ulubey

Ask Bayar ve Harvard’da Doktora

Posted in TV, ask bayar, boyle de bisi oldu, ulubey on December 10th, 2008 by Loony Bin – Be the first to comment

Sevgiliii icine beyazcikolatalidondurmamikserlenmisahududuluvotkashotlarim,

Ulubey cok zamandir cok calisiyo. 24 saat yaziyo da yaziyo. Haliyle biraz asabi, extra entellektuel aktivitelere alerjik. Bi tek 30 Rock izliyo, dunyanin en komik dizisi cunku, hands down. Benim garip gurup film zevkimin kurbani olcak hali de kalmamis, aksamlari sole trash TV bisiler izleyip kafayi bosaltmak istiyo. Yarisinda kalkip gidio zaten tekrar yaziya ciziye. Nese biz de bu amaca hizmet edicek bi Turk dizisi aramaya basladik. O igrenc, bu uzun, bu puff falan darken Ask Yakar (Bayar) hayatimizi kurtardi.

Ask Bayar o kadar salak ama kendikendinden o kadddarrrrr memnun bi dizi ki izlemesi cok zevkli. Bi kere dizinin butun plotunun ustune kuruldugu bu gencler evlenemiyolar hikayesi o kadar yalanci ki. Perihan Magden alasini yazmis uzatmiym ama yani ev var dukkan var Ozcan Deniz en az iki bin liralik deri ceketle gezio, yil 2008 ve adam paket servise gavur icadi cilgin bi teknolojik gelisme gozuyle bakio. E mustaak evlenmeyin zaten.

Bu arada Ozcan denizin 15 yildir his seks yapmamis olduguna ve bu kizi beklediine inanmamiz gerekiyo. Cart kabakaat. Turkiyenin gidisatina, haberlere bes saniye bakan her insanin bu kuyruk sallayan seksi zengin kiz, bakir bodyci cocuk hikayayesine daha ilk gunden son derece flash flash alttan satir gecicek bi 3. Sayfa haberi yazabilceine bahse girerim. Aci ama gercek. Ve omru hayatimda soyle bisi diyceim aklima gelmezdi ama bu son bolumdeki guya cok seksi kick box sahnesiyle bir iki bolum onceki gerzo Jimmy Jarmush referanslarindan hedeflendigini dusundugumuz A-B grubunun icini giciklandirdigini zanneden dahiyane senaryo yazarlarinin kimlere “abi su kariyi alcaksinnn, bak Ozcan abimiz de yapiyo, bak nasi istiyo araniyo yaa resmen” akabinden ilham verdigini dusunmek bile istemiyorum. Dayak seksi degildir. Nokta. Herhangi bi seks sahnesinden, sonu evlilikle sonuclanmasi garanti/sonuclanmamasi trajedi dutturu hetero ask hikayelerinden baska bi olasilikdan kedi dotunden korkar gibi korkan dizicilerin de konu dayaga, siddete, kadinin agzindan kanlar gelmesine gelince ne kadar rahat ve moderennnn olabilmeleri de tuy dikiyo tabi bu karbon kopya soap operaya.

Ben ayriyetten bi Turk dizisinde daha, fedakar babaya karsilik kotu niyetli/aptal/paraci/oglunu evlendirmeye yanasmayan ya da simply BABA kadar etikci/namuslu/gururlu olmayan bi anne/kaynana modeli gorursem kusucam. Ha bi de tek coolluk, enteresanlik, farklilik olcutu eski araba olabiliyo. Ayyy uff nese ya…

Simdi bu diziyi eglenceli kilan en muhim sey zengin kiz Belda’nin beyin firtinasi sahneleri. Biz ulubeyle bu sahneleri 3-4-5 kere basa aldik ve gulmekten altimiza edene kadar tekrartekrar izledik . Bi sahnede Belda sole bisi diyo “biraz aylaklik edicem. Ya kotu romantik komedilerdeki gibi ayakkablilarimi cikarip cimlere basiym ya da Harvard’a Princeton’a gidip su matematik doktorasini halledip geliym.” Hahahhahahhahaha.

Oncelikle host. Pretty Woman’a kotu romantik komedi demek icin daha 40 firin ekmek yemesi gerekiyo yazarlarimizin. Sonracima hahahhahahahhaha. Harvard’a gidicekmis matematik doktorasini halledip gelcekmis. Oldu.sanki yildiz teknik’de ahsap boyama dersi alicak. Harvard matermatik doktorasi dedigin tum dunyadan tas catlasa on kisiyi, o da yuzlerce genius arasindan secip alan bi program. Canim.

Simdi ulubey ve ben akademik dunyada derisi kalinlasmis, kalpleri yag baglamis, direkman KOTU insanlar oldugumuz icin konuya gerizekalilar hahahhahahah sen kim Harvard kim beyinsize bak hahahhahahaha pisliginde yaklastik. Cunku gercekten Liz Lemon’un da dedii gibi “graduate students are the worst people” Doktora insani igrenclestirio, hic susmayan profesyonel bi sikayet ve kucumseme makinasi haline getirio da ondan. Yoksa ece sukana sempati bile besleyebilirdik yani ankarali hos hatun kontenjanindan. Ama besleyemiyoruz iste. Mesela ben o kadar riyakar bi insanim ki bu Ask Bayar’in bi takim Meltem Cumbullu ve dunyanin en sevimli insani oldugundan suphelendigim kadir copdemirli sahnelerinde hic utanmadan gozlerim baya bi dolduktan sonra bu satirlari yazabiliorm genis genis.

Enivey zaten obur bolumde agzimizin payini aldik. Megersem Belda bi matematik dahisiymis. Bi nevi beautiful mind, tepegoze bi bakip yuzlerce excel sheeti tek tek aklinda tutabilen ve damarlarinda kan diil dijital bilgi akan bi John Nash. Pardon canim.
Simdi doktora yapmayan ve damarlarinda dijital bilgi deil kan akan zavalli okuyucular icin bu dizinin ve yazinin ve ulubeyle bizim makus kaderimizin sifatini siyirmak gerekirse: kucukken bi kere bi koye gitmistik. Bi kocla koyun ciftlesiyodu. Bunu goren pasli birden cildirip kosunnnn koc koyunu dovuyo koc koyunu dovuyoo die bagirmaya baslamisti. Yaaa oole iste.

