youtube

Kronik Savas Yorgunluguna Ilac Filmler : The Messenger, Brothers & The Hurt Locker

Posted in baska yerde yazmisim, film, oscar, youtube on May 3rd, 2010 by Loony Bin – 5 Comments

Savaslardan da, onlari seyretmekten de biktik. 40 seneyi askindir haber bultenlerinden, sinema perdesinden, 24 saatlik canli yayinlar ve simdilerde de Youtube’dan koyu bir kalp agrisi ve anlama istegiyle izledigimiz savas tefrikalarina banal bir pembe dizi muamelesi yapar olduk nicedir. Rich’le Brook birlesti mi? Yok, daha degil. Amerika Irak’dan cikti mi? Valla Obama bu sene demisti ama…Hal boyle olunca, 11 Eylul’den beri cekilen Afganistan ve Irak savasi konulu filmlerin ne giseden ne de elestirmenlerden ilgi alaka gormemesine de sasmadik pek. Ama 2009 yapimi uc film: The Messenger, Brothers, ve en cok da The Hurt Locker kronik savas yorgunlugumuza care oldu/olacak gibi. Peki bu uc filmin recetesinde ne yaziyor da isler degisiyor dersiniz?

Seyirlik Savaslar Cagi

Michael Arlen’in “oturma odasi savasi” diye mimledigi Vietnam, “izledigimiz” ilk savasti. 3 kanalli siyah beyaz Amerikan televizyonundan yayinlanan goruntulerin savasa destek mi kostek mi oldugu epey tartisildi. Arlen, rahat koltuklarimiza kurulup “uc santimlik adamlarin baska uc santimlik adamlara ates etmesini” izlemenin psikolojimizde yapacagi tahribatlar icin endiselenirken CNN’i hayal eder miydi bilinmez. Ama sira Korfez Savasi’na geldiginde uc santimlik adamlar canli, bombalar kurgusuz, savas 7/24 ekranlardaydi. Afganistan ve Irak savaslari da, basta CNN olmak uzere sayilari giderek artan kablolu/kablosuz haber kanallarindan kanli canli yayinlandi elbette. Ama 2000’lere vardigimizda medyanin sekli semali degismis, internet gazeteciligi ve Youtube sagolsun, Christian Amanpour’a yuz vermez, gazetelerin bilen adamlarina cok da fifilenir olmustuk. Yeni medyanin parlak cocugu Youtube 2005’de Irak Savasi’nin baslamasindan iki sene sonra hayatlarimiza girdi ve savasi tuketme/izleme hallerimizi tepetaklak etti. World of Warcraft oyunlariyla, MTV videolariyla buyuyen yeni yetme Amerikan askerleri safsiz muharebelerde digital kameralariyla cektikleri goruntuleri bloglarina ve Youtube, iFilm, Ogrish gibi sitelere yuklemeye basladiklarinda adina “Youtube savasi” denilen bir donem de baslamis oldu. Bu mecralarin hem piyasaya cikan yeni nesil savas filmlerinin anlatim dilleri, hem de ragbet gormeme sebepleri uzerindeki etkilerini gormemek ise imkansiz gibiydi.

Cekemem Senin Filmini Milnini

savaslardan da onlari seyretmekten de biktik

Ne The Hurt Locker, ne The Messenger, ne de Brothers Hollywood standartlarinda buyuk hasilatlar yapti. Ama Brothers’in kendinden once gelen Irak/Afganistan veya baska bir deyisle “terore karsi savas” filmlerini gani gani asan gisesi (28 milyon dolar) ve The Messenger ile The Hurt Locker’in 2010 odul listelerindeki hakimiyeti bu uc filmi suruden ayri degerlendirmemiz icin kafi sebepler. Zira Home of the Brave (2006), Rendition (2007), Lions for Lambs (2007), In the Valley of Elah (2007), Redacted (2007), Stop-Loss (2008), ve hatta Ridley Scott’un Leonardo Di Caprio ve Russell Crowe’lu Body of Lies’i (2008) gibi yeni donem savas filmlerinin akibetine baktigimizda hem gisede bombalandiklarina, hem de elestirmenlerinden paparayi yediklerine sahit oluyoruz.

