuz icin konuya gerizekalilar hahahhahahah sen kim Harvard kim beyinsize bak hahahhahahaha pisliginde yaklastik. Cunku gercekten Liz Lemon’un da dedii gibi “graduate students are the worst people” Doktora insani igrenclestirio, hic susmayan profesyonel bi sikayet ve kucumseme makinasi haline getirio da ondan. Yoksa ece sukana sempati bile besleyebilirdik yani ankarali hos hatun kontenjanindan. Ama besleyemiyoruz iste. Mesela ben o kadar riyakar bi insanim ki bu Ask Bayar’in bi takim Meltem Cumbullu ve dunyanin en sevimli insani oldugundan suphelendigim kadir copdemirli sahnelerinde hic utanmadan gozlerim baya bi dolduktan sonra bu satirlari yazabiliorm genis genis.

Enivey zaten obur bolumde agzimizin payini aldik. Megersem Belda bi matematik dahisiymis. Bi nevi beautiful mind, tepegoze bi bakip yuzlerce excel sheeti tek tek aklinda tutabilen ve damarlarinda kan diil dijital bilgi akan bi John Nash. Pardon canim.
Simdi doktora yapmayan ve damarlarinda dijital bilgi deil kan akan zavalli okuyucular icin bu dizinin ve yazinin ve ulubeyle bizim makus kaderimizin sifatini siyirmak gerekirse: kucukken bi kere bi koye gitmistik. Bi kocla koyun ciftlesiyodu. Bunu goren pasli birden cildirip kosunnnn koc koyunu dovuyo koc koyunu dovuyoo die bagirmaya baslamisti. Yaaa oole iste.

Agva ve Romantik Spice

Posted in agva, boyle de bisi oldu, paslanmisiz be, romans, spice girls, ulubey on November 28th, 2007 by Loony Bin – Be the first to comment
3 koca ay birbirimizi gor(e)medikten sonra nolcak bizim bu halimiz ve oh be sonunda yalniz kalabilicez derelerinden kurek ceke ceke Agva’ya vardik. Ulubey ve ben. Evlerimizin arasi arabayla 1, 5 saat, benim hava nasil sence bunu giysem usur muyum topuklularla yuruyebilir miyim, gel ananemle bi cay icelimlerim yarim saat, park etmek yarim saat derken popomuzu bi yere koyana kadar Istanbul’dan tiksincek raddeye gelmistik zira. Ha bi gun de kaybolduk. Oyle kotu kaybolduk daha oyle cok yolumuz vardi ve oyle sikildik ki bi benzinciye cekip cislerimizi yapip simit yiyip cd calari bile olmayan emektar muteaahit arabamiza bi Hande Yener kasedi alip yola devam etmek zorunda kaldik. Ulubey memlekete geleli bi kac gun olmustu daha. “Bak” dedim ona, “bu Turkce elektronik muzik, yeni cikti. “

Agva ilk bakista sorunumuzun pezevengi gibi duruo. Kapidan kapiya 2 saat. Bi gece kalir kafamizi dinleriz diye dusunuyouruz. Bu sefer arabada cd de var kendimizi bir gunluk kacamak yapan modern bi cift zannederek esofmanlarimizla yola koyuluyoruz. Ben yolda gozleme yemek, Sile’den sile bezi elbise almak gibi modern ciftlerin haftasonu kacamaklarinda yaptiklarini dusundugum kirsal aktivitelerin hayalini kuruyorum. Ulubey 3 aydir manitasini gormemis bi karsi cins neyin hayalini kurarsa onun hayalini kuruyo. “Ne dusunuyosun sevgilim?” diyorum (bkz modern ciftler jargonunun en klasik line’i) sportif Spice pozumu takinarak uzattigim Biskremi agzina tikistirirken. Ipucu verilmio.

Agva’nin ne menem bi yer oldugunundan pek haberimiz yok. Rol modelim Oray Egin’in dedigi gibi Amerika’da yasadigim icin kimseden ozur diliycek diilim. Poh. Oysa her zoraki romans destinasyonu gibi buranin da bir kesfedilme hikayesi var biz bilincinde olmasak da. Bizim kendini butik otel zanneden motelde (bkz Turk turizminin bir numarali sorunsali) benim nasildiysa kacirdigim bi dizi cekilmis oyle mesur olmusmus…Bi zamanlar benim de bi hayatim mi varmis ne? Hayret.

Enivey. Biz iki keko uyanana kadar Agva da alternatif destinasyon halini asip mainstream kaderin oyuncagi olmus bittabi. Nasil ki Olympos’daki Kadir’in agac evlerinde bonglu sirt cantali Iskandinav turistler diil klibinin voleybol sahnelerini ceken Dogus ve ipodlarinda Teoman dinleyip abi burda Dogus klip cekmis diye matrak gecen citir kizlar; Bozcaada’nin bagbozumunda esasli yazarlar cizerler diil, guya hic taninmak istemeyen ama Allah’im nolur birileri su bohem pareolu halimi gorse de etrafa anlatsa die sahilde 10 tur atan yonetmen/sovmen manitalari ve onlari tanimazdan gelicem diye catlayan reklamci ve nevi tayfasi cikar karsiniza…Agva’da da kacamak yapan delidolu asiklar diil kacamak yapan deli dolu asiklar numarasi yapan televizyon izleyicileri karsilio bizi. Ben bu duruma son derece bozuluyorm ve en modern cift biziz di mi askiigggmmmm bakislarimla derenin karsi tarafina gecmek icin kurulmus elle cekilen sandala hopluyorum.