Agva ve Romantik Spice

Posted in agva, boyle de bisi oldu, paslanmisiz be, romans, spice girls, ulubey on November 28th, 2007 by Loony Bin – Be the first to comment
3 koca ay birbirimizi gor(e)medikten sonra nolcak bizim bu halimiz ve oh be sonunda yalniz kalabilicez derelerinden kurek ceke ceke Agva’ya vardik. Ulubey ve ben. Evlerimizin arasi arabayla 1, 5 saat, benim hava nasil sence bunu giysem usur muyum topuklularla yuruyebilir miyim, gel ananemle bi cay icelimlerim yarim saat, park etmek yarim saat derken popomuzu bi yere koyana kadar Istanbul’dan tiksincek raddeye gelmistik zira. Ha bi gun de kaybolduk. Oyle kotu kaybolduk daha oyle cok yolumuz vardi ve oyle sikildik ki bi benzinciye cekip cislerimizi yapip simit yiyip cd calari bile olmayan emektar muteaahit arabamiza bi Hande Yener kasedi alip yola devam etmek zorunda kaldik. Ulubey memlekete geleli bi kac gun olmustu daha. “Bak” dedim ona, “bu Turkce elektronik muzik, yeni cikti. “

Agva ilk bakista sorunumuzun pezevengi gibi duruo. Kapidan kapiya 2 saat. Bi gece kalir kafamizi dinleriz diye dusunuyouruz. Bu sefer arabada cd de var kendimizi bir gunluk kacamak yapan modern bi cift zannederek esofmanlarimizla yola koyuluyoruz. Ben yolda gozleme yemek, Sile’den sile bezi elbise almak gibi modern ciftlerin haftasonu kacamaklarinda yaptiklarini dusundugum kirsal aktivitelerin hayalini kuruyorum. Ulubey 3 aydir manitasini gormemis bi karsi cins neyin hayalini kurarsa onun hayalini kuruyo. “Ne dusunuyosun sevgilim?” diyorum (bkz modern ciftler jargonunun en klasik line’i) sportif Spice pozumu takinarak uzattigim Biskremi agzina tikistirirken. Ipucu verilmio.

Agva’nin ne menem bi yer oldugunundan pek haberimiz yok. Rol modelim Oray Egin’in dedigi gibi Amerika’da yasadigim icin kimseden ozur diliycek diilim. Poh. Oysa her zoraki romans destinasyonu gibi buranin da bir kesfedilme hikayesi var biz bilincinde olmasak da. Bizim kendini butik otel zanneden motelde (bkz Turk turizminin bir numarali sorunsali) benim nasildiysa kacirdigim bi dizi cekilmis oyle mesur olmusmus…Bi zamanlar benim de bi hayatim mi varmis ne? Hayret.

Enivey. Biz iki keko uyanana kadar Agva da alternatif destinasyon halini asip mainstream kaderin oyuncagi olmus bittabi. Nasil ki Olympos’daki Kadir’in agac evlerinde bonglu sirt cantali Iskandinav turistler diil klibinin voleybol sahnelerini ceken Dogus ve ipodlarinda Teoman dinleyip abi burda Dogus klip cekmis diye matrak gecen citir kizlar; Bozcaada’nin bagbozumunda esasli yazarlar cizerler diil, guya hic taninmak istemeyen ama Allah’im nolur birileri su bohem pareolu halimi gorse de etrafa anlatsa die sahilde 10 tur atan yonetmen/sovmen manitalari ve onlari tanimazdan gelicem diye catlayan reklamci ve nevi tayfasi cikar karsiniza…Agva’da da kacamak yapan delidolu asiklar diil kacamak yapan deli dolu asiklar numarasi yapan televizyon izleyicileri karsilio bizi. Ben bu duruma son derece bozuluyorm ve en modern cift biziz di mi askiigggmmmm bakislarimla derenin karsi tarafina gecmek icin kurulmus elle cekilen sandala hopluyorum.

Koca sandali icindeki insanlar ve bavullarla bi cocuk cekio. Gayet trendy Adidaslari (bakiniz kicks), baggy kotu ve esofman ustu, kulaginda Ipoduyla boyle Jay-Z ya da en azindan Ceza falan dinliycek bi tipi var cocugun. Halka inmis muhabbetli Posh Spice moduma gecip cocukla sohbete girisiyorum hemen. Adi Mazlum’mus. “On senedir turizm sektorundeyim abla” diyo, “Ha bu kollar ha tas bak dokun istersen.” Ahmet Kaya dinliyomus.

Resepsiyona manasizca New York ve Londra saatleri asilmis.Yani New York marketlerini takip eden bi insanin Agva’daki mikik bungalova gelme ihtimali baya dusuk bana sorarsaniz. Blackberry’sinden falan takip eder isini. Biz oyle yapiyoruz di mi askiiigggmmmm?? Gerci bi keresinde Istanbul’da yasayan bi arkadasim msn’den “New York’da saat su anda kac?” die sormustu. Burda ortaklari varmis da onlari ariycakmis. Saat de gece 3 falandi. Herhalde o kisi takdir ederdi Bir Istanbul Masali Otel’in dusunceliligini, haklarini yemeyeyim.

Saatleri takdir ettigimi anlayan resepsiyonist kiz da en pahali 2 odadan birini secmemiz gerektiginde israr ediyo. Ben hemen oltaya gelip somineli, Turk hamamli ve daha pahali odayi seciyorum. Napicaksam Turk hamamini. 1 gece kalip gidicez anasini satiym. Sanki kese aticaz birbirimize. Ama kendimi zoraki romans havasina kaptirmisim bi kere duramiyorum. “Cok guzel bi secim yaptiniz daha gecen hafta bi cift balayini gecirdi bu odada” dio kiz icimi okumus ve bizden de benzer bi performans bekledigini belirten manidar bi gulusle. Herhalde benim arkadasla kocasi geldi die geciriorm icimden.