Bu listenin kronik savas yorgunluguna kurban gitmesinin ilk sebebi kotu zamanlama diyebiliriz. Savasin hala devam ediyor olmasi, ve bu filmlerin Amerika’nin savas konusunda sert bicimde kutuplastigi ikinci Bush donemine denk gelmesi seyircide bir cekemem senin filmini milmini hissi uyandirdi. Vietnam surerken yapilan savasa dair tek film, John Wayne’in savasi yucelten The Green Berets’sinin (1968) bugun bile en nefret edilen filmler listesinin baslarinda olmasi tesaduf degildir. Taxi Driver’dan (1978) Apocalpyse Now’a (1979), Platoon’dan (1986) Born on the 4th of July’a (1989), buyuk yonetmenlerin vicdan muhasebesi suyuna bol Oscarli filmlerinin Vietnam’in Amerikan toplumu uzerindeki travmasi hazmedildikten epey sonra karsimiza cikmasi da…Korfez Savasi’ninsa genel olarak hakli ve kazanilmis olarak algilanmasi ve “bi bombalayip cikicam abi” usulu kisa/temiz sonuclanmasi sinemacilarin da konuya cok bulasmamasina, yine savastan epey sonra piyasaya cikan Three Kings (1999), Jarhead (2005) gibi sayili orneklerin de orta yolcu ve pek de kimsenin umru olmamis filmler olarak kalmasina sebep oldu.

Terore karsi savasa gelince…Henuz dumani ustunde bir savas hakkinda cekilen In the Valley of Elah, Rendition, Lions for Lambs gibi didaktik ogretmen hanim hikayeleri ne savas yanlisi Cumhuriyetcilere ne de savas karsiti Demokratlara yaranabildi. Cocuklarinin, karilarinin/kocalarinin savastan donmesini bekleyen, donenlerin hayata adaptasyonunda korkunc sorunlar yasayan, ya da aile uyelerini coktan sehit vermis Amerikalilarin ise her turlu mesaja karni toktu. Bu filmlerin bir kisminin sorunu da asker videolarindan odunc alinmis dilleri ve gercek olaylara dayanan oykuleriyle zaten bilgi bombardimani icinde bunalmis seyirciye fazlaca realist gelmeleriydi. Nick Broomfield’in Amerikan askerlerince oldurulen on bes sivil Iraklinin hikayesini anlattigi belgesel-dramasi Battle for Haditha (2007), Brian de Palma’nin Mahmuniyad’da Amerikali askerlerin 14 yasinda Irakli bir kiza tecavuz etmesini askerlerin Youtube videolarina ve bloglarina dayanarak anlattigi Redacted (2006) , ve Kimberley Pierce’in Irak’dan donen kardesi ve silah arkadaslarinin videolarina referans vererek cektigi Stop-Loss (2008) bu yeni medya ilhamli filmlerden sayilabilir.

Fon Savas Konu Insan

The Hurt Locker, The Messenger, ve Brothers’i sinif arkadaslarindan ayiran en onemli ozellikleri vaaz vermemeleri. Dogru muydu yanlis miydi sularinda hic islanmadan, savasi depolitize etme pahasina, savasin kendisine degil, askerlerin hayatlarina ve psikolojilerine, yani insana dair filmler olmalari. Epik catisma sahneleri ve ucuz kahramanliktan uzak, bizi savasin girdigi evlere, geride kalanlarin hayatlarina, gencecik askerlerin endiseleri, korkulari ve fedakarliklarina davet etmeleri…Bir de tabii avantajli zamanlamalari: Obama’nin secilmesi ve Irak’dan yakin bir gelecekte cikilacagina, daha adil bir savas politikasi yurutulecegine dair inancin kuvvetlenmesi bu filmleri izlenir kilmisa benziyor zira.

