Posts Tagged ‘fuck 2010’

Tüm Gerçekleriyle Kayak Sporu ve Fuck You Yılbaşı

Posted in boyle de bisi oldu, gicik, hopciki, romans, ulubey, yilbasi on January 2nd, 2011 by Loony Bin – 12 Comments

Dün terbiyemizi bozup da yüzüne söyleyemedik, şimdi arkasından gönül rahatlığıyla pislikleşebiliriz bence: Fuck you 2010! Sen ne çirkef, ne adi, ne gıc-cık bir yıl çıktın ya. Hiç randıman alamadım senden, hiç… Hadi neyse nankörlük etmeyelim, daha beterlerini de gördük. Şimdi NASA muhafaza, bu yılbaşına da kayakta girebilirdim mesela. Geçen seneki gibi, ondan öncekinden önceki sene gibi. Ayh, düşündükçe Ankara’da babamın dişçi arkadaşının pirana dolu akvaryumuna löplöp attığı salam dilimleri gibi hissediyorum kendimi. Fuck you kayak. Yeryüzünün en gerzo sporusun. I tiksinmek you very much.

Madem öyle ne işin vardı dağ tepelerinde diyeceksiniz. Şimdi bahçıvan olmuş ama bi zamanlar çok asiydi be Özlem Tekin’den geliyor sevgili baykuşlu böreklerim: Aşk için, aşk! Bu ulubey denen çok kayakçı. Üç yaşında dağ tepelerinde tombalak resimleri falan var. Zaten şu hayatta da çok az şeyi seviyo, dedim bari bi kere de beraber gidelim de sevinsin yavrucak. Bi de bu aktiviteci çiftlere özeniyorum çok. Hani sen Pazar gününü delik pijamaların ve bi kova Baskin & Robins’le SNL re-runlarını izleyip toplamda üç adet yüklemli cümle kurarak geçirirken Central Park’da bisiklete binen, dağ bayır tırmanan, “tenis oynadık ben yendimm”, “ama hile yaptın o sayı benimdi”, “hayır bi kere ay hiç yenilgiye gelemezmiş benim kocişim” falan diye şakacıktan rekabetçiliğimiz ne seksi di mi pozları çeken çiftler var ya, hah işte onlar gibi olmak istiyorum ben de. Hayır bizim beraber yaptığımız tek sportif aktivite dişlerimizi fırçalarken kim aynanın önünü kapıcak itişmesi, ki onun da bi kalori yaktırdığını görmedik daha.

Enivey, işte 2 yılbaşı öncesi biz böyle kalabalık bi grupcak kayağa gitmeye karar verdik. Ben süperhiper heyecanlıyım çünkü bütün ömrüm ulubey’den şuşufufu kayak hikayeleri dinleyerek geçmiş. Yok Chamonix yok Courchevel böyle devamlı oh la la Champs Elysée isimler telaffuz edip gözümü boyamış, sanıyorum ki beyazlar içinde bi Sevtap Parman gibi salınarak zirvelerde sıcak çikolatalar içicem, otelden çıkarken Abercrombie & Fitch modeli misali diri gençler kayaklarımı bağlıycak, Kadir İnanır’ın gençliği giderinde kayak hocalarıyla kırıştırarak dağlardan aşağılara süzülücem, sonra ulubey’le elele tutuşup teleferiklere tırmanıcaz, akşam da şömine onu kuzu postlarında yuvarlanarak şampanyalarımızı yudumlıycaz bu arada devamlı spor yaptığımız için yedi buçuk kilo verip taş gibi olucaz falan. Ha canım koy, koy suyundan da..