Turk hamami bi katastrof cikio elbette. Hamam muslugundan akan ciliz suyla dus yapmak imkansiz ve su yeterince akmadigi icin bi turlu isinmayan hamamimizin buz gibi nemli mermer yerlerine basmaktan midem agriyo. Akli basinda bi insan oldugu icin normal banyolu odayi isteyen ama benim vidividimi cekmemek icin sesini cikarmayan ulubey sabunlu gozlerini araliyip bana manidar bakislar atiyo. Ben masum Baby Spice ayaklarina yatiyorum. Aksam odaya donup ustunde mumlar yanan romantik somine atesini gorunce de yaaaa ben sana demistim bakisi atiyorum hemen. Gerci bi kac saat sonra ates sonup de kaloriferlerin asla yanmayacagi anlasilinca sominenin romantik bi atraksiyon olarak diil gayet isinma amacli odada bulundugunu anlayip kos kos dolapdaki katurkutur yiyim butik otelini battaniyelere sariliyoruz. Tum bunlar ve biz kirita kirita saraplarimizi icerken acik bufede yemek kalmamasi, ustune mutfakta cay da kalmamasi, deluks odamizin guya yan motelden gelen tuvalet kokusuyla isgal olmasi gibi ayrintilara ve benim bitmek bilmeyen itirazlarima ulubey hep bi bu paraya bu servis napican sekerim mantigiyla yaklasio. Ta ki check-out aninda faturayi gorup Agva’da bi geceye New York Gansevoort Hotel parasi odedigimizin farkina varincaya kadar. Eh, saatlerin sirri da aydinlasmis oluyo boylece elbet.

Romans bizim neyimize homur homur bi koseye oturuyoruz. Tam modernlikten eser kalmamis bi cay icelim bari bastirsin pasam vari dogal habitatimiza donmusken masalarin birinden hicbiseyden sikayeti yokmus gibi duran gayet tatminkar, neseli ve kalabalik bi aile kalkiyo. Yaslica, Amerikan standartlarina gore tombis, Turk standartlarina gore baya sisman babalarini sirayla opmeden once bizim yan masaya kondurup bavullari toplamaya odalarina cikiolar. O sirada bizim masaya 2 yerine 1 cay geliyo –neden olmasin- ve ulubey cayi bana uzatip aldirma gozunu seviym gibisinden sigarami yakio. Tombis amca bize dogru donuyo ve “Iste sevgi bu efendim” diyo. Tam “Sevgi diil o, gazimi alio bey amca” diycem tum Scary Spice gucumle ama amca 5 dakka once “gunaydin efendim” dierek optugu zarif karisini “ben sizi opmus muydum efendim?” diyip bi daha operek lafi agzima tikiyo. Sonra geri bize donuyo. Konyali lokantalarinin sahibiymis. Ve daha once gercek bi romantik gormedigimizi anlamanin bilgeligiyle tane tane “Bugune kadar gunes hic ustume dogmadi efendim. Her sabah gun dogmadan kalkar namazimi kilarim. Sukurler olsun karimi da bir gun olsun uzmedim” diyiveriyo.

Dusmus cenelerimizi toparlayip romantik kacamagimizin faturasini odemeye kasaya gidiyoruz. Mazlum’la vedalasip arabamiza biniyoruz. “Nerdeydi bu Konyali?” diyorm. “Kanyon’da var ya hani” dio ulubey, “yarin gideriz istersen.” “Tamam” diorm tum romantikligimle. “Ama metroyla.” Anlasiyoruz.

aman efendim kimler gelmis kimler

Posted in boyle de bisi oldu, ipod, ulubey on February 28th, 2007 by Loony Bin – Be the first to comment

Gecen ay dostlar alisveriste gorsun usulu yazdigim postlari saymazsak yuzyillardir yazmamisim…alistira alistira baslayalim o halde..ki zira resmen unutmusum nasi yaziliodu bu yazilar…bi yabancilik, bi kuyrugu totoya sikistirip gitme istegi hakim..vakvaklarim pek bi urkek anliycainiz…bu bakimdan bakin size ne yaptim..resimler slaytlar hepsi sizin icin biriciklerim kikirciklerim..maksat musteriyi geri cekmek…beni yine sevin beni yine sevin beni yine sevin..hahahaha…pasli kuzum yapti butun bu sahaserleri bu arada..akraba tarifesinden..aferim di mi?? enivey…ne yaptim bunca zamandir nokta atislarla baslayalim:

  • Ilgilenen kucuk bi kitle icin ve resmi bi bahane olmasi acisindan: tum yeterlilik sinavlarimi verdim ve sittin senedir kisik ateste pisirdigim dersleri bitirme kivamina getirdim..
  • Psikolocik bi bahane olmasi darisindan: seytanlarimla savastim durdum…hahaha direk ceviri kurbani oldu bu laf..turkcesi pek bi goth metal kiz kokuyomus..ama edit yok bu postda..edit etmeye baslarsam vazgecip yazamicam cunku…kissadan hissesi bi manik bi depresif bi yanar bi doner yasadim durdum iste…bu esnada da ne “sanal” ne “gercek” dunyaya alisik oldugum olcude kuyruk sallayamadim
  • Duygu somurusu olmasi acisindan: yabanci bi memlekette yasamak ne demekmis ama ne bicim anladim en sonunda. Sen istediin kadar blogla, youtubela, msnle, yabanci bi memlekette yasamak kardesinle, en yakin arkadasinla, annenle mesela bi kelime konusmadan aylar gecirebilmesi insanin ve bu durumun gunluk hayatini hicbi sekilde etkilememesi demekmis. Orda ne olursa olsun sabah ise gitmenin, oglen yemege cikmanin, kopekler gibi didinmenin, deliler gibi eglenme(me)nin, aksam eve gelmenin, sabah yine kalkmanin veya iste “rutinin” hicbisekilde etkilenmemesi, etkilenememesi demekmis. Vay be benim hayatim buymus.
  • Yalakalik olmasi acisindan: dustuysek de olmedik canim. Maillerinizi, mesajlarinizi, hatta sahane bi suprizle postadan cikan el yazisiyla yazilmis mektuplarinizi okuyup sevindim. cok. Garip bi sucluluk duygusuyla su isi de bitiriym loonybin’e yazmam lazim die die kendimi yedim bitirdim..yazmadim…
  • Ulubey yasiyo mu die sorulma ihtimali acisindan: tum bu hayata donme operasyonunu kutlamak amaciyla ulubey bana kainatin en guzel Ipod’unu aldi ve beni dunya yuzunde Ipod’u olmayan tek insan olma kabusundan kurtardi. Hemen yukleme islemlerimi yaptim ve en Manhattan’da Ipod’uyla yuruyen cool kiz kiyafetimi giyip kendimi sokaga attim. Ulubey cok havalisin dedi. Oyleyim di mi dedim, play’a bastim ve Muslum Gurses calmaya basladi. Bi yandan boyumun olcusunu alir bi yandan halime gulerken klasik bi loony bin enstanesi oldu bu die dusundum icimden ve aksam eve gelip yazmaya basladim:)

    P.S.haftasonu atil kutoglu defilesi anilarimla geri donuciim. Canim catir catir dedikodu yapmak istiyo haberiniz olsun..