Uclunun en basarilisi en iyi film de dahil 9 dalda Oscar’a aday olan Oscarlari kapan ve festivalleri sallayan The Hurt Locker. Point Break (1991) en parlagi olmak uzere pek hatirda kalmayan aksiyon filmlerinden ziyade Avatar’in yonetmeni James Cameron’un eski karisi olarak taninan Kathyln Bigelow, en iyi yonetmen Oscar’ina aday olan dorduncu ve kazanirsa da ilk kadin olacak kazanan ilk kadin. New York Times’in film elestirmeni A.O. Scott’in “Eger yazin en iyi aksiyon filmi degilse ben de arabami patlatirim!” diye ovdugu film, Bagdat’da gorevli uc kisilik bir bomba imha timinin hikayesini seyirciye ekibin dorduncu elemani muamelesi yapan bol zumlu ve dolaysiz kamerasiyla, savasin adrenalinine muptela, bomba imhanin David Copperfield’i Bascavus William James’i (Jeremmy Renner)merkezine alarak anlatiyor. In the Valley of Elah’in da yazari olan gazeteci Mark Boal’in bomba imha ekipleriyle gecirdigi bir senenin ardindan yazdigi senaryo, bu riskli gorevi yapan askerlerin rutinlerinin Rambosal aktivitelerden degil de, beklemek, terlemek, susamak, korkmak, gun saymak, birbirleriyle anlasmaya ve hayatta kalmaya calismaktan ibaret oldugunu basarili bir sekilde anlatiyor.

Nasil ki William James gibi gozukara, rutini bozan ve eve donmeye isteksiz askerler var; ailesine kavusmak icin inanilmaz fedakarliklar yapan, savasin en igrenc yuzune sahitlik eden askerler de yok degil. Brothers bunlardan birinin, Afganistan’da gorevli Sam Cahill’in (Tobey Maguire) oldu sanildiktan sonra bambaska bir insan olarak eve donmesini ve beceriksizce hayata adapte olmaya calismasini anlatiyor. Ustelik esir dustugunde yasadiklarinin agirligi yetmezmis gibi, bir de yoklugunda yakinlasan karisi Grace (Natalie Portman) ve kardesi Tommy ile (Jake Gyllenhaal) basetmek zorunda kaliyor. Aile dramalarinin kadrolu yonetmeni Jim Sheridan Brothers’i Things We Lost in the Fire (2007)’dan tanidigimiz Danimarkali yonetmen Suzanne Bier’in ayni isimli filminden neredeyse kare kare uyarlamis. Uyarlamasa daha iyi olurmus tabii. Daha 2004’de cekilmis, Amerika’da gosterime girmis, Sundance odullu bir filmi yeniden cekmenin mantigi nedir anlayana askolsun. Hele de orjinali -Bier’in dogma gecmisi sagolsun- son derece sade, klisesiz ve akiciyken, Maguire’in “Ben Spiderman’dan cok daha fazlasiyim”i kanitlamak ugruna kendini paralayan oyunculugu ve Portman’la Gyllenhal’in tutmayan kimyasiyla suslenmis bu melodram hic cekilmiyor dogrusu. Ama Brothers’i izlenir kilan yani, sayisiz Amerikali ailenin karsi karsiya kaldigi bir soruna; savastan donen askerlerin travmalarina yogunlasmasi. New York Times’in 2008’de yaptigi bir arastirmaya gore 121 Irak ve Afganistan gazisinin cogu aile ici cinayetden suclu bulundugu dusunuldugunde Brothers’in gise basarisini anlamak kolaylasiyor.