Koca sandali icindeki insanlar ve bavullarla bi cocuk cekio. Gayet trendy Adidaslari (bakiniz kicks), baggy kotu ve esofman ustu, kulaginda Ipoduyla boyle Jay-Z ya da en azindan Ceza falan dinliycek bi tipi var cocugun. Halka inmis muhabbetli Posh Spice moduma gecip cocukla sohbete girisiyorum hemen. Adi Mazlum’mus. “On senedir turizm sektorundeyim abla” diyo, “Ha bu kollar ha tas bak dokun istersen.” Ahmet Kaya dinliyomus.

Resepsiyona manasizca New York ve Londra saatleri asilmis.Yani New York marketlerini takip eden bi insanin Agva’daki mikik bungalova gelme ihtimali baya dusuk bana sorarsaniz. Blackberry’sinden falan takip eder isini. Biz oyle yapiyoruz di mi askiiigggmmmm?? Gerci bi keresinde Istanbul’da yasayan bi arkadasim msn’den “New York’da saat su anda kac?” die sormustu. Burda ortaklari varmis da onlari ariycakmis. Saat de gece 3 falandi. Herhalde o kisi takdir ederdi Bir Istanbul Masali Otel’in dusunceliligini, haklarini yemeyeyim.

Saatleri takdir ettigimi anlayan resepsiyonist kiz da en pahali 2 odadan birini secmemiz gerektiginde israr ediyo. Ben hemen oltaya gelip somineli, Turk hamamli ve daha pahali odayi seciyorum. Napicaksam Turk hamamini. 1 gece kalip gidicez anasini satiym. Sanki kese aticaz birbirimize. Ama kendimi zoraki romans havasina kaptirmisim bi kere duramiyorum. “Cok guzel bi secim yaptiniz daha gecen hafta bi cift balayini gecirdi bu odada” dio kiz icimi okumus ve bizden de benzer bi performans bekledigini belirten manidar bi gulusle. Herhalde benim arkadasla kocasi geldi die geciriorm icimden.

Turk hamami bi katastrof cikio elbette. Hamam muslugundan akan ciliz suyla dus yapmak imkansiz ve su yeterince akmadigi icin bi turlu isinmayan hamamimizin buz gibi nemli mermer yerlerine basmaktan midem agriyo. Akli basinda bi insan oldugu icin normal banyolu odayi isteyen ama benim vidividimi cekmemek icin sesini cikarmayan ulubey sabunlu gozlerini araliyip bana manidar bakislar atiyo. Ben masum Baby Spice ayaklarina yatiyorum. Aksam odaya donup ustunde mumlar yanan romantik somine atesini gorunce de yaaaa ben sana demistim bakisi atiyorum hemen. Gerci bi kac saat sonra ates sonup de kaloriferlerin asla yanmayacagi anlasilinca sominenin romantik bi atraksiyon olarak diil gayet isinma amacli odada bulundugunu anlayip kos kos dolapdaki katurkutur yiyim butik otelini battaniyelere sariliyoruz. Tum bunlar ve biz kirita kirita saraplarimizi icerken acik bufede yemek kalmamasi, ustune mutfakta cay da kalmamasi, deluks odamizin guya yan motelden gelen tuvalet kokusuyla isgal olmasi gibi ayrintilara ve benim bitmek bilmeyen itirazlarima ulubey hep bi bu paraya bu servis napican sekerim mantigiyla yaklasio. Ta ki check-out aninda faturayi gorup Agva’da bi geceye New York Gansevoort Hotel parasi odedigimizin farkina varincaya kadar. Eh, saatlerin sirri da aydinlasmis oluyo boylece elbet.

Romans bizim neyimize homur homur bi koseye oturuyoruz. Tam modernlikten eser kalmamis bi cay icelim bari bastirsin pasam vari dogal habitatimiza donmusken masalarin birinden hicbiseyden sikayeti yokmus gibi duran gayet tatminkar, neseli ve kalabalik bi aile kalkiyo. Yaslica, Amerikan standartlarina gore tombis, Turk standartlarina gore baya sisman babalarini sirayla opmeden once bizim yan masaya kondurup bavullari toplamaya odalarina cikiolar. O sirada bizim masaya 2 yerine 1 cay geliyo –neden olmasin- ve ulubey cayi bana uzatip aldirma gozunu seviym gibisinden sigarami yakio. Tombis amca bize dogru donuyo ve “Iste sevgi bu efendim” diyo. Tam “Sevgi diil o, gazimi alio bey amca” diycem tum Scary Spice gucumle ama amca 5 dakka once “gunaydin efendim” dierek optugu zarif karisini “ben sizi opmus muydum efendim?” diyip bi daha operek lafi agzima tikiyo. Sonra geri bize donuyo. Konyali lokantalarinin sahibiymis. Ve daha once gercek bi romantik gormedigimizi anlamanin bilgeligiyle tane tane “Bugune kadar gunes hic ustume dogmadi efendim. Her sabah gun dogmadan kalkar namazimi kilarim. Sukurler olsun karimi da bir gun olsun uzmedim” diyiveriyo.

Dusmus cenelerimizi toparlayip romantik kacamagimizin faturasini odemeye kasaya gidiyoruz. Mazlum’la vedalasip arabamiza biniyoruz. “Nerdeydi bu Konyali?” diyorm. “Kanyon’da var ya hani” dio ulubey, “yarin gideriz istersen.” “Tamam” diorm tum romantikligimle. “Ama metroyla.” Anlasiyoruz.