Depresif Xmas halleri-ripped by Hasim

Posted in TV, boyle de bisi oldu, new york, ulubey on December 15th, 2006 by Loony Bin – Be the first to comment


Tereyagli Danimarka kukisi ve ripped by Hasim Turk dizilerinden kenar susu yaptigim son derece depresif bi haftasonu gecirdim. Persembe aksamindan ulubeyle kuserek altyapiyi da saglam kurmustum zaten. Deadline’lar da kapida kuyruk olmus, depresif ruh halinin en bi sevdigi mevsim. “Cok isim var ama yapamam ki mutsuzum ben” mevsimi..parcali bulutlu bahane yagmurlu…ayriyetten bi de zoraki Christmas heyecanlarinin getirdigi yapmacik turist dalgasi var orta Amerika’nin bagrindan kopup department store’larin yilbasi vitrinlerinin onunde uzun kuyruklar olusturan…Anladiniz iste..Ortam super musait…Yalniz Cuma aksami bi partiye gitmem lazim, o isi bozuyo biraz. Partiyi de ben sahsen kendim organize etmisim super sevdigimiz bi insana farewell partisi, gitmemek bi opsiyon diil…Neyse dedim daha onumde koca bi haftasonu var bilgisayar karsisinda homur homur youtube’lanmak icin, giyinip –suslenmeyip- partinin supriz elementlerini toparlamak uzere baloncuya gittim. Helyumdu, konfetiydi derken moralim duzeldi biraz. Sonra parti mekanina vardim. Boyle eski bi garaji lokantamsiya cevirmisler, fena diil. Ama manager adam hemen sarladi neymis efendim balonlar atmosferlerine uymuyomus…Ulan balon dediin ici sisirilmis mutluluk yalani, bizzat Amerika’nin atmosferine uyuyo, sen tepeye bi avize astin 2 de kirmizi kadife koltuk aparttin diye ne havaya giriosun acaba? Enivey, parti kazasiz belasiz atlatiliyo, supriz gercekten supriz oluyo…Icim rahat depresyonuma geri donebilirim.

Cumartesi gununu ders calisicam ayagina kukilerimle basbasa son 6 aydir ihmal ettigim Turk dizilerine adayarak geciriyorum. Avrupa Yakasi igrenc olmustur kesin yeni haliyle die umaraktan aciyorum bi bolum..Sonra Burhan abi o yeni kiz Makbule’ye “eee Makbule ne dedikodular var bakalim anlat biraz” falan diyo, Makbule de “nolsun valla yan apartmanda 12 numara nobel almis” gibi bisi diyo ve ben kopuyorum. Hahhahahhhahahhahaha. Boyle olmiycak, hemen depresif bi dizi bulmam lazim, herkes anlatip duruyo madem- su 1001 gece olayina giriyorum. Gercekten son derece gergin bi ortam var. Kiza hayat sillesini vurmus kiz cok gergin, adamin kadinlara guveni yok o da hakli olarak gergin, koca holdingi 2 kici kirik mimar 2 kirli sakalli adam yonetiyo is ortami da mecbur gergin..bunlari yemediyseniz dert etmeyin kendinizi muzige birakin..fondaki Turk marsi ne zaman gerilmeniz gerektiginizi haber verio zira..puffffffffffffffff…Adamin 300 binle piyasayi canlandirdigi yerde birakiyorum diziyi.. Zaten baska bolum de yokmus…Hasimcim yeni bolumu de rip eder nasi olsa ama…

Son bi aydir cok moral bozucu oldugu icin bitiremediim kitabimi aliyorum elime sonra: gun bu gundur diyerekten. Kitap kisaca salak gibi devamli daha guzel bi gelecek hayal ettigimizi, halbuki gelecegin hic bi zaman umdugumuz kadar sahane olmiycaini son derece bilimsel bi sekilde kanitliyo. Biraz googleyim diorm olayi-oha! Nil Karaibrahimgil de ayni kitabi okuyomus…Yoksa ben depresyonda diilim de felsefeye merak sarmis, pek bi guzel sacli purpop nese ozgur bi kiz miyim? Hmmm…Ben bunlari dusunurken kapi calio, ulubey gelmis yilbasinda gidilcek kayak tatilimizde kullanilmak uzere cesitli aksesuarlar almis bana…Barissam mi acaba? Yok yok daha hirsiz polis’in yeni bolumlerinde neler olmus ona bakmam lazim…

Pazar gunu, 3 ogun kuki yemekten karnim agriyarak ve depresyondan biraz baymis olarak uyaniyorum…Deadline’a da 24 saat kalmis, artik bahane uydurcak noktayi baya bi gecmisim, ustune bi tane daha Avrupa Yakasi cakiyorum…Ve elimde olmadan neseleniyorum…Sonra benim ders calistigimi sanan ulubey halime acimis bu sefer de gercek yemekler almis geliyo…Sonra bi tane daha guzel bisi oluyo, saat geceyarisi olmadan barisiyoruz…Sevgiliyle barismanin en guzel tarafi –tamam ikincisi- kus oldugunuz zaman boyunca yaptiklarinizi anlatip catch-up etmek bana sorarsaniz..Ben de ulubeye bi cirpida 1001 gecenin ozetini geciyorum, sonra “hirsiz polis’deki kiz eroinman olmus beraber izleyelim mi?” diyorum. Ulubey de ‘yok ben izlemem sen geneleve dusunce haber verirsin” dio, depresyonum gecio…

Haftanin geri kalaninda paperlarimi teslim ediyorum, sumuklu Amerikan bebelerini ittirip Macys’in dugmeye basinca aslanlarin kukredigi vitrinlerinde egleniyorum, Bryant Park’daki yeni paten pistinde kayanlari izleyip Noel dukkanlarinda geziniyorum ve The Office’in xmas special bolumlerini izleyip ister istemez yapmacik Christmas nesesine ben de kendimi kaptiriyorum.
Sonra da bi bakiyorum yine Cuma olmus zaten..Hmmm, bu haftasonu ne yapsam acaba????

satirbaslari

Posted in boyle de bisi oldu, new york, satirbasi, ulubey on November 16th, 2006 by Loony Bin – Be the first to comment