Uclunun sonuncusu The Messenger, Brothers’da Grace’in kapisini calip “Kocaniz oldu” diyen askerlerin zorlu hikayesini anlatiyor. İsrail ordusundan emekli Oren Moverman ilk kez yonetmenlik koltuguna oturdugu filmi Alesandro Camon ile yazmis, ustune bir de Amerika Savunma Bakanligi’ndan teknik yardim almis. İyi de yapmis. Zira film boyunca Yuzbasi Tony Stone (Woody Harrelson) ve Bascavus Will Montgomery (Ben Foster)’nin alti ayri eve yaptigi ziyaretlerle ogreniyoruz ki orduda Azraillik son derece teknik bir is. Sadece en yakin akrabalara haber vermek, duygusallasmamak, dokunmamak, yazili metnin disina cikmamak, medyadan once haberi ulastirmak kati kurallardan bazilari. Film boyunca Harrelson Korfez Savasi sonrasi alkolizm ve bir gecelik iliskilerle sasmis terazisini bu kurallarla dengelemeye calisiyor. Irak’dan kahraman olarak donen Foster ise sessiz ve yalnizlasmis hayatina kurallari delerek anlam kazandirmaya cabalarken buluyor kendini ve Samantha Morton’un canlandirdigi taze savas dulu Olivia’nin cekimine kapiliyor. Harrelson’un gecmiste bazen fazla gelen egzantrik halleri, uzerine giydigi uniformayla teskin edilmis ve geriye harika bir oyunculuk kalmis. Foster’in Ryan Gosling’i animsatan yuz hatlari ise bu rolun melankolisine cok yakisiyor. İkilinin giderek gelisen dostluklarini izlerken hem farkli jenerasyondan askerlerin savas sonrasi travmalariyla nasil basa ciktigini hem de atesin dustugu yeri nasil yaktigini duygu somurusune kurban gitmeden sakin sakin izliyoruz.

Kronik savas yorgunlugumuzu biraz da olsa alan bu uc filmin hicbiri buyuk bir tamamlanmislik hissiyle sona ermiyor. Savasa dair buyuk sorularin cevabini bulmadan, kahramanlarimizin akibetlerini tam olarak bilmeden, soyle bir gonlumuzce “The End” cekemeden ayriliyoruz sinemadan. Ama bu belirsizlik zamane savas hikayelerine yakisiyor da. Belirsiz, natamam, orda bir savas var uzakta. Gitmesek de, gormesek de seyretmesi bedava.

** Bant Dergisinin Nisan-Mayis 2010 sayisinda yayinlanmistir.

davos tayyip youtube

Posted in davos, new york times, tayyip erdogan, youtube on January 31st, 2009 by Loony Bin – Be the first to comment

Gecen sene Youtube’un Davos question isini anlatmistim hatirlarsiniz. Bu sene de yapmislar gelistirerek adi da Davos Debate olmus. Bu sefer politika, ekonomi, etik, ve cevre icin 4 ayri soru var. bu sorulara verdiginiz cevaplari youtube’a yukluyosunuz sonra zirve sirasinda dunya liderleri de ayni sorulari Youtubelanmak uzere cevapliyo boylece sembolik de olsa bir tartisma ortami doguyo vs vs vs
Sayin basbakanimiz da tum dunyaya dersini vermeden, topunu da alip maci terketmeden ve ulkemizin onurunu ve serefini kurtarmadan az bi once politika sorusunu cevaplamis. Soru “sizce Obama dunyanin vaziyetini duzeltebilecek mi?” Erdogan konuyu Gazze’ye baglamis ve “…obamadan ortadoguya yonelik olarak gerek sessiz yiginlarin sesi gerekse kimsesizlerin kimi olmasini bekliyoruz…” demisss.
Eyvallah iyi demis hos demis, kimsesizlerin kimi meselesini de Hakki Devrim dusunsun de…
Kardesim Youtube Turkiye’de yasak.
Sen bu yasaga sebep olan yasayi hazirlayan hukumetin basbakanisin. Kalkip Youtube’a aciklama yapiyosun bi nevi vidyo yukluosun.
Bunda calsin tamtamlar tadinda bi absurdluk yok mu allah askina?
Hani ne bilym annenizin sigara iciosunuz die sizi odaya kapatmasi sonra salona gecip pufurpufur sigarasini tutturmesi gibi bisey.
Ukala teenagerler bole annelere ne diodu bakiym uyuz hallmark channel filmlerinde? hy..hy..hah buldum hy-poc-rite!