Önce toplaşıp kayak kılığı alışverişine gittik. 2 çocuk sonrası sarkmış göbekle bikini alışverişine gitmeyi tercih ederim yeminle. Bi kere herşey anormasyon pahalı, hani o televizyonda gördüğümüz cool boardcu kızların kılıkları var ya 2 parça al bin kaymeyi bayıl hesabı. Azıcık daha normal fiyatlı şeylere bakiym diyosun onlar da zevksizliğin Everest’i: Seçenekler fosforlu pembe, kusmuk yeşili üstüne cırcır benekli falan..Dedim junior kısmına bakıym nasıl olsa bu Amerikalıların teenageri bizim grekoromen güreşçi ölçülerinde ay orda da şıklar Shrekli mont, Barbieli tayt falan. Bi de bişi beğeniyorum mesela, ulubey hemen “yok muhkem diil o, üşürsün” diye çemkiriyo. Bi yandan da hayatta en sevdiği kelime olan muhkemi 2 cümlede bir kullanabileceği bi ortam bulduğu için zevkten hexagon olmuş, devamlı bana patronluk taslıyo. Ya sabır ben bişiler seçtim kabinde giyiyorum dışarda 8 kişi bekliyo “hadi çık çık bakalım” diye, aldı mı beni bi ağlamaklık. Allaam yalebbim bi insan bi kıyafeti giyip bu kadar çirkin mi olabilir, Michelin Man gibi görünmeyi bırak, boğazına 32 tane yavru hipopotam oturmuş gibi bi daralma hissi, bi katkatlık, hadi Sevtap Parmanlığından geçtim leng çisim gelse napıcam gibi varoluşsal sorunlar içinde paralanıyorum. Bi de grupdaki diğer hatunlar o kadar petite o kadar petite ki, 32 kiloya 1.42 boyunda diilsen kendini iyi hissetmene imkan ihtimal yok anacım her şekil katanasın. Enivey bunlar beni gazladılar “aaa çok harika oldun hanimiş tavsancık agucuk gugucuk” diye biz dükkandan çıktık vurduk kendimizi dağ yollarına.

Gittiğimiz dağ da hiç öyle Fransızca isimli hopçiki kasabalar gibi diil de, nasıl desem hani sosyetik İstanbullu ailelerin bi zamanlar zenginlermiş de sonra düşmüşler bi akrabaları olur ya anca bayramda seyranda ziyarete gidip kulpları kırılmış hafif sararmış ama antika fincanlarda çay içtikleri, hah işte öyle bi yerdi. Fi tarihinde olimpiyatlar yapılmış, bütün o tesisler falan yerli yerinde ama bi eskimislik hakim herşeye, böyle 80’lerden kalma solmuş bi Ralph Lauren kataloğu gibi insanlar ve heryer…Gerçi o terkedilmiş bowling salonlarında, ironi olsun diye değil ciddi ciddi Ace of Base çalınan diskolarında, buz pateni pistlerinde ateş kenarlarında saykolar gibi de eğlendik ama o kısımlarını yazamıycam şimdi çünkü bu bir I hate kayak yazısı, hiçbirinizi özendirmek istemem klimanjarolu çöreklerim…

Enivey, zaten bi haftasonluk gitmişiz ilk gün dakka bir smaç bir bunlar beni 15 yasında şişko sümüklü bebeler ve bütün arkadaşları profesyonel olmuş bu becerememiş hicrandan kendini alkole vurmuş, çok da umrumdunuz suratlı kayak hocasıyla başbaşa bıraktılar. Ay adam 2 metrelik tepecikte bize kayak öğretmeye çalışıyo ben daha karda gözlerimin kamaşmasına alışamamışım, ne kakarakikiri yapıcak biri var yanımda ne kırıştırıcak, telefonlar çekmiyo, beynim patlasa ağlayanım yok, ulubey ufukta kaybolan Redkit gibi miktir olmuş gitmiş çok moralmanım bozuldu be justintimbırleyk kardeş…Sonra ders bitti ben bi 58 dakika da o lanet olasıca kayak ayakkabılarını çıkartmak için uğraştım, sonra da bastım otele geldim. Hem her bi kemiğim ağrıyo hem de o lüküs kayak tatili fantazisini yaşıycam ya illa, dedim bi masaj yaptırıym bari, yaprakları sararmış telefon defterinden kasabadaki tek masajcıyı bulup çağırdım. Böyle lambada hocası Yaşar Alptekin’in gençliği gibi bişi gelicek diye bekliyorum, artık son ümidim o çünkü, 50 yaşlarında kilim desen yelekli, hipi eskisi bi kadın geldi abi, koydu Enya’yı teybe yoğurdu yoğurdu gitti, lambada my ass.