Evet haklisiniz festival gecti, halloween gecti o gecti bu gecti ben yazmadim. Bi de ustune yok hayat her zaman durup yazilmayi beklemezmis de, mesgulmusum de, bi havalar bisiler…Oysa simdi dondum bi baktim da yazmadin da noldulanicaklara vericek adamakilli bi cevabim yokmus…Enivey…Satirbaslarimiza goz atalim:

1) Bunca yildir sacmasapan alerjilerle, kocaman klipslerle, her gorenin sordugu garip gurup deliksiz kulaga delikli kupe takma aparatlarimla iskence cektirdigim kulaklarim; Avenue A ile 4. sokagin ve punkla pirlantanin kesisme noktasinda, omzunda posusu ve suratindaki envai cesit deliklerle insanda garip bi isinin ehli guveni uyandiran Jeff’in sisko sosis parmaklarina teslim olup delindiler…Once bi Tori Amos, Rod Stewart, Sarah Michelle Gellar ve en cok da Tim Roth’lu “deldigimiz unluler” kataloguyla gozum boyandi, sonra her zamanki “pahali-demek ki iyi” tuzagina dustum, sonra da zavalli B. elimi tutup acimiycak acimiycak yaparken, bi baktim delinivermis Jeff’in cumhuriyetci yorumlarina inanamayan stereotype dizginli siyaset bilimci kulaklarim… ustelik hic de acimiomus, bosuna korkmusum senelerdir…
2) Festivalin kapanisi icin yaptigim afilli partiyle New York club dunyasina ilk profesyonel adimlarimi atmis oldum. Malum festival Turk isi, Turkce “parcalar” calmak mecburiyetten. Partiden once Dj kismiyla Turk pop muziginin nadide orneklerinin ustunden gecilcek, bu buraya, su suraya copy paste planlamasi yapilcak…biraz da utana sikila…Ya adam ben bunlari calmam kardesim bu ne boyle derse, ya cool’umuz kacarsa…A. binbir tehditle dayamis elime Serdar Ortaclari falan..ben diyorum caldirmam, o diyo ben anlamam calicaksin…Aaaa sonra bi baktim bizim hiphopcu zenci DJ bi yanda, euro-houseci DJ obur bi yanda, oooo bu awesome, yoooo bu coollar, cdleri kopyalayabilir miyizler, ben bunu her gece calarim abicimler…Valla New York gece aleminde bi Cakkidi modasi baslatmis bulunuyorum..Kenan Dogulu’dan komisyon mu istesem napsam ben de sasirdim…
3) Sabah olmus saat 5, yorgun bitap yataga girdim. Bi baktim ulubey remin dibine vurmus, zangir zangir titriyo. Once dedim ellemiyim cocuk “guzel” bi ruya goruyo herhal..Sonra baktim olucak gibi diil bizimkinin titremesi bitmio, soole bi hafifce durttum dedim iyi misin..ulubey uykusunun icinden “kopek isiriyo” diye cevap verdi. Dedim o zaman al bi sopa eline, yere vur gitsin kopek..ne de olsa ruya senin produksiyon senin..”otobusteyim” dedi ulubey. Tabii toplu tasima araclarinda sopa nadir bi olay. Hani lise servisinde falan olsan sofor abinin bi zulasi olur ama…O zaman uyandirdim ulubeyi…Soyle azicik acti gozlerini, “saol” dedi, “kopek isiriyodu uyanamiyodum.” Kuzum benim…
4) Butun yaz cilvelesip durdu Lance Armstrongla Matthew Mcchaugney…Plajlarda ellerde frizbiler, kollarda kizlar, basbasa joggingler, uste basta bi gomlek bile yok yari ciplak bi kankalik bi kankalik sormayin gitsin…Matthew “livestrong” diomus Lance’e, Lance de buna “Texan Budha” diyomus..Oha..Go get a room kardesim…Bi yandan da saglam hetero ikisi de..Mana verilemiyo bi turlu olan bitene…Sonra bi kac hafta once bizimkiler Dubai colunde hafiften kafayi siyirmaya baslayan Yiit’i ziyarete gittiler…Yiit bi sevin sen bi sevin, yok efendim havaalanina genc kiz gibi kalbi pir pir gitmis, yok evi civilcivilmis, yok sabah “o sikisiklikta” hic olmadigi kadar dinc kalkiomus..Yok portakal sulari, yok colde gezintiler, bi de hafif freaky uyurken masum resimlerini cekmeler cocuklarin…bi dostluk bi ask sormayin gitsin yani…Diorm kendi kendime noluo bu erkek milletine, yeni bi trend mi basliyo noluyo…Sonra bi baktim meger bi adi varmis bu muhabbetin: bro-mance diolarmis. Broher arti romance manasina…Hahhahahahahaha. Isim koyunca bi rahatladim, insan bilinmeyenden korkuyo ne de olsa..

Boole iste…

huhuu

Posted in Turkiye, boyle de bisi oldu, jonathan myers, new york, ulubey on August 30th, 2006 by Loony Bin – Be the first to comment

kahrolasıca sınav bitti-ben d akabinde elbet..
tr uçağına binmeye 5 saat kala hala zaruri alışverişler bile bitmemişti..
dükkanın ayakkabı reyonunu arıyoruz ulubeyle amazing race modunda…şakaklardan falan ter akıyo öyleyiz..bi satıcıyı gözüme kestirdim ‘pardon kardeş ayakkabılar nerdeydi’ yaptım..benim al bundy muamelesi yaptığım şahıs Match Point’deki falan Jonathan Myers çıkmasın mı? hahahhahaha..adamın suratındaki şok ifadesi ömre bedeldi..Hollywood muvadili ”Punk’d falan oldum yaaaannii” ye denk gelen bi dumur oldu starcık adamcık..
enivey…hepsi çookk gerilerde kaldı bunların..