Davos Debate icin burayaErdogan’in cevabi icin buraya tiklayiniz

UPDATE: New York Times’in bloglarindan birinde de konuyla ilgili bir yazi cikmis bugun
valla loonybin’den 2 gun sonra uyanmislar konuya
hehehehhhee
pulitzerrr diorm bekle beni geliyorm

sevgili davos amca

Posted in Turkiye, davos, world economic forum, youtube on January 21st, 2008 by Loony Bin – Be the first to comment
Carsamba gunu Dunya Ekonomik Forumu Davos’da baslio. Hem de pek bi Turkiye temali. Kapanis galasinin ilk yarisinin evsahibi Turkiye olucakmis. Doğaniydi, Koçuydu, Doğuşuydu, Sabancısiydi hepicii gidiomus. Erdogan da gidicekmis. Yeni bi lokanta krizi yasamazsak haftaya cikcak haberlerin minvali simdiden belli oldu gibi: Turkiye devler liginde, Davos’un en unutulmaz gecesini Turkler yasatti, Sarkozy Sertab’a hayran kaldi, Klaus Schwab Davos Davos olali boyle eglence gormedi dedi blah blah blah…Isvicre’de servis sektorunde calisan Turkler’de bi panik dalgasi var midir die de suphelenmio diilim gerci. Bu hafta alinan yillik izinlerde bi artis var midir arastirsin sayin Birand.
Enivey…benim derdim bambaska. Tahmin edersiniz ole bi Davos hayranligimiz yok. Alpler kizi Heidi bi hayatimiz olsaydi pankartlari cakip yollara duser miydik sarisin besili anti-kuresellesmeci Isvicreli oglanlarin yanibasinda..hmm bilmiorm..Isvicre sabah kusagi programlarinin durumuna gore deisir tabi..
Davos ilgimi cezbedio bu sene cunku Youtube’da Davos Question diye bisi basladi. Simyaci’nin yazari Paulo Coelho’nun (tamam ya biliorz Iclal Aydin’in babasi oluyo kendileri napalim aaa) youtube vidyosunda sordugu soru su:
“sizce 2008’de dunyayi daha iyi bir yer haline getirmek icin ulkelerin, sirketlerin ya da bireylerin yapmasi gereken sey nedir?”
Bu soruya cevabinizi youtube’a post ediyosunuz,. Artik kameraya direk takirtakir konusur musunuz, belgesel mi cekersiniz, Petek Dincoz’un evlilik goruntulerini mi post edersiniz tamamen size kalmis, sinirlama yok..sonra kendi begendiginiz vidyolara oy veriosunuz ve en cok oyu alanlar davos’da politikacilara, kanaat liderlerine ve de bittabi aman eksik kalma sen Bono’ya gosterilio, onlar da kendi cevaplarini verio vs..vs…simdiden 300bin civarinda izlenmis vidyolar..
Diycek biseyiniz varsa ya da oy vermek istiosaniz buraya tikliosunuz:
http://www.youtube.com/davos
sonuclari gormek icin catlio web 2.0 delisi bunyem..Turkler’den response olucak mi onu da acayip merak ediyorum. Tabi butun olayin ilkokulda zorla yazdigimiz Sevgili Tonton amca baslikli Ozal mektuplarina donme tehlikesi de yok diil.
Bekliyip gorucez.
EDIT: turkiye’de youtube’un mahkeme karariyla kapali oldugunu hesaba katmadim tabi. ah kafam..ah kafamiz..yanda bi kutu var internetine sahip cik diye..oraya tiklamanizi tavsiye ediyorum…imzalayin hatta..sesimiz ciksin dokulmuo inciler..xoxo