Ertesi gün ulubey artık yarı vicdan azabı yarı da bi daha onla kayağa mayağa gitmem korkusuyla benimle vakit geçirdi. Şimdi yalancılık yapmayayım hakikaten kayabilince kayak zevkli azıcık, bi de beni ringe çıkacak Sugar Ray gibi gazladı “şöyle yeteneklisin böyle kralsın, ben senden hızlı öğreneni görmedim ohannes yağ gibi kayıyosun koçum benim” diye diye tatilin sonuna geldik, ben “evet tamam gideriz bi daha- olur peki” kıvamına geldim. Sonra geçen sene yılbaşında bu sefer bi arkadaşımızın dağ evine gittik kayağa. Böyle on kilometre ötede biri hapşursa çok yaşa diyeceğin sessizlikte, yol kenarında geyikler, karlar içinde hot tublar falan sahiden güzel bi yerdi. Sabah Sportif Billie ve zevcesi misali dağa geldik, bu böyle ayakkabılarımı giydiriyo, kayaklarımı kontrol ediyo, o rahat mı, bu iyi mi, resmen Andre Agassiylen Steffi Graff gibiyiz savulun leng şehre dönünce çiftçenek bikram yogaya yazılmayan şerefsizdir kaydıraklarındayım. Bütün gün son raddede romantik rembetiko kaydık, akşama doğru ulubey dedi ki “bak sen bu işi kaptın gel daha zor bi piste gidelim”, “iyi peki” dedim ben. O black diamondlar diil de onun bi altı bi piste çıktık biz tepede de bi cafe var oraya gittik önce ama hava bozmaya başladı, karanlık da çöküyo “yok yok bişi olmaz” dedi bu. Abi bi çıktık dışarı hava kararmış ve nasıl bi tipi nasıl göz gözü oyuyo, sanki biz içerdeyken birisi etrafımıza bi kar küresi inşa etmiş malak çocuğun biri de sallamış sallamış sallamış biz de savruluyoruz öyle bi durumdayız. Neyse yavaştan inmeye başladık ama her taraf buz olmuş, hiçbisi göremiyorum, hafiften tırsmaya başladım derken çotangaaa diye beyin üstü düştüm. Kayaklar bi yere fırladı kask bi yere ben bi yere, böyle bi kendimden geçtim kafamda yıldızlar uçuşuyo kesin diyorum bi yerlerim kırıldı yok çaresi. Herkes başıma toplandı, işte “bu kaç”, “başbakan kim?” falan diyolar neyse ben kalktım bi yandan yapmam gereken şeyleri hatırlamaya bi yandan insanları takip etmeye çalışıyorum ama bi skim göremiyorum ki..

Sonra bi daha düştüm ve artık kalktığımda panik atak hoşgeldin halindeydim olayın hiçbi komikliği kalmadı hah ölümüm de burda olucakmış kıyafetlerimi kardeşime verin, cenazemde Cyndi Lauper çalsın triplerine girdim çıkamıyorum. Bi yandan ulubey’i boğmak istiyorum beni buraya getirdi diye, bi yandan dediklerini yapmaya çalışıyorum, bi yandan güvenmiyorum ne kendime ne ona, böyle 2 kilometrelik mesafede bütün ilişkimiz gözlerimizin önünden patinaj yapıyo, Anti Christ’in kayak versiyonunda Charlotte Gainsburg gibiyim anasını satıym. Derken yanımıza motorlu bi devriye geldi herkesi topluyolar zaten, adam dedi ki “durum beter isterseniz binin sizi indireyim”. Orda gurur devreye girdi, ki korkudan daha kuvvetli tek şeydir şu hayatta, yediremedim kendime, dedim “yok ben kendim inerim”. Ulubey’e de “tamam sen git geliyorum” yaptım sonra ananemden öğrendiğim bütün duaları okuya okuya aşağı indim zaten herkes beni bekliyodu. Ulubey’e baktım resmen adamın ömründen 2 sene falan gitmiş, beti benzi atmış, artık suçluluk mu duyuyo, bu manyakla ömür geçmez kaçıym de kurtuliym hesapları mı yapıyo kestiremedim. Sonra arabaya bindik 4 kişi, bi de o tipide benzin bitti kaybolduk, telefonlar çekmiyo, artık sinirler laçka ama bi yandan da o kadar ambale olmuşuz ki herkes birbirine aşırı kibar davranıyo, şu günü atlatırsak daha da feriştahı gelse alamaz leng modunda eve vardık.

O gün bu gündür bi daha da hiç konuşmadık o meşhum olaydan neredeyse, ne o bana sordu niye öyle oldu diye, ne ben ona çemkirdim niye şöyle olmadı diye…Sonra bi kaç hafta önce öğle tatilinde buluşup beraber gym’e falan giden acayip aktiviteci bi çift arkadaşlarımız yemeğe geldi bize, kız “biz yılbaşında Aspen’e kayağa gidicez, siz de gelsenize” dedi, ulubey bi saniye bile sektirmeden “yok biz gelemeyiz başka planımız var” çekiverdi. Sonra misafirleri yolcu edip yatmadan dışlerimizi fırçalarken “ne yapmak istersin yılbaşında sahiden?” dedi manidar manidar. Şöyle bi düşündüm, ulubey’i ittirip aynanın önünü kaptım çevik bi slalom darbesiyle ve “amaaan fuck yılbaşı, SNL maratonu varmış, pijamaları çekip onu izleyelim bence” dedim.