çünkü şimdi, şu andaaaa, ben evet beeenn..
BODRUMDA’YIMMM. ayağımın ucu deniz-parmağımın ucu Paslı..öznesi nesnesi yüklemi mutluluk bi cümle tadındayım…üstelik-üstelik’i ü ile yazabiliyorum…
oh la la tralalallala
sonra biraz ankara-sonra biraz istanbul-10 eylül gibi sonra dönüş.. giriş gelişme sonuç o zaman kuzucuklar..
arada da belki 1-2 cümle satırbaşları belli olmaz..
mucuxxxx

Really Cool Foods

Posted in boyle de bisi oldu, cool foods, new york, ulubey on July 25th, 2006 by Loony Bin – Be the first to comment
Yorgun argin isten cikmis, son dakika bir pick-me-up alisverisi icin dukkanlari dolaniyodum. Zara ve H&M’in indiriminde hiiiiiiiiiic bisi olmamasi ve Urban Outfitters’in indirim kelimesinin manasini bilmemesinin verdigi uzuntuyle almis olmak icin aldigim dandik pareomla eve dogru yururken telefonum caldi.
ben bir aydan az zaman kalan yeterlilik sinavlarina calisirken evin yemek ve alisveris ve hatta bulasik islerini ustune alan sevgili sevgilimdi arayan. “Bincim evde yiycek bisi yok napsak disardan mi istesek” dedi sevgili sevgilim. ben de iyi bi insan olduum icin “Ohooo bu saati mi bekledin gerizekali hani yemekle sen ilgilencektin aptal ” demedim. Tesaduf bu ki o sirada yeni acilmis bi marketin onune gelmis bulunuyodum, “Tamam ben bisiler alip geliym yeni biyer acilmis adi da Really Cool Foods” dedim. Sevgili sevgilim de “Tamam canim kucuk bisiler al parani cok harcama ben yarin alisverise gidicem zaten” dedi. Ben de ne kadar sevgili bi sevgilim var die sevinerek hoplaya ve de ziplaya ve de seke seke Really Cool Foods’a girdim.
Simdiiii…Acaba ne yapsak da koseyi cabugundan donsek, ya da yurt disindan hangi fikri calip memleketimize uyarlasak die 4 donen girisimciler iyi dinleyin:
Really Cool Foods, tamamen organik ve hazir yiyecekler satan yepisyeni bi dukkan. Iceri giriyosunuz, hmmmm bu aksam ne yesem acaba diye diye bi suru yemek tariflerinin oldugu panodan keyfinize gore bi menu ya da yemek seciyosunuz. Sonra ister kendi basiniza, ister saticilarin yardimiyla o yemegin coktan hazirlanmis ve pisirilmis malzemelerini toparlamaya basliyosunuz. Meselaaa…izgara somon, yanina biraz safranli pilav, biraz da salata yapabiliyosunuz..Ya da caniniz kocaman bi spagetti bolonez istiyo..Pismis makarnanizi, sosunuzu, ustune kiymanizi ayri ayri alip evinizde birlestirebiliyosunuz…Secenekler ve kombinasyonlar cok genis ve tamamen size kalmis, illa ki tariflere de bagli kalmak zorunda diilsiniz elbet..Onceden bi suru sey alip buzdolabina atip aksamlari 5 dakkada da sofrayi hazir edebilirsiniz..
Bunun disinda organik bebek mamasindan, sabuna kadar herbisey de dukkanda mevcut..
Simdi bazilari “amaaan ne var bunda ne sacma” diyebilir..Ama New York gibi insanlarin gram vaktinin olmadigi ve kafayi organige taktigi bi sehirde super nefis bi fikir bence..
Elbette “organik” safi bir markadan ibaret, cok da tutturulmasi zor olmayan bi kac kosulu yerine getirerek organik damgasini alabiliyor firmalar..
Ama domatesin icinden bile zattuuru zort asidi ve cxy zart katki maddesi cikan bi ulkede bu bile biseydir derim ben..Bi avuc pismis mantara 5 dolar verecek kadar sapsal ya da zenginseniz, -ki NY’da 2 grupdan da bolca mevcut- Really Cool Foods’ really cool oluyo kisacasi..
Yakinda Amerika’nin her bi sehrine yayilcaina adim gibi eminim, ben sahsen kendim..

Moderen Park Hikayeleri

Posted in boyle de bisi oldu, central park, new york, ulubey on June 24th, 2006 by Loony Bin – Be the first to comment
Allahtan parklar var..Manhattan’in akcigerleri…Ya da yapay solunum makinasi mi demeli? En iyisi sey: metropol pasiflorasi..Onlar olmasa Allah muhafaza, restoran copu, insan kalabaligi, icerlerde yasak madem sokaklari somururuz mantikli sigara dumani, araba egzozu, gokdelen golgesi, sehir kaosu derken kanserden gidivericek kucucuk adamiz..
Riverside Park var mesela..orda “deniz” manzarasi ve yelkenliler..Battery Park var..orda Ozgurluk Heykeli ve Tribecacilar..Washington Square Park var..orda NYU ogrencileri ve her turlu yasadisi eglencelik..Bryant Park var..orda NY Fashion Week’in red carpet’ina nazir yenecek doner-ekmek ve aksam sinemalari..Gramercy Park var..orda Uma Thurman ve kilitli kapilar..
Saymakla bitmez malum-ama en bi once Central Park var elbet..Dunya parklarinin baskenti.. Bazen cherokee kurtlar bile yolunu sasirip iniyor, orda ordekler, orda tasmasiz kopekler, orda spor manyaklari, bisikletler ve piknikciler..orda kanolar, faytonlar, muzisyenler ve buzpateni, beyzbol ve futbol ve hayvanat bahcesi ve donmedolap, ve isiklar icinde Tavern on The Green..ve bir gun olur da basimiza bir is gelirse bulusacagimiz agacimizin alti ulubeyle..
Tum farklari bir yana, her parkin ortak noktasi bi damlacik yaz gorunce soyunuveren gunese hasret New Yorklular var bir de..Bikinileri ve kalin kumsal romanlariyla kizlar, frizbileri havada kapan labradorlari ve six-packleriyle oglanlar..Bir de bendeniz varim..Orta Dogulu muhafazakar genlerime yenilip bir turlu cimlerde guneslenmeye cesaret edemeyen, ya biri gorurse, ya gobegim firtlarsa, ya ayip olursa telasli bir adet son derece Turkish bin..
Bu yaza kadar yani..Ilk cikan guneslerde karar verdim bitecek bu kroluk diye, giydim bikinimi icime, aldim dergimi vurdum kendimi hem de yanimda kalkanlik yapacak ne bi arkadas ne bi manita, Central Park’in cimlerine…Etrafta nerdeyse cirilciplak adamlar, kadinlar, obezinden filintasina en ufak bir kendine guven eksikligi sizdirmadan uzanivermisler sereserpe..Once biraz gobegimi aciyorum yanlislikla siyrilmis bi tshirt iluzyonu vermeye calisarak..Okumaya dalmis pozunda etrafi kesiyorum..vee bi anda dogrulup sanki biri uzaktan kumandama basmis gibi cabucak ve kesin bi hareketle soyunuyorum..Kimse, ama kimse umursamiyor bu kisisel tarihimde bir donum noktasi hareketi…Ne donup bakan var, ne ohs yavrum yapan biyiklilar, ne ay kiza bak tek basina soyundu ortalik yerde yapan teyzeler..Ani bi manevrayla gokyuzunden pike yapan helikopterler de, yok anasini satiym..Ben, pembe bikinim ve soyundum ama entelim havami saglayan New Yorker dergim..basbasayiz..Basardim! helal olsun bin sana..medeniyet budur kardesim!
Bir hafta sonra, Natalie Portman’a rastlanilan sahane bir West Willage gezintisinin ardindan Hudson River Park’da molalaniyoruz ulubeyle..Ruzgar var, etegim devamli ucusuyor, ulubey telasli..Bense kendime guvenliyim, bozmaz beni bunlar artik…as bunlari diyorum..bak butun kizlar bikinili diyorum…Oysa yok oyle birsey..Birak bikinilisini..Etrafta tek bi hemcins bile yok..herkes ama herkes erkek..Parkin ortalama yag orani 0’a yakin, herkes tash, herkes elele..herkes gay! Modern parklar zincirinin son halkasina ermis olmanin sehirli gururu ve ulubey’e caktirmamaya calistigim “bizim manitayi kesen var mi” Anadolu endiselerimle bilincimin tahterevallisinde gidip geliyorum…Ulubey yelkenlilere bakip hayal kuruyor ve etegim acilmis acilmamis umru olmuyor.. Adolesan hayatinin park nosyonu Ankara Kugulu Park’in banklarindan ibaret ben, biraz bozuluyor muyum ne?
Bir hafta daha sonra, New York parklarinin en sahane okazyonu, bedava Summer Stage konserlerine istirak etmek uzere, yine Central Park’dayiz. Sahnede, Sierra Leone’daki savastan kacip sigindiklari Gine’nin bi gocmen kampinda kurulan The Refugee All Stars var..belgeseli izleyenler olmustur belki…Hava yagmurlu, soyunma ihtimali 0, icler rahat, piknik cantamiz ve domes romantizmimizle mutluyuz.. Gizli bulusma agacimizi kesmisler yalniz, uzuntulere gark oluyoruz…Ama kisacik bir an icin…Manhattan’in onlarca parkinda, binlerce agac icinde, bizim hikayemize ve moder(e)nlik seviyemize uygun bir agac vardir elbette, biliyoruz cunku…
P.S: Bi arkadasim bu seker blogu gosterdi bana..Pariste yasayan bi Turk kizinin da meger, benzer ‘soyunma endiseleri” varmis..Oh be yalniz degilim, gurbetci her yerde gurbetci dedim icimden:)

arkasi yarin

Posted in boyle de bir insan var, boyle de bisi oldu, misafir, new york, ulubey on January 15th, 2006 by Loony Bin – Be the first to comment


Bi on gün sonra nefis ceketi alacak olan ama henüz bunun farkında olmayan 2. misafir teşrif ediyor. Kendisi geleceğin Ali, hatta Rahmi Koç’u, burnu akınca benden selpak isteyen ve yok diyince de “bi genç kızın çantasında nasıl selpak olmaz?” diye sinirlenen ama “madem nezleyim yanımda selpak taşıyayım” düşüncesi aklından asla geçmeyecek türde bi kişilik, ulubey’in arkadaşlıklar krallığında en sevdiği insan, benim de vezir mertebesine yükseltmekten gocunmayacağım favori bi kişi. Yoğun iş hayatına ara verip yeni yılı geçirmek için her sene olduğu gibi bu sene de New York’u tercih etmiş, onur duyuyoruz.
Bavul açılıyor; içinde toplam 10 parça eşya var. Hepsini geçen sene beraber almışız zaten. Toparlanıp bu seneki gardrobu düzmek üzere fiks mağazamıza giriyoruz. Ceket de orda. Zaten alan bir pişman almayan bin. On numara bi ceket. Çeşitli extra kombinlerle gardrobumuzu oluşturuyoruz. Zararı ödemek için kasaya geldiğimizde Christmas ambalesinden beyni bulanmış tezgahtar kız yazmıyor ceketi. Bir de üstelik kara geçmiş oluyoruz. Oley kısmı için adres sinema. Misafir 2 ve ben korku filmi izlemeyi seviyoruz. Ulubey sinemaya keyif için gidildiğini ve vaktini gerilerek geçirmekten hoşlanmadığını iddia ediyor. Onun tercihi Jennifer Anniston’lu Rumor Has It. Kendi aramızda biz bu duruma ödleklik diyoruz aslında ama dostlar arasında bu tür hakaretler yakışık almıyor, susuyoruz.
Filmimiz Wolf Creek. İlk 45 dakka bi discovery belgeseli havasında geçiyor. Bu ne lanlanıyoruz. Ama 46. dakkada öyle korkunç öyle korkunç şeyler oluyo ki, çıkmak istiyorum ben. Filmden çıkardığımız ana sonuç asla ama asla Avustralya’ya gidilmeyeceği ve hemen yarın ehliyet almam gerektiği. Bi de önce can sonra canan. Sapık bi katil peşinize takılırsa sizi kurtarmak için duracağımı zanetmeyin. Yanılırsınız.
Ertesi gün New York’da yapıcak bişey kalmadığına kanaat getirip Philadelphia’ya gidioruz. Burası misafir 2’nin avucunun içi. Bizi gezdiriyor. Ama bi takım kurallar var, hızlı hızlı yürünecek, dükkanlarda mola verilmeyecek ve mutlaka ama mutlaka center’a gidilecek. Ne zaman bi yerde durup resim falan çekmek istesek, hadi ama daha center’i görmediniz diyor. Center dediği de dandik bi sokaktan ibaret. Nedense oraya gitmeyi görev addetmiş kendine. Biz kendi aramızda buna delilik diyoruz aslında ama arkadaşlar arasında bu tür hakaretler yakışık almıyor, susuyoruz.
Oradan Rocky’nin hani merdivenlerinde tapırdadığı Art Museum’a gidiyoruz. Elbette tüm gerizekalı teenager oğlanlar talimde. Hadi diyorum siz de oynayın. Kahverengi kadife bej çizgili ceket sahibi bi insana denecek laf var denmeyecek laf var. Kınanıyorum. Çok da fifi.
Son durağımız aslında Philedelphia’ya gelme sebebimiz. Philly Cheese Steak Sandwich! Son altı senedir yıkanmamış t-shirtü ve beş saniye önce sümüğünü sildiği önlüğüyle servis yapan bayan white trash’in elinden mikrop yuvası ve dünyanın en lezzetli sandviçlerimizi alıyoruz. Elbette bi tur “abi bundan Taksim’e açacaksın bak nasıl satıyor” geyiği döndürdükten sonra biraz da Philly’nin sigara içilen medeni barlarında turlayıp vakitlice evimize dönmek üzere arabamıza biniyoruz.
Elimizde son derece detaylı bir Yahoo map request tarifi var. Ama içgüdülerine güvenen ve yazılı dokümanlarla arası pek hoş olmayan misafir 2 bu noktada evsahibi konumuna gelmiş olmanın da verdiği güvenle direksiyona geçiyor. Hiç vakit kaybetmeden kayboluyoruz. Takriben 5 motel ve 8 benzin istasyonuna yol sorduktan ve 42 dakika kim haklıydı diye kavga ettikten sonra ben doğru yolda olduğumuza kanaat getirip uyumaya başlıyorum. Yolculuk süremiz olan 2,5 saatin sonunda uyanıyorum ve tam olarak başladığımız noktada olduğumuzu kavrıyorum. Bu sefer şoför koltuğunda ulubey var. Zavallılar haldır haldır direksiyon sallarken tüm yolu arkada horuldayarak geçirmiş olmaktan hiç utanmayan bi edayla 2sini de azarlamaya başlıyorum. 6 saatin sonunda eve girdiğimizde kimse birbirinden haz etmiyor ve ben “hiç boşuna tartışmayın 2niz de eşit derecede gerizekalısınız” diyerek olaya mum dikiyorum. Bi de üstüne sabah 7de arabanın geri götürülmesi gerek. Küçük bi yazı tura töreninin akabinde ulubey küfrederek uykuya çekiliyor. Toplam 2 saati var zira.
Ertesi gün yılbaşı. Gıcıklığımızı elmalı votkada boğuyoruz ve diğer acayip arkadaşlarımızı da yanımıza katıp kendi çapımızda eğleniyoruz. Ertesi gün değil ondan ertesi gün misafir yurduna dönüyor. Nerdeyse son 15 yıldır her yılbaşını beraber geçirdiğim arkadaşımı taksiye bindirirken ağlıycak gibi oluyorum. “Yine gelirler di mi?” diyorum. “Tabi gelirler” diyo ulubey. Eve çıkıyoruz ve artık sadece bize kalmış olan kanepeye yayılıyoruz. 5 dakka sonra 5 dakka önceki halimden eser kalmıyor. “Oh be nihayet gittiler” diyorum, “evet” diyo ulubey, “nihayet”. Biz kendi aramızda buna psikolojik bozukluk diyoruz ama arkadaşlar arasında bu tür hakaretler yakışık almıyor, susuyoruz.

Miami Vice ve Polis Imdat

Posted in TV, boyle de bisi oldu, new york, ulubey on December 1st, 2005 by Loony Bin – Be the first to comment

Geçen sene ev soyulduğunda çamurlu 45 numara botları ve Dunkin Donuts kahveleriyle salonun içine dalıverip Kakılmış’ın toz fırçası gibi bi nesneyle parmak izi almaya başlayan New York Polis Teşkilatı mensuplarına olası şüpheliler listemi vermeye kalktığımda “hanfendi çok CSI izliyosunuz” cevabını almış ve sessizce kapak yapmıştım. O gün bugündür biraz da tipik Amerikan itfaiyeci fantazisiyle beslenmiş latan kanun koruyucusu sevgi kırıntılarımı da rafa kaldırmış bulunuyorum. Bi kere de Büyük Ada vapur iskelesinde bi polise salak demiş ve tutuklanmaktan son anda kurtulmuştum. Birisi bana bi kamu görevlisiyle arasında geçen bi münasebeti anlatsın hiç gözünün yaşına bakmam direk halktan yana önyargılanırım.
Peki madem, polisiye dizilere olan ilgimi nası açıklamalı? CSI’in her türlüsü (Miami’si var, Las Vegas’ı var, New York’u var, tecavüz masası var, var Allah var), Without a Trace, E-Ring, en çok da Criminal Minds, hepsini gayet izliyorum…
En nihayetinde konuyu incelemeye karar vererek Criminal Minds’in pek bi heycanlı bi bölümü esnasında yanımdaki kimseye yaklaştım. Dedim ki: “polis olmak ister miydin?” Dedi ki “isterdim.” Sonrası söyle gelişti:
Bin: Peki Türkiye’de polis olmak ister miydin?
Oburu: İstemezdim.
Bin: Vay Amerikan uşağı…
Oburu: ..E sen ister miydin peki?
Bin: İstemezdim.
Oburu: Niyeymiş?
Bin: İsyankarım ben.
Oburu: E tamam iste polislik tam sana göre o zaman.
Bin: Ne gibi pardon?
Oburu: Suça isyan ediceksin kızım…
Haaaaaaaaaaaaaaaaaaa. Valla hiç böyle düşünmemiştim. Bi anda heycanlandım. Polislik de cool olabilirdi evet. Miami Vice cool’u diil ama. Bi nevi Komser Tahir Kemal ekolü. Bi hafta kadar dizileri bu yürü be koçum gazıyla izledim. Ama yolunda gitmeyen bişiler vardı. Yeni felsefemi tam benimseyememiştim. Sonra arşivleri karıştırdım ve nihayet hatırladim.
Bundan bikaç sene önce dünyanın en cool üç insanından birine Amerika’dan hem beğeneceği hem de bütçeyi çok sarsmıycak bi hediye almaya çalışıyorduk. Dedik ki “Çok güzel NYPD (New York Police Department) tshirtleri var, ister misin?” Karşıdan bi bidon kapağının hızlıca kapandığını duydum. “Ben sana polis imdat tshirtü alsam giyer misin?”
Geçen yıllar cevabımı değiştirmemiş olucak ki bu flash-back eşliğinde televizyonu usulca kapattım: “Hayır giymezdim.”